bugün
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- 29 yaşındayım hiç sevgilim olmadı11
- superman türkiye de çekilseydi5
- fazla araştırmak kötü müdür7
- iyi bir insanın acımasız bir insana dönüşmesi12
- 1 dakika neden 60 saniye3
- space oddity7
- hayata küsmek3
- kaliteli insanı belli eden detaylar14
- yayınlanmamış tanrı röportajları4
- çalışmak5
- ipkis'in evinde yatılı misafir olmak2
- dinler tarihinin en önemli olayı11
- ice break2
- ona bir şey söyle17
- chatgpt4
- uysaljakobene burç baktırmak8
- gözlüğü kaybetmek3
- erkeğe yakışmayan giysiler5
- sürekli cinsellikten bahseden erkek11
- 128 milyar doların gündemden düşmesi2
- üstteki yazarı öv15
- balık fiyatları2
- neden aşık oluyoruz3
- sperm balinası2
- haluk levent'in bahiste 390 milyon tl kaybetmesi7
- manifest grubu vs pkk7
- ilk sevgilisi ile evlenen insan2
- götümü de açsam bakmayacaksınız12
- küçük memeli kız siniri4
- nesrin cavadzade4
- 12 temmuz 2026 j sinner'a zverev maçı3
- götten vurdurup onurdan bahsetmek2
- mete gazoz4
- avm otoparklarının ilk üç saat ücretsiz olması2
- markette çalışmak7
- israil'in olası türkiye saldırısı6
- uludağın ekşi sözlük gibi populer olamaması15
- temiz para3
- kişinin en rahatsız olduğu sosyal davranış8
- sözlüğün son hali4
- sözlükteki ayaksever karşıtı blok10
- memesi olmayan güzel kız2
- anın görüntüsü18
- truenun online olması4
- ne olacak bu erkeklerin hali5
- cem yılmaz'ın haluk levent vurgun yapacak iddiası2
- hayaldeki erkek6
- alkol içinde testisler4
- 40 yaşından sonra iş bulunamaması5
arapça 'akl' (köstek demektir) eskiden hem felsefe dilinde, hem günlük dilde kullanılırdı; günlük dildeki kapsam kaymaları ise, bir felsefe termini olan 'akl'ı sık sık güç durumda bırakırdı, hala da bırakmaktadır, eğer 'akıl' insanı hayvandan ayırt eden öznitelik ise, biz nasıl olup da bir insana akılsız diyebiliriz? nasıl olur da akıllı olduğumuzu söyleyebiliriz? bence en iyisi, 'us'u felsefe termini olarak ayırıp, 'akıl'ı dildeki bütün deyimleriyle kullanmayı sürdürmektir. çünkü 'akıl' ile yapılmış öylesine çok deyim var ki, onların hiç birinden vazgeçemeyiz, dahası onların hiçbirini us ile yeniden söyleyemeyiz. örneğin akıllı yerine uslu demek, birtakım anlaşmazlıklara yol açacaktır.
akıl, felsefe ile günlük dilin birbirine karışması yüzünden başımıza bir yığın iş açmıştır. öyle ki, paylaşılamıyor ve biz bu gürültü içinde kimin akıllı, kimin akılsız olduğunu anlayamıyoruz. burada kurcalanacak ilk sorun ise, aklın bize verilmiş mi, yoksa bizim onu elde etmiş mi olduğumuz sorunudur. iki durumda da kişi, başlangıçta akılsız olduğunu onaylamak zorundadır. ilkinde bilmediğimiz bir şeyi, bilmediğimiz bir yerden ediniyoruz; ikincisinde ise bilmediğimiz bir şeyi bilmeyerek (rastlantı) ele geçiriyoruz. bu mantık gereğince, akıllı olanın, akılsız döneminden akıllılık dönemine geçiş çizgisini saptamasını bekleyeceğiz ki, konu açıklığa kavuşsun. dahası var, bu geçiş sırasında kişi, daha akılsahibi olmadığı için, akıllı olduğunun bilincine varamayacağından, akıllı olmak, ister istemez akılsız olmayı gerektirir. demek akıllı olmak, akılsız olmakla özdeştir. başka türlü söylemek gerekirse, henüz akılsız bir akılla, aklımızın aklını araştırmaya kalkmak bize küşümlü davranmayı zorunlu kılar. iyi ki böyledir, çünkü aklın özniteliklerinden biri küşümdür, demek aklı yavaş yavaş edinmeye başlayan, gitgide artan bir hızla aklından kuşkulanacaktır. bir tözü, kendi ile açıklamaya kalkmanın yarattığı bir çelişkidir bu. akıl kendini yadsır.
akıl daha bilim adamlarının eline geçmedi, geçseydi önce hızını ölçerlerdi, bir saniyede kaç metre gidiyor... burada 'bilim adamları' derken fizikçileri söylemek istiyorum elbet; yoksa 'akıl'ın ruhbilimciler elinde bulunduğunu bilmiyor değilim. ama konu buraya geldiğinde büsbütün karmaşıklaşıyor: akıl dediğimizin yeri nerede? bunu deşmeye kalktığımızda, hastalarla ve hastalıklarla karşı karşıya geliyoruz. çünkü beynimiz, bilincin bütün katlarını taşıyor. bu katların içinde hangisini saygıdeğer sayacağız? çalışıyorum, çabalıyorum, aklı ne yanından alsam bir çıkış yolu bulamıyorum, umut kırıklığına düşüyorum. çünkü ruh hekimleri, normal dediğimiz aklı da hasta sayıyorlar. ben aklımdan vazgeçtim.
gerçekte insanlık, aklı bütün tarih boyunca yüceltmiş değildir. şimdi anlıyoruz ki, bizimkinden çok daha düzenli olan ilkel toplumda iletişim ortak bilinç-dışına dayanmakla mutluluğu yaratıyordu. ortaçağın sonlarından aydınlanma çağına dek, akıl anlıktan (intellect) daha aşağı bir sırada idi. immanuel kant ise onu, bir kavramlar yetisi olarak değil, yüksek bir bilgi yetisi olarak değerlendirdi. akla tapma çok kısa sürmüştür. bugünse o, kurnazlık ile bir tutulacak denli düşkünlüğe uğramıştır. parayı bulan "bende akıl var" diyor, patron olan "akıllıyım da ondan" diyor, politikaya atılan "akıllıyım, kazanırım" diyor. hocam, bu işlerin akılla ne ilişkisi var!
akıl, felsefe ile günlük dilin birbirine karışması yüzünden başımıza bir yığın iş açmıştır. öyle ki, paylaşılamıyor ve biz bu gürültü içinde kimin akıllı, kimin akılsız olduğunu anlayamıyoruz. burada kurcalanacak ilk sorun ise, aklın bize verilmiş mi, yoksa bizim onu elde etmiş mi olduğumuz sorunudur. iki durumda da kişi, başlangıçta akılsız olduğunu onaylamak zorundadır. ilkinde bilmediğimiz bir şeyi, bilmediğimiz bir yerden ediniyoruz; ikincisinde ise bilmediğimiz bir şeyi bilmeyerek (rastlantı) ele geçiriyoruz. bu mantık gereğince, akıllı olanın, akılsız döneminden akıllılık dönemine geçiş çizgisini saptamasını bekleyeceğiz ki, konu açıklığa kavuşsun. dahası var, bu geçiş sırasında kişi, daha akılsahibi olmadığı için, akıllı olduğunun bilincine varamayacağından, akıllı olmak, ister istemez akılsız olmayı gerektirir. demek akıllı olmak, akılsız olmakla özdeştir. başka türlü söylemek gerekirse, henüz akılsız bir akılla, aklımızın aklını araştırmaya kalkmak bize küşümlü davranmayı zorunlu kılar. iyi ki böyledir, çünkü aklın özniteliklerinden biri küşümdür, demek aklı yavaş yavaş edinmeye başlayan, gitgide artan bir hızla aklından kuşkulanacaktır. bir tözü, kendi ile açıklamaya kalkmanın yarattığı bir çelişkidir bu. akıl kendini yadsır.
akıl daha bilim adamlarının eline geçmedi, geçseydi önce hızını ölçerlerdi, bir saniyede kaç metre gidiyor... burada 'bilim adamları' derken fizikçileri söylemek istiyorum elbet; yoksa 'akıl'ın ruhbilimciler elinde bulunduğunu bilmiyor değilim. ama konu buraya geldiğinde büsbütün karmaşıklaşıyor: akıl dediğimizin yeri nerede? bunu deşmeye kalktığımızda, hastalarla ve hastalıklarla karşı karşıya geliyoruz. çünkü beynimiz, bilincin bütün katlarını taşıyor. bu katların içinde hangisini saygıdeğer sayacağız? çalışıyorum, çabalıyorum, aklı ne yanından alsam bir çıkış yolu bulamıyorum, umut kırıklığına düşüyorum. çünkü ruh hekimleri, normal dediğimiz aklı da hasta sayıyorlar. ben aklımdan vazgeçtim.
gerçekte insanlık, aklı bütün tarih boyunca yüceltmiş değildir. şimdi anlıyoruz ki, bizimkinden çok daha düzenli olan ilkel toplumda iletişim ortak bilinç-dışına dayanmakla mutluluğu yaratıyordu. ortaçağın sonlarından aydınlanma çağına dek, akıl anlıktan (intellect) daha aşağı bir sırada idi. immanuel kant ise onu, bir kavramlar yetisi olarak değil, yüksek bir bilgi yetisi olarak değerlendirdi. akla tapma çok kısa sürmüştür. bugünse o, kurnazlık ile bir tutulacak denli düşkünlüğe uğramıştır. parayı bulan "bende akıl var" diyor, patron olan "akıllıyım da ondan" diyor, politikaya atılan "akıllıyım, kazanırım" diyor. hocam, bu işlerin akılla ne ilişkisi var!
çoğu zaman varlığından emin olamadığımız şey...
sahibi tarafından çoğu zaman kullanımı unutulan şey.varolan kalıplara uymak,düşünmek gibi -akıldışı- bir eylemde bulunmaktan kolay geliyor sanırsam.
erkeklerin çoğu zaman evde unuttukları şey.
zekayı kullanabilme yeteneği. zekadan alınan verim.
AKIL:
Latince Ratio, sayma, hesap etme, düşünme anlamlarına gelir.
1. Az veya çok şahsîleşmiş yahut Tanrı ile özdeş kabul edilmiş, insan düşüncesinin mutlak değeri (Norme). Bu takdirde daima büyük harfle R (Raison) yazılmıştır. Nitekim Malebranche'a göre bizim en çok müracaat ettiğimiz, danıştığımız akıl Evrensel Akıldır. O değişmez ve zorunludur. Bu durumda o, Tanrı'dan farklı bir şey değildir.
2. Felsefî anlamda: insana has düşünme tarzı. Bu durumda akıl, "eşyanın sebeplerini yakalama melekesidir." Bu, öznel akıldır. Bu yetinin, eşyanın sebeplerini yakalaması ise, nesnel akıldır. Pascal "Kalb öyle sebeplere (Raisons) sahip ki akıl onların hiçbirisini tanımaz" diyor.. A.Cournot'a göre de logos, ratio, raison kelimeleri, kâh bir aklî varlık yetisini, kâh da aynı şeyler arasındaki bir münasebeti işaret eder.
Öznel ve yeti(meleke) olarak Akıl yürütme, yani olgular yahut zorunlu ilişkilerin kavramları arasındaki münasebetleri tespit etme gücü: ilişkileri idrak etme melekesi. A.Lalande "Teşkil edilmiş akıl", "Teşkil edici akıl" şeklinde ayırım yapmıştır. ilki, ilkelerden yahut kurallardan, zamana veya kişilere göre az veya çok değişken olan akıldır. Kurucu veya teşkil edici akıl ise melekedir, değişmez, ilişkilerin evrensel ve zorunlu ilkelerin idraki ile her şeye şekil verir.
Kantta, düşüncede, önsel (apriori), yani tecrübeden bağımsız olan. Hegel'de kâinatı idare eden ve tarihte ve evrende tecelli eden manevî güç. Bu güç, bilgili, şuurlu ve bir amacı olan güçtür. Nesnel-mantıksal şekillerin kaynağı, varolanların temelindeki ilkedir.
Akıl, islâm dünyasında farklı şekillerde anlaşılmıştır. Farabî ve ibn Sina, Sudûra (Emenation)a dayanarak Vacibu'l-vücûd'dan ilk akılın çıkmasından sonra, biri diğerinden çıkan dokuz akıl daha sıralar, onuncu akıl Faal Akıldır. Bunlar bilgi kaynağı olup, kendini, kendinden öncekini, ilk varlığı ve kendinden sonrakileri de bilir. Yani bu akıllar, hem ontolojik hem de bilgi değeri olan varlıklardır. Mevlânâ ve Yunus gibi düşünürler de "Akl-ı maaş" (geçimi temin eden akıl), "Akl-ı mead" (Ahiret işlerini ayarlayan akıl) gibi ayırımlar yapmışlardır.
18. yüzyıldan itibaren Batı'da fizikötesi bilgi yetisi anlayışı terkedilmiş, sadece çıkarımlar yapan düşünme yetisi olan maddî bir akıl anlayışı yerleşmiştir. Hâlbuki Descartes, "Ahlâk Üzerine Mektuplarda Seneca'yı aklının iman ışığı ile aydınlanmadığı için bazı hakikatleri görememekten dolayı eleştirir. Günümüzde tecrübe ile işbirliği yapan bir akıldan bahsedenler olduğu gibi (G.Bachelard), "aklın kuşatıcı bir bağ" olduğunu söyleyenler de vardır.
Latince Ratio, sayma, hesap etme, düşünme anlamlarına gelir.
1. Az veya çok şahsîleşmiş yahut Tanrı ile özdeş kabul edilmiş, insan düşüncesinin mutlak değeri (Norme). Bu takdirde daima büyük harfle R (Raison) yazılmıştır. Nitekim Malebranche'a göre bizim en çok müracaat ettiğimiz, danıştığımız akıl Evrensel Akıldır. O değişmez ve zorunludur. Bu durumda o, Tanrı'dan farklı bir şey değildir.
2. Felsefî anlamda: insana has düşünme tarzı. Bu durumda akıl, "eşyanın sebeplerini yakalama melekesidir." Bu, öznel akıldır. Bu yetinin, eşyanın sebeplerini yakalaması ise, nesnel akıldır. Pascal "Kalb öyle sebeplere (Raisons) sahip ki akıl onların hiçbirisini tanımaz" diyor.. A.Cournot'a göre de logos, ratio, raison kelimeleri, kâh bir aklî varlık yetisini, kâh da aynı şeyler arasındaki bir münasebeti işaret eder.
Öznel ve yeti(meleke) olarak Akıl yürütme, yani olgular yahut zorunlu ilişkilerin kavramları arasındaki münasebetleri tespit etme gücü: ilişkileri idrak etme melekesi. A.Lalande "Teşkil edilmiş akıl", "Teşkil edici akıl" şeklinde ayırım yapmıştır. ilki, ilkelerden yahut kurallardan, zamana veya kişilere göre az veya çok değişken olan akıldır. Kurucu veya teşkil edici akıl ise melekedir, değişmez, ilişkilerin evrensel ve zorunlu ilkelerin idraki ile her şeye şekil verir.
Kantta, düşüncede, önsel (apriori), yani tecrübeden bağımsız olan. Hegel'de kâinatı idare eden ve tarihte ve evrende tecelli eden manevî güç. Bu güç, bilgili, şuurlu ve bir amacı olan güçtür. Nesnel-mantıksal şekillerin kaynağı, varolanların temelindeki ilkedir.
Akıl, islâm dünyasında farklı şekillerde anlaşılmıştır. Farabî ve ibn Sina, Sudûra (Emenation)a dayanarak Vacibu'l-vücûd'dan ilk akılın çıkmasından sonra, biri diğerinden çıkan dokuz akıl daha sıralar, onuncu akıl Faal Akıldır. Bunlar bilgi kaynağı olup, kendini, kendinden öncekini, ilk varlığı ve kendinden sonrakileri de bilir. Yani bu akıllar, hem ontolojik hem de bilgi değeri olan varlıklardır. Mevlânâ ve Yunus gibi düşünürler de "Akl-ı maaş" (geçimi temin eden akıl), "Akl-ı mead" (Ahiret işlerini ayarlayan akıl) gibi ayırımlar yapmışlardır.
18. yüzyıldan itibaren Batı'da fizikötesi bilgi yetisi anlayışı terkedilmiş, sadece çıkarımlar yapan düşünme yetisi olan maddî bir akıl anlayışı yerleşmiştir. Hâlbuki Descartes, "Ahlâk Üzerine Mektuplarda Seneca'yı aklının iman ışığı ile aydınlanmadığı için bazı hakikatleri görememekten dolayı eleştirir. Günümüzde tecrübe ile işbirliği yapan bir akıldan bahsedenler olduğu gibi (G.Bachelard), "aklın kuşatıcı bir bağ" olduğunu söyleyenler de vardır.
herşeyin sebebi olupta ancak hiç birşeyle mükafatlandırılmayan yegane yeti...
kucukken, belgesel gibi bi seydi sanirim, insanin aklindan bahsediliyodu bu sirada ekranda da siyah bir damla goruntusu vardi ve bende akli oyle beynimizde olan damla seklinde bisi zannetmistim. tabi bunda koltukta basasagi durmaya calisirken babanemin basasagi durmayin beyniniz akar demesi etkili olmus olabilir. :)
aklı dünya içre çok sızdırsaydı gaib
hem hüner kalmazdı, hem insanda ayıp.
mevlana
hem hüner kalmazdı, hem insanda ayıp.
mevlana
akıl
akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu;
gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.
(1980)
necip fazıl kısakürek.
akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu;
gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.
(1980)
necip fazıl kısakürek.
başkalarından alınmak istenildiğinde bol bol bulunur. Zeka ile aralarındaki en büyük fark budur. Zekayı alamazsınız, ama akıl alabilirsiniz.
zeka ile karıştırılan, allah2ın bazı kullarına torpil geçtiği bir özellik.
--spoiler--
Allahım ben yok olamam! her şey olurum yok olamam. parça parça doğranabilirim. tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur, içilir havaya savrulabilirim. fakat yok olamam. madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam.... Razı değilim Allah'ım! yok olmaya, kalmamaya,gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim. bu dünyada bırakamayacağım hiçbir şey yok. Ne deniz, ne şehir, ne ağaç, ne ev, ne kadın, ne de ben. Bu kalıbım, bu zarfım., bu kafesimle ben onların hepsini bırakabilirim. Fakat şuurumu, bilmek, duymak, var olmak şuurumu bırakamam. Razıyım bir toz parçası olayım. insanlar üzerime basarak geçsin. Canım acısın, duyayım. Canımın acıdığını duyayım. ..Razıyım bir nokta olayım. Fakat o noktaya bütün kainat, bütün mevcudiyle dolsun. Ben yok olamam. ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm fakat yok olamam. Her şey benim olsun, vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya, vereyim. Fakat aklım bana kalsın. Aklım bana kalsın! Aklım!.."
--spoiler--
Allahım ben yok olamam! her şey olurum yok olamam. parça parça doğranabilirim. tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur, içilir havaya savrulabilirim. fakat yok olamam. madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam.... Razı değilim Allah'ım! yok olmaya, kalmamaya,gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim. bu dünyada bırakamayacağım hiçbir şey yok. Ne deniz, ne şehir, ne ağaç, ne ev, ne kadın, ne de ben. Bu kalıbım, bu zarfım., bu kafesimle ben onların hepsini bırakabilirim. Fakat şuurumu, bilmek, duymak, var olmak şuurumu bırakamam. Razıyım bir toz parçası olayım. insanlar üzerime basarak geçsin. Canım acısın, duyayım. Canımın acıdığını duyayım. ..Razıyım bir nokta olayım. Fakat o noktaya bütün kainat, bütün mevcudiyle dolsun. Ben yok olamam. ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm fakat yok olamam. Her şey benim olsun, vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya, vereyim. Fakat aklım bana kalsın. Aklım bana kalsın! Aklım!.."
--spoiler--
tanrının insanlara lutfettiği, paha biçilemeyecek olan, en büyük detaydır, özelliktir.
bazen ceza gibi gelir. mutlu olmak için aptal olmak gerek sanırım.
zeka ve hafıza bütününü sağladığı söylenebilir..
Kendi teorime göre zekası ilerleyen insanın hafızası geriye gidiyor diyebilirim.
Kendi teorime göre zekası ilerleyen insanın hafızası geriye gidiyor diyebilirim.
düşünebilme, sorgulayabilme, eleştirilebilme, hesap edebilme, yeteneği.
(bkz: akil sahibi)
(bkz: akil sahibi)
akil sahibi kişide olan.
akıllı, donanımlı ve tecrübe sahibi olan ve genelde önemli konularda kendilerine danışılan ya da zor konuların çözümü için kendilerine başvurulan kişileri tarif etmekte kullanılan bir sıfat (örnek kullanım: akil adamlardan oluşan bir heyet).
"gel de ....'e takıl" diye devam eden cümlenin öznesi.
olanın kullanıp onunla yaşadığı,
olup da kullanamayanın yok sandığı
olmayanın da en çok kendinde sandığı.
olup da kullanamayanın yok sandığı
olmayanın da en çok kendinde sandığı.
akıl: zeka, mantık, sağduyu, bilgi, ahlak ve inançtan, bir bütün oluşturan düşünme yetisidir. içerdiği tüm bu ögeleri
birbirleriyle ilişkilendirip, müthiş bir sinerji oluşturarak, meselelere daha enerjik, çok yönlü ve soğukkanlı bakarak
daha doğru sonuçlara varır.
birbirleriyle ilişkilendirip, müthiş bir sinerji oluşturarak, meselelere daha enerjik, çok yönlü ve soğukkanlı bakarak
daha doğru sonuçlara varır.
sike de sürülebilen bişeymiş. öle diyorlar.
Soyut. Göremiyorum.
akıl önemlidir mutlaka ama insanı biyerlere getiren fikirdir, fikriyattır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar