bugün
- fatma betül olayından çıkarılacak beş ders4
- yazarların işlediği günahlar14
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz20
- flörtün ilkesel reddi4
- ipkis3
- yüzü siyaha boyayıp gezmek2
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek17
- toplu taşımada yer verme ahlakı6
- amedspor31
- londra devlet hastanesindeki hamile erkek figürü2
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı22
- caminin yolunda öleyim2
- şamil tayyar'ın fatma betül sayan kaya tweeti2
- halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu2
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu13
- korkudan patır patır altına yapmak6
- günlük tutmak7
- psikologun aman buna da ağlama zırlak demesi7
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- yazarların fotoğrafları9
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- aleksey batrakov29
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı87
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim33
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur15
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- bu ne hal yahu9
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- akşama ne yemek yapsam10
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- arkadaşlar uyuyalım mı artık6
- şimdi ne yapsam acaba7
- kadın tır şoförleri6
- ağıza alınca rahatlatan şeyler9
- sözlüğün yeni tasarımı23
- yarma şeftali7
- rahibin bu günahları çıkaramam demesi5
- kar soğuğu6
- cumartesi gecesi6
- durduk yere tribe girmek5
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- kemal kılıçdaroğlu vs bülent ecevit9
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey12
- the merich'in mutfağına konuk olmak7
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- psikoloğun incinmişsin demesi4
- erbabı yaparken yorgan titremezmiş4
- kanal 7 gelin dizisi5
- alo kocanız beni diğer dostuyla aldatıyor.
+ kimsiniz??
- bir dost.
+ kimsiniz??
- bir dost.
(bkz: bir dost gibi davran bana)
Üstüne vazife olmayan bir işi vicdanı el vermediği için yapan kişinin imzası.
flaşh tv'de yayınlanan gerçek kesit programından bir bölüm..
etrafındaki yakınlarına telefon sapıklığı yapan ve kim olduğu sorulduğunda bir dost cevabı veren zevzek kadın zamanla kafayı yer ve doğa üstü varlıklarla yaptığı konuşmalarında ki bu konuşmaları zamanla tüm apartman duyar " bir daha yapmayacağım bir daha yapmayacağım " diye yalvarır..
herkese renkli günler
etrafındaki yakınlarına telefon sapıklığı yapan ve kim olduğu sorulduğunda bir dost cevabı veren zevzek kadın zamanla kafayı yer ve doğa üstü varlıklarla yaptığı konuşmalarında ki bu konuşmaları zamanla tüm apartman duyar " bir daha yapmayacağım bir daha yapmayacağım " diye yalvarır..
herkese renkli günler
dost gibi davranıp aslında derdi başka olan gizemli kişidir.
şu aralar twitter semalarında görülen bir hesap.
https://twitter.com/#!/Eski1Dost
çok yaratıcı ama. eğlenceli baya.
https://twitter.com/#!/Eski1Dost
çok yaratıcı ama. eğlenceli baya.
- emrah koşşş.. (gerisini biliyor herkes)
+ nasıl? ne? siz kimsin?
- bir dost.
+ nasıl? ne? siz kimsin?
- bir dost.
(bkz: gizli özne)
En buyuk gereksinimlerimden biri olan y.e. nin cep telefonumdaki kayitli adi. Bir Dost...artik calmiyor,mesaj da gelmiyor.
şakalarda çok kullanılan bir tamlamadır.
(uzun süredir karşıdaki işletilmektedir)
-kimsiniz siz kardeşim?
-bir dost ( denir ve telefon kapanır.)
(uzun süredir karşıdaki işletilmektedir)
-kimsiniz siz kardeşim?
-bir dost ( denir ve telefon kapanır.)
genelde kendisini belli etmemek amacıyla kullananlarca 'ben' anlamına gelen kelimeler topluluğu.
--spoiler--
Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
Kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... Ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
Buluştuk geçenlerde...
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- N'apıyorsun" diye sordum.
"- Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
iyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- işte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
* * *
işte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"Bunu da aşacağız!
--spoiler--
diye devam eden, beni gecenin bir yarısı ağlatıp, ankara'ya gitmek için sebep aratan yazıdır.
Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
Kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... Ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
Buluştuk geçenlerde...
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- N'apıyorsun" diye sordum.
"- Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
iyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- işte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
* * *
işte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"Bunu da aşacağız!
--spoiler--
diye devam eden, beni gecenin bir yarısı ağlatıp, ankara'ya gitmek için sebep aratan yazıdır.
bir de kendi sesinden dinleyince de daha bir tadına doyulmaz hale gelen yazıdır.
genellikle eski türk filmlerinde karşımıza çıkan repliktir. vamp kadın rolündeki kurnaz sarışın, aşık olduğu adamı telefonlanla arar. amaç yakışıklı jönü (ki ya cüneyt arkın yada ediz hun'dur kendisi) karısına (fatma girik veya hülya koçyiğit) karşı kıllandırmaktır. daha sonra da parayla tuttuğu çirkin bir herifi jönün karısının üzerine salacaktır zaten. örneklersek daha iyi olacağını düşünüyorum.
-alo buyrun kimsiniz ? (çok mutlu bir evliliği olduğu için pişmiş kelle kıvamında bir yüz ifadesi vardır.)
+karın seni aldatıyor.
-kimsin sen ?
+bir dost.
-ne dostu, kimsin dedim kimsiiiiiiin ? (gözleri kararır, kızarır, bozarır)
+dıııııııııııııııııııttttttt.
-alo buyrun kimsiniz ? (çok mutlu bir evliliği olduğu için pişmiş kelle kıvamında bir yüz ifadesi vardır.)
+karın seni aldatıyor.
-kimsin sen ?
+bir dost.
-ne dostu, kimsin dedim kimsiiiiiiin ? (gözleri kararır, kızarır, bozarır)
+dıııııııııııııııııııttttttt.
ihtiyacım olan tek şey.
bir dost desede genellikle dost olmayan kişidir.
bir sınıfı, bir okulu, bir şehri, bir ülkeyi, dünyayı, hayatı ve hatta ahireti bir insana sevdirmek için yeterli unsurdur.
+aloo
-sevgilin şu an başkasıyla
+yok artık ! sen kimsin?
-ben bir dost
+ulan yavşak ! madem dostsun engellesene hatunu...ne diye göz yumuyorsun? ulan şimdi mi söylenir bu !! dost olan adam olay gerçekleşmeden arar söyler ibne herif
-ulan ne biçim adamsın be...bi iyilik yapmak istedik içine ettin
+bak hala konuşuyor ya ! ulan murat sen misin? g.t herif olay gerçekleşmeden arasana beni arıyon mal mal "sevgilin şu an başkasıyla ben bir dost" ne biçim dostun sen bu şimdi mi söylenir!
-tamam ulan ! kabul ... dost most değilim anasını satıyım ! sevgilinde benim yanımda sırf taşak olsun diye aradık seni
+laaaaaaaaaaaaaan !!
-sevgilin şu an başkasıyla
+yok artık ! sen kimsin?
-ben bir dost
+ulan yavşak ! madem dostsun engellesene hatunu...ne diye göz yumuyorsun? ulan şimdi mi söylenir bu !! dost olan adam olay gerçekleşmeden arar söyler ibne herif
-ulan ne biçim adamsın be...bi iyilik yapmak istedik içine ettin
+bak hala konuşuyor ya ! ulan murat sen misin? g.t herif olay gerçekleşmeden arasana beni arıyon mal mal "sevgilin şu an başkasıyla ben bir dost" ne biçim dostun sen bu şimdi mi söylenir!
-tamam ulan ! kabul ... dost most değilim anasını satıyım ! sevgilinde benim yanımda sırf taşak olsun diye aradık seni
+laaaaaaaaaaaaaan !!
ulan sen hiç mi "her sey yolunda her sey cok güzel." demezsin diye isyan ettiren hep kötü haber vermekle yükümlü kimse.
(bkz: felaket tellali)
(bkz: felaket tellali)
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın.
"nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
Kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... Ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
Buluştuk geçenlerde...
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- N'apıyorsun" diye sordum.
"- Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
iyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- işte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
işte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"Bunu da aşacağız!
imza: Bir dost!.." *
"nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
Kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... Ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
Buluştuk geçenlerde...
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- N'apıyorsun" diye sordum.
"- Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
iyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- işte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
işte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"Bunu da aşacağız!
imza: Bir dost!.." *
felaket tellalı.
telefon ve mektup gibi yolları kullanarak insanlara kötü haberler veren, dostların yüz karası gammaz kişi.
insanların birbirlerine zarar verebilecekleri kadar tehlikeli bazı bilgileri gereken yerlere ulaştırmayı borç bilen ama adını açıklamayı uygun görmeyen kişi,şahıs yada kurum..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com