bugün
- yazarların mezun olduğu okullar17
- bir kadına verilecek en güzel çiçek9
- sevgiliyle köpeköldüren içmek5
- bakire kadını gözünden tanımak6
- bir kadına iltifat etme sanatı5
- ölümün en iyi tanımı3
- arjantin mısır maçı13
- vurdurmuş erkek nasıl anlaşılır14
- aleyna tilki nin ayakları3
- sonsuza dek uyumak istiyorum4
- milliyetçi olacakken faşist olmak4
- kaslı yakışıklı sert mizaçlı memur erkekler2
- donald trumpun geceyi kızı neclada geçirmemesi2
- radiohead dinleyen insan2
- döl bankası2
- radiohead dinleyenlerin çok kız düşürmesi2
- borsadan anlayan kadının olmaması3
- tanrı mı bizi yarattı tanrıyı mı biz yarattık10
- sözlüğün en muhteşem yazarlarının fotoğrafları13
- ankara da nato zirvesi12
- kulak kiri kokusu2
- ctrlx'in ayakları11
- yıldızlar tutuşabilir3
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı11
- sözlüğünü başka sözlükle aldatan hain yazar6
- ismet türkiyeye neyle geliyor sorunsalı7
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın18
- donald trump'ın anıtkabir'i ziyaret etmemesi12
- trump'ın ankara'nın yollarını beğenmesi2
- erling braut haaland9
- adana sokak lezzetleri5
- rafadan yumurta kaç dk olmalı13
- 23 yaş7
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- rahip brunson'ı talebim üzerine derhal gönderdi2
- batman3
- donumu satsam ödeyemem3
- trump erdogan gorusmesi caatsa kalkiyor3
- tek başına5
- yazarların sahip olmak istedikleri süper güçler4
- gece araba sürerken dinlenecek şarkılar3
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı24
- yaşlılık zor2
- messi uzaylı abi5
- erdoğan'ın trump'ın sözlerini tasdikleyen tepkisi2
- üst düzey yönetici olabilmek için gerekenler9
- w1242
- 7 temmuz 2026 messi balonunun patlaması4
- spcx2
- yenilenebilir enerji3
reichstag yangını yazmıştı, behramoğlu, yurtseverlerin ergenekon ve balyoz 'la yakıldığı
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar