bugün
- kadınlar yüzünden sözlüğün bu halde olması9
- sözlüğün en sevilen yazarı29
- apo idam edilmeli12
- an itibariyle sözlükte cinlerin dolaşması3
- kadınlar yüzünden dünyanın bu halde olması3
- sözlükle ilgili endişeler6
- gelin itiraf edelim2
- uzak mesafe aşk2
- 27 ağustos 2026 şampiyonlar ligi kura çekimi22
- sorgulayan aklı insana kim verdi18
- ateistlerin yaşama amacı24
- teröriste sövmek artık yasak23
- gta 65
- savunduğu her fikrin doğru olduğuna inanan insan4
- sokrates neden öldürüldü2
- kıskanılan nickler3
- kafayı kurtarmak3
- 27 ağustos 2026 ferencvaros trabzonspor maçı6
- trabzonspor10
- cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde revizyon11
- din tartışmanın gereksiz olması2
- öfke6
- ingilizler3
- sözlüğe küsmek15
- sözlüğün siyasallaşması4
- zall'ın en başından beri yapay zeka olması2
- velvet17
- turhan çömez'in msb lobi anlaşması iddiası2
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı48
- gayler5
- bir kızın kucağınıza oturması6
- tibet buzul faciası2
- sosyalizm'in en büyük handikapı2
- trafikte sinirlenip bağırmak2
- metallica3
- yeter ulan artık19
- sözlük'ün erkek tipsizleri ve çirkinleri8
- hoşlanılan kızın kucağına oturmak4
- saraca'nın şeklinin ve tipinin değişmesi7
- geceye bir şarkı bırak3
- ölen porno yıldızının ruhunu çağırmak4
- fenerbahçe vs galatasaray19
- 2027 sözlük kuralları2
- solu kürt alevi ermeni üçgeninden kurtarmak3
- fenerin sanki bizi biraz fazla rezil etmesi19
- erdoğan'a makarna için oy verildiğini sanan tip2
- fatih tekke2
- flört uygulaması eşleşme verisi2
- apoya küfür edince sinirlenen akpliler ve mhpliler11
- katatespizartmasi5
reichstag yangını yazmıştı, behramoğlu, yurtseverlerin ergenekon ve balyoz 'la yakıldığı
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar