bugün

butun askerlerin mantiksiz oldugu anlamina gelen cumle.

-efendim bosverin askerdir ne yapsa yeridir.
-haklisin yavrum askerde mantik aranmaz..
(bkz: dilde mantık aranmaz)
ülke topraklarını korumak için kurulmuş olan ordunun askerlik yapanlara mantıkdışı müdahalesi savaşın da mantıksız bir olay olduğunu anlatmak mıdır acaba? yoksa bir ironi midir bu da?
(bkz: askerin işine şeytanın bile aklı ermezmiş)
kışla nizamiyesinden girerken şalterin kapatılmasıdır. içerde bi dünya saçma, mantıksız emirler alınır ve bu emirler sorgulanmadan yerine getirilir. sistemin bu şekilde işlemesinin tek sebebi; zamanı geldiğinde en mantıksız emrin yerine getirilmesini sağlamaktır.
(bkz: savas)
-komutanın bir tanesi sabuna basmış kaymış diye sabuna çürüme cezası verilen yer.

-denetlemede tankın ateş etmemesi sonucu tanka çürüme cezası verilen yine aynı yer.

hiç düşünmezlermi bu tankın kaç paraya yapıldığını. doğru ya askerde mantık aranmazdı.*
insanı çok sinirlendiren peşin hükümlere sebep vermiş doğru bir düşüncedir. askerde mantık aranmaz. askerlere imzalatılan ve saçma gibi gözüken "yapmayacagım"ların hepsi başa gelmiş şeylerdir ancak eksiktir. "tuvalette düşüp başımı yarmayacagım", "çatıya çıkmayacagım" vs de vardır normalde. çünkü özellikle doguda alaturka tuvaleti bile ilk defa gören, şimdiye dek poposunu taşa silmiş gariban çocuklar var. bu onları salak mı yapıyormuş? mehmetçiğe salak diyeni de ilk defa duydum. ölen çocugun babası şunu demiyor mu sanılıyor: "komutanım biz sana güvendik, emanet ettik. bizim oğlan elektrik neyim bilmez, niçin anlatmadınız, tembihlemediniz?" elbette soruyorlar. bu yüzden her hafta bunun gibi durumlar konu konu (değişmediyse perşembe akşamları) çocuklara izah edilir ve imzalatılır.

Bota, ağaca selam verme mantıklı olması için değil, ceza olsun veya ast-üst ilişkisini daha iyi öğrensin, komutanın her dediğini itirazsız yapsız diyedir. Çünkü ordunun görevi emri sorgulamadan yerine getirecek tek tip mükemmel asker yetiştirmektir.
mesela jandarma Yüzbaşı çavuşuna, "timini al ve bilmemne tepesini dolaşarak falanca yere git" emrini vermiştir. Çocuk timini alır ve "dağ tepe niye dolaşayım, şurda normal yol var" derse o kestirme yolda mayına basıp, mantığıyla beraber kendini ve arkadaşlarını da öldürür.
sayımda eksik çıkacağı için 30 kuruşluk vida için arabaya binilip çarşıya gililip 3 lira verilip geri dönülmesi sonucunda 'mantıklı bir açıklaması vardır' diye düşündüğüm ama bu şekilde bir kaç olaydan sonra 'yok yok bunlar harbi mal' diyerek mantık aramadığım için kendimi şanslı gördüğüm durumdur.

hayır git bak yine eksiktir o vida *
ilk bakışta doğru gibi görünen aslında geri planında belirli bir mantığın bulunduğu durumdur.sağdan soldan gelmiş bir sürü 18-20 yaşındaki gencin içinde, sözkonusu talimatları bizzat gercekleştirebilecek potansiyele sahip olanların sayısı azımsanmıyacak kadar çoktur.
ayrıca, askere gelenlerin bi çoğu ilk kez ailesinden cevresinden kopup gelmiştir. bu durum ciddi psolojik sorunlara yol açarak mallaştırır insanı.en akıllı, uslu efendi görüneninin bile garip hallerini müşahede edebilirsiniz.
o yüzden erat boş bırakılmaz, oturup geride kalanları, anasını, sevdiceğini düşünecek fırsat bulamasın diye sürekli bi şeylerle meşgul edilir, paso marş söyletilir.
kuş gribinin patlak verdiği bir dönemde askerlik yapmış olan biri olarak sonuna kadar desteklediğim önermedir. imzaladığım kağıttan birkaç madde.
-tavuklarla top oynamayacağım.
-arkadaşımın üzerine tavuk atmayacağım.
-arkadaşım üzerime tavuk atarsa tutmayacağım.
bu kağıtta "askerliğim süresince" gibi bir ibare de görmediğimden dolayı hala tavuklarla top oynamam mesela*
askeriyede sırf bittiği yer yüzünden ayrıma tutulan otlar üzerinden anlatabilirim bu önermenin doğruluğunu:
-Ot eğer taşların arasında bitiyorsa kökünden kazınmalıdır.
-Ot eğer ağaçlık yerlerde bitiyorsa, 20 cm'den yüksek olmamalıdır.
-Ot eğer çimenlik alandaysa, ne uzamalıdır, ne de kısalmalıdır. Aynı gün içinde çimenlik bir alanı niye biçtiğiniz ve niye biçmediğiniz konusunda fırça yiyebilirsiniz.
(bkz: erke dönergeç)
askerde mantık aranmaz aransada bulunmaz.
"bir sorunu çözmenin üç yöntemi vardır:

1- mantıklı yöntem.
2- mantıksız yöntem.
3- askeri yöntem... "

General'in kızıfilminden...
Askeri eğitim almayanların ve askerliği bilmeyenlerin uydurduğu bir yalandır.

Yapmayacağım talimatları belirli tecrübeler neticesinde oluşturulmuş talimatlardır.

Asker salak değildir, hele türk askeri hiç de salak değildir. Günlük eğitimden ve diğer uygulamalardan kaçmanın türlü yollarını bulabilen tipler salak olmazlar.

Ancak bir dönem birlikte çalıştığım topçu yarbay kişisinin de dediği gibi "asker kesilen saçı ile birlikte aklını da döker yere".

Gerçekten de yapmayacağım talimatlarındaki olaylar bir kısım zerzevatın başına gelmiştir. Bu da sorumlu komutanları zor durumda bırakmaktadır, çünkü aileler hesap sormaktadırlar.

yedi yıllık askerlik hayatımda tek bir mantıksız olay dahi görmedim, mantıksız denilen herşey belli bir mantık ve felsefe neticesinde ortaya konur ya da yaptırılır.

selam vermesini bir türlü öğrenemeyen gerzeklere verilen ağaca selam verme cezası bana göre son derece mantıklıdır. Öğrenemeyen her askerin başına bir çavuş dikemezsiniz. Zira o vatandaş zorla da olsa öğrenecektir ve şunu düşünecektir, herkes yapıyor ama ben ağaca selam veriyorum, demek ki bende bir beceriksizlik var.

Askerlik zor ve meşakkatli bir meslektir.

Herkes uyum sağlayamaz.

Bu nedenle de her önünde pipi sallandıran gerçekten asker olamaz.
Klişelerden biri daha , bilen bilmeyen söyler. askerlikte mantık aranmaz. bal gibi de aranır. mantığı da vardır, iç tutarlılığı da. sadece çoğumuzun mantığına terstir.
malum er kisi mutfakta patates soyarken;
+ yok abi askerde mantık yok, valla yok abi mantık ne gezer askeriye de, bi kere bunu vitamini kabugunda ya. *
asker de mantığın yerini alan emirdir. bu yüzden asker de mantık bulunamaz, çünkü yoktur. militarizm kendini yaşatabilmesi için sorgulama mekanizmasını devre dışı bırakır. asker de bulunamayan mantık, militarizmi var kılar (nokta)
şimdi sonu gelmez askerlik anılarına girmiş gibi olacağız ama bu mantığın nasıl bir şey olduğunu iyi anlattığını düşünüyorum. şöyle ki:
tahayyül askerliğini van-iran sınırında dağın tepesinde bir karakolda yapmaktadır. mevsim tam olarak kış ortasıdır. karakolun yolları 2 metre karla kaplıdır, cep telefonu çekmemektedir, sular sık sık borularda donmaktadır, elektirik ve santral telefonu ise kafasına göre gidip gidip gelmektedir. özetle karakol ve içindeki 50 kadar asker, bir dağ başında etraftan tamamen izole bir şekilde, kilerdeki erzağı yiyerek ve kar temizliği yaparak şafak tüketmektedir. tahayyül ise karakola geleli daha çok olmamıştır. kimi geceler rüyalarında izmir'i, kordon'u falan görmektedir.
işte yine böyle bir günde yine aynı rüyadan uyandığımda kordon'da değil koğuşta olduğumu farkettim ve içinde bolca askeri terimlerin olduğu uzun soluklu bir küfür savurdum. saat sabahın beşiydi ve birazdan koğuş kalk verilecekti. bu yüzden uyku da tutmadı öyle gözler kapalı, bilinç açık beklemeye başladım. ancak bizi uyandıracak ruşen adlı uzun dönem biraz gecikmişti ve 10 dk sonra gelebildi. bu esnada ruşen'den şu lafları duymaktaydım.
- alaaaaah oğlum geç kaldık ya. hoop koğuş kalk. kalk kalk kalk. resul hadi geç kaldık çabuk ol hadi hadi.
-(ranzaları sallayarak) alt devreler kalkın oğlum kalkın geç kaldık hadi çabuk.
-(benim ranzaya yaklaşmıştır) abi hadi kalk kalk geç kaldık uzanma yatakta.
bir düş kırıklığını atlatamamış ben ise kalkmak yerine yatakta doğrulup ruşen'i izlemeye başladım. ruşen devam ediyor:
-beyler hadi, daha hızlı daha hızlı. geciktik yaa boku yedik. komtan sikecek bizi.
-(sonra döner ve hala yatakta oturan beni görür, şok halindedir) tahayyül!!! abicim hala yatakta mısın? geç kaldık bak. hadi ama.
daha sonra benim tarih kitaplarına geçecekken, karlı yollara takılan bu yüzden ruşen'den başka kimseyi sorgulamaya yöneltememiş haykırışım geldi:
-ruşen bak. şu anda van-iran sınırında bi dağın başındayız ve saat sabahın beşi. nereye geç kaldık? biz bu durumda nereye geç kalabiliriz, söyler misin? (ağlamaklı) ulan biz istesek de bi yere geç kalamayız burası dağ.
ruşen bu laf üzerine 5 saniye kadar düşündü. ama o eski askerdi, uzun dönemdi, benim gibi poşet (kısa dönem) değildi, çabuk atlattı. kendi kendine konuşarak:)harbiden ya. neye geç kadık? amaan ne bileyim işte. içtimaya geç kaldık. komtan kızar mızar. ona geç kaldık.

askerde mantık aramamak sanırım böyle bir şeydir. bir takım değişmez kuralları vardır ve siz bunları her şart altında yerine getirmekle yükümlüsünüzdür. neden, niçin soruları çoğunlukla karşılıksız kalır, tamam der yaparsınız hatta bi süre sonra alışırsınız. nice gelecek vaadeden filozof adayları bu yollarda dağılmış, beyin amcıklaması geçirmiştir. arz ederim.
ilk 15 günden sonra her askerin anlayacağı gerçektir.

o yüzden zordur ilk zamanlar, neden böyle, neden şöyle soruları birbirini siker ranzada yatarken her gece. sonra farkına varılır nerede olduğunun ve askerlik kolaylaşır.
*
asker taşa takıldı diye, taşa "yerinden oynamama" cezası veriliyorsa... gerçekten mantık aramamak lazım.
zorunlu askerliğin bir mantığı yok ki, o işi yapan adamda mantık olsun.
(bkz: kültikin abi)
(bkz: kaygısızlar)
sivas tugayında yaşanmış bir olaydır.
yeni boyanmış bankların kirletilmemesi ve kimsenin boyanmaması için o işle görevli bir astsubayın, bankların başına 1 günlüğüne nöbet tutacak asker dikmesi ve o nöbetin orada sabitleşmesi. rutin bir denetlemede üst düzey bir komutanın olayı uyanıp sorması üzerine o nöbet yerinin iptal olması asker mantığıdır.
görsel
cep telefonu yasaktır, fakat askerdeki abim tuğgenaral şoforudur ve general 'her aradığımda telefona cevap vereceksin' demektedir.
ama telefon yasaktır orası ayrı.