bugün
- namazlarınızın yaradan için hiçbir kıymeti yok9
- 6 eylül 2026 türkiye italya voleybol maçı17
- filenin sultanlarının avrupa şampiyonu olması6
- bu koyden olsam ne olacak ve sarı şeker12
- sözlüğün en hamarat yazarı8
- aslında italyanın kazanması4
- sözlükte psikolojik delilerin olması4
- filenin sultanları5
- melissa vargas7
- ağlıyorum sözlük4
- libidosu olmasa true'nun aslında iyi insan olması6
- çok fazla dolandırıcı var3
- muslettin amca6
- robert de niro3
- iğrenme eşiği olmayan erkek9
- yaradana tüm günahlarınızı itiraf edin saklamayın4
- özbek pilavına kaşık saplamak7
- sözlüğün en tembel yazarı5
- bir viski doldurup kızların final maçını izlemek12
- özbek kadınlar14
- zeytin sevmeyen insan3
- pipinin kalkmaması3
- iblis gece gündüz sizi kınıyor ve suçluyor3
- zeytinli poğaça3
- true sözlüğün en namuslu ve ahlaklı yazarıdır5
- niyet her şeyin başıdır2
- hepiniz maçı izleyeceksiniz5
- sarapci koala48
- hangi dalda bilim insanı olmak isterdiniz4
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı17
- masturbasyon yapmamak2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- sözlük whatsapp grupları12
- tanrının bile bilmediği günahınız2
- linç bağımlılığı3
- göğüs uçlarını birbirine değdirebilen kadın11
- silver kpss'ye girdi mi sorunsalı3
- fransızca öğrenmek3
- fındık ezmesi2
- galiba yenileceğiz arkadaşlar4
- plajda bira içmek2
- friedrich hegel la bi cay icek10
- sizi görünce saçıyla oynamaya başlayan kız2
- afd'ye oy veren türkler4
- mükemmeliyete inanıyor musunuz6
- pazar akşamları3
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı42
- fenerbahçe15
- düşün ki o bunu okuyor9
- kahve büyüsü4
inancımızı yitirdiğimiz...
Sonuna kadar okumanız ve bilmeniz gereken mukaddes mi mukaddes bir aşk hikayesi yazıyorum...
Yine o belalı uhud'da sonsuzluk nebisi'nin bir dişi şehid edilmişti. Bunu duyan veysel karanî elini ağzına atarak:
- acaba benim efendim cenab-ı muhammed'in hangi dişini kırdılar? Bu mu, yoksa şu mu? Diyerek ağzındaki bütün dişlerini kendi eliyle kırıp döktü... ve annesinden izin alıp tâ yemen çöllerinden medine'nin yolunu tuttu...
Bitmek tükenmek bilmeyen kum denizini tek başına aşarak cenâb-ı mustafa'ya gidiyordu... gökte güneş, yerde fokur fokur kaynayan kumlar, sivri kayaların akrep dişleri, kuytularda canavar homurtular onu yıldırmıyordu...
Veysel karanî (r.a) kâbe mumu gibi yanıyor ve bir an önce peygamber şehri medine'ye varmak istiyordu...
Nihayet veysel karanî nûr yuvası medine'ye vasıl oldu. Işte şimdi sevgilinin diyarındaydı.
Garip bir manzarası vardı veysel karanî'nin... yanından gelip geçenler, durup ona bakıyorlardı.
Göğsü, bağrı açık, çölün bütün tozu toprağı sinmiş üstüne... ayakları çıplak ve kan revan içinde... yüzü güneşin hararetiyle iyice yanmış, alnında benek benek ter...
Ve tatlı bir koku... misk gibi bir şey...
-habib-i hüda'nın kokusu tâ sokaklara taşmış!...
Bir adım daha attı, mukaddes odanın kapı eşiğinin üzerine bakmaktan hayâ etti, öylece bir zaman ayakta kaldı...
Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Kapı açıldığı an cenab-ı mustafayla göz göze gelecekti.
Kapı aralandı...
Her tarafı örtüler içinde bir kadın...
Daldığı hayal aleminden hazreti aişe'nin sesiyle uyandı:
- ey allah'ın kulu, kimsin?
- bana karanlı üveys derler!
- neydi muradın?
- allah'ın resûlünü görmeye gelmiştim!
- ya üveys! Allah'ın resûlü seferdeler!
Veysel karani'nin yüreğine sanki yüzlerce mızrak saplanmıştı.
Hazreti aişe merakla sordu:
- niçin ağlıyorsun?
- ey annelerin en azizi! Ben, annemden bu kapıya kadar izin aldım.
- iyi ya işte! bir kaç gün bekle!
- beklemeye imkânım el vermez. Annemden bu kadarcık izin alabilmiştim!...
Hazreti aişe'nin de gözleri buğulandı... gözyaşlarını göstermemek için kapının arkasına gizlenme ihtiyacı duydu. O ân veysel karanî, tekrar koynundan, kırdığı dişleriyle yaptığı tesbihi çıkarıp uzattı:
- ey mübarek annem! Bunu da allah resûlüne ver!...
Hazreti aişe (r.anha) hayretle sordu:
- nedir o, yâ üveys?
- ne olduğu allah resûlüne malûmdur!
Hazreti aişe büsbütün irkildi ve dedi:
- peki, peki, ya üveys! Selamını ve emanetini resûl-i ekrem'e ulaştıracağım...
Ve saâdethanenin kapısını kapatıp içeri girdi...
Veysel karanî gözyaşları içinde yere eğildi, peygamber evinin kutlu eşiğini öptü, yüzünü gözünü iyice oraya sürdü. Sonra kalkıp istemeye istemeye yürümeye başladı... artık gidiyordu, fakat gönlü hep oradaydı... hicran arkına düşen bu gönül, ebediyen sevgilisine kavuşamayacaktı.
Yine o belalı uhud'da sonsuzluk nebisi'nin bir dişi şehid edilmişti. Bunu duyan veysel karanî elini ağzına atarak:
- acaba benim efendim cenab-ı muhammed'in hangi dişini kırdılar? Bu mu, yoksa şu mu? Diyerek ağzındaki bütün dişlerini kendi eliyle kırıp döktü... ve annesinden izin alıp tâ yemen çöllerinden medine'nin yolunu tuttu...
Bitmek tükenmek bilmeyen kum denizini tek başına aşarak cenâb-ı mustafa'ya gidiyordu... gökte güneş, yerde fokur fokur kaynayan kumlar, sivri kayaların akrep dişleri, kuytularda canavar homurtular onu yıldırmıyordu...
Veysel karanî (r.a) kâbe mumu gibi yanıyor ve bir an önce peygamber şehri medine'ye varmak istiyordu...
Nihayet veysel karanî nûr yuvası medine'ye vasıl oldu. Işte şimdi sevgilinin diyarındaydı.
Garip bir manzarası vardı veysel karanî'nin... yanından gelip geçenler, durup ona bakıyorlardı.
Göğsü, bağrı açık, çölün bütün tozu toprağı sinmiş üstüne... ayakları çıplak ve kan revan içinde... yüzü güneşin hararetiyle iyice yanmış, alnında benek benek ter...
Ve tatlı bir koku... misk gibi bir şey...
-habib-i hüda'nın kokusu tâ sokaklara taşmış!...
Bir adım daha attı, mukaddes odanın kapı eşiğinin üzerine bakmaktan hayâ etti, öylece bir zaman ayakta kaldı...
Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Kapı açıldığı an cenab-ı mustafayla göz göze gelecekti.
Kapı aralandı...
Her tarafı örtüler içinde bir kadın...
Daldığı hayal aleminden hazreti aişe'nin sesiyle uyandı:
- ey allah'ın kulu, kimsin?
- bana karanlı üveys derler!
- neydi muradın?
- allah'ın resûlünü görmeye gelmiştim!
- ya üveys! Allah'ın resûlü seferdeler!
Veysel karani'nin yüreğine sanki yüzlerce mızrak saplanmıştı.
Hazreti aişe merakla sordu:
- niçin ağlıyorsun?
- ey annelerin en azizi! Ben, annemden bu kapıya kadar izin aldım.
- iyi ya işte! bir kaç gün bekle!
- beklemeye imkânım el vermez. Annemden bu kadarcık izin alabilmiştim!...
Hazreti aişe'nin de gözleri buğulandı... gözyaşlarını göstermemek için kapının arkasına gizlenme ihtiyacı duydu. O ân veysel karanî, tekrar koynundan, kırdığı dişleriyle yaptığı tesbihi çıkarıp uzattı:
- ey mübarek annem! Bunu da allah resûlüne ver!...
Hazreti aişe (r.anha) hayretle sordu:
- nedir o, yâ üveys?
- ne olduğu allah resûlüne malûmdur!
Hazreti aişe büsbütün irkildi ve dedi:
- peki, peki, ya üveys! Selamını ve emanetini resûl-i ekrem'e ulaştıracağım...
Ve saâdethanenin kapısını kapatıp içeri girdi...
Veysel karanî gözyaşları içinde yere eğildi, peygamber evinin kutlu eşiğini öptü, yüzünü gözünü iyice oraya sürdü. Sonra kalkıp istemeye istemeye yürümeye başladı... artık gidiyordu, fakat gönlü hep oradaydı... hicran arkına düşen bu gönül, ebediyen sevgilisine kavuşamayacaktı.
aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi.
Dolu cüzdan, son model araba, ve villa kavramlarının karşılığı.
Sanırım bugün hissettiğim duygu. Sanırım..
Eski bir masal.
Gençlik katili.
Hayatiniza "şak" diye giren "kaş" yaparken göz çikarmaniza sebep olan şeydir "aşk".
Yoktur. ilk görüşte aşka inanan hatta ilk görüşte aşka düşmüş biri olarak söylemek isterim ki kendinizi harap etmekten başka bir işe yaramaz. Yorar, yıpratır. Bir defa mutlu ediyorsa on defa ağlatır ve karşı tarafın egosunu da haliyle iyice besler.
gerçekten artık var olduğuna inanmıyorum.
istiyorum inanmak ama olmuyor işte ben de bir iş yok ama çoğu erkeğin aklı başka tarafta.
karşısında ki kişyi düşünmeden davranıyorlar evet belki kızlar da böyle ama bizim yüzdemiz daha az bu konu da zaman mı çok değişti insanlar mı yoksa ortam mı.
vicdanımıza yada aklımıza ne oldu bizim anlayamıyorum artık ben akılsız ve vicdansız gibi davranıyoruz.
bence aşkın adını değiştirmişler onun tanımı seks falan olmalı yada sizin bulduğunuz o değerli şeyi ben bulamıyorum.
sadece üzülüyorum..
istiyorum inanmak ama olmuyor işte ben de bir iş yok ama çoğu erkeğin aklı başka tarafta.
karşısında ki kişyi düşünmeden davranıyorlar evet belki kızlar da böyle ama bizim yüzdemiz daha az bu konu da zaman mı çok değişti insanlar mı yoksa ortam mı.
vicdanımıza yada aklımıza ne oldu bizim anlayamıyorum artık ben akılsız ve vicdansız gibi davranıyoruz.
bence aşkın adını değiştirmişler onun tanımı seks falan olmalı yada sizin bulduğunuz o değerli şeyi ben bulamıyorum.
sadece üzülüyorum..
Alışkanlık şehvet ve kıskançlık duygularını barındıran ama insanı mutlu eden güzel bir duygu taki ayrılana dek.
Gecici bir sey. Fakat yogun yasaniyor evet.
Mutlu ettiği ölçüde üzenbilen duygusal olay.
Kimine göre masal kimine göre de yalan olan bir duygu.
Daha öncede beyan ettim üstad diyor ki: aşk, inanmanın şiiridir. Burada üstad peyami safa.
Bence en iyi tanımı Ortaçgil yapmış 'aşk dengesizlik işi' diyerek.
Miğdenin kelebekler vadisine dönüşme olayı.
aşk senin gelecegine engeldir . aşk özgürlügünüzü kısıtlar.
Aşk öyle bir büyü ki, öyle bir büyü ki anlayamazsın.
Göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz, seven kalbi susturamazsın.
Göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz, seven kalbi susturamazsın.
az önce naparsa yapsın dediğin kişiye napıyosun diyorsan
az önce sesini duymak istemiyorum dediğin kişiye niye konuşmuyorsun diyorsan
az önce yüzünü görmek istemiyorum dediğin kişiyi özlediğini söylüyorsan
tebrikler at gibi aşık oldun.
az önce sesini duymak istemiyorum dediğin kişiye niye konuşmuyorsun diyorsan
az önce yüzünü görmek istemiyorum dediğin kişiyi özlediğini söylüyorsan
tebrikler at gibi aşık oldun.
(bkz: siker)
intikam kokan çiçek.
Aslında aşk, şiirlerde, romanlarda, filmlerde vurgulandığı gibi yüce bir kavram değildi, aksine o bir hastalıktı, hastalıklı bir haldi.
Aşığın aşkına aşık olmaktır.
selam olsun gecenin en parlak yıldızı hanım.her gece seni izleyip,sende kaybolmaktı aşk.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar