bugün
- türk müsün6
- sözlükte flörtleşmek4
- pandela43
- sözlüğü siliyorum dostlar17
- arkadaşlar bu ayakkabı nasıl6
- azgın türbanlı10
- kürtçülerin beyinsiz olması3
- normal sozluk6
- mavi gözlü erkek3
- arkadaşlar bakar mısınız bi2
- dünyanın en kısa fıkrası4
- küfürlü konuşmak2
- uçağa binmek3
- imamoğlu'nun duruşmadan çıkarılması2
- yaşlılara moruk demek4
- evlenmekten korkmak10
- arkadaşlar ben hapise giriyorum5
- pazartesi diyete başlıyorum3
- cumhurbaşkanlığı sistemi6
- ak parti yükselişte2
- yaya geçidinden koşarak geçmek2
- kız arkadaşın 17 saattir mesaj atmaması17
- nermin3
- deniz göktaş'ın gözaltına alınması9
- el alemin köpekliğini yapmak2
- alttaki yazara aşık ol11
- aylık 405 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- naruto dayıya tavuk döner ısmarlamak4
- velvet ile revani yemek7
- olgayella2
- dikkat dikkat tai lung kız11
- manifest2
- sözlüğün kahve olması12
- qazi muhammed3
- nato liderler zirvesi nde 56 bin personel3
- gerdek namazı10
- senegal7
- izlenmiş en kusursuz film5
- çevrimiçi olanlar arık neden görünmüyor3
- türkiye de en güvenilen kurumlar6
- istanbul ticaret odası ücretliler geçinme endeksi2
- seks yapmayı zevkli sanmak11
- menülerde içerik belirtme zorunluluğu5
- deniz göktaş17
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle24
- amerika israil arası kızışma7
- günün şiiri12
- üstteki yazar kimle evlensin5
- hayat pahalılığının giderek artması3
- 3 temmuz 2026 portekiz hırvatistan maçı4
bizde bir etimoloji (kökbilgisi - fr. etymologie - ing. etymology) sözlüğünün bir türlü yapılamaması, en başta, dilimizi tanımamamızdan ve saymamızdandır. nasıl yapılabilirdi ki, yüz yıllar boyu dilimizin adı türkçe değil, osmanlıca idi. bundan ötürü de, eski sözlüklerimiz, arapça - türkçe, farsça - türkçe niteliğinde kalmıştır. herhangi bir türkçe sözcüğün kökünü bulmak ise nerdeyse olanaksızdır diyebiliriz. bilindiği gibi, kökbilgisi (etimoloji) bir dili kökler ve ekler bakımından inceleyen bilgi demektir. türkçe kendi dilimiz sayılmadığı, hatta bir dil bile sayılmadığı sürece elbette onun köklerini ve eklerini bilmeyi meraka değer bulmayacaktık. gene bu yüzden, birçok yabancı sözcük, türkçe bilinegelmiştir. bir dilde yabancı sözcüklerin bulunması elbette olağandır; ama bunların ne zaman, nasıl, ne gibi biçimlere girerek o dile katıldığı bilinmezse, bir ulus için çok gerekli olan dil bilinci oluşamaz; dahası, kavramlar, terimler aydınlıktan yoksun kalır. sözgelişi, etymologie sözcüğünü merak eden bir fransız, petit larousse'u, ya da robert'i açarsa, onun latincesinin etymologia, yunanca'sının etumos olduğunu ve 'vrai' anlamına geldiğini görür. biz ise, bu gibi durumlarda ötekine berikine sormak zorunda kalırız. diyelim, ne demektir zeybek diye merak edip bir ansiklopedik sözlüğü açsak, "özellikle batı anadolu efelerine verilen ad" biçiminde bir tanımla karşılaşırız, sözcüğün nereden kaynaklandığını öğrenemeyiz.
bundan sıkıldığı çok iyi anlaşılan cevat şakir kabaağaçlı (halikarnas balıkçısı) o zaman kendi yorumunu dile getirir: "zeybek'in sonundaki 'bek' eki 'bakkhos'dan gelmedir," deyiverir ve elbet, "vay efendim, bizim zeybeğimizi yunan sayıyor" gibisinden saldırılara uğrar. öyle ise siz bir kökbilgisi sözlüğü yapın da bunların nereden geldiğini öğrenelim derseniz, yapmazlar, susarlar. sözlüğümüzü oluşturan sözcükleri yüzde sekseni yabancı kökenli olduğu zamanda, bir kökbilgisi sözlüğü nasıl yapılabilirdi ki! bu, bizim bir dilimiz olmadığı anlamına gelmez miydi? nitekim, bizim türkoloji uzmanlarımızın böyle bir sözlüğün oluşturulmasına yanaşmamaları böylesi bir korkuda olsa gerektir. oysa, örneğin masa sözcüğünün ispanyolca 'messa'dan geldiğini öğrenirsek ne olur? hiç. demek oradan gelmiş, der ve kullanmayı sürdürürüz. balkanlı uluslar, dillerindeki türkçe sözcükler için işte böyle yapıyorlar. diyelim, bugünkü romence'de üç bin türkçe sözcük, bu dilin latin kökenli olması niteliğini bozmamıştır. bizim dilimiz ise, mustafa kemal atatürk'ün açtığı yolda özleşme sürecine girmeseydi, arapça ve farsça'nın içinde eriye yazmıştı.
ancak, ferdinand de saussure'e (1857-1913) gelinceye dek, karşılaştırmalı dilbilim, sözcüklerin tarihsel oluşumu konusuna, gerçek bir dilbilim kurulmadığı için, öylesine dalmıştı ki, bir dili tanımanın yerini, hangisi hangisinden çıktı sorunu aldı; böylece de kökler-kökenler konusu, ünlü deyimiyle, arap saçına döndü. genel dilbilim'i sağlam temellere oturtan ferdinand de saussure için, geriye doğru incelemenin kapısını kapamak söz konusu değildi gerçi; bütün iş, belli dönemler için ele alınan dillerin yapısal özelliklerini ortaya çıkarmakta toplanıyordu. kısaca dokunduğum bu yeni yaklaşımdan ötürü kökbilim gözden düşer gibi olmuştur. bizim için büyük bir talihsizliktir bu. çünkü batılı ulusların nicedir elde bulundurdukları ve bugün de yararlanmayı sürdürdükleri kökbilim sözlüğüne biz hiç kavuşamadık.
bundan sıkıldığı çok iyi anlaşılan cevat şakir kabaağaçlı (halikarnas balıkçısı) o zaman kendi yorumunu dile getirir: "zeybek'in sonundaki 'bek' eki 'bakkhos'dan gelmedir," deyiverir ve elbet, "vay efendim, bizim zeybeğimizi yunan sayıyor" gibisinden saldırılara uğrar. öyle ise siz bir kökbilgisi sözlüğü yapın da bunların nereden geldiğini öğrenelim derseniz, yapmazlar, susarlar. sözlüğümüzü oluşturan sözcükleri yüzde sekseni yabancı kökenli olduğu zamanda, bir kökbilgisi sözlüğü nasıl yapılabilirdi ki! bu, bizim bir dilimiz olmadığı anlamına gelmez miydi? nitekim, bizim türkoloji uzmanlarımızın böyle bir sözlüğün oluşturulmasına yanaşmamaları böylesi bir korkuda olsa gerektir. oysa, örneğin masa sözcüğünün ispanyolca 'messa'dan geldiğini öğrenirsek ne olur? hiç. demek oradan gelmiş, der ve kullanmayı sürdürürüz. balkanlı uluslar, dillerindeki türkçe sözcükler için işte böyle yapıyorlar. diyelim, bugünkü romence'de üç bin türkçe sözcük, bu dilin latin kökenli olması niteliğini bozmamıştır. bizim dilimiz ise, mustafa kemal atatürk'ün açtığı yolda özleşme sürecine girmeseydi, arapça ve farsça'nın içinde eriye yazmıştı.
ancak, ferdinand de saussure'e (1857-1913) gelinceye dek, karşılaştırmalı dilbilim, sözcüklerin tarihsel oluşumu konusuna, gerçek bir dilbilim kurulmadığı için, öylesine dalmıştı ki, bir dili tanımanın yerini, hangisi hangisinden çıktı sorunu aldı; böylece de kökler-kökenler konusu, ünlü deyimiyle, arap saçına döndü. genel dilbilim'i sağlam temellere oturtan ferdinand de saussure için, geriye doğru incelemenin kapısını kapamak söz konusu değildi gerçi; bütün iş, belli dönemler için ele alınan dillerin yapısal özelliklerini ortaya çıkarmakta toplanıyordu. kısaca dokunduğum bu yeni yaklaşımdan ötürü kökbilim gözden düşer gibi olmuştur. bizim için büyük bir talihsizliktir bu. çünkü batılı ulusların nicedir elde bulundurdukları ve bugün de yararlanmayı sürdürdükleri kökbilim sözlüğüne biz hiç kavuşamadık.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar