bugün
- türkiye de artan okul saldırıları4
- çok film izleyen insandan zarar gelmez25
- türk askeri yemen e gitsin kampanyası15
- insanların uzaylılar tarafından yaratılması2
- ilham aliyev10
- sözlük kızlarının kombinleri45
- fon vurgunu2
- göztepe5
- eyüpspor 0 göztepe 44
- sözlüğün ayakları en güzel hatunu3
- 12 ekim 2026 eyüpspor göztepe maçı14
- kendini türk hisseden arap artığı24
- sözlüğün en yakışıklı erkek yazarı43
- sözlükteki ilişki skandalı37
- 45 adet kurabiye11
- bir bar taburesinde yalnız oturmak2
- sözlükte çirkin kız olmaması13
- manisalı erkekler8
- ikinci dünya savaşına girseydik neler olurdu7
- firavun haklıydı12
- sözlük yazarlarının dehşetül vahşet kombinleri12
- uludede'ye sorulacak sorular8
- son okunan kitap7
- uludede'nin zebraları giyip yatması8
- gammaz sözlük kızları15
- diamond bosphorus denince akla gelenler39
- gece yatağın altında hatay dürüm gömen cin8
- filistin57
- sevilmeyen yazara pestisitli elma göndermek7
- kesik at kafası7
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek10
- sözlükteki gammaz özelliği11
- ismet gurbuz'e kesik at kafası göndermek5
- sahte motor yağı8
- arkadaşlar toplanır mısınız konuşma yapacağım8
- artık kürt sorunu yoktur14
- sonbaharda dinlenecek şarkılar5
- doktorluğu en zor tıbbi branş15
- nervio7
- yarın nikahı basarım denilebilen kadın özellikleri11
- levent kırca11
- zina yapmayan erkekle dalga geçilmesi9
- içtim şarabı siktim arabı7
- kendini güzel sanan at suratlı kız7
- gece yatağın altından el çıkaran cin5
- hırt11
- claudian clouds9
- s'i l v'e r m'i s t15
- bir kıza alınabilecek en iyi hediye10
- hanginiz yaptı bunu6
reichstag yangını yazmıştı, behramoğlu, yurtseverlerin ergenekon ve balyoz 'la yakıldığı
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
en alevli günlerde.
bu kurmaca olay, 'hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.' diyor.
ataol behramoğlu
24.01.2009
cumhuriyet
reichstag yangını mahkemesi
arkasında devletin olduğu bir provokasyonun kokusu duyulduğunda akla hemen reichstag yangını ve onu izleyen düzmece mahkeme gelir.
internete girdiğinizde bu konuda basınımızda yayımlanmış yazılarla karşılaşırsınız.
ali kırca’nın “reichstag’ı kim yaktı?” başlıklı yazısı (sabah, 13 eylül 2005) bunlardan biri.
aynı konuda ali sirmen de “reichstag yangını nasıl oldu?” başlıklı bir yazı yayımlamış (cumhuriyet, 25 mart 2008).
her iki yazarın da yazı başlıklarını soru işaretiyle noktalamış olmaları rastlantı değil. reichshtag binası yangını ve onu izleyen mahkeme üzerindeki soru işaretleri günümüzde de sürmekte.
fakat kesin olarak bilinen, bir kundaklama sonucu gerçekleşen yangını kim, nasıl çıkarmış olursa olsun, hitler yönetiminin bu olayı bütün muhaliflerini temizlemek için kullandığı ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaştığıdır.
***
ansiklopedik bilgimizi yenileyelim:
almanya cumhurbaşkanı paul von hindenburg, 31 mart 1932 seçimlerinde oyların yüzde otuz yedisini almakla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan nasyonal sosyalist işçi partisi kurucusu ve başkanı adolf hitler’i ocak 1933’te başbakanlığa atıyor.
kapitalizmin korkusu, komünistlerin bir genel grevle ülkede devrimci durum yaratmasıdır.
hitler’in partisinin katolik merkez parti’yle istikrarlı bir koalisyon kuracakları umulmaktadır.
reichstag (alman parlamento binası) bu atamadan bir sonraki ay, şubat 1933’te kundaklanıyor.
bu olay, hitler’in iktidara bütünüyle el koymasının ve komünist partisi başta olmak üzere her türlü muhalefeti kısa süre içinde yok etmesinin de başlangıcıdır.
***
şu günlerde benim reichstag yangını ve mahkemesiyle ilgilenmem de rastlantı değil.
tahmin edilebilecek nedenin yanı sıra bir başka neden, şu günlerde okumakta olduğum muhteşem bir kitapta anlatılanlar.
peter weiss’ın “direnmenin estetiği”nden söz ediyorum… (yky, çağlar tanyeri-turgay kurultay çevirisi.)
kitabın olağanüstü önemi ve değerinin yanı sıra, çevirinin de eşine az rastlanır seçkinlikte bir çeviri emeği olduğunu belirtmek gerekir.
büyük boy 820 sayfalık bu kitabı, acele etmeksizin, sindirerek okuyor (başka türlüsü zaten olanaksız!) ve diyebilirim ki her sayfasından bir şeyler öğreniyorum.
“direnmenin estetiği”ne belki bir anı-roman denebilir.
aynı zamanda bir siyasi tarih kitabı, yanı sıra da edebiyat ve sanat kuramı alanında bir başyapıt…
sayfalar boyunca almanya’da komünist, sosyalist, sosyal demokrat ya da demokratik sol partiler ve kişiler arasında dinmek bilmeyen çatışmaların, kamplaşmaların, düşmanlıkların hitler’i ve partisini adım adım iktidara nasıl getirdiğini ibretle okuyorsunuz…
ve.. başka başka ülkelerde de olsa, tarihin nasıl bu kadar göz göre göre tekrar ettiğine şaşırarak…
***
burada ayrıntıya girmemin olanağı yok. (başka vesilelerle ve nedenlerle weiss’ın kitabından daha sonraları da mutlaka söz edeceğim.) şimdilik reichstag yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme konusunda gözlemim ise, kundaklamayla suçlanarak tutuklanıp berlin’deki moabit hapishanesi’nin avlusunda volta atmaya gönderilen, sonuçta da yaşamları şu ya da bu biçimde gestapo’nun elinde sona eren seçkin aydın, yazar, gazeteci, siyasetçi ya da sendikacı arasında hitler faşizminin hiçbir ayrım gözetmemiş olduğu…
solun kılı kırk yaran tartışmaları ve sonsuzca sürüp giden bölünmeleri, nazizmin toptancı yargısı önünde hiçbir anlam taşımıyor.
bu ayrışıp bölünmeler, sadece ve ancak, solun ve yanı sıra da her türlü muhalefetin nazizm tarafından kökünün kazınmasını kolaylaştırmaya hizmet etmiştir.
***
alman parlamento binası yangını ve sonrasındaki düzmece mahkeme tipiktir…
totaliter sistemler provokasyonu sever.
tarih burada tekrar ediyor ve edecektir de…
şaşırtıcı olan, bundan ders çıkarması gerekenlerin ders çıkarmamakta ısrar etmeleri, yaklaşan büyük tehdidin karşısında birlik olmayı başaramayışlarıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar