bugün
- futbol15
- italya7
- fc internazionale milano6
- ingiltere5
- chelsea fc4
- ac milan5
- liverpool fc2
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın31
- arsenal fc3
- cansever9
- yecüc ile mecüc4
- yazarların uyuyamama sebebi2
- 8 ağustos 2026 juventus inter milan maçı2
- gece sokakta freddy krueger ile karşılaşmak4
- kadınlar neden kötü araba kullanır sorunsalı14
- düşün ki o bunu okuyor4
- gocu'nun solak olması4
- behlül ün bihter den ayrılma nedenleri6
- yorgun mermi19
- victor osimhen2
- dünyanın 10 da birinin solak olması4
- galatasaray neden transfer yapamıyor16
- insan doğru olanı seçerek mutlu olabilir mi6
- sözlük yazarlarının tatlıları14
- domdomusa3
- türk mutfağının en uyduruk kaydırık yemeği7
- dünyanın tersine dönmesi5
- galatasaray11
- etek giyen erkek10
- çirkef galatasaray2
- kupa kızı ve sinek valesi2
- tavuk sevmemek5
- sözlük yazarlarını evlendirmek12
- dinozor döner3
- ben geldim laleler3
- gece iki de tam ekmek tavuk döner ve bira yemek3
- g o k u2
- öfkeli genç adamlar kuşağı3
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları12
- sürekli dizi6
- para5
- favori diziniz2
- meltem mi daha güzel gönül mü sorunsalı6
- sol elle osbir çekmek2
- hangi manifest kızısın4
- yeni zelanda ya gitmek5
- gıyasettin nerede sorusu3
- devalüasyon yakın mı9
- yemek yapmayı bilmeyen kadın8
- 8 ağustos 2026 wolfsburg kaiserslautern maçı3
Geçen hafta ölümünün birinci yıldönümü olan öğretmen, şair, insan. Alışamadık belli ki gidişine. Yaşamını yitirdiğinde bir arkadaşı yazmıştı, şimdi aynen tekrarlamak gerekiyor:
"Şairler herkesten önce ölür
Nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Birgün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü kanımızın şelalesi.
Şairlerin yüzü hayata yakışmıyor. Durmaksızın harflerden yontulan bir kuş varmış gibi göğüs kafeslerinde ve içlerinde her an uçup gitmeye teşne bir can taşır gibidir şairler. Asil ve mağdur. Fakat, nerden çıktı şimdi Adnan; nerden çıktı bu ölüm. Dünyayı lengerin içine koymalı, eline bir pusula bir yanardağ vermeli, uykuyu vermemeli, korkuyu vermemeli, denizleri olmayan ne anlar fırtınadan. "Bir kovan bal" gibi bizi bıraktın, arı tatlı, bal acı balcı eksik; böyle diyordu arkadan seslenen genç bir kadın: Zeynep. Daha karşıya bile geçilmeden, ölüm var geçmiş yok Adnan. Evet, yüzümüzün hayata yakışmadığı doğru. Ve fakat nerden çıktı bu ölüm şimdi. Haklısın, kavga da ettik seninle, bağrıştık, vuruştuk, kızdık birbirimize. Küstüğümüz de oldu, barıştığımız da. iyi de Adnan, şimdi nerden çıktı bu ölüm. Önceki akşam telefonda acıdan çatallaşmış bir dille verdi Ayhan Bilgöl haberi. Herşey birden boşaldı. Dünya viraneye döndü. Sonra 1985 yılında ilk şiirlerini okuduğum günleri hatırladım. ilk kez Ahmet Erhan'dan duymuştum "Ülkesiz Şarkılar" adlı kitabını. Yeni yayımlanmıştı. Başımda türlü türlü belalar, peşimde karanlık adamlar, kaçaklık günleri. O güne kadar hiç Diyarbekir'e gitmemiş biri olarak, kitaptaki şiirlerini okurken ne tuhaf Diyarbekir'i düşünmüştüm. Hem nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nerde ne zaman tanıştık hatırlamıyorum. 1985'de Yarın dergisinin bürosunda karşılaştık sanırım ilk. En son hatırladığımsa, Aşağıayrancı'daki senin evinde kavga ettiğimizdi. Bağırıp, çağırmıştık birbirimize. Vuruşmuştuk. Sonra nasıl barıştık bunu bilmiyorum. Bir gün telefon etmiştin. Sonra hayat bizi yeniden Gündem gazetesinin sayfalarında buluşturdu işte. Selma Ağabeyoğlu, haberini aldıkları zamanki duygularını şöyle anlatıyordu: "Ölümünü haber aldığımız on dakika sonra, Mehmet Özer, Eren Aysan Hacettepe Hastanesi'nin önündeydik... Öyle hızlı geldik ki oraya... Sanki acele edersek sevgili Adnan'ı ecelin elinden alacaktık" Seni ecelin elinden aladık. Çünkü şairler herkesten önce ölürdü, bunu ilk kez Behçet Aysan ağabeyi yitirdiğimizde hissetmiştim. O zamanlar aklıma takılan bir soru vardı; Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Sonra işte; biz büyüdük ey girdap, yanılmayan yasa biz büyüdük. Yitmek yolunda, bir gün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü de kanımızın şelalesi. Büyüdük biz. Lakin, bilinir, ölü bir gürültüdür şairler. Ya da bir ölünün çürüyen sesi; Çürüyorduk ey girdap, ürkülecek bir şey yok. Pusatsızdık ey yasa, hançer belimizde değil, boğazımızı paslı bir hırıltıyla yırtardı gurbeti. Tanık yok. Oysa kentin ortasında attığımız her adımı saydıran bir kaygı var. Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklamıştık kendimize. Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yok. O geçmiş yok... O geçmiş yok... Koru ölü sesimizi ey çağdaş dua."
"Şairler herkesten önce ölür
Nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Birgün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü kanımızın şelalesi.
Şairlerin yüzü hayata yakışmıyor. Durmaksızın harflerden yontulan bir kuş varmış gibi göğüs kafeslerinde ve içlerinde her an uçup gitmeye teşne bir can taşır gibidir şairler. Asil ve mağdur. Fakat, nerden çıktı şimdi Adnan; nerden çıktı bu ölüm. Dünyayı lengerin içine koymalı, eline bir pusula bir yanardağ vermeli, uykuyu vermemeli, korkuyu vermemeli, denizleri olmayan ne anlar fırtınadan. "Bir kovan bal" gibi bizi bıraktın, arı tatlı, bal acı balcı eksik; böyle diyordu arkadan seslenen genç bir kadın: Zeynep. Daha karşıya bile geçilmeden, ölüm var geçmiş yok Adnan. Evet, yüzümüzün hayata yakışmadığı doğru. Ve fakat nerden çıktı bu ölüm şimdi. Haklısın, kavga da ettik seninle, bağrıştık, vuruştuk, kızdık birbirimize. Küstüğümüz de oldu, barıştığımız da. iyi de Adnan, şimdi nerden çıktı bu ölüm. Önceki akşam telefonda acıdan çatallaşmış bir dille verdi Ayhan Bilgöl haberi. Herşey birden boşaldı. Dünya viraneye döndü. Sonra 1985 yılında ilk şiirlerini okuduğum günleri hatırladım. ilk kez Ahmet Erhan'dan duymuştum "Ülkesiz Şarkılar" adlı kitabını. Yeni yayımlanmıştı. Başımda türlü türlü belalar, peşimde karanlık adamlar, kaçaklık günleri. O güne kadar hiç Diyarbekir'e gitmemiş biri olarak, kitaptaki şiirlerini okurken ne tuhaf Diyarbekir'i düşünmüştüm. Hem nerden bilecektim o vakitler, günün birinde bu efsaneler şehri Diyarbekir'in benim de hayatımda derin izler bırakacağını. Nerde ne zaman tanıştık hatırlamıyorum. 1985'de Yarın dergisinin bürosunda karşılaştık sanırım ilk. En son hatırladığımsa, Aşağıayrancı'daki senin evinde kavga ettiğimizdi. Bağırıp, çağırmıştık birbirimize. Vuruşmuştuk. Sonra nasıl barıştık bunu bilmiyorum. Bir gün telefon etmiştin. Sonra hayat bizi yeniden Gündem gazetesinin sayfalarında buluşturdu işte. Selma Ağabeyoğlu, haberini aldıkları zamanki duygularını şöyle anlatıyordu: "Ölümünü haber aldığımız on dakika sonra, Mehmet Özer, Eren Aysan Hacettepe Hastanesi'nin önündeydik... Öyle hızlı geldik ki oraya... Sanki acele edersek sevgili Adnan'ı ecelin elinden alacaktık" Seni ecelin elinden aladık. Çünkü şairler herkesten önce ölürdü, bunu ilk kez Behçet Aysan ağabeyi yitirdiğimizde hissetmiştim. O zamanlar aklıma takılan bir soru vardı; Nereye giderdi öldükten sonra şairler? Sonra işte; biz büyüdük ey girdap, yanılmayan yasa biz büyüdük. Yitmek yolunda, bir gün kavuşacak toprağımız da yok, sonsuz bir boşluğa dökülürdü de kanımızın şelalesi. Büyüdük biz. Lakin, bilinir, ölü bir gürültüdür şairler. Ya da bir ölünün çürüyen sesi; Çürüyorduk ey girdap, ürkülecek bir şey yok. Pusatsızdık ey yasa, hançer belimizde değil, boğazımızı paslı bir hırıltıyla yırtardı gurbeti. Tanık yok. Oysa kentin ortasında attığımız her adımı saydıran bir kaygı var. Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklamıştık kendimize. Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yok. O geçmiş yok... O geçmiş yok... Koru ölü sesimizi ey çağdaş dua."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar