bugün
- bir kadına verilecek en güzel çiçek5
- arjantin mısır maçı13
- yazarların mezun olduğu okullar13
- ctrlx'in ayakları13
- donumu satsam ödeyemem3
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı11
- yenilenebilir enerji4
- sözlüğünü başka sözlükle aldatan hain yazar6
- ankara da nato zirvesi12
- gece araba sürerken dinlenecek şarkılar3
- adana sokak lezzetleri5
- 23 yaş8
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- yazarların sahip olmak istedikleri süper güçler4
- tek başına5
- sözlük yazarlarına tavsiye2
- batman2
- 7 temmuz 2026 messi balonunun patlaması4
- yıldırım bayezid3
- donald trump'ın anıtkabir'i ziyaret etmemesi12
- messi uzaylı abi5
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın18
- aylık 342 bin lira iyi para mıdır sorunsalı3
- rafadan yumurta kaç dk olmalı13
- trump erdogan gorusmesi caatsa kalkiyor2
- herzevekil2
- sözlüğün en muhteşem yazarlarının fotoğrafları12
- tanrı mı bizi yarattı tanrıyı mı biz yarattık9
- trump'ı e30'a bindirip sincana götürmek2
- üst düzey yönetici olabilmek için gerekenler9
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı24
- vurdurmuş erkek nasıl anlaşılır11
- balık burcu bir sözlük kızıyla evlenebilirim16
- tüm sözlükte saygı gören bir yazarsınız2
- 2026 dünya kupası26
- komünizmi iyi bir şey sanmak4
- iri kıyım kadın çekiciliği5
- türkiye komünist partisi4
- lauren bennett2
- dövmesi olan erkek9
- yoğurt11
- trump necla ablayı ziyaret edecek mi5
- atm'ye ateme diyen hanzo13
- saraca finch house21
- gülüyorum ama mutlu değilim3
- psikoloji bilim midir6
- 7 temmuz 2026 deniz göktaş'ın cezaevi mektubu3
- trump'ın tr'ye 5 f35 vereceğiz açıklaması5
- erdoğan ın dünya lideri olması5
- sağ liberalizm3
Önemli şair çok önemli bir adam değeri bilinmeli.
Türkiye'de doğru düzgün rusça tercüme yapabilen çevirmenlerin olmadığı dönemlerde sayısız rus şiirini dilimize kazandıran adamdır.
Şu da dursun şuracıkta ;
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDiĞiM BiR ŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDiĞiM BiR ŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
Öğrendik ki, iki şey asla terk etmezmiş insanı: Biri yanındaki ana, diğeri kalbindeki yara.
Kendisini 2013 yılında Ege üniversitesi'ne davet etmiştik. Etkinlik öncesi kampüsteki teröristler arkadaşlarımıza saldırıp oturdukları cafeyi kuşatmıştı. Ben de o esnada istanbul Boğaziçi Üniversitesi'ne başka bir etkinlik için konuşmacı olarak gitmiştim. TELEfonla Haberi alır almaz oraya 20-30 arkadaş gönderip, o teröristleri kendi ellerindeki sopa Ve satırlarla bir güzel dövdürmüştük.
Hey gidi günler. Kendisi pkklıların baya Nefret ettiği güzel bir insandır.
Hey gidi günler. Kendisi pkklıların baya Nefret ettiği güzel bir insandır.
geçen yıl Haydarpaşa'da tanıştığım güzel insan.
kitap imzalatmak için gittiğimde ''Sen uzaktan gelmişsin, senin için ayağa kalkarım'' dedi ve dizelerinden sonra bir de böyle asaleti ile vurdu beni.
kitap imzalatmak için gittiğimde ''Sen uzaktan gelmişsin, senin için ayağa kalkarım'' dedi ve dizelerinden sonra bir de böyle asaleti ile vurdu beni.
...
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.
Ataol Behramoğlu
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.
Ataol Behramoğlu
Her iki cümlesinden birinde kendini övmeyi maharet sayan, neredeyse kendinden üçüncü çoğul şahıs bahsedecek kadar megaloman orta karar şair. Dünya görüşü umurumda değil, ama insan kalitesi son derece düşük, tek bir konuşmasını izlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız.
türkcenin yaşayan en büyük şairlerinden en başlarındadır.
kelimeleri duygu ve coşku ile harmanlayıp kanatlandırır.
eylem adamıdır. cumhuriyet mitinglerinden, gezi'ye gazdan adam festivaline,
balyoz, ergekon eylemlerine kadar heryerdedir.
an itibarı ile halk tv'de medya mahallesinde.
bu büyük ozanı, gözü kulağı ile değil, götü ile dinleyip ona megolaman diyebilen ahmak öküzlere diyecek bir şey yok. zor ama allah akıl versin.
ortalık sadece ahmak öküz değil. cahil dolu.
emeksiz zengin olanın
kitapsız bilgin olanın
sermayesi din olanın
rehberi şeytan olmuştur
yunus gibi şiiirinden alıntı, sosyal medyada şiir yunus emre'nin şeklinde dönüyor.
varsın yunus'un bilsinler diyor behramoğlu.
yunus gibi şiirini “gitti beyler mürveti, binmişler birer atı
yediğü yoksul eti, içtiği kan olısar” yunus
https://www.youtube.com/watch?v=PCEeXChydz8
yunus gibi, ataol behramoğlu
yunus gibi
kıran vurdu memleketi
zalimler hakan olmuştur
yedikleri yoksul eti
içtikleri kan olmuştur
kula kulluk etmeyenin
vicdanını satmayanın
haram lokma yutmayanın
mekânı zindan olmuştur
yalan dolan yazıp çizen
kudretliye övgü düzen
dün dinsizim diye gezen
bugün müslüman olmuştur
emeksiz zengin olanın
kitapsız bilgin olanın
sermayesi din olanın
rehberi şeytan olmuştur
haramisi, soyguncusu
uğursuzu, vurguncusu
cellat ruhlusu, soysuzu
bakan, sadrazam olmuştur
korkan varsa konuşmaya
anlam yükleyip susmaya
gerek kalmadı korkmaya
çünkü korkulan olmuştur
sesime kulak ver gülüm
tutsaklığa yeğdir ölüm
nerde varsa böyle zulüm
çaresi isyan olmuştur
kelimeleri duygu ve coşku ile harmanlayıp kanatlandırır.
eylem adamıdır. cumhuriyet mitinglerinden, gezi'ye gazdan adam festivaline,
balyoz, ergekon eylemlerine kadar heryerdedir.
an itibarı ile halk tv'de medya mahallesinde.
bu büyük ozanı, gözü kulağı ile değil, götü ile dinleyip ona megolaman diyebilen ahmak öküzlere diyecek bir şey yok. zor ama allah akıl versin.
ortalık sadece ahmak öküz değil. cahil dolu.
emeksiz zengin olanın
kitapsız bilgin olanın
sermayesi din olanın
rehberi şeytan olmuştur
yunus gibi şiiirinden alıntı, sosyal medyada şiir yunus emre'nin şeklinde dönüyor.
varsın yunus'un bilsinler diyor behramoğlu.
yunus gibi şiirini “gitti beyler mürveti, binmişler birer atı
yediğü yoksul eti, içtiği kan olısar” yunus
https://www.youtube.com/watch?v=PCEeXChydz8
yunus gibi, ataol behramoğlu
yunus gibi
kıran vurdu memleketi
zalimler hakan olmuştur
yedikleri yoksul eti
içtikleri kan olmuştur
kula kulluk etmeyenin
vicdanını satmayanın
haram lokma yutmayanın
mekânı zindan olmuştur
yalan dolan yazıp çizen
kudretliye övgü düzen
dün dinsizim diye gezen
bugün müslüman olmuştur
emeksiz zengin olanın
kitapsız bilgin olanın
sermayesi din olanın
rehberi şeytan olmuştur
haramisi, soyguncusu
uğursuzu, vurguncusu
cellat ruhlusu, soysuzu
bakan, sadrazam olmuştur
korkan varsa konuşmaya
anlam yükleyip susmaya
gerek kalmadı korkmaya
çünkü korkulan olmuştur
sesime kulak ver gülüm
tutsaklığa yeğdir ölüm
nerde varsa böyle zulüm
çaresi isyan olmuştur
"ne kadar güzeldin sen, nasıl eşsiz bir yazdı..."
bu mecrada ahmak öküz çok. başka bir öküz behramoğlu'nun peker denen mafya bozuntusuna şiir yazmış diyor.
bu öküze birileri bunu söylemiş buna safsaf inanmış. ya da çakal, aklınca iftira atıyor.
şimdi gördüğün ilk a4'ü alıyorsun. kıvırıyorsun. içinde bir şiir olsun ama. tamam onu götüne sok. aklın götünde olduğu için, hayatında ilk defa bir şiiirle karşılaşacaksın.
bu kıyağımın da unutma.
şimdi siktir olup gidebilirsin...
bu öküze birileri bunu söylemiş buna safsaf inanmış. ya da çakal, aklınca iftira atıyor.
şimdi gördüğün ilk a4'ü alıyorsun. kıvırıyorsun. içinde bir şiir olsun ama. tamam onu götüne sok. aklın götünde olduğu için, hayatında ilk defa bir şiiirle karşılaşacaksın.
bu kıyağımın da unutma.
şimdi siktir olup gidebilirsin...
hislerime tercüman olmuş şiirin yazarıdır:
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
sadece büyük bir şair değil, büyük bir yurtseverdir.
cahilini arsızını savdık şimdi bir de kendini sosyalist sanan basınımızdar düdüklü tencere çıktı meydana.
biraz mürekkep yalayınca 3 kitap okuyunca havaya giren çakma solcular az değil, bu bağımlı emperyal yarı aydını bol bu az gelişmiş ve çorak topraklarda.
ergenekon ve balyoz süreçlerinde, akp,fetö, liboş birlikteliği ile yürütülen sürek avına
bu ülkenin tü,m yurtseverleri karşı çıktı, karşı durdu. kendini solcu sanan kökünde pis emperyal sular bulunan liboş ve solcu müsvetteleri, fetönün itleri ile kucak kucakkucağa, yurtsevere ellerindeki tüm medya organları ile linç yürüttüler. aha da misal örnek ufak bir uras var misal bunlardan numunelik bir örnek. bunlarında alayı da yetmez ama evetci ahmak oldu.
şimdi bu pis adamların, yurtsever aydınların için yazdıkları iftiraları kopyala yapıştır buralara
koyan kuş beyinli tipler var.
lan sağ kemalist ne demek lan ötmeyen düdüklü tencere.
şimdi, sana nerelerine kadar battı ise, kemalizmi aşşağılamak için kullanıyorsun anladık.
onu biz göğsümüzde aklımızda yüreğimiz de şerefle taşırız. sağ kemalist ne lan tahammülsüz civciv.
ne demiş şair,
emeksiz zengin olanın kitapsız bilgin olanın sermayesi din olanın rehberi şeytan olmuştur.
böyle kitapsız, ezberlediği kopyala yapıştır yaptıüğı üç cümle ile çakma solcu olanın rehberi boka batmakta olan emperyalizmdir.
neyse bu itleri geçelim bir kalemde.
o kadar işin gücün arasında, bu büyük şairi tekrar anımsattı bu alçaklar.
ekşi, arşivimi karıştırdım. güzel cümleler kurmuşum zamanında.
"...
bir gün mutlaka yeneceğiz! bir gün mutlaka yeneceğiz! bunu söyleyeceğiz bin defa!
sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla
ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
yürüyeceğiz çoğala çoğala...
şiirin, yurtseverliğin ve de insanlığın bayrağını hep beraber dalgalandırır.
..
alçaklıkla insan olmak arasında
bir seçim yapman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ve yaşamla ölüm arasındaki savaşta
ölümü göze alman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
http://www.cumhuriyet.com...e_ve_herkese_sorular.html
17 ekim 2015 cumartesi günü köşesinde bu çarpıcı şiiri vardı. an itibarı ile halk radyo'da dinliyorum.
10 ekim'de katledilen canlar için yazdığı şiiri okudu ekrem ataer.
kendime ve herkese sorular
karanlığın aydınlıkla savaşında
karanlıktan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
iyilik kötülüğe yenik düşerken
kötülükten yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
nefretin sevgiyle yarışında
nefretten yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
akıl sinmişken aptallık karşısında
aptallıktan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
zalim acı çektirmedeyken mazluma
zalimden yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
doğruluk yalanla kuşatılmışsa
yalandan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
sinsi tuzaklarına erdemsizliğin
erdem düşmek üzereyse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
haksızlıkla eşitsiz savaşımında
haklılık silahsız kalmışsa eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
adalet kılıcının kabzasına
celladın eli uzanmışsa eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
alçaklıkla insan olmak arasında
bir seçim yapman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
korku cesareti kemirmedeyken
korkudan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ölüm bıçak bilemekteyken yaşama
ölümden yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ve yaşamla ölüm arasındaki savaşta
ölümü göze alman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ataol behramoğlu
cahilini arsızını savdık şimdi bir de kendini sosyalist sanan basınımızdar düdüklü tencere çıktı meydana.
biraz mürekkep yalayınca 3 kitap okuyunca havaya giren çakma solcular az değil, bu bağımlı emperyal yarı aydını bol bu az gelişmiş ve çorak topraklarda.
ergenekon ve balyoz süreçlerinde, akp,fetö, liboş birlikteliği ile yürütülen sürek avına
bu ülkenin tü,m yurtseverleri karşı çıktı, karşı durdu. kendini solcu sanan kökünde pis emperyal sular bulunan liboş ve solcu müsvetteleri, fetönün itleri ile kucak kucakkucağa, yurtsevere ellerindeki tüm medya organları ile linç yürüttüler. aha da misal örnek ufak bir uras var misal bunlardan numunelik bir örnek. bunlarında alayı da yetmez ama evetci ahmak oldu.
şimdi bu pis adamların, yurtsever aydınların için yazdıkları iftiraları kopyala yapıştır buralara
koyan kuş beyinli tipler var.
lan sağ kemalist ne demek lan ötmeyen düdüklü tencere.
şimdi, sana nerelerine kadar battı ise, kemalizmi aşşağılamak için kullanıyorsun anladık.
onu biz göğsümüzde aklımızda yüreğimiz de şerefle taşırız. sağ kemalist ne lan tahammülsüz civciv.
ne demiş şair,
emeksiz zengin olanın kitapsız bilgin olanın sermayesi din olanın rehberi şeytan olmuştur.
böyle kitapsız, ezberlediği kopyala yapıştır yaptıüğı üç cümle ile çakma solcu olanın rehberi boka batmakta olan emperyalizmdir.
neyse bu itleri geçelim bir kalemde.
o kadar işin gücün arasında, bu büyük şairi tekrar anımsattı bu alçaklar.
ekşi, arşivimi karıştırdım. güzel cümleler kurmuşum zamanında.
"...
bir gün mutlaka yeneceğiz! bir gün mutlaka yeneceğiz! bunu söyleyeceğiz bin defa!
sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla
ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
yürüyeceğiz çoğala çoğala...
şiirin, yurtseverliğin ve de insanlığın bayrağını hep beraber dalgalandırır.
..
alçaklıkla insan olmak arasında
bir seçim yapman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ve yaşamla ölüm arasındaki savaşta
ölümü göze alman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
http://www.cumhuriyet.com...e_ve_herkese_sorular.html
17 ekim 2015 cumartesi günü köşesinde bu çarpıcı şiiri vardı. an itibarı ile halk radyo'da dinliyorum.
10 ekim'de katledilen canlar için yazdığı şiiri okudu ekrem ataer.
kendime ve herkese sorular
karanlığın aydınlıkla savaşında
karanlıktan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
iyilik kötülüğe yenik düşerken
kötülükten yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
nefretin sevgiyle yarışında
nefretten yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
akıl sinmişken aptallık karşısında
aptallıktan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
zalim acı çektirmedeyken mazluma
zalimden yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
doğruluk yalanla kuşatılmışsa
yalandan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
sinsi tuzaklarına erdemsizliğin
erdem düşmek üzereyse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
haksızlıkla eşitsiz savaşımında
haklılık silahsız kalmışsa eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
adalet kılıcının kabzasına
celladın eli uzanmışsa eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
alçaklıkla insan olmak arasında
bir seçim yapman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
korku cesareti kemirmedeyken
korkudan yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ölüm bıçak bilemekteyken yaşama
ölümden yana değilsen eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ve yaşamla ölüm arasındaki savaşta
ölümü göze alman gerekirse eğer
neresi olmalı bulunduğun yer?
ataol behramoğlu
reichstag yangını yazmıştı, behramoğlu, yurtseverlerin ergenekon ve balyoz 'la yakıldığı
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
Şiirlerindeki en önemli konu devrim ve aşktır.
Şiirlerinde uzun mısralar kullanır.
Ilk zamanlar aşırı toplumsal ve kavgacı bi çizgide yazdı.
Aynı zamanda antoloji ve çevirilirde yapmistir.
Bir ermeni general, bir gün mutlaka, yaşadıklarimdan öğrendiğim bir şey var, ne yağmur ne şiirler şiirleridir.
Yaşayan bir şiir, şiirin dili anadil, utanıyorum, mekanik gözyaşları denemeleridir.
Ayrica baska gökler altında, yurdu teninde duymak gezi yazılarıdır.
Şiirlerinde uzun mısralar kullanır.
Ilk zamanlar aşırı toplumsal ve kavgacı bi çizgide yazdı.
Aynı zamanda antoloji ve çevirilirde yapmistir.
Bir ermeni general, bir gün mutlaka, yaşadıklarimdan öğrendiğim bir şey var, ne yağmur ne şiirler şiirleridir.
Yaşayan bir şiir, şiirin dili anadil, utanıyorum, mekanik gözyaşları denemeleridir.
Ayrica baska gökler altında, yurdu teninde duymak gezi yazılarıdır.
dilimin altında özlem var
ve karışık bir dua
boğulmuş anılar
seni getirmez bana
şiirler bana seni getiremez
ne de bir yazdan kalan kırıntılar
bir taş olabilseydim
uyku ya da rüzgar
ilkbahar yine gelecek
belki yine mutlu olurum
bir dilsizin şarkısına benzeyecek
senden sonra mutluluğum.
Ataol Behramoğlu'nun aşk iki kişiliktir kitabındaki on ayrılık şiiri'nin yedincisidir.
ve karışık bir dua
boğulmuş anılar
seni getirmez bana
şiirler bana seni getiremez
ne de bir yazdan kalan kırıntılar
bir taş olabilseydim
uyku ya da rüzgar
ilkbahar yine gelecek
belki yine mutlu olurum
bir dilsizin şarkısına benzeyecek
senden sonra mutluluğum.
Ataol Behramoğlu'nun aşk iki kişiliktir kitabındaki on ayrılık şiiri'nin yedincisidir.
Revolver şiiri harikadır.
Revolver şiiri harikadır mutlaka okuyun dediğim yazardır.
Aşağıya bırakıyorum okumak isteyen sözlük ahâlisine.
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çeçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.
Aşağıya bırakıyorum okumak isteyen sözlük ahâlisine.
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çeçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.
Cellat uyandı yatağında bir gece
"Tanrım" dedi "Bu ne zor bilmece:
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."
"Tanrım" dedi "Bu ne zor bilmece:
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."
Bana "çok karamsarsın biraz ataol behramoğlu oku" diyen edebiyat hocamdan beridir okumadığım şair kendileri.
Kaldırın bugün ne kadar engel varsa güneşle aranızda, elinizin değdiği her şey gökyüzü koksun.
(bkz: marksizm zırvalığı)
Şiirlerinin bendeki yeri ayrıdır.
Büyük şair sıfatıni sonuna değin hak eder.
Büyük şair sıfatıni sonuna değin hak eder.
“ama artık gitmek geliyor içimden.
bir sabah masmavi bir bulutun peşinden,
dönüşü olmayan yerlere.”
bir sabah masmavi bir bulutun peşinden,
dönüşü olmayan yerlere.”
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar