bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin7
- gece yarısı çalan telefon7
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- gammaz olmuşum13
- kel erkek3
- aquila bicipite8
- uysaljakoben20
- minyon kadın siniri5
- aşık olunca yapılan salaklıklar2
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir3
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- reha muhtar25
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- death2
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ayı saldırınca yapılması gerekenler10
- pazarda su satmak2
- gecenin şarkısı4
- ses yakışıklılığı2
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- bizim delilere bakayım4
- gazlamak2
- gençler iş beğenmiyor3
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- kemal kılıçdaroğlu35
- sevgiliyle kavga etmek2
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- semum3
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
- doğu perinçek vs kemal kılıçdaroğlu2
- düşkün2
- strese girdiğinde vücudun verdiği garip tepkiler2
- şato3
- 1 milyon tl verseler 1 milyon tl yi alır mısınız5
- yeni yıkanmış kezo kokusu6
- eski yazarların emekli yapılması5
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- müslümanlara kızıp islam dan soğumak4
- sözlük yazarlarına tavsiye4
meyvesini yediğiniz zaman kaybolan duygu.
En içten gülüşlerimi ve uykularımi çaldın . Peki bok mu vardı da seni hep bende bıraktın ?
Hepimiz peşinde koşuyoruz aşkın. Herkes ayrı bir tarif veriyor aşk için. Herkes tanıyor, fakat herkes ayrı yaşıyor. Onun için de, başka anlıyor, farklı anlatıyor onu. Bundandır ki aşk bazen çeşitli kılıklarda dalıyor yaşamımıza. Sevinç aşk oluyor, sonra peşinden koşuyoruz sevilmek için. Koşarken ve koştururken aşkın peşinden, kimbilir ne öyküler çıkıyor ortaya. O öykülerin her birinde kendimizi buluyoruz. Okudukça tekrar tekrar yaşıyoruz onlarda.
çoğunun dilinde ve belinde, çok çok az insanın da kalbinde olan üç harfli.
Ya bir yanılgıdır ya da gerçeğin tam kendisi. Ortası yok.
paraya tapanlar olmadan daha güzel olan şey.
sabır gerektirir aşk. çünkü bulması zordur onu. araya araya yorulur insan ve sabrına yenik düşüp izdivaya çekilir. sonra buralarda yalnızlık başlıklarına karalar durur. umutsuzdur artık. ya anne ona birini bulacak, ya da konu komşu haber salacak...
aramaya inanmak gerek o kimseyi. herkesin vardır muhakkak bir kısmeti...
kendimi bildiğim bileli belgesel izlerim ben. her türlü hayvan ilgimi çeker. bu belgeselleri izlerken bazen sunucu çekim yapacağı hayvanı bulmaya çalışır. geçen kahverengi ayı peşine düştüler. ormanın derinliklerinde tırım tırım ayı aradılar. ayının gözlerine bile hasta adam, öve öve bitiremiyor ayıyı ama ayı da çok tehlikeli bir mahluk.
adam otları yara yara giderken ''şştt sakin olun, ayı burdan geçmiş, kokusunu alıyorum'' dedi. kameraman durdu. adam yavaşca ilerledi. şu ağacı görüyor musunuz, işte onda sırtını kaşımış dedi. eğildi ve bi bitki kökü aldı. bunu yemiş dedi. sonra toprağı ellerinle ufalayarak bu yöne gitmiş dedi. havalıydı adam. bununla da kalmayıp yerden bir kıl alıp avcunda o kılı gösterdi. işte dedi sert ve uzunbir kıl. bu kesinlikle aradığımız kahverengi ayı dedi.
sanırım dereye gidip sazan avlayacak deyip koşa koşa oraya gittiler ve adam elinle koymuş gibi ayıyı derede buldu.
o an ayıyı aşka benzettim. terkedilmiş o güzel aşklara...
önce gözlerinden etkilenirsin sevdiceğin, bakmaya doyamazsın... sonra kaybedersin onu bir daha bulamazsın. güzel parfüm kokusu gelir burnuna. işte tam da burdan geçmiştir dersin. belki şu cafeye oturup sırtını sandalyeye yaslamıştır. çay içmiştir belki. belki de bir kahve. bak bak gördünüz mü? yanılmadık işte, onun saçı var yerde dersin, ne kadar da yumuşak ve ipeksi.. bence kesinlikle o bu yöne gitti, hissedersin onu, bu kesinlikle o dersin.
sonra ayı gibi takılırsın işte peşine ve bir su kanarında asıl sazanın sen olduğunu anlarsın. yanında yeni sevgilisi vardır ve birbirine sarılırlar.
aşk işte... ayı belgeseli izlerken bile akla geliverir. zira her an her yerde onu görürsün, baktığın her şey o olur, bulutlardan güler sana. otobüste el sallar, telefonun çalar o dersin. kapı çalar geldi zannedersin. her daim onu hissedersin. belki paslanmış bir şarkı, belki yıpranmış bir resim, belki küçük bir eşya ile gelir akla. hep onu yaşarsın ruhun ölmedikçe ve hiçbir zaman kötü anılar canlanmaz o nem tutmuş gözlerinde. çünkü sen aşıksındır ve o hep hala kalbinde...
aramaya inanmak gerek o kimseyi. herkesin vardır muhakkak bir kısmeti...
kendimi bildiğim bileli belgesel izlerim ben. her türlü hayvan ilgimi çeker. bu belgeselleri izlerken bazen sunucu çekim yapacağı hayvanı bulmaya çalışır. geçen kahverengi ayı peşine düştüler. ormanın derinliklerinde tırım tırım ayı aradılar. ayının gözlerine bile hasta adam, öve öve bitiremiyor ayıyı ama ayı da çok tehlikeli bir mahluk.
adam otları yara yara giderken ''şştt sakin olun, ayı burdan geçmiş, kokusunu alıyorum'' dedi. kameraman durdu. adam yavaşca ilerledi. şu ağacı görüyor musunuz, işte onda sırtını kaşımış dedi. eğildi ve bi bitki kökü aldı. bunu yemiş dedi. sonra toprağı ellerinle ufalayarak bu yöne gitmiş dedi. havalıydı adam. bununla da kalmayıp yerden bir kıl alıp avcunda o kılı gösterdi. işte dedi sert ve uzunbir kıl. bu kesinlikle aradığımız kahverengi ayı dedi.
sanırım dereye gidip sazan avlayacak deyip koşa koşa oraya gittiler ve adam elinle koymuş gibi ayıyı derede buldu.
o an ayıyı aşka benzettim. terkedilmiş o güzel aşklara...
önce gözlerinden etkilenirsin sevdiceğin, bakmaya doyamazsın... sonra kaybedersin onu bir daha bulamazsın. güzel parfüm kokusu gelir burnuna. işte tam da burdan geçmiştir dersin. belki şu cafeye oturup sırtını sandalyeye yaslamıştır. çay içmiştir belki. belki de bir kahve. bak bak gördünüz mü? yanılmadık işte, onun saçı var yerde dersin, ne kadar da yumuşak ve ipeksi.. bence kesinlikle o bu yöne gitti, hissedersin onu, bu kesinlikle o dersin.
sonra ayı gibi takılırsın işte peşine ve bir su kanarında asıl sazanın sen olduğunu anlarsın. yanında yeni sevgilisi vardır ve birbirine sarılırlar.
aşk işte... ayı belgeseli izlerken bile akla geliverir. zira her an her yerde onu görürsün, baktığın her şey o olur, bulutlardan güler sana. otobüste el sallar, telefonun çalar o dersin. kapı çalar geldi zannedersin. her daim onu hissedersin. belki paslanmış bir şarkı, belki yıpranmış bir resim, belki küçük bir eşya ile gelir akla. hep onu yaşarsın ruhun ölmedikçe ve hiçbir zaman kötü anılar canlanmaz o nem tutmuş gözlerinde. çünkü sen aşıksındır ve o hep hala kalbinde...
sevdiğinin kokusunu hiçbir zaman unutmamaktır.
aşk sıçmak gibidir çoğu zaman kendi yolunu bulur ama bazen birazcık ittirmek gerekir.
eric cartman.
eric cartman.
birinin, o tek birinin, sözlükteki tüm entrylerini ezberleyecek derecede takip edip içe sindirmek.
bana böyle yapan bir tek kişi vardı ki bana aşık oldugunu düşündügüm o da hayatımın aşkıydı, ne yazık ki sözlük işte, sanal.burda başlar ve burda biter, ilerisi yok..
bi gün eger birini baştan sona takip etmişseniz bilin ki bu aşk
bana böyle yapan bir tek kişi vardı ki bana aşık oldugunu düşündügüm o da hayatımın aşkıydı, ne yazık ki sözlük işte, sanal.burda başlar ve burda biter, ilerisi yok..
bi gün eger birini baştan sona takip etmişseniz bilin ki bu aşk
Hiçbir şeydir geçici bir hevesten başka.
