bugün
- ne zaman mutlu olacağız4
- yazarların en uçuk seks fantezileri6
- 29 yaşındayım hiç sevgilim olmadı14
- bütün gece için bana ne kadar ödeyebilirsin6
- sözlükteki zengin yazarlar3
- tatile gelen gurbetçinin yürek burkan sözleri5
- kanuni döneminde yaşansa olası ekşi başlıkları6
- turizmciler battı mutlu musunuz6
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- direnmekten yorulmak2
- yalnız kalmaktan korkmamak3
- galericiler vs emlakçılar2
- fazla araştırmak kötü müdür8
- uluslararası evlilik4
- duş almak2
- iran ordusunda abd ile ateşkes istemeyenler2
- maden suyu2
- dalından kiraz yiyip ölmek2
- türkiye'nin ırak'a 1 milyar dolar ödeyecek olması4
- naber bebeğim2
- iyi bir insanın acımasız bir insana dönüşmesi12
- evlat ayrımcılığı2
- putinin türkiyede inşaatta çalışması3
- kore filmi izleyememek4
- haluk levent'in bahiste 390 milyon tl kaybetmesi8
- sözlük kızlarını seksi ve arzulu bulmak2
- kaliteli insanı belli eden detaylar14
- düğün yapmak yerine dünyayı gezelim diyen kız2
- insanların escortları nereden bulduğu sorunsalı2
- space oddity7
- sürekli cinsellikten bahseden erkek11
- dinler tarihinin en önemli olayı11
- superman türkiye de çekilseydi4
- üstteki yazarı öv15
- uysaljakobene burç baktırmak8
- karınızı başka erkeğin kolunda görüp gülümsemek3
- çin dizileri2
- götümü de açsam bakmayacaksınız12
- erkeğe yakışmayan giysiler5
- yayınlanmamış tanrı röportajları4
- çalışmak5
- uludağın ekşi sözlük gibi populer olamaması15
- ona bir şey söyle17
- honda cbr 1000rr2
- manifest grubu vs pkk7
- 1 dakika neden 60 saniye3
- mersini rusların işgal etmesi2
- hayata küsmek3
- gözlüğü kaybetmek3
- sözlükteki ayaksever karşıtı blok10
arapça 'akl' (köstek demektir) eskiden hem felsefe dilinde, hem günlük dilde kullanılırdı; günlük dildeki kapsam kaymaları ise, bir felsefe termini olan 'akl'ı sık sık güç durumda bırakırdı, hala da bırakmaktadır, eğer 'akıl' insanı hayvandan ayırt eden öznitelik ise, biz nasıl olup da bir insana akılsız diyebiliriz? nasıl olur da akıllı olduğumuzu söyleyebiliriz? bence en iyisi, 'us'u felsefe termini olarak ayırıp, 'akıl'ı dildeki bütün deyimleriyle kullanmayı sürdürmektir. çünkü 'akıl' ile yapılmış öylesine çok deyim var ki, onların hiç birinden vazgeçemeyiz, dahası onların hiçbirini us ile yeniden söyleyemeyiz. örneğin akıllı yerine uslu demek, birtakım anlaşmazlıklara yol açacaktır.
akıl, felsefe ile günlük dilin birbirine karışması yüzünden başımıza bir yığın iş açmıştır. öyle ki, paylaşılamıyor ve biz bu gürültü içinde kimin akıllı, kimin akılsız olduğunu anlayamıyoruz. burada kurcalanacak ilk sorun ise, aklın bize verilmiş mi, yoksa bizim onu elde etmiş mi olduğumuz sorunudur. iki durumda da kişi, başlangıçta akılsız olduğunu onaylamak zorundadır. ilkinde bilmediğimiz bir şeyi, bilmediğimiz bir yerden ediniyoruz; ikincisinde ise bilmediğimiz bir şeyi bilmeyerek (rastlantı) ele geçiriyoruz. bu mantık gereğince, akıllı olanın, akılsız döneminden akıllılık dönemine geçiş çizgisini saptamasını bekleyeceğiz ki, konu açıklığa kavuşsun. dahası var, bu geçiş sırasında kişi, daha akılsahibi olmadığı için, akıllı olduğunun bilincine varamayacağından, akıllı olmak, ister istemez akılsız olmayı gerektirir. demek akıllı olmak, akılsız olmakla özdeştir. başka türlü söylemek gerekirse, henüz akılsız bir akılla, aklımızın aklını araştırmaya kalkmak bize küşümlü davranmayı zorunlu kılar. iyi ki böyledir, çünkü aklın özniteliklerinden biri küşümdür, demek aklı yavaş yavaş edinmeye başlayan, gitgide artan bir hızla aklından kuşkulanacaktır. bir tözü, kendi ile açıklamaya kalkmanın yarattığı bir çelişkidir bu. akıl kendini yadsır.
akıl daha bilim adamlarının eline geçmedi, geçseydi önce hızını ölçerlerdi, bir saniyede kaç metre gidiyor... burada 'bilim adamları' derken fizikçileri söylemek istiyorum elbet; yoksa 'akıl'ın ruhbilimciler elinde bulunduğunu bilmiyor değilim. ama konu buraya geldiğinde büsbütün karmaşıklaşıyor: akıl dediğimizin yeri nerede? bunu deşmeye kalktığımızda, hastalarla ve hastalıklarla karşı karşıya geliyoruz. çünkü beynimiz, bilincin bütün katlarını taşıyor. bu katların içinde hangisini saygıdeğer sayacağız? çalışıyorum, çabalıyorum, aklı ne yanından alsam bir çıkış yolu bulamıyorum, umut kırıklığına düşüyorum. çünkü ruh hekimleri, normal dediğimiz aklı da hasta sayıyorlar. ben aklımdan vazgeçtim.
gerçekte insanlık, aklı bütün tarih boyunca yüceltmiş değildir. şimdi anlıyoruz ki, bizimkinden çok daha düzenli olan ilkel toplumda iletişim ortak bilinç-dışına dayanmakla mutluluğu yaratıyordu. ortaçağın sonlarından aydınlanma çağına dek, akıl anlıktan (intellect) daha aşağı bir sırada idi. immanuel kant ise onu, bir kavramlar yetisi olarak değil, yüksek bir bilgi yetisi olarak değerlendirdi. akla tapma çok kısa sürmüştür. bugünse o, kurnazlık ile bir tutulacak denli düşkünlüğe uğramıştır. parayı bulan "bende akıl var" diyor, patron olan "akıllıyım da ondan" diyor, politikaya atılan "akıllıyım, kazanırım" diyor. hocam, bu işlerin akılla ne ilişkisi var!
akıl, felsefe ile günlük dilin birbirine karışması yüzünden başımıza bir yığın iş açmıştır. öyle ki, paylaşılamıyor ve biz bu gürültü içinde kimin akıllı, kimin akılsız olduğunu anlayamıyoruz. burada kurcalanacak ilk sorun ise, aklın bize verilmiş mi, yoksa bizim onu elde etmiş mi olduğumuz sorunudur. iki durumda da kişi, başlangıçta akılsız olduğunu onaylamak zorundadır. ilkinde bilmediğimiz bir şeyi, bilmediğimiz bir yerden ediniyoruz; ikincisinde ise bilmediğimiz bir şeyi bilmeyerek (rastlantı) ele geçiriyoruz. bu mantık gereğince, akıllı olanın, akılsız döneminden akıllılık dönemine geçiş çizgisini saptamasını bekleyeceğiz ki, konu açıklığa kavuşsun. dahası var, bu geçiş sırasında kişi, daha akılsahibi olmadığı için, akıllı olduğunun bilincine varamayacağından, akıllı olmak, ister istemez akılsız olmayı gerektirir. demek akıllı olmak, akılsız olmakla özdeştir. başka türlü söylemek gerekirse, henüz akılsız bir akılla, aklımızın aklını araştırmaya kalkmak bize küşümlü davranmayı zorunlu kılar. iyi ki böyledir, çünkü aklın özniteliklerinden biri küşümdür, demek aklı yavaş yavaş edinmeye başlayan, gitgide artan bir hızla aklından kuşkulanacaktır. bir tözü, kendi ile açıklamaya kalkmanın yarattığı bir çelişkidir bu. akıl kendini yadsır.
akıl daha bilim adamlarının eline geçmedi, geçseydi önce hızını ölçerlerdi, bir saniyede kaç metre gidiyor... burada 'bilim adamları' derken fizikçileri söylemek istiyorum elbet; yoksa 'akıl'ın ruhbilimciler elinde bulunduğunu bilmiyor değilim. ama konu buraya geldiğinde büsbütün karmaşıklaşıyor: akıl dediğimizin yeri nerede? bunu deşmeye kalktığımızda, hastalarla ve hastalıklarla karşı karşıya geliyoruz. çünkü beynimiz, bilincin bütün katlarını taşıyor. bu katların içinde hangisini saygıdeğer sayacağız? çalışıyorum, çabalıyorum, aklı ne yanından alsam bir çıkış yolu bulamıyorum, umut kırıklığına düşüyorum. çünkü ruh hekimleri, normal dediğimiz aklı da hasta sayıyorlar. ben aklımdan vazgeçtim.
gerçekte insanlık, aklı bütün tarih boyunca yüceltmiş değildir. şimdi anlıyoruz ki, bizimkinden çok daha düzenli olan ilkel toplumda iletişim ortak bilinç-dışına dayanmakla mutluluğu yaratıyordu. ortaçağın sonlarından aydınlanma çağına dek, akıl anlıktan (intellect) daha aşağı bir sırada idi. immanuel kant ise onu, bir kavramlar yetisi olarak değil, yüksek bir bilgi yetisi olarak değerlendirdi. akla tapma çok kısa sürmüştür. bugünse o, kurnazlık ile bir tutulacak denli düşkünlüğe uğramıştır. parayı bulan "bende akıl var" diyor, patron olan "akıllıyım da ondan" diyor, politikaya atılan "akıllıyım, kazanırım" diyor. hocam, bu işlerin akılla ne ilişkisi var!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar