bugün
- g'i l d'e d l'i l y14
- gül gibi efendi erkek6
- kızların keko erkek seviyoruz demesi7
- emirhan yıldız'ın 16 kattan düşmesi3
- ben geldim kerkenezler18
- dişçiye gitmek8
- evlilik çocukları zengin etme müessesidir2
- sevilen kadının bu bir emirdir bip beni demesi3
- karşı binadaki kızlar2
- temizlikçi gelmeden etrafı toplamak2
- evliliğin aslında bir çıkar ilişkisi olması3
- bisiklet sürerken kızlık zarı yırtılan kız12
- rüyasında sevgilisiyle seviştiğini gören erkek2
- mantığın sesi yazarlar2
- fetö siyasete nasıl sızdı3
- new york city'i alan amerika'yı alır2
- her yere geç kalan insan modeli3
- özelde fingirdeşen yazarlar14
- güneş alerjisi2
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması5
- mrbeast3
- velvet36
- habire1233
- 31 çekmek gühamıdır öğrenciyim3
- 16 ağustos 2026 beşiktaş eyüpspor maçı2
- kaylee hottle2
- ceren ayruk2
- yeni parti14
- insanın kendini çok değerli zannetmesi11
- bisiklet sürerken götü deldirip ibne olan erkek5
- yatakta kitap okumak2
- uykum var diye yatağa geçiş saatlerce reels izlemk2
- hiç sevgilisi olmamış insan4
- bir yazarı entrylerine göre yargılamak10
- insanların hakkında en çok yanıldığı 5 burç12
- kız arkadaşa alınabilecek hediyeler4
- basit bir hayat istemek9
- dos erecto don thales2
- escorta giden erkek4
- istanbul un çok pahalı olması27
- kabataş olayı görüntüleri27
- velvet geceleri napıyor sorunsalı9
- konfor alanına yapışıp kalmak6
- daniel ortega2
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı60
- kemalistlerle solcuların ayrılması gerekliliği13
- her gece yatmadan önceki son mastürbasyon6
- bilgi içerikli başlık açmamanın sebepleri8
- aklın fikrin sekse çalışması6
- ülkücü müsünüz türkçü müsünüz ulusalcı mısınız8
Ataerkil düzenin devam etmesinin en büyük sebebidir anneler...oğullarını paşa, kızlarını hizmetçi gibi yetiştirmiş kadınlar, toplumu şekillendirler.
Kıskançlık ve eziklik içinde büyüyen kız çocukları; herkese tepeden bakan, tüketen ve her şeyi ayağına bekleyen erkek çocukları yetiştirdiniz !
analar insan soyu sizin elinizde. dünyayı değiştirecek güç avuçlarınızda. öfkeniz elinizden alınan evlatlarınız için yıkmalı bu düzeni ve sevginiz evlatlarınız için yeniden yaratmalı dünyayı.
Kıskançlık ve eziklik içinde büyüyen kız çocukları; herkese tepeden bakan, tüketen ve her şeyi ayağına bekleyen erkek çocukları yetiştirdiniz !
analar insan soyu sizin elinizde. dünyayı değiştirecek güç avuçlarınızda. öfkeniz elinizden alınan evlatlarınız için yıkmalı bu düzeni ve sevginiz evlatlarınız için yeniden yaratmalı dünyayı.
evladı ne kadar büyürse büyüsün hala gözünde çocuktur derler anne için. galiba bu doğru. geçen gün torunları geldi bunun. iki adet kuduz gibi evlat. haliyle pestile çevirdiler kadını. uykusu hafiftir normalde. ama gece saat bir civarı ölü gibi yatıyordu. benim de canım sıkıldı dur dedim iki tur atayım dışarı çıkıyorum diye seslendim kapısından. cevap gelmeyince lan dedim yorgunluktan bayıldı mı bu yoksa. içeri girip anneee ben çıkıyorum dedim daha yüksek sesle. "çok uzaklara gitme" dedi mırıldanarak. açamadı kendisini ne kadar yorulduysa artık. lan nerden baksan 15 yıldır duymadığım ama çocukken beynime kazınmış bu ikaz hemen oracıkta küçük bir şok yaşattı bana. güldüm, ilahi anne ya diyip çıktım evden.
çocukken kaldığımız evin bahçesinden ibaretti benim için dünya. ta ki okula başlayana kadar. garajın önünde top oynar, arka bahçede küçük kulübe inşa ederdik. hep arkadaşlarım gelirdi, ben arabaya binip gezmeye, ava, düğüne götürülmedikçe çıkmazdım. bir kere bir arkadaşıma gitmiştim, onların bahçesi saklambaça daha elverişliydi. o zamanlar nefret ettiğim haşlanmış yumurta akını babası zorla yedirdi diye bir daha oraya da gitmedim. bir de annemin peşine takılıp pazara giderdim ama orda da pazar arabasını sürüklemekten başka bir şey görmezdi gözüm. pazarda da sadece renkli, kare şelkindeki lastik kıvamlı yemişlerin satıldığı tezgahı bilir, her hafta önünde tuttururdum. lan neyse okula yazdırdılar, ondan sonra bir daha da eve sokamadılar beni. o zamanlar çok duyardım "uzaklara gitme" lafını. yaş ilerledikçe ulaşamamalar, eve geç gelmeler, bazen gelmemeler başladı. sonra onlar da kabullenildi. 5 senedir ayrı evlerde geçirdik hayatımızı, 3 senedir sadece yılın 2 ayında beraber yaşıyoruz. "uzaklara gitme" dedirtecek bir durum yok. artık nasıl bir bilinçaltıysa dışa vurdu kendini öyle. aramızda iyi değildir ama seviyoruz birbirimizi. tabi ki bu olayın yaşandığını söylemedim kendisine, sabah uyandığında yine yapılması gereken işleri "kaç yaşına geldin" gerekçesiyle üzerime yıkmaya çalıştı. insanların 30'unda, 40'ında tanıştığı işlerle ben 20'lerimde uğraşıyorum ama yine de boşken yatmam, işleri ertelemem, çok gezmem rahatsız ediyor kadını. neyse öpüyorum burdan.
çocukken kaldığımız evin bahçesinden ibaretti benim için dünya. ta ki okula başlayana kadar. garajın önünde top oynar, arka bahçede küçük kulübe inşa ederdik. hep arkadaşlarım gelirdi, ben arabaya binip gezmeye, ava, düğüne götürülmedikçe çıkmazdım. bir kere bir arkadaşıma gitmiştim, onların bahçesi saklambaça daha elverişliydi. o zamanlar nefret ettiğim haşlanmış yumurta akını babası zorla yedirdi diye bir daha oraya da gitmedim. bir de annemin peşine takılıp pazara giderdim ama orda da pazar arabasını sürüklemekten başka bir şey görmezdi gözüm. pazarda da sadece renkli, kare şelkindeki lastik kıvamlı yemişlerin satıldığı tezgahı bilir, her hafta önünde tuttururdum. lan neyse okula yazdırdılar, ondan sonra bir daha da eve sokamadılar beni. o zamanlar çok duyardım "uzaklara gitme" lafını. yaş ilerledikçe ulaşamamalar, eve geç gelmeler, bazen gelmemeler başladı. sonra onlar da kabullenildi. 5 senedir ayrı evlerde geçirdik hayatımızı, 3 senedir sadece yılın 2 ayında beraber yaşıyoruz. "uzaklara gitme" dedirtecek bir durum yok. artık nasıl bir bilinçaltıysa dışa vurdu kendini öyle. aramızda iyi değildir ama seviyoruz birbirimizi. tabi ki bu olayın yaşandığını söylemedim kendisine, sabah uyandığında yine yapılması gereken işleri "kaç yaşına geldin" gerekçesiyle üzerime yıkmaya çalıştı. insanların 30'unda, 40'ında tanıştığı işlerle ben 20'lerimde uğraşıyorum ama yine de boşken yatmam, işleri ertelemem, çok gezmem rahatsız ediyor kadını. neyse öpüyorum burdan.
Anne ismi gibi dört harfe sığdırılabilecek kimselerden değildir. Zaten annenin bir sesi yeter insana. Değişemezsin, kimseyle paylaşmak istemezsin. Bir konuşsun o şefkatli sesiyle bütün dünyalar senin olur. Bütün acılarını unutturur. Sonra bir de sıcak kucağı vardır. Zemheri ayında bile üşümezsin. En etkili yanlarından biri de bakışlarıdır. Bir bakar ki içinden destanlar yazsa şıp diye anlarsın. Ne var ki bu gözler senin içinden dünyanın sırrı geçse anlar. Yani anneden sır saklanmaz. Tabi bu özellik yanında intikam almayı da getiriyor. Anne o kadar sırlıdır ki bebek bile olsan hatta daha akciğerin, böbreğin ,kalbin bile oluşmasa da o seni dokuz ayda tanır. Yani anne bu kadar sihirli ve değerlidir. Bu kesin bir görüş çünkü aksini söyleyen ezelden beri olmadı ve olacağını zannetmem de.
sanıldığı kadar masum bir varlık değildir. sonuçta bu da bir kadındır ve $eytandır.