Bir sürü duyguyu aynı anda yaşamak.
Heyecan, sevinç, hüzün..
Heyecan, sevinç, hüzün..
Cikletten çıkan kağıtlarda yazmaz Aşk.
bal kavanozunun dibini parmaklarsın ya sondur ama çok güzeldir heh işte o misaldir aşk.
Ask gelir gecer sevgi kalr insanin yanina.
en çok mutlu eden, en çok üzendir. eğer ki şuan bu eşsiz duyguyu platonik yaşıyorsanız hala ne bekliyorsunuz, ''seven sevdiğine sevdiğini söylesin''.
olmayan bir duygudur. insanları zorla günaha sürükler. kimseye bağlanmayın kardeşim...
yaşım genç ama henüz bu muhteşem olduğu söylenilen duyguyu tatmadım. bazen aşık olduğumu sanıyorum ama sadece sanıyorum. çünkü bu kadar abartılan bir şey bu kadar basit olamaz. olmamalı. peki ben hiç yaşamadığım bir şeyi aşık olduğumda nasıl anlayacağım?
Hormonal denge bozukluğu olduğu bilim adamlari tarafindan ispatlanmis duygu çelişkileri yumağinin hepsinin toplam adi. Ne olursa olsun sonuç birleşmeye varir ve doğanın döngüsü hasıl olur. Sonuç yine yalnizlik ve koca bir travma. Kimdi ki o kadar seven? Uğruna ölüp biten?
Tam bir hastalik. Ruh kackinliği.
Tam bir hastalik. Ruh kackinliği.
Ahh dedirtir insana. Yaşarken güzel olduğunu sanırsın ama, bitince acısını anlarsın.
ansızın kapıyı çalan.
bundan 18 gün kadar kadar önce şöyle bi entry girmiştim (#24707698)
bu entry den 10 gün sonra uzun zamandır tanıdığım ama hiç yüz yüze görüşemediğim bir kızla görüştüm. direk aşık oldum. hep kafamda kurduğum, sözlüğe yazdığım şeyler aklıma geldi ama nedense hiç birini uygulayasım gelmedi. kız ilgi duyuyordu. bende kendime bu kez taktik strateji yapmayacağım dedim. içten davranacağım, içimden ne gelirse o. dürüst ve cesurdum. ama geçmişte "uyanık", "fırlama" gibi bir imaja sahip olduğumdan, kızın güvenini kazanamadım. her gün aradım 1 kere. arada bi mesaj attım. sürekli buluşmak istiyodum. öyle biri olmadığımı görsün diye kendimi göstermek, vakit geçirmek istiyordum.
kız inanılmaz kıskanç ve güvensiz bir kişiliğe sahipti. geçmişimle ilgili herşeyi sorguladı. bende mantıklı açıklamalar yaptım. ancak kız "bırak ben çağırayım buluşmak için" , "sürekli buluşalım mı buluşalım mı deme" dedi.
ama durur muyum ben. yıllardır böyle bişey hissetmemişim. tüm aptallığım, şaşkınlığıma rağmen sürekli buluşmak istedim. dedim ki bunların hepsi duygularımın saflığından. en sonunda kız bir gün kendisi davet etmek için beni aramış. o esnada telefondaydım. bende "telefondaydım" dedim. bir trip attı. o akşam da beni çağırmadı. benim moralim bozuldu. ertesi gün çok üstüne gittim "neden böyle yapıyosun" falan şeklinde. uzun bi mesajlaşma sonunda kızı bunları yüz yüze konuşmaya ikna ettim. ama çok kızgındı.
bunalttığımın farkında olduğumdan özür dilemek amaçlı kıza bi çiçek yaptırdım. amacım konuyu kısa kesip normal bir gece geçirmek tatlıya bağlamaktı.
kız bi geldi. surat bi karış. kızgın. direk önyargıyla gelmiş belli. moral bozmak için konuşuyor. hep ne kadar aceleci, güvenilmez ve sıkıcı olduğumu vurgulayan şeyler. tabi veremedim çiçeği de öyle bir durumda.
aptala döndüm. kendimce çok mantıklı fakat ona hiç birşey ifade etmeyen şeyler söyledim. zaten "ne anladın bu akşamki konuşmadan" dediğimde, "sürekli kendinle ilgili şöyleyim böyleyim dedin" dedi. halbuki ben ona kendisi için mücadele etmeyen birine saygı duymayacağını, inatçı bir yapısı olduğunu ve pısırık bir tiple mutlu olamayacağını söyledim. eğer buluşsaydık bunlar olmayacaktı. ben istedikçe o da hayır dedi. hemde hoşlanmasına rağmen. bu da bizi bu duruma getirdi. bunu anlattım.
mesajlarına cevap vermeyen, telefonuna iki saat sonra dönen, her yerde sus pus oturan kendisini peşinde köpek edecek bir erkek modelinden bahsedip durdu.
benim taktik strateji dediğim, yukarıda bahsettiğim şeyler.
ya kızım ben bilmiyor muyum seni delirtmeyi ? eğer sandığın gibi fırıldak, uyanık bi adam olsaydım bunları yapmaz mıydım ? ben sana gerçekten aşığım.
bunları hep söyledim. ama o asık yüz değişmedi.
sonra oturduğumuz yerden kalktık 5 dakika arabaya kadar yürüdük. baktım anahtar yok. gel dedim alıp gelelim hem biraz daha yürümüş oluruz. "off ya puff ya, çağrı gıcık ettin beni, şöyle de böyle de" diye diye gittik geldik.
evinin önüne kadar götürdüm. durduk orda bi 10 saniye.
ona istediğim en son şeyin bu duruma gelmek olduğunu, bazı şeyleri karşı tarafa bırakmak kısmını istemeyerek ve onaylamayarak yapacağımı ondan haber bekleyeceğimi söyledim. umursamıyor gibiydi ve yine incitici şeyler söyledi.
son anda aklıma çiçek geldi. arka koltukta duruyor. abartı bişey yapıp ta iyice bunaltmamak için çok ölçülü ufak tefek bi buket yaptırdım.
dedim " ben bunu sana yaptırmıştım, bi anlamı var mı bilmiyorum ama.. özür olarak kabul edersen sevinirim"
kız gülümsemeye başladı. hiç bişey demeden çiçeği aldı. baktı baktı. gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı. ama aynı anda bi utanma vardı. söylediklerinden belki de.
"ben sana ne diyim ya çağrı dedi"
tutamadım kendimi bende gülümsedim. sonra arabadan indi. apartmanın kapısında durdu. ben arabayı çevirip gidene kadar bekledi. yüzünde hala mahcubiyetle karışık bir gülümseme vardı.
ondan sonra çiçeği çöpe atıp öyle mi eve girdi, ne düşündü ? ne yapacak hiç bilmiyorum artık.
eve gittim. 2 tane ekstra alıp bilgisayarı açtım. benim özel kolleksiyondan bikaç parça açtım. sözlüğe girip biraz içimi dökeyim dedim.
hani ilk sayfa açıldığında güzel bi entry geliyor ya. bu geldi direk: (#13810048)
mal gibi kaldım. içtim içtim.
bekliyorum hala 3 gündür arasın diye. 3 gün daha aramazsa ben ararım. dayanamam anasını satim.
ama o gülüş var ya. öf ya anasını satim bi araba falan çarpsa da ölsem kurtulsam.
bu entry den 10 gün sonra uzun zamandır tanıdığım ama hiç yüz yüze görüşemediğim bir kızla görüştüm. direk aşık oldum. hep kafamda kurduğum, sözlüğe yazdığım şeyler aklıma geldi ama nedense hiç birini uygulayasım gelmedi. kız ilgi duyuyordu. bende kendime bu kez taktik strateji yapmayacağım dedim. içten davranacağım, içimden ne gelirse o. dürüst ve cesurdum. ama geçmişte "uyanık", "fırlama" gibi bir imaja sahip olduğumdan, kızın güvenini kazanamadım. her gün aradım 1 kere. arada bi mesaj attım. sürekli buluşmak istiyodum. öyle biri olmadığımı görsün diye kendimi göstermek, vakit geçirmek istiyordum.
kız inanılmaz kıskanç ve güvensiz bir kişiliğe sahipti. geçmişimle ilgili herşeyi sorguladı. bende mantıklı açıklamalar yaptım. ancak kız "bırak ben çağırayım buluşmak için" , "sürekli buluşalım mı buluşalım mı deme" dedi.
ama durur muyum ben. yıllardır böyle bişey hissetmemişim. tüm aptallığım, şaşkınlığıma rağmen sürekli buluşmak istedim. dedim ki bunların hepsi duygularımın saflığından. en sonunda kız bir gün kendisi davet etmek için beni aramış. o esnada telefondaydım. bende "telefondaydım" dedim. bir trip attı. o akşam da beni çağırmadı. benim moralim bozuldu. ertesi gün çok üstüne gittim "neden böyle yapıyosun" falan şeklinde. uzun bi mesajlaşma sonunda kızı bunları yüz yüze konuşmaya ikna ettim. ama çok kızgındı.
bunalttığımın farkında olduğumdan özür dilemek amaçlı kıza bi çiçek yaptırdım. amacım konuyu kısa kesip normal bir gece geçirmek tatlıya bağlamaktı.
kız bi geldi. surat bi karış. kızgın. direk önyargıyla gelmiş belli. moral bozmak için konuşuyor. hep ne kadar aceleci, güvenilmez ve sıkıcı olduğumu vurgulayan şeyler. tabi veremedim çiçeği de öyle bir durumda.
aptala döndüm. kendimce çok mantıklı fakat ona hiç birşey ifade etmeyen şeyler söyledim. zaten "ne anladın bu akşamki konuşmadan" dediğimde, "sürekli kendinle ilgili şöyleyim böyleyim dedin" dedi. halbuki ben ona kendisi için mücadele etmeyen birine saygı duymayacağını, inatçı bir yapısı olduğunu ve pısırık bir tiple mutlu olamayacağını söyledim. eğer buluşsaydık bunlar olmayacaktı. ben istedikçe o da hayır dedi. hemde hoşlanmasına rağmen. bu da bizi bu duruma getirdi. bunu anlattım.
mesajlarına cevap vermeyen, telefonuna iki saat sonra dönen, her yerde sus pus oturan kendisini peşinde köpek edecek bir erkek modelinden bahsedip durdu.
benim taktik strateji dediğim, yukarıda bahsettiğim şeyler.
ya kızım ben bilmiyor muyum seni delirtmeyi ? eğer sandığın gibi fırıldak, uyanık bi adam olsaydım bunları yapmaz mıydım ? ben sana gerçekten aşığım.
bunları hep söyledim. ama o asık yüz değişmedi.
sonra oturduğumuz yerden kalktık 5 dakika arabaya kadar yürüdük. baktım anahtar yok. gel dedim alıp gelelim hem biraz daha yürümüş oluruz. "off ya puff ya, çağrı gıcık ettin beni, şöyle de böyle de" diye diye gittik geldik.
evinin önüne kadar götürdüm. durduk orda bi 10 saniye.
ona istediğim en son şeyin bu duruma gelmek olduğunu, bazı şeyleri karşı tarafa bırakmak kısmını istemeyerek ve onaylamayarak yapacağımı ondan haber bekleyeceğimi söyledim. umursamıyor gibiydi ve yine incitici şeyler söyledi.
son anda aklıma çiçek geldi. arka koltukta duruyor. abartı bişey yapıp ta iyice bunaltmamak için çok ölçülü ufak tefek bi buket yaptırdım.
dedim " ben bunu sana yaptırmıştım, bi anlamı var mı bilmiyorum ama.. özür olarak kabul edersen sevinirim"
kız gülümsemeye başladı. hiç bişey demeden çiçeği aldı. baktı baktı. gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı. ama aynı anda bi utanma vardı. söylediklerinden belki de.
"ben sana ne diyim ya çağrı dedi"
tutamadım kendimi bende gülümsedim. sonra arabadan indi. apartmanın kapısında durdu. ben arabayı çevirip gidene kadar bekledi. yüzünde hala mahcubiyetle karışık bir gülümseme vardı.
ondan sonra çiçeği çöpe atıp öyle mi eve girdi, ne düşündü ? ne yapacak hiç bilmiyorum artık.
eve gittim. 2 tane ekstra alıp bilgisayarı açtım. benim özel kolleksiyondan bikaç parça açtım. sözlüğe girip biraz içimi dökeyim dedim.
hani ilk sayfa açıldığında güzel bi entry geliyor ya. bu geldi direk: (#13810048)
mal gibi kaldım. içtim içtim.
bekliyorum hala 3 gündür arasın diye. 3 gün daha aramazsa ben ararım. dayanamam anasını satim.
ama o gülüş var ya. öf ya anasını satim bi araba falan çarpsa da ölsem kurtulsam.
platonik olanı haricinde yalan dolandan ibarettir. sevgililik saçmalığına ve zinalara sürükler. platonik olmasını ve kalmasını istemek ise aslında harikadır. lakin herkes her zaman daha fazlasını ister. cesareti illa bir zaman sonra bulur ve şansını dener. bilir aslında olmayacağını ama ne kaybedebilirim ki der yada denilir çevresinde bu.
aslında gitmese uzaktan devam etse sevmeye, her zaman hayallerini kurarak devam etse sevmeye herşey daha güzel olur, umutlar yitirilmezdi.
umut çok tehlikelidir aslında. umut bir insanı öldürebilir bile. bazende insan bu kurduğu hayalleri gerçekleştirmek ister. hayal olarak kaldıkları süreç içerisinde daima soluk kalacağını bildiği ve sadece kafasının içinde kalacağını bildiği bu büyük duyguyu paylaşmak ister.
insan paylaşmak ister ama insan muamelesi görmeden acımasızda reddedilmesi, o uzuuun sevmekten korkutacak döneme sokar insanı. artık sevmekten, aşık olmaktan korkar. zaten insan isteyerek aşık olamaz. bir bakmış ki artık o hep aklında. aşık olmamak için içinde aşığı öldürür. yaralı kalbiyle devam eder. hiçbir kimseye sokmaz oraya. kimse tarafından bir daha bu hakarete maruz kalmamak için ya uzaktan sever, ölümüne belli etmeden, daima platonik olarak...
yada artık sevmez, sevmek onun için umutsuzluğu ifade eder...
aşk karmaşadır, kaostur insan için aslında. her haliyle bir kaos. karşılık görmek, size gülümsemesinin sizdeki etkisi büyük bir kaostur aslında. tarifi imkansız...
aslında gitmese uzaktan devam etse sevmeye, her zaman hayallerini kurarak devam etse sevmeye herşey daha güzel olur, umutlar yitirilmezdi.
umut çok tehlikelidir aslında. umut bir insanı öldürebilir bile. bazende insan bu kurduğu hayalleri gerçekleştirmek ister. hayal olarak kaldıkları süreç içerisinde daima soluk kalacağını bildiği ve sadece kafasının içinde kalacağını bildiği bu büyük duyguyu paylaşmak ister.
insan paylaşmak ister ama insan muamelesi görmeden acımasızda reddedilmesi, o uzuuun sevmekten korkutacak döneme sokar insanı. artık sevmekten, aşık olmaktan korkar. zaten insan isteyerek aşık olamaz. bir bakmış ki artık o hep aklında. aşık olmamak için içinde aşığı öldürür. yaralı kalbiyle devam eder. hiçbir kimseye sokmaz oraya. kimse tarafından bir daha bu hakarete maruz kalmamak için ya uzaktan sever, ölümüne belli etmeden, daima platonik olarak...
yada artık sevmez, sevmek onun için umutsuzluğu ifade eder...
aşk karmaşadır, kaostur insan için aslında. her haliyle bir kaos. karşılık görmek, size gülümsemesinin sizdeki etkisi büyük bir kaostur aslında. tarifi imkansız...
güncel Önemli Başlıklar
