bugün
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin31
- en iyi pizza içeriği9
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- ezoterizm4
- pizza abartılmış balon bir yiyecektir3
- sözlükte flört etmemek4
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız14
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- karşı cinsteki en itici özellik16
- acı gerçekler14
- trabzon pidesi3
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı4
- ev sahibi egosu2
- kale3112'deki kale hangi kale2
- en lezzetli balık24
- netanyahu2
- ayakları çirkin bir kadınla aynı yatağa girmek3
- anın görüntüsü23
- şahane pazar3
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- herkesin aynı olmaması3
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması5
- gammazlar göreve8
- ağlamak7
- meteoroloji'nin yeni yağışlı sistem uyarısı5
- sözlükte aile kurmak8
- bol mini etek5
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- osmanlı döneminde sözlük olsaydı4
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- müzik dinleyen 45 yaş üstü dallama5
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- sevmediğin biriyle sevişmek5
- birikim yapmak7
- motorla kaza yapan kadın7
- ta uzak yollardan2
- seda bakan'ın parmak arası çizmeleri3
- türbanlı hostes3
- kova burcu erkeği akrep kadını6
- demet evgar6
- atatürk diyor ki12
- hünkar beğendi vs alinazik9
- suya giden eşeğin asıl amacı5
- ata iyi binen erkek5
- sözlük erkeklerinin tipleri4
- yaz mevsiminin avuçlarımızdan kayıp gidivermesi5
- ilk buluşmaya 46 adet deveyle gelen kız7
- spk soruşturmasında 387 milyon lira dondurulması6
- ellerim bos gonlum hos7
- ilişkilerde ortak zevklerin önemi6
Geçen hafta ölümünün birinci yıldönümü olan öğretmen, şair, insan. Alışamadık belli ki gidişine. Yaşamını yitirdiğinde bir arkadaşı yazmıştı, şimdi aynen tekrarlamak gerekiyor:
"Şairler herkesten önce ölür
Nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Birgün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü kanımızın şelalesi.
Şairlerin yüzü hayata yakışmıyor. Durmaksızın harflerden yontulan bir kuş varmış gibi göğüs kafeslerinde ve içlerinde her an uçup gitmeye teşne bir can taşır gibidir şairler. Asil ve mağdur. Fakat, nerden çıktı şimdi Adnan; nerden çıktı bu ölüm. Dünyayı lengerin içine koymalı, eline bir pusula bir yanardağ vermeli, uykuyu vermemeli, korkuyu vermemeli, denizleri olmayan ne anlar fırtınadan. "Bir kovan bal" gibi bizi bıraktın, arı tatlı, bal acı balcı eksik; böyle diyordu arkadan seslenen genç bir kadın: Zeynep. Daha karşıya bile geçilmeden, ölüm var geçmiş yok Adnan. Evet, yüzümüzün hayata yakışmadığı doğru. Ve fakat nerden çıktı bu ölüm şimdi. Haklısın, kavga da ettik seninle, bağrıştık, vuruştuk, kızdık birbirimize. Küstüğümüz de oldu, barıştığımız da. iyi de Adnan, şimdi nerden çıktı bu ölüm. Önceki akşam telefonda acıdan çatallaşmış bir dille verdi Ayhan Bilgöl haberi. Herşey birden boşaldı. Dünya viraneye döndü. Sonra 1985 yılında ilk şiirlerini okuduğum günleri hatırladım. ilk kez Ahmet Erhan'dan duymuştum "Ülkesiz Şarkılar" adlı kitabını. Yeni yayımlanmıştı. Başımda türlü türlü belalar, peşimde karanlık adamlar, kaçaklık günleri. O güne kadar hiç Diyarbekir'e gitmemiş biri olarak, kitaptaki şiirlerini okurken ne tuhaf Diyarbekir'i düşünmüştüm. Hem nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nerde ne zaman tanıştık hatırlamıyorum. 1985'de Yarın dergisinin bürosunda karşılaştık sanırım ilk. En son hatırladığımsa, Aşağıayrancı'daki senin evinde kavga ettiğimizdi. Bağırıp, çağırmıştık birbirimize. Vuruşmuştuk. Sonra nasıl barıştık bunu bilmiyorum. Bir gün telefon etmiştin. Sonra hayat bizi yeniden Gündem gazetesinin sayfalarında buluşturdu işte. Selma Ağabeyoğlu, haberini aldıkları zamanki duygularını şöyle anlatıyordu: "Ölümünü haber aldığımız on dakika sonra, Mehmet Özer, Eren Aysan Hacettepe Hastanesi'nin önündeydik... Öyle hızlı geldik ki oraya... Sanki acele edersek sevgili Adnan'ı ecelin elinden alacaktık" Seni ecelin elinden aladık. Çünkü şairler herkesten önce ölürdü, bunu ilk kez Behçet Aysan ağabeyi yitirdiğimizde hissetmiştim. O zamanlar aklıma takılan bir soru vardı; Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Sonra işte; biz büyüdük ey girdap, yanılmayan yasa biz büyüdük. Yitmek yolunda, bir gün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü de kanımızın şelalesi. Büyüdük biz. Lakin, bilinir, ölü bir gürültüdür şairler. Ya da bir ölünün çürüyen sesi; Çürüyorduk ey girdap, ürkülecek bir şey yok. Pusatsızdık ey yasa, hançer belimizde değil, boğazımızı paslı bir hırıltıyla yırtardı gurbeti. Tanık yok. Oysa kentin ortasında attığımız her adımı saydıran bir kaygı var. Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklamıştık kendimize. Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yok. O geçmiş yok... O geçmiş yok... Koru ölü sesimizi ey çağdaş dua."
"Şairler herkesten önce ölür
Nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Birgün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü kanımızın şelalesi.
Şairlerin yüzü hayata yakışmıyor. Durmaksızın harflerden yontulan bir kuş varmış gibi göğüs kafeslerinde ve içlerinde her an uçup gitmeye teşne bir can taşır gibidir şairler. Asil ve mağdur. Fakat, nerden çıktı şimdi Adnan; nerden çıktı bu ölüm. Dünyayı lengerin içine koymalı, eline bir pusula bir yanardağ vermeli, uykuyu vermemeli, korkuyu vermemeli, denizleri olmayan ne anlar fırtınadan. "Bir kovan bal" gibi bizi bıraktın, arı tatlı, bal acı balcı eksik; böyle diyordu arkadan seslenen genç bir kadın: Zeynep. Daha karşıya bile geçilmeden, ölüm var geçmiş yok Adnan. Evet, yüzümüzün hayata yakışmadığı doğru. Ve fakat nerden çıktı bu ölüm şimdi. Haklısın, kavga da ettik seninle, bağrıştık, vuruştuk, kızdık birbirimize. Küstüğümüz de oldu, barıştığımız da. iyi de Adnan, şimdi nerden çıktı bu ölüm. Önceki akşam telefonda acıdan çatallaşmış bir dille verdi Ayhan Bilgöl haberi. Herşey birden boşaldı. Dünya viraneye döndü. Sonra 1985 yılında ilk şiirlerini okuduğum günleri hatırladım. ilk kez Ahmet Erhan'dan duymuştum "Ülkesiz Şarkılar" adlı kitabını. Yeni yayımlanmıştı. Başımda türlü türlü belalar, peşimde karanlık adamlar, kaçaklık günleri. O güne kadar hiç Diyarbekir'e gitmemiş biri olarak, kitaptaki şiirlerini okurken ne tuhaf Diyarbekir'i düşünmüştüm. Hem nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nerde ne zaman tanıştık hatırlamıyorum. 1985'de Yarın dergisinin bürosunda karşılaştık sanırım ilk. En son hatırladığımsa, Aşağıayrancı'daki senin evinde kavga ettiğimizdi. Bağırıp, çağırmıştık birbirimize. Vuruşmuştuk. Sonra nasıl barıştık bunu bilmiyorum. Bir gün telefon etmiştin. Sonra hayat bizi yeniden Gündem gazetesinin sayfalarında buluşturdu işte. Selma Ağabeyoğlu, haberini aldıkları zamanki duygularını şöyle anlatıyordu: "Ölümünü haber aldığımız on dakika sonra, Mehmet Özer, Eren Aysan Hacettepe Hastanesi'nin önündeydik... Öyle hızlı geldik ki oraya... Sanki acele edersek sevgili Adnan'ı ecelin elinden alacaktık" Seni ecelin elinden aladık. Çünkü şairler herkesten önce ölürdü, bunu ilk kez Behçet Aysan ağabeyi yitirdiğimizde hissetmiştim. O zamanlar aklıma takılan bir soru vardı; Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Sonra işte; biz büyüdük ey girdap, yanılmayan yasa biz büyüdük. Yitmek yolunda, bir gün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü de kanımızın şelalesi. Büyüdük biz. Lakin, bilinir, ölü bir gürültüdür şairler. Ya da bir ölünün çürüyen sesi; Çürüyorduk ey girdap, ürkülecek bir şey yok. Pusatsızdık ey yasa, hançer belimizde değil, boğazımızı paslı bir hırıltıyla yırtardı gurbeti. Tanık yok. Oysa kentin ortasında attığımız her adımı saydıran bir kaygı var. Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklamıştık kendimize. Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yok. O geçmiş yok... O geçmiş yok... Koru ölü sesimizi ey çağdaş dua."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar