bugün
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi28
- nervio'nun erkek olması27
- iltica33
- 4 ekim 2026 bursa da öldürülen kız4
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası3
- true'nun gündem hakkındaki açıklamaları4
- sözlük erkeklerinin karın kası fotoğrafları11
- game of thrones taki kerhaneci19
- sözlükteki anaerkil düzen4
- bulgur pilavı vs pirinç pilavı8
- özelden muzunu atan yazar14
- 6 ekim büyük ulu sözlük olayı12
- tokatlanmak2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- rusya da laboratuvar faciası veba paniği5
- şu an online olan yazarlar2
- gece sokakta halı taşıyan iki adam görmek8
- belediyede çalışan temizlik işçisinin aldığı maaş5
- kıymalı börek5
- anın görüntüsü27
- fondan 20 milyar tl vurgun yapan bürokrat4
- 6 ekim istanbul un kurtuluşu3
- sevgilinin eski sevgililerini anlatması10
- istanbul'a formula 2 ve formula 3 müjdesi3
- aile evinde yaşayıp 147 bin tl maaşa yetmiyo demek6
- parcalandim toparlanamiyorum38
- kılık kıyafetle uğraşan zihniyet17
- bana onu sormayin15
- batı şeria da filistinlilere saldırı2
- sevgilisine zaman ayırmayan kız9
- etli nohut vs kuru fasulye7
- 6 7 eylul 19552
- dede bu saate niye aktif ki8
- sözlükte tanıdığınız en iyi kişi24
- ciddi ciddi yulaf yiyen insan10
- yazarların duşta geçirdikleri süre9
- nervionun sevgili yapması8
- fatma betül sayan kaya41
- bana onu sormayin tatlışlığı11
- tinder'ın eşleşme algoritması5
- soğuk odalar3
- silvermist15
- oyun dünyasının unutulmayan kadınları10
- sarapci koala hatayi6
- renkli gözlü insanlar7
- türk dizileri dünyayı ele geçirdi9
- izmir bombası7
- 5 ekim 2026 italya türkiye maçı8
- akp seçmeni18
- ayağıma masaj yapacak bir sözlük erkeği bulamamak8
hakkında bu kadar entryyi sol framede görünce dirildi de birilerine ağzının payını güldüre güldüre yara yara verdi mi diye düşündüğüm yazar.
çok az kitabını okuduğum usta yazardır. okumamış olmak elbet bu lafı eksik bırakacaktır ama aşkım dinimdir kitabı, herhalde en iyi kitaplarından biridir. yazdığı tek bilim-kurgu öyküyü de içinde barındırır. aşık olduğu kadın için dinini değiştiren yaşlı adam hikayesi de gayet güzel ve özeldir.
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir;
bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir
kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan
onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki
ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! - işte
o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes
alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının
sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine
ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı
koyabilir ki bir kadın. ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç
damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki
gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada
bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin
kalacağı bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları
olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir
derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, `ağlama niye ağlıyorsun
ki, değmez onun için` derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü
yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. içlerindeki zehirdir onları
öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür
yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer
sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa
ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da
yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda
öğrenirler kendilerine sarılmayı... Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden
vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama
olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir
kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye;
hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında
yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık
kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine
sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi;
hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o
zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan
bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye
başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki,
sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok
ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü !
* * *
bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir
kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan
onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki
ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! - işte
o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes
alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının
sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine
ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı
koyabilir ki bir kadın. ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç
damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki
gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada
bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin
kalacağı bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları
olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir
derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, `ağlama niye ağlıyorsun
ki, değmez onun için` derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü
yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. içlerindeki zehirdir onları
öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür
yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer
sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa
ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da
yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda
öğrenirler kendilerine sarılmayı... Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden
vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama
olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir
kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye;
hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında
yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık
kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine
sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi;
hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o
zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan
bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye
başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki,
sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok
ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü !
* * *
(bkz: #2564805)
1915, Heybeli Ada, doğumlu bu yazarımızın aramızdan ayrıldığı tarih olan 1995'e değin imza atmış olduğu eserler;
1940'lı ve 1950'li yıllar;
01. Parti Kurmak Parti Vurmak, Öyküler, 1946.
02. Azizname, Taşlamalar, 1948.
03. Monologlar, 1949.
04. Geriye Kalan, Öyküler, 1953.
05. Mizâh Hikâyeleri Antolojisi (4 cilt), 1955.
06. it Kuyruğu, Öyküler, 1955.
07. Kadın Olan Erkeğin Hatıraları, Roman, 1955.
08. Yedek Parça, Öyküler, 1955.
09. Düğümlü Mendil, Polisiye Roman, 1955.
10. Fil Hamdi, Öyküler, 1956.
11. Damda Deli Var, Öyküler, 1956.
12. On Dakika, Şiir, 1957.
13. Koltuk, Öyküler, 1957.
14. Kazan Töreni, Öyküler, 1957.
15. Gol Kralı, Roman, 1957.
16. Toros Canavarı, Öyküler, 1957.
17. Deliler Boşandı, Öyküler, 1957.
18. Hangi Parti Kazanacak, Öyküler, 1957.
19. Ölmüş Eşek, Uzun Öykü, 1957.
20. Bir Sürgünün Anıları, Anı, 1957.
21. Erkek Sabahat, Roman, 1957.
22. Mahallenin Kısmeti, Öyküler, 1957.
23. Bay Düdük, Öyküler, 1958.
24. Havadan Sudan, Öyküler, 1958.
25. Nazik Alet, Öyküler, 1958.
26. Memleketin Birinde, Öyküler, 1958.
27. Gıdı gıdı, Öyküler, 1958.
28. Biraz Gelir misiniz, 1958.
29. Nutuk Makinası, Köşeyazıları, 1958.
30. Kördöğüşü, Öyküler, 1959.
31. Aferin, Öyküler, 1959.
32. Mahmut ile Nigâr, Öyküler, 1959.
33. Saçkıran, Roman, 1959.
34. Bişey Yap Met, Oyun, 1959.
35. Az Gittik Uz Gittik, Köşe yazıları, 1959
1940'lı ve 1950'li yıllar;
01. Parti Kurmak Parti Vurmak, Öyküler, 1946.
02. Azizname, Taşlamalar, 1948.
03. Monologlar, 1949.
04. Geriye Kalan, Öyküler, 1953.
05. Mizâh Hikâyeleri Antolojisi (4 cilt), 1955.
06. it Kuyruğu, Öyküler, 1955.
07. Kadın Olan Erkeğin Hatıraları, Roman, 1955.
08. Yedek Parça, Öyküler, 1955.
09. Düğümlü Mendil, Polisiye Roman, 1955.
10. Fil Hamdi, Öyküler, 1956.
11. Damda Deli Var, Öyküler, 1956.
12. On Dakika, Şiir, 1957.
13. Koltuk, Öyküler, 1957.
14. Kazan Töreni, Öyküler, 1957.
15. Gol Kralı, Roman, 1957.
16. Toros Canavarı, Öyküler, 1957.
17. Deliler Boşandı, Öyküler, 1957.
18. Hangi Parti Kazanacak, Öyküler, 1957.
19. Ölmüş Eşek, Uzun Öykü, 1957.
20. Bir Sürgünün Anıları, Anı, 1957.
21. Erkek Sabahat, Roman, 1957.
22. Mahallenin Kısmeti, Öyküler, 1957.
23. Bay Düdük, Öyküler, 1958.
24. Havadan Sudan, Öyküler, 1958.
25. Nazik Alet, Öyküler, 1958.
26. Memleketin Birinde, Öyküler, 1958.
27. Gıdı gıdı, Öyküler, 1958.
28. Biraz Gelir misiniz, 1958.
29. Nutuk Makinası, Köşeyazıları, 1958.
30. Kördöğüşü, Öyküler, 1959.
31. Aferin, Öyküler, 1959.
32. Mahmut ile Nigâr, Öyküler, 1959.
33. Saçkıran, Roman, 1959.
34. Bişey Yap Met, Oyun, 1959.
35. Az Gittik Uz Gittik, Köşe yazıları, 1959
1960'lı yıllar;
36. Ah Biz Eşekler, Öyküler, 1960.
37. Gözüne Gözlük, Öyküler, 1960.
38. Hoptrinam, Öyküler, 1960.
39. Bir Koltuk Nasıl Devrilir, Öyküler, 1961.
40. Yüz Liraya Bir Deli, Öyküler, 1961.
41. Zübük, Roman, 1961.
42. Biz Adam Olmayız, Öyküler, 1962.
43. (Yeşil Renkli) Namus Gazı, Öyküler, 1964.
44. Sosyalizm Geliyor Savulun, Öyküler, 1965.
45. Toros Canavarı, Oyun, 1965.
46. Rıfat Bey Neden Kaşınıyor, Öyküler, 1965.
47. ihtilali Nasıl Yaptık, Öyküler, 1965.
48. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez I – Yol, Anılar, 1966.
49. Şimdiki Çocuklar Harika, Roman, 1967.
50. Poliste, Anılar, 1967.
51. Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı, Oyun, 1968.
52. Üç Karagöz Oyunu, Oyunlar, 1969.
53. Çiçu, Oyun, 1969.
36. Ah Biz Eşekler, Öyküler, 1960.
37. Gözüne Gözlük, Öyküler, 1960.
38. Hoptrinam, Öyküler, 1960.
39. Bir Koltuk Nasıl Devrilir, Öyküler, 1961.
40. Yüz Liraya Bir Deli, Öyküler, 1961.
41. Zübük, Roman, 1961.
42. Biz Adam Olmayız, Öyküler, 1962.
43. (Yeşil Renkli) Namus Gazı, Öyküler, 1964.
44. Sosyalizm Geliyor Savulun, Öyküler, 1965.
45. Toros Canavarı, Oyun, 1965.
46. Rıfat Bey Neden Kaşınıyor, Öyküler, 1965.
47. ihtilali Nasıl Yaptık, Öyküler, 1965.
48. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez I – Yol, Anılar, 1966.
49. Şimdiki Çocuklar Harika, Roman, 1967.
50. Poliste, Anılar, 1967.
51. Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı, Oyun, 1968.
52. Üç Karagöz Oyunu, Oyunlar, 1969.
53. Çiçu, Oyun, 1969.
1970'li yıllar;
54. Tut Elimden Rovni, Oyun, 1970.
55. Hadi Öldürsene Canikom, Oyun, 1970.
56. Merhaba, Köşe yazıları, 1971.
57. insanlar Uyanıyor, Öyküler, 1972.
58. Leyla ile Mecnun, Fuzuli'den aktarma, 1972.
59. Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Seçki, 1973.
60. Hayvan Deyip de Geçme, 1973.
61. Tatlı Betüş, Roman, 1974.
62. Bu Yurdu Bize Verenler, Çocuk öyküleri, 1975.
63. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez II (Yokuşun Başı), Anılar, 1976.
64. Seyahatname (Duyduk Duymadık Demeyin), 1976.
65. Borçlu Olduklarımız, Çocuk Öyküleri, 1976.
66. Surname, Roman, 1976.
67. Pırtlatan Bal, Çocuk oyunu, 1976.
68. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Roman, 1977.
69. Dünya Kazan Ben Kepçe I (ırak ve Mısır), Gezi Yazıları, 1977.
70. Tek Yol, Roman, 1978.
71. Büyük Grev, Öyküler, 1978.
72. Ben de Çocuktum, Anılar, 1979.
73. Uyusana Tosunum, 1979.
74. Beş Kısa Oyun, Oyunlar, 1979.
54. Tut Elimden Rovni, Oyun, 1970.
55. Hadi Öldürsene Canikom, Oyun, 1970.
56. Merhaba, Köşe yazıları, 1971.
57. insanlar Uyanıyor, Öyküler, 1972.
58. Leyla ile Mecnun, Fuzuli'den aktarma, 1972.
59. Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Seçki, 1973.
60. Hayvan Deyip de Geçme, 1973.
61. Tatlı Betüş, Roman, 1974.
62. Bu Yurdu Bize Verenler, Çocuk öyküleri, 1975.
63. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez II (Yokuşun Başı), Anılar, 1976.
64. Seyahatname (Duyduk Duymadık Demeyin), 1976.
65. Borçlu Olduklarımız, Çocuk Öyküleri, 1976.
66. Surname, Roman, 1976.
67. Pırtlatan Bal, Çocuk oyunu, 1976.
68. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Roman, 1977.
69. Dünya Kazan Ben Kepçe I (ırak ve Mısır), Gezi Yazıları, 1977.
70. Tek Yol, Roman, 1978.
71. Büyük Grev, Öyküler, 1978.
72. Ben de Çocuktum, Anılar, 1979.
73. Uyusana Tosunum, 1979.
74. Beş Kısa Oyun, Oyunlar, 1979.
1980'li yıllarda;
75. Anıtı Dikilen Sinek, Çocuk Öyküleri, 1982.
76. Suçlanan ve Aklanan Yazılar, Özyaşam ve Gazete Yazıları, 1982.
77. Dünya Kazan Ben Kepçe II (Alamanya Alamanya Bizden Aptal Bulaman Ya), Gezi Yazıları, 1983.
78. Sondan Başa, Şiirler, 1984.
79. Benim Delilerim, Anılar, 1984.
80. Yetmiş Yaşım Merhaba, Öyküler, 1984.
81. Kalpazanlık Bile Yapılamıyor, Öyküler, 1984.
82. Ah Biz Ödlek Aydınlar, Deneme, 1985.
83. Soruşturmada (Sorulara Yanıtlar), belgesel, 1986.
84. Seviye On Ölüme Beş Kala, Şiirler, 1986.
85. Salkım Salkım Asılacak Adamlar, Anı, 1987.
86. Maçinli Kız için Ev, Öyküler, ???
87. Kendini Yakalamak, Şiirler, 1988.
88. Korkudan Korkmak, Araştırma, 1988.
89. insanlar Konuşa Konuşa, Söyleşiler, 1988.
90. Nah Kalkınırız, Öyküler, 1988.
91. Bulgaristan'da Türkler - Türkiye'de Kürtler, Anılar, yazılar, 1989.
75. Anıtı Dikilen Sinek, Çocuk Öyküleri, 1982.
76. Suçlanan ve Aklanan Yazılar, Özyaşam ve Gazete Yazıları, 1982.
77. Dünya Kazan Ben Kepçe II (Alamanya Alamanya Bizden Aptal Bulaman Ya), Gezi Yazıları, 1983.
78. Sondan Başa, Şiirler, 1984.
79. Benim Delilerim, Anılar, 1984.
80. Yetmiş Yaşım Merhaba, Öyküler, 1984.
81. Kalpazanlık Bile Yapılamıyor, Öyküler, 1984.
82. Ah Biz Ödlek Aydınlar, Deneme, 1985.
83. Soruşturmada (Sorulara Yanıtlar), belgesel, 1986.
84. Seviye On Ölüme Beş Kala, Şiirler, 1986.
85. Salkım Salkım Asılacak Adamlar, Anı, 1987.
86. Maçinli Kız için Ev, Öyküler, ???
87. Kendini Yakalamak, Şiirler, 1988.
88. Korkudan Korkmak, Araştırma, 1988.
89. insanlar Konuşa Konuşa, Söyleşiler, 1988.
90. Nah Kalkınırız, Öyküler, 1988.
91. Bulgaristan'da Türkler - Türkiye'de Kürtler, Anılar, yazılar, 1989.
1990'lı yıllarda;
92. Rüyalarım Ziyan Olmasın, Öyküler, 1990.
93. Sora Sora Cennet Bulunur, Söyleşiler, 1990.
94. Hoşçakalın, Şiirler, 1990.
95. Aşkım Dinimdir, Öyküler, 1991.
96. Nasrettin Hoca Gülütleri, Çocuklar için gülütler, 1991.
97. Hazreti Dangalak, Taşlamalar, 1992.
98. Bir Zamanlar Memleketin Birinde, Oyun, 1992.
99. Bir Aşk Var Bir de Ölüm, Şiirler, 1992.
100. Başarılarımı Karılarıma Borçluyum, Oyun, 1992.
101. Sait Hopsayıt, Oyun, 1992.
102. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Oyun, 1992.
103. Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru, Belgesel, 1993.
104. Bir Dokun Bin Dinle, Söyleşiler, 1994.
105. Bir Tutam Aydınlık, Köşe yazıları, 1994.
106. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları I, Mektuplar, 1994.
107. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları II, Mektuplar, 1994.
108. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları III, Mektuplar, 1994.
109. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları IV, Mektuplar, 1995.
110. Çuvala Doldurulmuş Kediler, yazılar, 1995.
111. Sivas Acısı, 1995.
şeklindedir.
92. Rüyalarım Ziyan Olmasın, Öyküler, 1990.
93. Sora Sora Cennet Bulunur, Söyleşiler, 1990.
94. Hoşçakalın, Şiirler, 1990.
95. Aşkım Dinimdir, Öyküler, 1991.
96. Nasrettin Hoca Gülütleri, Çocuklar için gülütler, 1991.
97. Hazreti Dangalak, Taşlamalar, 1992.
98. Bir Zamanlar Memleketin Birinde, Oyun, 1992.
99. Bir Aşk Var Bir de Ölüm, Şiirler, 1992.
100. Başarılarımı Karılarıma Borçluyum, Oyun, 1992.
101. Sait Hopsayıt, Oyun, 1992.
102. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Oyun, 1992.
103. Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru, Belgesel, 1993.
104. Bir Dokun Bin Dinle, Söyleşiler, 1994.
105. Bir Tutam Aydınlık, Köşe yazıları, 1994.
106. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları I, Mektuplar, 1994.
107. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları II, Mektuplar, 1994.
108. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları III, Mektuplar, 1994.
109. Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları IV, Mektuplar, 1995.
110. Çuvala Doldurulmuş Kediler, yazılar, 1995.
111. Sivas Acısı, 1995.
şeklindedir.
ölümünden sonra yayınlanan eserleri;
112. Aziz Nesin - Tahsin Saraç mektuplaşmaları, Mektuplar, 1995.
113. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez III (Yokuş Yukarı), Özyaşamöyküsü, 1996.
114. Mum Hala I, Aziz Nesin'in Günlüğü, 1996.
115. Gözünüz Aydın Efendim, Öyküler, 1997.
116. Bir Vicdan Davası, Anı, 1998.
117. Türkiye Şarkısı Nâzım, Yaşamöyküsü, 1998.
118. Aziz Nesin - Meral Çelen mektuplaşmaları, Mektuplar, 1998.
119. Birtakım Azizlikler (senaryo: Genco Erkal), 1998.
120. Okuduğum Kitaplar I, Aziz Nesin'in okuduğu kitaplar için tuttuğu notlar, 1999.
Yayına Hazırlananlar;
121. Size Bir Mektup Var, öyküler.
122. Okuduğum Kitaplar II, Aziz Nesin'in okuduğu kitaplar için tuttuğu notlar.
123. Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim, anı
124. Mum hala II, günce.
125. Aptallık Dosyası.
112. Aziz Nesin - Tahsin Saraç mektuplaşmaları, Mektuplar, 1995.
113. Böyle Gelmiş Böyle Gitmez III (Yokuş Yukarı), Özyaşamöyküsü, 1996.
114. Mum Hala I, Aziz Nesin'in Günlüğü, 1996.
115. Gözünüz Aydın Efendim, Öyküler, 1997.
116. Bir Vicdan Davası, Anı, 1998.
117. Türkiye Şarkısı Nâzım, Yaşamöyküsü, 1998.
118. Aziz Nesin - Meral Çelen mektuplaşmaları, Mektuplar, 1998.
119. Birtakım Azizlikler (senaryo: Genco Erkal), 1998.
120. Okuduğum Kitaplar I, Aziz Nesin'in okuduğu kitaplar için tuttuğu notlar, 1999.
Yayına Hazırlananlar;
121. Size Bir Mektup Var, öyküler.
122. Okuduğum Kitaplar II, Aziz Nesin'in okuduğu kitaplar için tuttuğu notlar.
123. Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim, anı
124. Mum hala II, günce.
125. Aptallık Dosyası.
inatla bazılarının sofu geçmişleriyle tanınan isimleri müfredata sokmasından kendine yer bulunamayan eşsiz bir kalem.
babamla fikirlerinin taban tabana zıt olmasına rağmen yine babamın getirdiği kitaplarıyla tanıdığım yazardır. "yaşar ne yaşar ne yaşamaz" okunurken kahramanın başına gelenlere karşı bir sinir krizi geçirilebilir. kendimden biliyorum. fil hamdi, deliler boşandı, sosyalizm geliyor savulun okuduğum kitapları arasındadır. genellikle toplumdaki aksak yönleri, eksikleri işler. anlatımının mizahi ve doğal olması okunma sebeplerinin arasındadır.
türk halkının yüzde altmışının aptal olduğunu söylerken yanılmış olan, aslında bu rakamın yüzde kırkyedi civarında olduğunu ne yazık ki (ya da ona ne mutlu ki) hayatta olmaması nedeniyle öğrenememiş değerli yazar.
BOSUNA
Sen yoksun...
Bosuna yagiyor yagmur...
Birlikte islanmayacagiz ki.....
Bosuna bu nehir......
cirpinip pirpirlanmasi.....
Kiyisinda oturup goremeyecegiz ki...
Uzar uzar gider..
Bosuna yorulur yollar..
Birlikte yürüyemeyecegiz ki..
ozlemlerde ayriliklar da bosuna
oyle uzaklardayiz..
Birlikte aglayamayacagiz ki
Seviyorum seni bosuna..
Bosuna yasiyorum
Yasamı bolusemeyecegiz ki ...
dizelerini yazan rahmetli usta yazar ve sairimiz...
Sen yoksun...
Bosuna yagiyor yagmur...
Birlikte islanmayacagiz ki.....
Bosuna bu nehir......
cirpinip pirpirlanmasi.....
Kiyisinda oturup goremeyecegiz ki...
Uzar uzar gider..
Bosuna yorulur yollar..
Birlikte yürüyemeyecegiz ki..
ozlemlerde ayriliklar da bosuna
oyle uzaklardayiz..
Birlikte aglayamayacagiz ki
Seviyorum seni bosuna..
Bosuna yasiyorum
Yasamı bolusemeyecegiz ki ...
dizelerini yazan rahmetli usta yazar ve sairimiz...
(bkz: bir değil iki)
aziz'im(imiz).
sivas katliamı'nda canına kastedilmesine karşın, yaşanan bu vahşetin sorumlusu olarak nasıl görülebildiğine anlam veremediğim, modern türk edebiyatı'nın önde gelen kalemlerinden, üstad.
not: bu "katliam"ı "olay" diyip de geçiştirenleri, geçiştirmeye çalışanları affedemiyorum. unutmadık unutmayacağız.
not: bu "katliam"ı "olay" diyip de geçiştirenleri, geçiştirmeye çalışanları affedemiyorum. unutmadık unutmayacağız.
sivas katliamında önce dışarı çıkıp bir guruh yaratmış ,daha sonra otele yöneltmiş,en sonunda kibriti çakmış, sonra kimse benden şüphelenmesin deyip içeri geçip bu sefer itfaiye merdiveninde kamera önünde tekme yiyip şov yapmış; yakılası zat.
Özlediğim hırçın Aziz Nesin
Aziz Nesin'i tanıdığımda takvimler 1945'i gösteriyordu. Liseyi bitirmeme daha bir yıl vardı. Hafta sonlarında yazdığım ufak tefek yazıları ismayil Hakkı Baltacıoğlu'nun Yeni Adam dergisine götürürdüm. Derginin günlük yöneticisi Mahmut Yurter'di. Haftada bir de olsa, Babıali'de 2 odalı bir dergi yönetimevine gidip gelmenin paha biçilmez bir mutluluğu vardı içimde. Hele yazımın yayınlandığı haftalarda...
Yeni Adam'ın Baltacıoğlu'ndan başka 3 sürekli yazarı daha vardı: Resai Eriş, Enver Naci Gökşen, Suphi Nuri ileri...
Resai Eriş, içi zeka bobinli paradoksal eleştiriler yapardı, örneğin Orhan Seyfi'nin Gazi'nin ölümünde yazdığı mersiyedeki: "Büyüyor gitgide gözlerden uzaklaştıkça" dizesinin fizik yasalarına aykırı düştüğünü yazardı.
Bir hafta sonunda Aziz Nesin'e rastlamıştım Yeni Adam'da. Küçücük boylu ve aşırı ciddiydi. Bana Cemal Nadir'in Üsküdar Halkevindeki konferansına gitmeyi önermişti. Birlikte Köprü'ye yürümüş ve Üsküdar vapuruna binmiştik. ilk kez gidiyordum bir konferans dinlemeye...
* * *
Aziz'le geçinmek kolay değildi. Sanırım benimle de geçinmek kolay değildi. Arz yuvarlağı coğrafyasına benzeyen yüksek doruklar ve derin uçurumlarla dolu yarım yüzyıllık bir dostluk süresince bilmiyorum kaç kez küsüşüp, kaç kez barıştık..
Benim klasik bir eğitimden geçmiş olmam, ailem ve çevre ilişkilerim Aziz'in gözünde solculuk açısından eksi yönlerimdi. Ayrıca nerdeyse tüm başka yazarlar gibi, ben de kötü bir yazardım. Bunları bazen yazardı da..
Ve derken sorgulanmak için arandığı bir sırada pat diye Ankara'ya gelir bizim eve sererdi postu. Kerime'ciğin kırk yılda bir kuaföre gitmesini de, bir burjuva yozlaşması olarak eleştirirdi.
Sert tartışmalar çıkardı aramızda. Ama birbirimizden de kopamazdık. Olmadık bir günde telefonu açar, ya hayatı üstüne çekilecek bir belgeselde anlatıcı olmamı ister, ya sol bir mitinge birlikte katılmamızı önerirdi.
* * *
Aziz'e göre solcu olup olmamak, namuslu olup olmamakla kancalıydı. Hani nerdeyse herkes namuslu olsa, solcu olmayan kimse kalmayacaktı dünyada..
Ben ise "sol"un "değişimcilik" olduğunu anlatmaya çalışırdım. Ve değişimin de bir Kozmos yasası olduğunu... Kol gücünü enerji kaynağı olarak kullananların, durumlarından hoşnut oldukları için "statükonun değişmesinden" yana elbet çıkmayacaklarını ve kol gücünün yerini alacak yeni enerji kaynakları bulma amacıyla "kar rantabilitesini" bozmayacaklarını söylerdim.
* * *
işçi sınıfının, durağanlıktan yana olan burjuva sınıfına karşı hareketlenmesi, "değişimin" sürekliliğini sağlamak için gerekli bir Kozmos dialektiğiydi... Ve bu sınıf çatışmasının, göreceli ve metafizik bir kavram olan "etik" ile hiçbir ilişkisi yoktu.
Marx'ın, ütopyacı Fransız sosyalistlerine karşı, Kozmos dialektiğine uygun olarak Arz yuvarlağı üstündeki insan toplumlarının da ister istemez değişmek zorunda olduğunu saptaması ve bu "önlenemez değişim" saptamasına "bilimsel sosyalizm" damgasını vurması bundandı..
Yoksa sorun sadece işçi sınıfından yana olmak ve onların yoksulluğunu ön plana çıkaran bir edebiyatı sol edebiyat saymaktan ibaret değildi. Yeni enerji kaynakları, kol gücünün yerini aldığında "monist" bir değişimcilik olan "sol" kavramı, iflas mı etmiş olacaktı?
* * *
Marx, kol gücünü enerji kaynağı olarak kullanma gereksinmesinden doğan "insanın insanı sömürme" dönemi ile ondan sonraki dönemi "Antagonist dönem", "non-antagonist dönem" diye ikiye ayırmıştı; yani "uzlaşmasız çelişi dönemi", "uzlaşmalı çelişi dönemi"...
Kozmos'la birlikte Arz yuvarlağını da kapsayan sürekli değişimin bilincinde olmak ve bu nedenle de "statükoculuğu" kıracak potansiyel güçlerle bütünleşmek, "monizm"in sadece bizim kuşağımıza rastlamış politik bir karesiydi. Monizm'i salt bu politik karenin içine hapsetmenin ve bu kareyi aşılamaz sanmanın Marksizm'le uzaktan yakından bir ilişkisi yoktu.
* * *
Aziz bu tür derinleşmelere pek kulak asmazdı. Hoş, benim kuşağımın ateşli solcuları da Markx'dan çok Lenin'le ilgiliydiler. Yani "Bilimsel sosyalizm"in, işçi sınıfının "statükoyu" yıkması için gerekli sınıfsal kavgasıyla...
Yeni enerji kaynaklarıyla eski statüko bozulduğunda, "değişimciliğin, yani solun" işlevi ne olacak sorusuna, Avrupa'nın "Yeni Sol'u" yeni yeni yanıt aramaya başladı.
* * *
Aziz'i özlüyorum. Bir gün tekrar buluştuğumuzda, bir yandan ortak kahkahalar, bir yandan dediğim dedik inatlaşmalarıyla, küse barışa dolaşır gideriz gibime gelir sonsuzlukta...
çetin altan
Aziz Nesin'i tanıdığımda takvimler 1945'i gösteriyordu. Liseyi bitirmeme daha bir yıl vardı. Hafta sonlarında yazdığım ufak tefek yazıları ismayil Hakkı Baltacıoğlu'nun Yeni Adam dergisine götürürdüm. Derginin günlük yöneticisi Mahmut Yurter'di. Haftada bir de olsa, Babıali'de 2 odalı bir dergi yönetimevine gidip gelmenin paha biçilmez bir mutluluğu vardı içimde. Hele yazımın yayınlandığı haftalarda...
Yeni Adam'ın Baltacıoğlu'ndan başka 3 sürekli yazarı daha vardı: Resai Eriş, Enver Naci Gökşen, Suphi Nuri ileri...
Resai Eriş, içi zeka bobinli paradoksal eleştiriler yapardı, örneğin Orhan Seyfi'nin Gazi'nin ölümünde yazdığı mersiyedeki: "Büyüyor gitgide gözlerden uzaklaştıkça" dizesinin fizik yasalarına aykırı düştüğünü yazardı.
Bir hafta sonunda Aziz Nesin'e rastlamıştım Yeni Adam'da. Küçücük boylu ve aşırı ciddiydi. Bana Cemal Nadir'in Üsküdar Halkevindeki konferansına gitmeyi önermişti. Birlikte Köprü'ye yürümüş ve Üsküdar vapuruna binmiştik. ilk kez gidiyordum bir konferans dinlemeye...
* * *
Aziz'le geçinmek kolay değildi. Sanırım benimle de geçinmek kolay değildi. Arz yuvarlağı coğrafyasına benzeyen yüksek doruklar ve derin uçurumlarla dolu yarım yüzyıllık bir dostluk süresince bilmiyorum kaç kez küsüşüp, kaç kez barıştık..
Benim klasik bir eğitimden geçmiş olmam, ailem ve çevre ilişkilerim Aziz'in gözünde solculuk açısından eksi yönlerimdi. Ayrıca nerdeyse tüm başka yazarlar gibi, ben de kötü bir yazardım. Bunları bazen yazardı da..
Ve derken sorgulanmak için arandığı bir sırada pat diye Ankara'ya gelir bizim eve sererdi postu. Kerime'ciğin kırk yılda bir kuaföre gitmesini de, bir burjuva yozlaşması olarak eleştirirdi.
Sert tartışmalar çıkardı aramızda. Ama birbirimizden de kopamazdık. Olmadık bir günde telefonu açar, ya hayatı üstüne çekilecek bir belgeselde anlatıcı olmamı ister, ya sol bir mitinge birlikte katılmamızı önerirdi.
* * *
Aziz'e göre solcu olup olmamak, namuslu olup olmamakla kancalıydı. Hani nerdeyse herkes namuslu olsa, solcu olmayan kimse kalmayacaktı dünyada..
Ben ise "sol"un "değişimcilik" olduğunu anlatmaya çalışırdım. Ve değişimin de bir Kozmos yasası olduğunu... Kol gücünü enerji kaynağı olarak kullananların, durumlarından hoşnut oldukları için "statükonun değişmesinden" yana elbet çıkmayacaklarını ve kol gücünün yerini alacak yeni enerji kaynakları bulma amacıyla "kar rantabilitesini" bozmayacaklarını söylerdim.
* * *
işçi sınıfının, durağanlıktan yana olan burjuva sınıfına karşı hareketlenmesi, "değişimin" sürekliliğini sağlamak için gerekli bir Kozmos dialektiğiydi... Ve bu sınıf çatışmasının, göreceli ve metafizik bir kavram olan "etik" ile hiçbir ilişkisi yoktu.
Marx'ın, ütopyacı Fransız sosyalistlerine karşı, Kozmos dialektiğine uygun olarak Arz yuvarlağı üstündeki insan toplumlarının da ister istemez değişmek zorunda olduğunu saptaması ve bu "önlenemez değişim" saptamasına "bilimsel sosyalizm" damgasını vurması bundandı..
Yoksa sorun sadece işçi sınıfından yana olmak ve onların yoksulluğunu ön plana çıkaran bir edebiyatı sol edebiyat saymaktan ibaret değildi. Yeni enerji kaynakları, kol gücünün yerini aldığında "monist" bir değişimcilik olan "sol" kavramı, iflas mı etmiş olacaktı?
* * *
Marx, kol gücünü enerji kaynağı olarak kullanma gereksinmesinden doğan "insanın insanı sömürme" dönemi ile ondan sonraki dönemi "Antagonist dönem", "non-antagonist dönem" diye ikiye ayırmıştı; yani "uzlaşmasız çelişi dönemi", "uzlaşmalı çelişi dönemi"...
Kozmos'la birlikte Arz yuvarlağını da kapsayan sürekli değişimin bilincinde olmak ve bu nedenle de "statükoculuğu" kıracak potansiyel güçlerle bütünleşmek, "monizm"in sadece bizim kuşağımıza rastlamış politik bir karesiydi. Monizm'i salt bu politik karenin içine hapsetmenin ve bu kareyi aşılamaz sanmanın Marksizm'le uzaktan yakından bir ilişkisi yoktu.
* * *
Aziz bu tür derinleşmelere pek kulak asmazdı. Hoş, benim kuşağımın ateşli solcuları da Markx'dan çok Lenin'le ilgiliydiler. Yani "Bilimsel sosyalizm"in, işçi sınıfının "statükoyu" yıkması için gerekli sınıfsal kavgasıyla...
Yeni enerji kaynaklarıyla eski statüko bozulduğunda, "değişimciliğin, yani solun" işlevi ne olacak sorusuna, Avrupa'nın "Yeni Sol'u" yeni yeni yanıt aramaya başladı.
* * *
Aziz'i özlüyorum. Bir gün tekrar buluştuğumuzda, bir yandan ortak kahkahalar, bir yandan dediğim dedik inatlaşmalarıyla, küse barışa dolaşır gideriz gibime gelir sonsuzlukta...
çetin altan
"Türk halkının yüzde 60'ı aptaldır" önermesine sahip yazar. acaba bu yüzde 60'lık kesime kendi de dahil miydi hep merak etmişimdir. keşke yaşıyor olsaydı da sorabilseydim.
Yazdığı eserler kaliteli olabilir. Bence sosyalizmi yalnış anlamış biridir. Yaşam boyunca pişman olmuşsada bunu açıklayamamış kendine yedirememiştir. Sonu da pek hayırlı değildir zaten. Yazdıkları hariç gerisi gereksiz birisidir.
(bkz: eli öpülesi mübarek insan)
"Güz sabahı buğusunda bir salkım üzüm mü avuçlarımdaki ne?
Ayışığı yansıyor yüzüne.
Ben böyle bulutsu yüzü, ben böyle ışıksı yüzü
bir on yedi yaşındakinde gördüm,
bir de şimdi düşümde." *
dizelerinde, elini attığı her işte olduğu gibi şairlikte de ustalığını göstermiş yazar.
Ayışığı yansıyor yüzüne.
Ben böyle bulutsu yüzü, ben böyle ışıksı yüzü
bir on yedi yaşındakinde gördüm,
bir de şimdi düşümde." *
dizelerinde, elini attığı her işte olduğu gibi şairlikte de ustalığını göstermiş yazar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar