bugün

aşk

sabır gerektirir aşk. çünkü bulması zordur onu. araya araya yorulur insan ve sabrına yenik düşüp izdivaya çekilir. sonra buralarda yalnızlık başlıklarına karalar durur. umutsuzdur artık. ya anne ona birini bulacak, ya da konu komşu haber salacak...

aramaya inanmak gerek o kimseyi. herkesin vardır muhakkak bir kısmeti...

kendimi bildiğim bileli belgesel izlerim ben. her türlü hayvan ilgimi çeker. bu belgeselleri izlerken bazen sunucu çekim yapacağı hayvanı bulmaya çalışır. geçen kahverengi ayı peşine düştüler. ormanın derinliklerinde tırım tırım ayı aradılar. ayının gözlerine bile hasta adam, öve öve bitiremiyor ayıyı ama ayı da çok tehlikeli bir mahluk.

adam otları yara yara giderken ''şştt sakin olun, ayı burdan geçmiş, kokusunu alıyorum'' dedi. kameraman durdu. adam yavaşca ilerledi. şu ağacı görüyor musunuz, işte onda sırtını kaşımış dedi. eğildi ve bi bitki kökü aldı. bunu yemiş dedi. sonra toprağı ellerinle ufalayarak bu yöne gitmiş dedi. havalıydı adam. bununla da kalmayıp yerden bir kıl alıp avcunda o kılı gösterdi. işte dedi sert ve uzunbir kıl. bu kesinlikle aradığımız kahverengi ayı dedi.

sanırım dereye gidip sazan avlayacak deyip koşa koşa oraya gittiler ve adam elinle koymuş gibi ayıyı derede buldu.

o an ayıyı aşka benzettim. terkedilmiş o güzel aşklara...

önce gözlerinden etkilenirsin sevdiceğin, bakmaya doyamazsın... sonra kaybedersin onu bir daha bulamazsın. güzel parfüm kokusu gelir burnuna. işte tam da burdan geçmiştir dersin. belki şu cafeye oturup sırtını sandalyeye yaslamıştır. çay içmiştir belki. belki de bir kahve. bak bak gördünüz mü? yanılmadık işte, onun saçı var yerde dersin, ne kadar da yumuşak ve ipeksi.. bence kesinlikle o bu yöne gitti, hissedersin onu, bu kesinlikle o dersin.

sonra ayı gibi takılırsın işte peşine ve bir su kanarında asıl sazanın sen olduğunu anlarsın. yanında yeni sevgilisi vardır ve birbirine sarılırlar.

aşk işte... ayı belgeseli izlerken bile akla geliverir. zira her an her yerde onu görürsün, baktığın her şey o olur, bulutlardan güler sana. otobüste el sallar, telefonun çalar o dersin. kapı çalar geldi zannedersin. her daim onu hissedersin. belki paslanmış bir şarkı, belki yıpranmış bir resim, belki küçük bir eşya ile gelir akla. hep onu yaşarsın ruhun ölmedikçe ve hiçbir zaman kötü anılar canlanmaz o nem tutmuş gözlerinde. çünkü sen aşıksındır ve o hep hala kalbinde...
© copyright 2005 - 2026