bugün
- en lezzetli balık21
- ellerim bos gonlum hos5
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması5
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi3
- birikim yapmak3
- karton toplarken kafaya yıldırım düşmesi3
- o kişi sözlüğe girince ne yapmalı3
- ne bakıyorsunuz yazsanıza3
- karınızı oto yıkamada yıkar mısınız3
- deprem2
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız9
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin13
- can holding'in 33 şirketini geri alması5
- sözlüğün kalitesinin bu aralar biraz düzelmesi3
- karton toplarken tırın altında kalmak2
- true nickli yazar24
- dünyanın en çok ziyaret edilen şehirleri2
- çok seviyorsan birini2
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması3
- ayakkabının ayağa vurmasının oluşturduğu durum11
- garip bir rüya gördüm5
- sabahları nefret edilen şeyler10
- karton toplarken cin musallat olması6
- anın görüntüsü25
- karşı cinsteki en itici özellik12
- kabul görmüş fikirlere itiraz etmek7
- does the carpet match the drapes2
- ben geldim naneler13
- asena keskinci3
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın6
- gocu33
- how'i met your mother marshall6
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı12
- mansur yavaş14
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- online listesindeki sıralama mantığı9
- yeni biriyle nerede tanışılır8
- online listesi neden kaldırıldı10
- sahibinin sesi ile okunan cümleler8
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- bozo2
- karması eksi olan yazarların adam gibi adam olması8
- size takılan lakaplar7
- sevgiliye hitap biçimleri2
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması11
- doktor2
- en son neye çok üzüldünüz12
- sorunlarını sevişerek çözen çiftler6
- uludağ sözlük evreni9
- başta hak verilen sonradan eksilenen yazılar6
Hayat, öykünün rüyasıdır canım
Birlikte görürüz
Sular, dağlar uyurken
Ağaçlar uyanır
Baktık diye borçlanırız
Biz ölürüz
Borçlarımızı öder gerimizdekiler.
Birlikte görürüz
Sular, dağlar uyurken
Ağaçlar uyanır
Baktık diye borçlanırız
Biz ölürüz
Borçlarımızı öder gerimizdekiler.
1962'de Diyarbakır'da doğdu. 13 Şubat 2007'de Ankara'da yaşamını yitirdi. ilk ve orta öğrenimini Diyarbakır'da tamamladı. Ankara'da Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Öğretmenlik yaptı. Edebiyat ve Eleştiri, Evrensel Kültür, Papirüs, Sanat Rehberi, Yarın , Yaşam için Şiir, Yeni Düşün, Yeni Olgu gibi dergilerde şiirleri yayımlandı. 1983 Yeni Türkü Şiir Ödülü ve 1995 Behçet Aysan Şiir Ödülü'nü kazandı. 1985'te Ülkesiz Şarkılar, 1994'te Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği, 1996'da Dokuzuncu Blues, 1999'da ise Hep Unutur Uzaklardaki adlı kitapları yayımlandı.
önde gelen şiirleri;
UZUN BiR
OĞLUM DENiZALi'YE
ARTIK GiT
POETiKA
ESKi BiR
BiN YIL DAHA ÜLKESiZ
EKSiKTi GECELER VE BAZI GÜNLER
UZUN BiR
OĞLUM DENiZALi'YE
ARTIK GiT
POETiKA
ESKi BiR
BiN YIL DAHA ÜLKESiZ
EKSiKTi GECELER VE BAZI GÜNLER
Geçen hafta ölümünün birinci yıldönümü olan öğretmen, şair, insan. Alışamadık belli ki gidişine. Yaşamını yitirdiğinde bir arkadaşı yazmıştı, şimdi aynen tekrarlamak gerekiyor:
"Şairler herkesten önce ölür
Nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Birgün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü kanımızın şelalesi.
Şairlerin yüzü hayata yakışmıyor. Durmaksızın harflerden yontulan bir kuş varmış gibi göğüs kafeslerinde ve içlerinde her an uçup gitmeye teşne bir can taşır gibidir şairler. Asil ve mağdur. Fakat, nerden çıktı şimdi Adnan; nerden çıktı bu ölüm. Dünyayı lengerin içine koymalı, eline bir pusula bir yanardağ vermeli, uykuyu vermemeli, korkuyu vermemeli, denizleri olmayan ne anlar fırtınadan. "Bir kovan bal" gibi bizi bıraktın, arı tatlı, bal acı balcı eksik; böyle diyordu arkadan seslenen genç bir kadın: Zeynep. Daha karşıya bile geçilmeden, ölüm var geçmiş yok Adnan. Evet, yüzümüzün hayata yakışmadığı doğru. Ve fakat nerden çıktı bu ölüm şimdi. Haklısın, kavga da ettik seninle, bağrıştık, vuruştuk, kızdık birbirimize. Küstüğümüz de oldu, barıştığımız da. iyi de Adnan, şimdi nerden çıktı bu ölüm. Önceki akşam telefonda acıdan çatallaşmış bir dille verdi Ayhan Bilgöl haberi. Herşey birden boşaldı. Dünya viraneye döndü. Sonra 1985 yılında ilk şiirlerini okuduğum günleri hatırladım. ilk kez Ahmet Erhan'dan duymuştum "Ülkesiz Şarkılar" adlı kitabını. Yeni yayımlanmıştı. Başımda türlü türlü belalar, peşimde karanlık adamlar, kaçaklık günleri. O güne kadar hiç Diyarbekir'e gitmemiş biri olarak, kitaptaki şiirlerini okurken ne tuhaf Diyarbekir'i düşünmüştüm. Hem nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nerde ne zaman tanıştık hatırlamıyorum. 1985'de Yarın dergisinin bürosunda karşılaştık sanırım ilk. En son hatırladığımsa, Aşağıayrancı'daki senin evinde kavga ettiğimizdi. Bağırıp, çağırmıştık birbirimize. Vuruşmuştuk. Sonra nasıl barıştık bunu bilmiyorum. Bir gün telefon etmiştin. Sonra hayat bizi yeniden Gündem gazetesinin sayfalarında buluşturdu işte. Selma Ağabeyoğlu, haberini aldıkları zamanki duygularını şöyle anlatıyordu: "Ölümünü haber aldığımız on dakika sonra, Mehmet Özer, Eren Aysan Hacettepe Hastanesi'nin önündeydik... Öyle hızlı geldik ki oraya... Sanki acele edersek sevgili Adnan'ı ecelin elinden alacaktık" Seni ecelin elinden aladık. Çünkü şairler herkesten önce ölürdü, bunu ilk kez Behçet Aysan ağabeyi yitirdiğimizde hissetmiştim. O zamanlar aklıma takılan bir soru vardı; Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Sonra işte; biz büyüdük ey girdap, yanılmayan yasa biz büyüdük. Yitmek yolunda, bir gün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü de kanımızın şelalesi. Büyüdük biz. Lakin, bilinir, ölü bir gürültüdür şairler. Ya da bir ölünün çürüyen sesi; Çürüyorduk ey girdap, ürkülecek bir şey yok. Pusatsızdık ey yasa, hançer belimizde değil, boğazımızı paslı bir hırıltıyla yırtardı gurbeti. Tanık yok. Oysa kentin ortasında attığımız her adımı saydıran bir kaygı var. Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklamıştık kendimize. Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yok. O geçmiş yok... O geçmiş yok... Koru ölü sesimizi ey çağdaş dua."
"Şairler herkesten önce ölür
Nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Birgün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü kanımızın şelalesi.
Şairlerin yüzü hayata yakışmıyor. Durmaksızın harflerden yontulan bir kuş varmış gibi göğüs kafeslerinde ve içlerinde her an uçup gitmeye teşne bir can taşır gibidir şairler. Asil ve mağdur. Fakat, nerden çıktı şimdi Adnan; nerden çıktı bu ölüm. Dünyayı lengerin içine koymalı, eline bir pusula bir yanardağ vermeli, uykuyu vermemeli, korkuyu vermemeli, denizleri olmayan ne anlar fırtınadan. "Bir kovan bal" gibi bizi bıraktın, arı tatlı, bal acı balcı eksik; böyle diyordu arkadan seslenen genç bir kadın: Zeynep. Daha karşıya bile geçilmeden, ölüm var geçmiş yok Adnan. Evet, yüzümüzün hayata yakışmadığı doğru. Ve fakat nerden çıktı bu ölüm şimdi. Haklısın, kavga da ettik seninle, bağrıştık, vuruştuk, kızdık birbirimize. Küstüğümüz de oldu, barıştığımız da. iyi de Adnan, şimdi nerden çıktı bu ölüm. Önceki akşam telefonda acıdan çatallaşmış bir dille verdi Ayhan Bilgöl haberi. Herşey birden boşaldı. Dünya viraneye döndü. Sonra 1985 yılında ilk şiirlerini okuduğum günleri hatırladım. ilk kez Ahmet Erhan'dan duymuştum "Ülkesiz Şarkılar" adlı kitabını. Yeni yayımlanmıştı. Başımda türlü türlü belalar, peşimde karanlık adamlar, kaçaklık günleri. O güne kadar hiç Diyarbekir'e gitmemiş biri olarak, kitaptaki şiirlerini okurken ne tuhaf Diyarbekir'i düşünmüştüm. Hem nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nerde ne zaman tanıştık hatırlamıyorum. 1985'de Yarın dergisinin bürosunda karşılaştık sanırım ilk. En son hatırladığımsa, Aşağıayrancı'daki senin evinde kavga ettiğimizdi. Bağırıp, çağırmıştık birbirimize. Vuruşmuştuk. Sonra nasıl barıştık bunu bilmiyorum. Bir gün telefon etmiştin. Sonra hayat bizi yeniden Gündem gazetesinin sayfalarında buluşturdu işte. Selma Ağabeyoğlu, haberini aldıkları zamanki duygularını şöyle anlatıyordu: "Ölümünü haber aldığımız on dakika sonra, Mehmet Özer, Eren Aysan Hacettepe Hastanesi'nin önündeydik... Öyle hızlı geldik ki oraya... Sanki acele edersek sevgili Adnan'ı ecelin elinden alacaktık" Seni ecelin elinden aladık. Çünkü şairler herkesten önce ölürdü, bunu ilk kez Behçet Aysan ağabeyi yitirdiğimizde hissetmiştim. O zamanlar aklıma takılan bir soru vardı; Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Sonra işte; biz büyüdük ey girdap, yanılmayan yasa biz büyüdük. Yitmek yolunda, bir gün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü de kanımızın şelalesi. Büyüdük biz. Lakin, bilinir, ölü bir gürültüdür şairler. Ya da bir ölünün çürüyen sesi; Çürüyorduk ey girdap, ürkülecek bir şey yok. Pusatsızdık ey yasa, hançer belimizde değil, boğazımızı paslı bir hırıltıyla yırtardı gurbeti. Tanık yok. Oysa kentin ortasında attığımız her adımı saydıran bir kaygı var. Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklamıştık kendimize. Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yok. O geçmiş yok... O geçmiş yok... Koru ölü sesimizi ey çağdaş dua."
"özledim seni
özledim seni anne
dalsızım duldasızım rüyam çoktan bitmiş" a. satıcı
özledim seni anne
dalsızım duldasızım rüyam çoktan bitmiş" a. satıcı
"Gözümü yumduğum gün, kavanoz dipli dünyaya,
başucumdaki taşa bir zahmet şunları yazın,
böyle olsun istemezdim
daha çok koşardım ya..
atım çatladı...
Özür dilerim."
Adnan Satıcı
başucumdaki taşa bir zahmet şunları yazın,
böyle olsun istemezdim
daha çok koşardım ya..
atım çatladı...
Özür dilerim."
Adnan Satıcı
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar