bugün
- osuruktan şiirler41
- kanal ayarlama 1500 lira11
- devletin temeli adalettir9
- adana kebap6
- açılım4
- sözlükten soğuma nedenleri17
- ben geldim kerkenezler18
- filistin2
- claudian clouds22
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener4
- gece sokaklarda dolaşıp kedi ve köpekleri sevmek2
- velvet'in aylık geliri6
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- iyi parti17
- zorunlu eğitim9
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- küçük sürprizler yapmak5
- yeni anayasa4
- uludağ sözlüğün reaktörü2
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- evlenme teklif edecekken sevgilinin yüzüne kusmak2
- simko315
- mini elbise4
- şeytanın insanlardan ders alması4
- kısır9
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- 777 diyen erkolar8
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- yazarların özel mesaj sayıları5
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- alttaki yazara motto ver16
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- bir daha doğmayacak olmak4
- akrep burcu kini8
- karanlık bir yolda arabanın bozulması2
- çerçeve yasa34
- beyaz tenli gotik kız3
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- gollumun gözü yüzükte6
- insan klonlama2
- amedspor14
- gerdek gecesinde sevişmek zorunda mıyız3
- normal taklidi yapmak4
- saçını pembeye boyayan erkek6
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler27
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- aleksey batrakov12
bizde bir etimoloji (kökbilgisi - fr. etymologie - ing. etymology) sözlüğünün bir türlü yapılamaması, en başta, dilimizi tanımamamızdan ve saymamızdandır. nasıl yapılabilirdi ki, yüz yıllar boyu dilimizin adı türkçe değil, osmanlıca idi. bundan ötürü de, eski sözlüklerimiz, arapça - türkçe, farsça - türkçe niteliğinde kalmıştır. herhangi bir türkçe sözcüğün kökünü bulmak ise nerdeyse olanaksızdır diyebiliriz. bilindiği gibi, kökbilgisi (etimoloji) bir dili kökler ve ekler bakımından inceleyen bilgi demektir. türkçe kendi dilimiz sayılmadığı, hatta bir dil bile sayılmadığı sürece elbette onun köklerini ve eklerini bilmeyi meraka değer bulmayacaktık. gene bu yüzden, birçok yabancı sözcük, türkçe bilinegelmiştir. bir dilde yabancı sözcüklerin bulunması elbette olağandır; ama bunların ne zaman, nasıl, ne gibi biçimlere girerek o dile katıldığı bilinmezse, bir ulus için çok gerekli olan dil bilinci oluşamaz; dahası, kavramlar, terimler aydınlıktan yoksun kalır. sözgelişi, etymologie sözcüğünü merak eden bir fransız, petit larousse'u, ya da robert'i açarsa, onun latincesinin etymologia, yunanca'sının etumos olduğunu ve 'vrai' anlamına geldiğini görür. biz ise, bu gibi durumlarda ötekine berikine sormak zorunda kalırız. diyelim, ne demektir zeybek diye merak edip bir ansiklopedik sözlüğü açsak, "özellikle batı anadolu efelerine verilen ad" biçiminde bir tanımla karşılaşırız, sözcüğün nereden kaynaklandığını öğrenemeyiz.
bundan sıkıldığı çok iyi anlaşılan cevat şakir kabaağaçlı (halikarnas balıkçısı) o zaman kendi yorumunu dile getirir: "zeybek'in sonundaki 'bek' eki 'bakkhos'dan gelmedir," deyiverir ve elbet, "vay efendim, bizim zeybeğimizi yunan sayıyor" gibisinden saldırılara uğrar. öyle ise siz bir kökbilgisi sözlüğü yapın da bunların nereden geldiğini öğrenelim derseniz, yapmazlar, susarlar. sözlüğümüzü oluşturan sözcükleri yüzde sekseni yabancı kökenli olduğu zamanda, bir kökbilgisi sözlüğü nasıl yapılabilirdi ki! bu, bizim bir dilimiz olmadığı anlamına gelmez miydi? nitekim, bizim türkoloji uzmanlarımızın böyle bir sözlüğün oluşturulmasına yanaşmamaları böylesi bir korkuda olsa gerektir. oysa, örneğin masa sözcüğünün ispanyolca 'messa'dan geldiğini öğrenirsek ne olur? hiç. demek oradan gelmiş, der ve kullanmayı sürdürürüz. balkanlı uluslar, dillerindeki türkçe sözcükler için işte böyle yapıyorlar. diyelim, bugünkü romence'de üç bin türkçe sözcük, bu dilin latin kökenli olması niteliğini bozmamıştır. bizim dilimiz ise, mustafa kemal atatürk'ün açtığı yolda özleşme sürecine girmeseydi, arapça ve farsça'nın içinde eriye yazmıştı.