ben hep korktum anne.
en çok senin üzülmenden.
bu yüzden benden önce öl istedim hep.
ben hep korktum anne.
ağlamandan, iç çekmenden
bu yüzden kendi ölümümden korktum.
sen üzülme sadece.
olur mu?
en çok senin üzülmenden.
bu yüzden benden önce öl istedim hep.
ben hep korktum anne.
ağlamandan, iç çekmenden
bu yüzden kendi ölümümden korktum.
sen üzülme sadece.
olur mu?
grip olduğumda hastalığı kendisine bulaştırmayayım diye odama kilitleyendir beni.
annelik içgüdüsüne sahip olmanın herkese bahşedilmediğinin canlı kanıtıdır benim için.
annelik içgüdüsüne sahip olmanın herkese bahşedilmediğinin canlı kanıtıdır benim için.
tombik olanı daha makbuldür.
terminatörün bile yapamadığı şeyleri tek başına üstesinden gelen, hiç hastalanmayan, kah bir hekim, kah bir piskolog, kahbir finas sorumlusu olan ve asla yeri doldurulamayacak insan.
yanıma kalandır. benden ne yaparsam yapayım vazgeçmeyendir. Benim vazgeçilmezimdir.
melek. tapılası insan. en iyi insan. cennetlik harika insan.
şişmanlatır.
hayattır.
olmazsa olmazdır.
bendeki çok trip atmaktadır. Sürekli laf sokuşturur, haftanın 5 günü dışarda yeriz o derecede yemek yapmaz ve beddua eder ama olsun yine de annedir.
Çocuğu ne kadar uzakta olsa görmese de onu görünmeyenini bilebilen tek insan, yüce insan.
(bkz: yürek okuyucu)
(bkz: can o can)
(bkz: yürek okuyucu)
(bkz: can o can)
cennetin ayaklarinin altinda oldugu asikar insan.
hakkarideyim.
oraya gideli beş yada altı ay olmuş. izne gitmeye korkuyorum. zaten hiç izin kullanmadım. malum mayınlar, malum yol kesmeler vs. ama buna rağmen askerden sonra 3 kez daha hakkariye gitmiş olmam çok garip. ama konumuz bu değil. o dönem annemi o kadar çok özledim ki. bilemiyorum. askerden önceki 5 yıl boyuncada farklı şehirlerde yaşadık aslında ama hiç annemi bu kadar özlediğimi hatırlamıyorum.
oraya gitmeden önce son gördüğümde.. ki havaalanındaydık gözleri dolmuş ama ağlamamıştı. hiç ağladığınıda görmedim zaten. genelde gülümser. o gülümsemesinide halyle ezbere biliyorum. işte o gün hakkaride, gece uyurken birden silah sesleri gelmeye başladı. çatışma. uyuyordum. uyandım. bağrışmalar.
yanımdaki kırık asteğmen g3'ünü sırtlayıp "beyler sıf bıçak giriyoruz ok." dediğinde bi gülümseme geldi aniden. -evet orası geyiğin başkentidir.-
yüzümü tabii ki göremedim. ama o kaslar nasıl gerildiyse yüzümdeki. yüzümün şeklinin aynı valide hanımın gülümsemesi olduğunu farkettim. hissettim. onun gibi gülümsüyordum. özlemem geçmedi de esasında gülümsemesiyle hep yanımda olduğunu farkettim.
oraya gideli beş yada altı ay olmuş. izne gitmeye korkuyorum. zaten hiç izin kullanmadım. malum mayınlar, malum yol kesmeler vs. ama buna rağmen askerden sonra 3 kez daha hakkariye gitmiş olmam çok garip. ama konumuz bu değil. o dönem annemi o kadar çok özledim ki. bilemiyorum. askerden önceki 5 yıl boyuncada farklı şehirlerde yaşadık aslında ama hiç annemi bu kadar özlediğimi hatırlamıyorum.
oraya gitmeden önce son gördüğümde.. ki havaalanındaydık gözleri dolmuş ama ağlamamıştı. hiç ağladığınıda görmedim zaten. genelde gülümser. o gülümsemesinide halyle ezbere biliyorum. işte o gün hakkaride, gece uyurken birden silah sesleri gelmeye başladı. çatışma. uyuyordum. uyandım. bağrışmalar.
yanımdaki kırık asteğmen g3'ünü sırtlayıp "beyler sıf bıçak giriyoruz ok." dediğinde bi gülümseme geldi aniden. -evet orası geyiğin başkentidir.-
yüzümü tabii ki göremedim. ama o kaslar nasıl gerildiyse yüzümdeki. yüzümün şeklinin aynı valide hanımın gülümsemesi olduğunu farkettim. hissettim. onun gibi gülümsüyordum. özlemem geçmedi de esasında gülümsemesiyle hep yanımda olduğunu farkettim.
önce çocuğunu giydirir sonra kendisi giyinir,
önce çocuğunu doyurur, sonra kendisi doyar.
önce çocuğunu uyutur, sonra kendisi uyur.
önce çocuğunu doyurur, sonra kendisi doyar.
önce çocuğunu uyutur, sonra kendisi uyur.
Evinden uzakta okuyan öğrenci: Annem, canım içli köfte çekiyor, 2 gündür içli köfte deyip duruyorum.
Anne: Oooy oğlum benim, keşke kuş olsam da uçsam pencerene getirsem.
Anne: Oooy oğlum benim, keşke kuş olsam da uçsam pencerene getirsem.
bir tanedir, ayrıdır, en kıymetlidir.
ama her şeye karışır. odadan çıkıp salona girer, ışığı yakarsın. ona da karışır.
sakındığından değil laf olsun diye karışır, konuşmak için karışır.
ama her şeye karışır. odadan çıkıp salona girer, ışığı yakarsın. ona da karışır.
sakındığından değil laf olsun diye karışır, konuşmak için karışır.
masumiyetin ve diğer tüm iyi duyguların bir bedendeki somutlaşmış halidir.
az önce "çakma adidas eşofman" başlığını görünce aklıma geldi.
eşofmanlarımı annem alırdı genelde. gerçi hala da alır, neyse. bir gün alışveriş için pazara gitti ve bana "meb, bak sana ne aldım" dedi ve eşofmanı gösterdi. beğenip beğenmediğimi sordu ve ardından "iyisinden aldım. nike'ymiş. ('nayk' şeklinde değil de 'nike' şeklinde türkçe olarak telaffuz etmişti). iyisi değil mi? ben herkesin üstünde bunu görüyorum.", ben de "evet, anne, en iyisi o marka" dedim onun bu masumiyetine gülümseyerek. annem bile üzerinde nike-adidas yazan her giyim ürününü kaliteli zannederdi. çünkü çeşitli sebepler ve çevredeki marka özentiliğinin yarattığı toplumsal bozukluk, bu masumiyete bile o kirli ellerini dokunduruyordu...
az önce "çakma adidas eşofman" başlığını görünce aklıma geldi.
eşofmanlarımı annem alırdı genelde. gerçi hala da alır, neyse. bir gün alışveriş için pazara gitti ve bana "meb, bak sana ne aldım" dedi ve eşofmanı gösterdi. beğenip beğenmediğimi sordu ve ardından "iyisinden aldım. nike'ymiş. ('nayk' şeklinde değil de 'nike' şeklinde türkçe olarak telaffuz etmişti). iyisi değil mi? ben herkesin üstünde bunu görüyorum.", ben de "evet, anne, en iyisi o marka" dedim onun bu masumiyetine gülümseyerek. annem bile üzerinde nike-adidas yazan her giyim ürününü kaliteli zannederdi. çünkü çeşitli sebepler ve çevredeki marka özentiliğinin yarattığı toplumsal bozukluk, bu masumiyete bile o kirli ellerini dokunduruyordu...
özledim seni anne. insanın yaşı ilerledikçe, daha çok bağlanıyor anneye. belki ömür azaldığı için.
kutsal.
kutsal.
bu sabah kahvaltı yaparken aklıma geldi . ya arkadaş ilkokula başladığımdan bu yana her sabah uyanır kahvaltı hazırlar mı bir insan ? yaş geldi otuza dayandı daha bir sabah olsun hepimizi doyurmadan göndermez evden, akşam ben yatağa girdiğimde daha ütü yapıyordu hatun ama ben sabah uyandığımda o çoktan hazırlamıştı kahvaltıyı, hiç mi üşenmezsin sen , hiç mi erinmezsin ?
her şey hoş güzel de bir de evlen diye başımı yemesen.
hem niye evleneyim ? yemek hazır, yatak temiz, ütü var, fatura derdi yok * dertsiz başıma dert mi alayım ?
zaten ölmeyeceğinizi bilsem evlenmeyeceğim hiç.
her şey hoş güzel de bir de evlen diye başımı yemesen.
hem niye evleneyim ? yemek hazır, yatak temiz, ütü var, fatura derdi yok * dertsiz başıma dert mi alayım ?
zaten ölmeyeceğinizi bilsem evlenmeyeceğim hiç.
hayatta en çok kırdığımız insan olabilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar