bugün
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı37
- benim bileğim yamuk mu10
- modacı erkeklerin top olması7
- ısparta da gece hayatı14
- sözlük erkeklerinin bicepsleri81
- bir tırcı sevmek6
- işçileri köle gibi çalıştıran türk patronlar7
- ya aşkım senin neden bicepslerin yok diyen kız10
- sevgili adayını önce traveler'a göstermek4
- erecto bey birader birader beydir4
- vücut geliştirme ve eşcinsellik6
- nişanlının gay çıkması3
- sudekiray3
- hiç uçağa binmemek7
- true nerede3
- akplisin yani27
- duanın bir şeye yaramaması28
- anın görüntüsü22
- nusret3
- bicepsiz fakir erkek6
- türkiye de israilli kadına saldıran yobazlar6
- reddedilince öldürmek2
- samsun gece hayatı2
- mr erecto hayratı2
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey6
- fon mağduru 500 bin insan napacak3
- berke özer2
- çok eşlilik büyük bir sapıklıktır7
- bir oturuşta yarım ekmek tost yiyen erkek10
- sözlük erkeklerinin göğüs kasları12
- götü güzel cüzdanı zengin sözlük erkekleri9
- kavala kurabiyesi2
- gönlü zengin kalbi güzel erkek12
- fon vurgunu52
- hakkari de gece hayatı2
- ev içinde uludağ sözlüğe bakamamak6
- canım ıspartam5
- konya da gece hayatı2
- botoks yaptırmış sözlük üyeleri7
- 3 saat çalışan çamaşır makinesi9
- arkadaşların evlenip çocuk sahibi olması2
- aykirikadin13
- fatma betül sayan kaya22
- bicepsini çıkartıp sözlük kızlarına gösteren hain7
- dölüm geldi diyen erkek4
- biberiye turşusu5
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım6
- neden 50 tane arap devleti var12
- ayak fetişizminin neresi sapıklık9
- ne yapıyorsun8
montaigne aşkın tarifini arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey
değildir, gibi veriyor.
venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir
boşalma hazzı değil mi? tıpkı doğanın başka taraflarımızın
boşalmasına kattığı haz gibi. bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık
yüzünden kötülük haline geliyor. sokrates'e göre aşk, güzelliğin
aracılığıyla çoğalma arzusudur. ama nedir, bu hazzın insana verdiği o
acayip gıdıklama, zenon'u, kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca,
saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı
anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden
kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip
kendinden geçme? hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş
dolaş edip hep bir yere koymuşlar? ne diye insan hazzın son
kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? bunlara
bakınca, platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak
diye yarattıklarına inanasım geliyor. insanların bu en bulanık, en
karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum.
böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanları
birleştirmek istemiş. insanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir
düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir. tavus
kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır.
oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin
karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir. biz de
pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği
işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz.
işte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, platon'un bütün felsefesini
ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve,
insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır. başka her yerde az çok nazik
olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu
işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile. bir arayın
da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir?
büyük iskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de
uyumada anladığını söylermiş. uyku ruhun kötü güçlerini sarıp
yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder. onu sadece
mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir
belirtisi sayabiliriz kuşkusuz.
doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en
soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da
bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız,
perhizi sevap sayarız. bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha
büyük hayvanlık mı olur? türlü ulusların dinlerinde vardıkları,
kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel
arzunun kötülenmesidir. onun bir cezalanması demek olan sünnet bir
yana, bütün kanılar bu konuda birleşir. hoş, bir bakıma insan denilen
bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan
taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya... insanın
doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa
koşa gideriz. insanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar
ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. insanı
yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok
erdemleri içine alan bir şereftir. biri günah, öteki sevaptır. aristoteles
ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına
geldiğini söyler.
bazı uluslar yemek yerken başlarını bir örtüyle kaparlarmış. bir
bayan tanırım, hem de en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada:
çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş, kadının zerafetine,
güzelliğine çok zarar verirmiş. bu bayan iştahı olduğu zaman
herkesten kaçarmış. başka bir adam bilirim ne başkalarını yemek
yerken görmeye, ne de başkalarının kendini yerken görmesine
katlanamaz. karnını doldurmak, içini boşaltmaktan çok daha ayıp bir
iştir. türk padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki
başkalarından üstün sayılmak için kendilerini yemek yerken
göstermezlermiş, haftada bir tek öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini
param parça ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış. bu softalar
demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor
görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüleşirlerse, o kadar
iyileşeceklerini sanıyorlar. şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi
kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor.
hayatlarını gizleyen, başkalarının gözüne görünmekten kaçan insanlar
da var. sağlık, sevinç içinde olmak onlar için en zararlı, en belalı
hallerdir. değil yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki
doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler. güneşe lanet edip
karanlıklara tapanlar bile var. biz insanlar kendimizi kötülemeye
gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz. kafamızın, o her şeyi
bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av
kendi kendimizdir.
ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar.
bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler
uyduruyorsun. az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini
kötülemeye özeniyorsun. ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya
çalışıyorsun? içinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! o
kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? doğanın seni
zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı
başka işler çıkarıyorsun kendine? sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir
yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı
acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. üstelik bu yasalar ne kadar
özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde
arıtıyor senin. mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı
sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir. bak,
bir düşün bunlar üzerinde: bütün yaşamın böyle geçiyor.
değildir, gibi veriyor.
venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir
boşalma hazzı değil mi? tıpkı doğanın başka taraflarımızın
boşalmasına kattığı haz gibi. bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık
yüzünden kötülük haline geliyor. sokrates'e göre aşk, güzelliğin
aracılığıyla çoğalma arzusudur. ama nedir, bu hazzın insana verdiği o
acayip gıdıklama, zenon'u, kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca,
saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı
anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden
kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip
kendinden geçme? hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş
dolaş edip hep bir yere koymuşlar? ne diye insan hazzın son
kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? bunlara
bakınca, platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak
diye yarattıklarına inanasım geliyor. insanların bu en bulanık, en
karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum.
böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanları
birleştirmek istemiş. insanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir
düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir. tavus
kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır.
oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin
karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir. biz de
pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği
işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz.
işte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, platon'un bütün felsefesini
ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve,
insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır. başka her yerde az çok nazik
olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu
işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile. bir arayın
da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir?
büyük iskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de
uyumada anladığını söylermiş. uyku ruhun kötü güçlerini sarıp
yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder. onu sadece
mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir
belirtisi sayabiliriz kuşkusuz.
doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en
soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da
bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız,
perhizi sevap sayarız. bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha
büyük hayvanlık mı olur? türlü ulusların dinlerinde vardıkları,
kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel
arzunun kötülenmesidir. onun bir cezalanması demek olan sünnet bir
yana, bütün kanılar bu konuda birleşir. hoş, bir bakıma insan denilen
bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan
taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya... insanın
doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa
koşa gideriz. insanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar
ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. insanı
yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok
erdemleri içine alan bir şereftir. biri günah, öteki sevaptır. aristoteles
ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına
geldiğini söyler.
bazı uluslar yemek yerken başlarını bir örtüyle kaparlarmış. bir
bayan tanırım, hem de en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada:
çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş, kadının zerafetine,
güzelliğine çok zarar verirmiş. bu bayan iştahı olduğu zaman
herkesten kaçarmış. başka bir adam bilirim ne başkalarını yemek
yerken görmeye, ne de başkalarının kendini yerken görmesine
katlanamaz. karnını doldurmak, içini boşaltmaktan çok daha ayıp bir
iştir. türk padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki
başkalarından üstün sayılmak için kendilerini yemek yerken
göstermezlermiş, haftada bir tek öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini
param parça ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış. bu softalar
demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor
görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüleşirlerse, o kadar
iyileşeceklerini sanıyorlar. şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi
kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor.
hayatlarını gizleyen, başkalarının gözüne görünmekten kaçan insanlar
da var. sağlık, sevinç içinde olmak onlar için en zararlı, en belalı
hallerdir. değil yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki
doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler. güneşe lanet edip
karanlıklara tapanlar bile var. biz insanlar kendimizi kötülemeye
gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz. kafamızın, o her şeyi
bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av
kendi kendimizdir.
ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar.
bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler
uyduruyorsun. az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini
kötülemeye özeniyorsun. ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya
çalışıyorsun? içinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! o
kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? doğanın seni
zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı
başka işler çıkarıyorsun kendine? sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir
yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı
acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. üstelik bu yasalar ne kadar
özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde
arıtıyor senin. mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı
sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir. bak,
bir düşün bunlar üzerinde: bütün yaşamın böyle geçiyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar