/400
milli mücadele sırasında ingilizlere teslim bayrağı çeken istanbul'un aksine, düveli muazzama'ya baş kaldırmış taşşaklı şehir. bu bakımdan istanbul'dan hep bir kaç adım öndedir.
bu yaz bir başka geçecek bu şehirde. son bir ay boyunca yağmurun yağmadığı sayılı gün var. allah sonumuzu hayretsin.
temmuz yağmurlarına ev sahipliği yapan şehir.

(bkz: temmuz yağmurları)
denizi olmadan da güzel olabilen bir yerdir. sevinçlerimi, hüzünlerimi yaşadığım şehirdir. istanbuldan gelenlerin köy gibi diye nitelendirdiği, biz ankaralıların ise aslında öyle olmadığını anlatmaya çalıştığımız başkentimizdir. soğununa rağmen içimde sıcak bir gülümseme oluşturan memleketimdir
28 Haziran 2010 tarihinde 1 saat süren şiddetli yağmur sonucu tabiri caizse hayat felç olmuş, altyapı eksikliği tekrar hatırlanmış olan ve mevcut belediye başkanının hiç de iyi anılmadığı başkentimiz.
geçen sene 3 hafta zor dayandığım, bu sene ise 1.5 ay nasıl dayanacağım diye kara kara düşündürten şehir. gündüz sıcaktan piş, gece üşü. bu şehrin havası bile anormal. ama seni sevmeye niyetlendim ankara, lütfen varsa güzel bir yüzün bana göster. her yolum sana çıkmaya başladı.
havasi yuzunden hasta edip 4 gundur yataklara dusuren sehir.
1 haftadır yağmurun pek bir sevdiği şehir *
i.melih gökçek in eski * * * geçim kaynağı.
2 damla yağmurda trafiği felç olan memleketim. bugün biraz fazla yağdı kabul ama

maksimum kırkbeşdakkalık yolu (çankaya-aydınlıkevler) üç buçuk saatte gelince,

siz oyunuzu neye göre veriyosunuz lan diye bağırmaya neden olmuştur belediye otobüsünün

içinde.
yazların sıcak yağmurlu geçmeye başlaması, gündüz yamultan sıcakların peşine ekvatordaki yağmurların bir benzerinin yağmasıyla binanın önüne muz ağacı diktim çıkarsa ajdara gönderecem.*
bir insanı dondurup, sonra çözüp, akabinde ankara'nın ortasına şu sıralar bıraksanız ve "temmuz ayına giriyoruz paşam" desen "hasiktir ulan" çeker. şu an gene şarıl şarıl yağmur yağıyor, her yer göl oldu gene, gök gürlüyor, şimşekler çakıyor. yazın bu şehire ne zaman geleceği merak konusu.

iklimini sikeyim ankara...
önceki yazılarda da belirtildiği üzere yaklaşık 1 aydır ekim ya da kasım ayını yaşayan şehir.
hakkında sözlükte birkaç yıl önce " mayıs geldi hala kazak giyiyoruz " diye yazmıştım.
daha da beteri varmış.
yani çok değil sıcaklıklar biraz daha düşse bildiğin kasım bilader.
sanki havanın bir acelesi var.
" alın size iki damla güneş, bekleme yapmayalım hemen eylül'e geçelim hacılar " der gibi..
ulaşım ücretlerinden öğrencilik hayatım boyunca kurtulmamı sağlayan, merkeziyetçi ve yürümeye elverişli şehir...
son zamanarda havasıyla insanlarını düşündüren, insanlarının sürekli bir koşturmaca, bir yere yetişme telaşı içinde olduğu memur şehri.
dünyanın en kötü başkentidir. köklü bir geçmişi olmayan türkiyenin tek şehridir.
yapay olduğu o kadar aşikardır ki, insanların kenarlarına şehir kurduğu, medeniyetin göstergesi olan "su" ankaranın hiç bir yerinde yoktur. ne bir ırmak, ne bir göl ne de bir deniz. tuz gölü ise ancak sınırındadır ve şehir merkeziyle alakası yoktur.

sonuç olarak olmasa da olur bir şehirdir.
türkiye cumhuriyetin başkenti. başkent olması sebebiyle şehirde hakim renk gridir, insana sadece taşdan yapılmış bi şehir gibi gelir, her an önünüze bilmem ne kurumu başkanlıgı binaları çıkabilir.
memleket isterim başta büyük bir dert yollarında beş karış toz olsun,

memleket isterim ne suyu ne sabunu olsun, yaşanılan aşklarda betondan olsun.

(bkz: temiz siyast işte melih gökçek) * *
tohumlarım atılmadı toprağında, ilk oksijeni çaldığım yer değilsin.
daktilo kokulu ciddiyetinde, her sabah andımızı okudum yıllarca. çocukluğumun seslerini, kısacık boyumu sokakalarında yükselttim.
dağların kıyıya paralel, ve cevapların " deniz etkisi" olmadı hiç. ben bütün çoğafya sorularında seni başka şehirlerle aldattım.
yazaların öyle kurak ki, bu yüzden mi büyüttüğün her insanı biraz kuru, kışlarının ayazı gibi biraz soğuk donattın?
kaçmak için uğraştığım, dönüşlerimin mecburi istikameti şehrim.
fethetmek için karanda yürüttüm bütün denizli hayallerimi,
sen ağaçlar büyüttün parklarında, beni hep eskittin.
eskişehir'de 2 sene geçirdikten sonra, çok karmaşık gelen şehir.

adalar, doktorlar ve çarşı'dan oluşmasına karşın insana yeten eskişehir'in düzenli yapısının yanında, ankara insanın başını döndürüyor. ya da 3 ay geçmesine rağmen ben hala alışamadım. kısfmet.
içindeyken gri soğuk sıkıcı gelen ama başka bir şehre gidince aranılan şehir.
elin japonu bile hakkında teşhisi koymuştur:

(bkz: http://www.videokantin.co...Sevmeyen-Japon-Teyze.html)
bu aralar 'gündüzleri sıcak ve sıklat; geceleri soğuğa yakın ılık ve bol bol yağışlı' memleket. yaklaşık bir haftadır her akşam uzun uzun yağmur dövüyor sokağın asfaltlarını. önce aydınlanıyor gökyüzü şimşek ile, sonra gökgürültüsünün sesini ışığın parlağıyla korole duyuyorsun. kiri, isi, süpürüp parlatıyor yalnızlıkları.
01.30 sularında feci bir yağmura kendini bırakmıştır. gidenlere, gidecek olanlara ağlıyor şehir.
uzak kalıp çok özlediğim, özlemime mana veremeyenlere "boş şehri özleyecek halim yok ya" diye cevaplar savurmama sebep, an itibariyle yağmur haberlerini alıp, hayallerine dalınan şehir. özlenen, içinde özlenileni barındıran.
© copyright 2005 - 2026