bugün
- yabancilara 20 yillik vergi muafiyeti7
- bu dünyaya çocuk getirmek8
- karısı tarafından 300 kez aldatılan adam7
- kız kardeş ağda yaparken odasına dalmak10
- insan nüfusu azaltma çalışmaları3
- dersimci aleviler de pkk kadar tehlikelidir5
- tecavüze ceza önerisi7
- anne baba özlemi3
- erkek olmanın çok zor olması5
- buddy dude'nin fotosunun yapay zeka çıkması28
- sözlüğün en güzel kız yazarı12
- ai ai diyen yazar3
- coco star5
- babasina benzeyen erkeklerden hoslanan kiz4
- her gün mastürbasyon yapmak hastalıklı mıdır2
- sözlük kızlarının ayak falları7
- ctrlx abla12
- ben ahmet sezer bey sorularınızı yanıtlıyorum15
- bugün hangi sözlük kızına evlenme teklif etsem15
- gökten am yağsın diye duaya çıkmak5
- nervio sözlüğün en asil kadınıdır6
- sözlük kızlarının kombileri7
- ben aslında kızım7
- her şeye rağmen yaşamaya karar vermek4
- kürtler olmasaydı yaşanabilecek sıkıntılar5
- yazarların en muhteşem özelliği5
- hard seven kız3
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba20
- antipanik8
- evlenmenin azalıp boşanmanın artması3
- hurma2
- oytunkaran'ı özlemek6
- 0 0 8'in sözlüğe gelmesi3
- kitap okuyan erkek9
- başbiraderin edirneli olması2
- uyku öncesi ritüelleri2
- 40 yaşını aşmış bunaklar kulübü12
- gocu31
- o son birayı içmek5
- özgür özel7
- hiç bir kızla arkadaş olmamak2
- cilgincapkin7
- rastgele diyalog etkileşimi3
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum28
- sudekiray'ın ai olması2
- aym'nin süresiz nafaka kararını iptal etmesi4
- illuminati'nin amacı2
- öğretmen dayağı2
- en köylü özelliğiniz3
- vexillarius the slayer'in ırkı6
sevdiği entry'ler
Aynı şeyi tekrar etmekten bıkmamıştır.
Bu ne eşekliktir.
Bu ne eşekliktir.
ikiside birbirini üretir.faşitin iyisi yoktur.ırkçılık bir sapıklıktır bana göre.
ikisi de düşük iq'ludur.
ejderhayı yenmek, dağları delmek hepsi çocuk oyuncağı bunun yanında. çünkü o an mantık denen şey buharlaşıp gidiyor, yerine o meşhur “anla beni” tsunamisi geliyor ki, ruhun örselenir.
en klasik salaklık “sakin ol” demek. sanki kadın sinirli olduğunu fark etmemiş de sen hatırlatıyorsun. bir keresinde denedim, gözleri büyüdü, “sakin mi olayım???” diye başlayan tirat tam yirmi beş dakika sürdü. o yirmi beş dakikada hayatımın muhasebesini dinledim; eksiklerimi, fazlalıklarımı, bir daha o hataya düşmedim.
ikinci popüler aptallık “ne oldu canım” diye sormak. o soru sorulduğu anda her şey vardır; hayatı, seni, kendini, dünyayı... hepsi vardır. mantık yürütmeye kalkarsan da işin biter. “ama bir düşün şöyle yapsaydık” dersen, kadın o anda mantık istemiyor ki, dinlenmek istiyor. sen orada problem çözücü moduna girip çözüm önerdiğinde “sen beni hiç anlamıyorsun” diye yeni tur başlar. sus. telefonu kenara koy. göz teması kur, başını salla, ara sıra haklısın de. fazla da konuşma, o zaman da “hiçbir şey anlamıyorsun ki” çıkar işin içinden. ince bir denge bu, cambazlık gibi.
pratik yollara gelince; çay veya kahve koy önüne, “bir şey yer misin” diye sor. ama fazla abartma, “sorunumu çikolatayla mı çözmeye çalışıyorsun” diye de tersleyebilir. kadın milleti bu konularda epey hassas oluyor. en iyisi dinlemek, anlamaya çalışmak, sonra ufak bir jest. dokunmak riskli iş; bazısında sarılınca erir, bazısında “bırak lan beni şimdi” diye roket gibi fırlarsın. rus ruleti gibi, her seferinde kalbin ağzına gelir.
asıl mesele şu: sinirli kadını sakinleştirmek değil, sinirlendirmemeyi öğrenmek. ilişki dediğin şey ekmek gibi. her gün yeniden yoğuracaksın, mayalayacaksın, pişireceksin. ihmal edersen taş gibi olur, dişin kırılır. o zaman da sakinleştirmekten ziyade “yenisini mi yapalım” noktasına gelirsiniz. bazen de hiçbir şey yapmamak en iyisi. bırak konuşsun, döksün içini. altta yatan sebep bazen hiçbir şey olabilir; hormon, yorgunluk, o günün birikimi... bunları da yüzüne vurma, o ayrı bir sinir sebebi.
kısacası sihirli formül yok. sabır, empati, biraz kurnazlık ve bolca şans. yoksa o sinir dalgası seni de alır götürür.
en klasik salaklık “sakin ol” demek. sanki kadın sinirli olduğunu fark etmemiş de sen hatırlatıyorsun. bir keresinde denedim, gözleri büyüdü, “sakin mi olayım???” diye başlayan tirat tam yirmi beş dakika sürdü. o yirmi beş dakikada hayatımın muhasebesini dinledim; eksiklerimi, fazlalıklarımı, bir daha o hataya düşmedim.
ikinci popüler aptallık “ne oldu canım” diye sormak. o soru sorulduğu anda her şey vardır; hayatı, seni, kendini, dünyayı... hepsi vardır. mantık yürütmeye kalkarsan da işin biter. “ama bir düşün şöyle yapsaydık” dersen, kadın o anda mantık istemiyor ki, dinlenmek istiyor. sen orada problem çözücü moduna girip çözüm önerdiğinde “sen beni hiç anlamıyorsun” diye yeni tur başlar. sus. telefonu kenara koy. göz teması kur, başını salla, ara sıra haklısın de. fazla da konuşma, o zaman da “hiçbir şey anlamıyorsun ki” çıkar işin içinden. ince bir denge bu, cambazlık gibi.
pratik yollara gelince; çay veya kahve koy önüne, “bir şey yer misin” diye sor. ama fazla abartma, “sorunumu çikolatayla mı çözmeye çalışıyorsun” diye de tersleyebilir. kadın milleti bu konularda epey hassas oluyor. en iyisi dinlemek, anlamaya çalışmak, sonra ufak bir jest. dokunmak riskli iş; bazısında sarılınca erir, bazısında “bırak lan beni şimdi” diye roket gibi fırlarsın. rus ruleti gibi, her seferinde kalbin ağzına gelir.
asıl mesele şu: sinirli kadını sakinleştirmek değil, sinirlendirmemeyi öğrenmek. ilişki dediğin şey ekmek gibi. her gün yeniden yoğuracaksın, mayalayacaksın, pişireceksin. ihmal edersen taş gibi olur, dişin kırılır. o zaman da sakinleştirmekten ziyade “yenisini mi yapalım” noktasına gelirsiniz. bazen de hiçbir şey yapmamak en iyisi. bırak konuşsun, döksün içini. altta yatan sebep bazen hiçbir şey olabilir; hormon, yorgunluk, o günün birikimi... bunları da yüzüne vurma, o ayrı bir sinir sebebi.
kısacası sihirli formül yok. sabır, empati, biraz kurnazlık ve bolca şans. yoksa o sinir dalgası seni de alır götürür.
Gözlük çıkarmak ta anın büyüsünü kaçırmaz mi. Gözlüğü takmasa da gözü net görmez. Gözlük kullananların işi zor.
Sözlükte yazarların davranış biçimlerini ve sebeplerini inceleyen gina carano analizidir.
Siz farkında değilsiniz ama hepinize psikanaliz yaptım bile...
Yani Burada kimin ne olduğunu çok iyi biliyorum.
Siz farkında değilsiniz ama hepinize psikanaliz yaptım bile...
Yani Burada kimin ne olduğunu çok iyi biliyorum.
uzay zamanı büken warp motoru yapılıyor. Gelişmeler bu hızla devam ederse 2050'de falan ışık hızıyla milyar yıl sürecek yerlere birkaç günde gidicez.
https://youtu.be/SFZavyUkCGo?si=LLg9z9bl16fYhEC6
https://youtu.be/SFZavyUkCGo?si=LLg9z9bl16fYhEC6
anarşizm aslında islamla uyumlu ya.
islam bile kula kul olmamayı emrediyor.
Yanlış anlama abi sana anarşist demiyorum * Ama dozunda anarşizm gerekli ya.
Peygamberimiz bile yozlaşmış toplumunu kurtarmak için alışılmışın karşısında durmuş. Allah da ona karşılığını vermiş. Gerçi Allah seçmiş ayrı konu ama niyeti salih olanın yolu salim oluyor işte.
islam bile kula kul olmamayı emrediyor.
Yanlış anlama abi sana anarşist demiyorum * Ama dozunda anarşizm gerekli ya.
Peygamberimiz bile yozlaşmış toplumunu kurtarmak için alışılmışın karşısında durmuş. Allah da ona karşılığını vermiş. Gerçi Allah seçmiş ayrı konu ama niyeti salih olanın yolu salim oluyor işte.
öncelikle ben demiyorum internet diyor;
https://adanaailehukuku.c...pazar-degeri-eksi-sozluk/
ekşi sözlük daha büyük, daha görünür ve daha kurumsal bir algıya sahip olabilir; fakat uludağ sözlük’ün farkı biraz da burada başlıyor. daha az “ana akım”, daha az kalabalık ama daha samimi bir sözlük atmosferi sunuyor. özellikle eski internet kültürünü bilenler için uludağ sözlük, sadece başlık açılan bir platform değil; dönem dönem daha özgür, daha içten ve daha kullanıcı odaklı bir alan olarak öne çıktı.
pazar değeri meselesi net rakamlarla ispatlanmadıkça kesin konuşmak zor. çünkü iki platform da özel şirket yapısında olduğundan gelir, değerleme ve trafik verileri kamuya açık şekilde paylaşılmıyor. ama mesele sadece parasal değer değilse, uludağ sözlük’ün dijital hafızadaki değeri küçümsenemez. yıllardır ayakta kalması, kendi kitlesini koruması ve sözlük kültürüne alternatif bir damar açması bile başlı başına önemli.
bence uludağ sözlük’ün asıl gücü “ekşi’yi geçip geçmediği” tartışmasından çok, hâlâ kendine has bir kimliğinin olmasıdır. büyük olmak başka, karakter sahibi olmak başka. uludağ sözlük bu ikinci tarafta güçlü duran platformlardan biri.
https://adanaailehukuku.c...pazar-degeri-eksi-sozluk/
ekşi sözlük daha büyük, daha görünür ve daha kurumsal bir algıya sahip olabilir; fakat uludağ sözlük’ün farkı biraz da burada başlıyor. daha az “ana akım”, daha az kalabalık ama daha samimi bir sözlük atmosferi sunuyor. özellikle eski internet kültürünü bilenler için uludağ sözlük, sadece başlık açılan bir platform değil; dönem dönem daha özgür, daha içten ve daha kullanıcı odaklı bir alan olarak öne çıktı.
pazar değeri meselesi net rakamlarla ispatlanmadıkça kesin konuşmak zor. çünkü iki platform da özel şirket yapısında olduğundan gelir, değerleme ve trafik verileri kamuya açık şekilde paylaşılmıyor. ama mesele sadece parasal değer değilse, uludağ sözlük’ün dijital hafızadaki değeri küçümsenemez. yıllardır ayakta kalması, kendi kitlesini koruması ve sözlük kültürüne alternatif bir damar açması bile başlı başına önemli.
bence uludağ sözlük’ün asıl gücü “ekşi’yi geçip geçmediği” tartışmasından çok, hâlâ kendine has bir kimliğinin olmasıdır. büyük olmak başka, karakter sahibi olmak başka. uludağ sözlük bu ikinci tarafta güçlü duran platformlardan biri.
Üstte yazılmış olan eserler elbette ki çok sağlam klasikler. Bunları bir kenarda tutayım. Ben bilimkurgu seviyorum. Bu yüzden Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerin romanları diyeceğim. Bambaşka bir seviye. Stalker filmine uyarlanan uzayda piknik ve Tanrı olmak zor iş diyeceğim. Diğer eserleri de ithaki bilimkurgu klasikleri serisinden çıktı. Hepsi çok iyiydi, haksızlık etmek istemiyorum. Kıyamete bir milyar yıl ve yokuştaki salyangoz da listeme girer.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
Her entrysinin sonuna ewed yazarak beni güldüren yazardır, ewed.
fransız’dı, batı’nın bağrından gelip batı’yı en sert eleştirenlerden biri oldu. katolik köklerini bırakıp mısır’da müslüman olmuş, abdülvahit yahya adını almış, orda ölmüş.
ona göre bugünkü hayat tamamen yanlış yönde gitmiş; her şey rakamla, ölçülebilirle, maddeyle sınırlanmış, o eski derin anlamlar kaybolmuş. batı’nın ilerleme diye pazarladığı şeyi düpedüz saçmalık sayıyor, insan ruhsuz bir tekerlek gibi dönüyor artık diyor. kitapları ağır, insanın zihnini yoruyor ama bazı sayfaları okurken ulan haklı dedirtiyor, özellikle her şeyin tüketim ve gösterişe döndüğü şu günlerde.
benim açımdan eleştirileri yer yer isabetli, çağın sığlığını gerçekten yakalamış. fakat o eski zamanlara duyduğu özlem bana fazla masalsı geliyor. eskiden de kötülük, savaş, cahillik eksik değildi ki. ben akıl, bilim, somut adımlar ve laik bir duruştan yanayım. mistik köşelerde fazla oyalanmak bazen insanı gerçek hayattan uzaklaştırıyor.
yine de boşuna okumadım. zihnimi epey sıktı, bazı alışkanlıklarımı sorgulattı. fazla gizemli yerleri sinirimi bozsa da, en azından her şey yolunda diye kandırmıyor kendini. okuduktan sonra biraz daha tetikte, biraz daha yorgun hissediyorum. o da bir kazanç sayılır.
zeki bir eleştirmen, ama benim için tamamlayıcı değil, sadece bir uyarıcı. hayat devam ediyor, elimdeki somutla.
ona göre bugünkü hayat tamamen yanlış yönde gitmiş; her şey rakamla, ölçülebilirle, maddeyle sınırlanmış, o eski derin anlamlar kaybolmuş. batı’nın ilerleme diye pazarladığı şeyi düpedüz saçmalık sayıyor, insan ruhsuz bir tekerlek gibi dönüyor artık diyor. kitapları ağır, insanın zihnini yoruyor ama bazı sayfaları okurken ulan haklı dedirtiyor, özellikle her şeyin tüketim ve gösterişe döndüğü şu günlerde.
benim açımdan eleştirileri yer yer isabetli, çağın sığlığını gerçekten yakalamış. fakat o eski zamanlara duyduğu özlem bana fazla masalsı geliyor. eskiden de kötülük, savaş, cahillik eksik değildi ki. ben akıl, bilim, somut adımlar ve laik bir duruştan yanayım. mistik köşelerde fazla oyalanmak bazen insanı gerçek hayattan uzaklaştırıyor.
yine de boşuna okumadım. zihnimi epey sıktı, bazı alışkanlıklarımı sorgulattı. fazla gizemli yerleri sinirimi bozsa da, en azından her şey yolunda diye kandırmıyor kendini. okuduktan sonra biraz daha tetikte, biraz daha yorgun hissediyorum. o da bir kazanç sayılır.
zeki bir eleştirmen, ama benim için tamamlayıcı değil, sadece bir uyarıcı. hayat devam ediyor, elimdeki somutla.
1980 ve 90 lı yıllardan günümüze köprü olmuş bir çok güzel esere imza atmış mükemmel bir sanatçı gerçek sanatçı. Şimdiki gençlere tavsiyemdir. 1980 90 hatta daha önceki yıllarda çıkan eserleri dinlesinler.
Seviyoruz seni Coşkun abi.
Seviyoruz seni Coşkun abi.
Zalımın kaşları ömre bedel
Ah gözleri kurşundan beter
Lastik gibi uzar uzar da gider
Lucas Podolski gelse ancak böyle efor eder...
1 dakikada akrostiş.*
Ah gözleri kurşundan beter
Lastik gibi uzar uzar da gider
Lucas Podolski gelse ancak böyle efor eder...
1 dakikada akrostiş.*
sıfır maliyetli dünyanın en karlı yatırımı.
Bu akşam gerçekleşecektir.
Birader taa antalyadan geldi, ben de orada olacağım. Taksim'de Güzel bir gece olacak.
Ücretsiz giriş ve bedava meyve suyu için Kapıdaki görevliye parola olarak "banyoda yıkarım" demeniz yeterli.
Birader taa antalyadan geldi, ben de orada olacağım. Taksim'de Güzel bir gece olacak.
Ücretsiz giriş ve bedava meyve suyu için Kapıdaki görevliye parola olarak "banyoda yıkarım" demeniz yeterli.
Önemli bir Türk filozofu. Hilmi Ziya Ülken’e göre felsefenin temel konusu varlıktır; hakikat ve düşünce problemleri varlık probleminden doğar. Fenomenolojinin tasvir metodundan hareket eden Ülken, olayları tek bir köke indirmeksizin her birini kendi orijinalliği içinde ele alma imkânının fenomenolojik yöntemde olduğu görüşündedir. Böylece varlığı, insanı, insandaki bilgi ve değeri bu yolla açıklamaya çalışır ve karmaşığı basite indirgemekten kaçınır. Felsefe tarihinde Saint Augustinus, Pascal, Heidegger, Max Scheler geleneğine bağlıdır. Ona göre felsefe bilmeyle başlar; fakat bilme bütün problemlerin çözümüne yetmez, çünkü bilgi sınırlıdır.
