bugün

/638
masumdur yine de.

benimle yaşlansan ya sen, çay demlerim sana, kitap okurum, şiir okurum hem şiir de yazarım. sana uyandığım her sabah için şükreder, gözlerine bakar "amin" derim. masum severim, yalansız... duam gibi severim. gizli, saklı, acıtmadan, sancıtmadan...

en masum halimle...
doğduğun an ilham olunan, biraz büyüyünce farkına varılan, yıllarca tanımlanamayan, o karşına çıkınca anlaşılan, pek çok kimseye yakıştırılan, ama sadece bir kişi için kalbine konulan histir.
aşık olduğunuz kişiyle aynı zaman dilimi içinde aynı şiddette hissedilip yaşanıldığında tadından yenmez. çoğu aşk, önce bir tarafın aşık olmasıyla başlar, daha sonra karşı taraf kendine aşık olanın, kendisine aşkını sever önce ve yavaş yavaş karşılık vermeye başlar. hah işte böyle olduğunda güzel olmuyor o aşk. eğer o'nun size aşık olduğu zaman siz de o'na aşıksanız, aynı şiddette özlüyorsanız of off offff.
Bir Cemal Süreya şiiri:

şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.
gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştık
sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı

bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
sanki hiç olmamıştı
oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel lâflı istanbullar
şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lâfların dünyaların
öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
çünkü iki kişiydik

oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası iyilik güzellik
Bu olguya dair eskizlerimle donattığım bir yazım var. http://doganozcan.blogspo...r-ciziktirikler-vol1.html aşk böyle bir şeydir.
Çok sayıda açıklayıcı teori geliştirilmiştir. Ancak hiçbiri benim şu uydurma teorimden farklı değildir. http://doganozcan.blogspo...kafa-travmas-teorisi.html
allah'ın insanları sevindirirken utandırma mekanizmasıdır. yapmam dediğiniz, küçümsediğiniz, kınadığınız, "öyle olur mu lan hiç" dediğiniz ne varsa bir bir yaparken bulursunuz kendinizi ve kendinizden kaçacak delik ararsınız. çünkü insan en zor kendisiyle yüzleşir. hem bir yandan bu yaptıklarınızı geçmişte ayıpladığınızı düşünerek kendinizle resmen dalga geçersiniz, hem de bunların aslında önyargılarla bertaraf edilmeyecek kadar güzel olduğunu farkedip gülümsersiniz. yani hem utancı hem de aşkın getirdiğim mütemadi sevinci bir arada yaşar insan.
Gerçek aşk, hiçbir şey yapmamaktır. bir şeyler yapmak kolay; aramak, ağlamak, yalvarmak, kızmak, yalan söylemek, dünyayı yerinden oynatmak.. zor olan bunların hepsini yapmaya gücün yetecekken hiçbir şey yapmamaktır. beklemektir zor olan, herhangi bir beklentiye sığınıp yaslanmadan beklemek. hiçbir şey ummadan, hiçbir şeyi değiştirmeye kalkmadan, gücünü sadece masumiyetten alan ve sabırla beslenen.*
"Bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur." denilerek tarif edilmiş zamanın birinde.
heves, mutluluk ve biraz toz şekerin karışması sonucu ortaya çıkan tepkimedir.
hayat, yasam tarzı , deger vermek , ugruna ölebilecegin insan , bir anlık heves , baglanmak, sevilmek , sevmek .
gözlerin sık dalması, iştahsızlık, uykusuzluk, aşırı dalgınlık gibi belirtiler gösteren güzel bir hastalık. kalbin atışı böyle olumsuzluklar da bile nasıl olur da bu denli güzel atar? bunu bilim bile açıklamayamaz.
açıkçası bir çoğumuzun ebesini sikmiştir.
güzel bir duygudur ama gerçekten aşıksan sonunda hep pişmanlık ve üzüntü duyarsın yinede yaşanılması gereken güzel şeylerden biridir.
kabeye yüz sürenin gözünden dökülen.
celiskilerden olusan bir dumandir. Shakespeare
kalbin, göğüs kafesine sığmayıp kaburgaları çatlatması; yahut bu halden duyulan acıdır.
-kadınları çıldırtıyorsun.
-nasıl? hakikaten mi?
-iyi mânada değil oğlum, cidden çıldırtıyorsun. illallah ediyorlar senden yani.
-haaaaa, ha ha haha ha.

-kadınlarla aran nasıl?
-bilmiyorum, arama sormak lazım.

-ilk görüşte aşka inanıyor musun?
-ilk binişte otobüse inanıyorum.

-peki sence aşk nedir?
-arapça işk kökünden gelir. araplar ''eşk'' der. bizde kelime telaffuz değişikliğine uğramış, ''aşk'' olmuştur. mâna itibariyle de çok şiddetli bağlılığı ve tutkuyu ifade...
-tamam sus.
Allahin cezasi lanet bir duygudur. Çirkin olmamdan mütevellit yaşamadiğim duydudur da ayni zamanda.

Evet kendi tezatliğimda boğulcağim birazdan.
yaşarken olabilecek en güzel şeyden daha güzel olan,
bitince olabilecek en boktan şeyden daha boktan olan duygu durumu.
insan nedensiz aşık olur deseler de geç onları anam babam neden aşık olunanın ta kendisidir.
duygusal ve fiziksel beklentilerinizin gerçekleşme olasılığına tamamen seçilimsel olmakla birlikte verdiğiniz, hormonal tepkidir.
evet o duyguyu bizzat kendin yaratırsın.
buda sanırım ortada hiç bir suç ve ceza yokken idam sehpasına kendimizin çıkması gibi bir şey. çünkü mesele ipin ne kadar sağlam olup olmayacağı meselesi.
hep onun yanında olma isteği.
tanımlanamayan bir hediye.
Üstü açık koltukta uzanırken üşümesin diye üstünü örtüp evden öyle çıkmaktır lan aşk.

(bkz: diyeceklerim bu kadar).
© copyright 2005 - 2026