ancak, ferdinand de saussure'e (1857-1913) gelinceye dek, karşılaştırmalı dilbilim, sözcüklerin tarihsel oluşumu konusuna, gerçek bir dilbilim kurulmadığı için, öylesine dalmıştı ki, bir dili tanımanın yerini, hangisi hangisinden çıktı sorunu aldı; böylece de kökler-kökenler konusu, ünlü deyimiyle, arap saçına döndü. genel dilbilim'i sağlam temellere oturtan ferdinand de saussure için, geriye doğru incelemenin kapısını kapamak söz konusu değildi gerçi; bütün iş, belli dönemler için ele alınan dillerin yapısal özelliklerini ortaya çıkarmakta toplanıyordu. kısaca dokunduğum bu yeni yaklaşımdan ötürü kökbilim gözden düşer gibi olmuştur. bizim için büyük bir talihsizliktir bu. çünkü batılı ulusların nicedir elde bulundurdukları ve bugün de yararlanmayı sürdürdükleri kökbilim sözlüğüne biz hiç kavuşamadık.
bundan sıkıldığı çok iyi anlaşılan cevat şakir kabaağaçlı (halikarnas balıkçısı) o zaman kendi yorumunu dile getirir: "zeybek'in sonundaki 'bek' eki 'bakkhos'dan gelmedir," deyiverir ve elbet, "vay efendim, bizim zeybeğimizi yunan sayıyor" gibisinden saldırılara uğrar. öyle ise siz bir kökbilgisi sözlüğü yapın da bunların nereden geldiğini öğrenelim derseniz, yapmazlar, susarlar. sözlüğümüzü oluşturan sözcükleri yüzde sekseni yabancı kökenli olduğu zamanda, bir kökbilgisi sözlüğü nasıl yapılabilirdi ki! bu, bizim bir dilimiz olmadığı anlamına gelmez miydi? nitekim, bizim türkoloji uzmanlarımızın böyle bir sözlüğün oluşturulmasına yanaşmamaları böylesi bir korkuda olsa gerektir. oysa, örneğin masa sözcüğünün ispanyolca 'messa'dan geldiğini öğrenirsek ne olur? hiç. demek oradan gelmiş, der ve kullanmayı sürdürürüz. balkanlı uluslar, dillerindeki türkçe sözcükler için işte böyle yapıyorlar. diyelim, bugünkü romence'de üç bin türkçe sözcük, bu dilin latin kökenli olması niteliğini bozmamıştır. bizim dilimiz ise, mustafa kemal atatürk'ün açtığı yolda özleşme sürecine girmeseydi, arapça ve farsça'nın içinde eriye yazmıştı.
ancak, ferdinand de saussure'e (1857-1913) gelinceye dek, karşılaştırmalı dilbilim, sözcüklerin tarihsel oluşumu konusuna, gerçek bir dilbilim kurulmadığı için, öylesine dalmıştı ki, bir dili tanımanın yerini, hangisi hangisinden çıktı sorunu aldı; böylece de kökler-kökenler konusu, ünlü deyimiyle, arap saçına döndü. genel dilbilim'i sağlam temellere oturtan ferdinand de saussure için, geriye doğru incelemenin kapısını kapamak söz konusu değildi gerçi; bütün iş, belli dönemler için ele alınan dillerin yapısal özelliklerini ortaya çıkarmakta toplanıyordu. kısaca dokunduğum bu yeni yaklaşımdan ötürü kökbilim gözden düşer gibi olmuştur. bizim için büyük bir talihsizliktir bu. çünkü batılı ulusların nicedir elde bulundurdukları ve bugün de yararlanmayı sürdürdükleri kökbilim sözlüğüne biz hiç kavuşamadık.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar