bugün
- sözlükte takılan evli barklı yazarların amacı27
- biz kadınlar neden bu kadar masumuz7
- moğolların araplara saldırma nedeni12
- akrabaların içindeki en zengin insan9
- enayimiknatisii25
- yogartiksen18
- israilin husilere karşı suudilere katılması10
- dün gece intihar eden sözlük yazarı13
- ilkokul bebesine türbanı savunmak33
- seks neden ayıptır10
- 007 dayı12
- dede nine isimleri6
- erkeği karizmatik gösteren şeyler24
- birisi bakarken işeyememek5
- 14 ekim 20267
- araba aydarken aniden yola fırlayan kedi3
- yoğurt yapmanın püf noktaları7
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı85
- sözlükteki seks tarikatı6
- arkadaşlar hepinizden nefret ediyorum11
- 007'nin ilk 20 dk gol yemezsek iyi yorumu8
- 14 ekim 2026 halk tv polis baskını27
- başak burcu erkeği dengesizliği3
- barcelona ve ispanya'nın pas yapma olayı3
- deve sidiği içen piç8
- dem terör partisi22
- 14 ekim 2026 istanbul yağmuru2
- arkadaşlar linçlemeyecekseniz sizce ben8
- arkadaşlar size bi soru sorucam45
- erkek yazarların doğum günlerinin kutlanmaması9
- naruto dayı seni seviyorum7
- diktatör erdoğan18
- karım çapkınlık yapmama izin veriyor7
- akp iktidarı13
- kadir has üniversitesi2
- 24 ekim 2026 gaziantep erzurumspor maçı2
- gokyuzunun silinen rengi9
- yeni parti'nin halk tv protestosu3
- 24 yaşında el değmemiş çıtır erkek6
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- kapitalizm işçiye sadece lahmacun vaat ediyor5
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı8
- hırt sorununa kesin çözüm8
- ayyaş piç3
- yol3
- 1 milyon lirayı küçümseyen asgari ücretli3
- bu sefer kesin vintange kız olacam6
- arkadaşlar ben nişanlanıyorum18
- lambada titreyen alevin üzerini örtmek5
- konyalıların özellikleri10
Bilginin kaynağı sorununda a priori'nin karşıtı olarak, deneyden sonra gelen, deney sayesinde kazanılan ya da deneye ve olgulara dayanan bilgiye a posteriori denir. A posteriori akıl yürütme sonuçtan öncüle, diğer bir deyişle eserden etkiye doğru yapılan akıl yürütme demektir. Bir yerden duman çıktığını görerek bundan orada ateş bulunduğunu ya da bir insandaki cilt hastalığından, o insandaki kan bozukluğunu çıkarmada olduğu gibi yapılan akıl yürütmelere bu ad verilir.
A posteriori ve karşıtı durumunda olan a priori kavramları mantık, psikoloji ve bilgi teorisinde, özellikle bilgimizin kaynağının duyumlarımız yahut aklımız olduğu sorununda, yani duyumculuk yahut rasyonalizmde önemli bir yer tular.
A posteriori ilk kez Aristoteles tarafından kullanıldıysa da, terim olarak felsefede yer etmesi XIV. yüzyıl teologlarından Saksonyalı Albertus Magnus (Büyük Albert) büyük rol oynamıştır. Aristoteles etkiden sonuca ya da tümel ilkeden tikel'e geçmek suretiyle yapılan akıl yürütme sürecini a priori bir delil olarak kabul ediyordu. Buna karşılık sonuçtan etkiye, yani tikelden tümele geçmek suretiyle olan akıl yürütme sürecini a posteriori bir delil şeklinde tanımlıyordu. Skolastiklerden Albertus Magnus ve Saint Thomas (Aquniolu Thomas) Aristoteles gibi sonuçlardan çıkarılan bilgilere a posteriori, nedenlerden çıkarılanlara da a priori bilgi diyorlardı.
Kant öncesi filozoflardan bir çoğu bilgide duyuma (algıya) değer vermiş ve duyumdan önce bilgi olamayacağı görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak XVII. yüzyıl da Descartes duyu organlarımız aracılığıyla ve algı sayesinde kazanılan düşüncelerle zihnin meydana getirdiği düşüncelerin yanısıra, doğuştan getirdiğimiz bir takım düşüncelerin de var olduğunu ve zihnimizin gerçek muhtevasını ve inançlarımızın temelini oluşturan bu gibi gerçek düşüncelerden algıya gerek kalmadan, tümdengelim yoluyla başka bazı gerçeklikler çıkarmanın mümkün olduğunu kabul eder. Sözgelimi "parça bütünden küçüktür" önermesi herkesçe kabul edilir, çünkü burada bir zorunluluk vardır; bunun başka türlü olamayacağını herkes kabul eder.
Kant bu kavramları bilgi teorisi yönünden incelemiş ve derinleştirmiştir. O iki türlü bilgi kabul eder: Biri algıya dayanan bilgidir. Bu bilgi genel ve zorunlu değildir, ki bunlara a posteriori bilgi adı verilir. Öteki akla dayanan bilgidir. Bunlarda genellik ve zorunluluk vardır. Bunlara da a priori bilgi denilmektedir. Gerçi Kant, bütün bilgilerimizin deney ile elde edildiğini kabul eder; fakat duyum ve algıları düzenlemek ve birleştirmek; böylece algılarımıza bir anlam vermek, kısaca algılamak için insanda özel bir yeteneğin (kategorinin) bulunması gerekir. Bu yeteneğin deney ile sonradan kazanılması mümkün değildir. Öyleyse insan zihninde birtakım akıl ilkeleri vardır ki, bunlar deney ve gözlem ürünü değildirler.
Bu düşüncelere dayanarak Kant, bilgilerimizin yalnız şeklini değil, hareketlerimize yön veren, ahlâk yasasını (ilkesini) ve buna dayanan inançları ve formel estetik ilkelerini a priori sınıfına sokar. Buna karşılık bilgilerimizin, hareketlerimizin, duyum ve algılarımızın içeriklerini de a posteriori sınıfına sokmakladır.
Başka bir açıdan da Kant hükümleri, önce a priori ve a posteriori; sonra da analitik ve sentetik olarak ikiye ayırır. Analitik hükümler bilgimize yeni şeyler katmaksızın, yalnızca bir düşünceyi aydınlatan yargılardır. "Cisimler yer kaplarlar" yargısı bize yeni bir şey öğretmez. Çünkü "yer kaplama" yüklemi konuya, kendisinden önce bulunmayan bir şey eklemez. Aksine "Dünya bir gezegendir" dersem, dünya düşüncesine yeni bir şey eklerim. Burada sentetik bir hüküm verilmiş oluyor. Kant'a göre analitik yargılar hep a priori'dirler. Onun için a posteriori olan analitik yargılar olamaz. Buna karşılık sentetik yargılar içinde a posteriori olanları da a priori olanları da vardır. Birinciler yargıların normal halidir, en çok rastlanan formudur. Yeni yeni denemeler yaparak kavram kadromuzu sürekli artırırız, ikincilere gelince bunlar hem sentetik, hem de a priori bilgilerdir. Kant, deneye belli bir değer verdiği halde, a posteriori bilginin bilimsel bir bilgi olamayacağını, çünkü bilimsel bilginin akla dayanması ve dolayısıyla da a priori bir bilgi olması gerektiğini savunur.
ingiliz filozofları a priori ilkesini reddederler, duyumculuğa önem verirler. Herbert Spencer rasyonalizm ve duyumculuk anlayışlarını evrim ilkesiyle açıklar. Ona göre doğuştan düşünceler, gerçeklikler ve hatta organik ve manevi yetenekler kişiler için kuşkusuz kalıtımsaldır. Bunları kişiler kendi deneyimleriyle kazanamazlar. Ancak kişilerin mensub oldukları ırk ve cins gözönünde tutulursa, insanın bugünkü yetkinliğe ulaşması için milyonlarca yıl geçirdiği düşünülürse, insanlarda herşeyin sonradan kazanıldığına hükmedilir. işte bu uzun bir birikimin ürünü olan algıların bazıları, zamanla zorunlu gerçeklikler şeklinde bize doğuştan geçmiştir. Yani ırkın hayatına oranla herşey deneyin ürünüdür, herşey sonradan kazanılmıştır, yani a posterioridir.
A posteriori ve karşıtı durumunda olan a priori kavramları mantık, psikoloji ve bilgi teorisinde, özellikle bilgimizin kaynağının duyumlarımız yahut aklımız olduğu sorununda, yani duyumculuk yahut rasyonalizmde önemli bir yer tular.
A posteriori ilk kez Aristoteles tarafından kullanıldıysa da, terim olarak felsefede yer etmesi XIV. yüzyıl teologlarından Saksonyalı Albertus Magnus (Büyük Albert) büyük rol oynamıştır. Aristoteles etkiden sonuca ya da tümel ilkeden tikel'e geçmek suretiyle yapılan akıl yürütme sürecini a priori bir delil olarak kabul ediyordu. Buna karşılık sonuçtan etkiye, yani tikelden tümele geçmek suretiyle olan akıl yürütme sürecini a posteriori bir delil şeklinde tanımlıyordu. Skolastiklerden Albertus Magnus ve Saint Thomas (Aquniolu Thomas) Aristoteles gibi sonuçlardan çıkarılan bilgilere a posteriori, nedenlerden çıkarılanlara da a priori bilgi diyorlardı.
Kant öncesi filozoflardan bir çoğu bilgide duyuma (algıya) değer vermiş ve duyumdan önce bilgi olamayacağı görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak XVII. yüzyıl da Descartes duyu organlarımız aracılığıyla ve algı sayesinde kazanılan düşüncelerle zihnin meydana getirdiği düşüncelerin yanısıra, doğuştan getirdiğimiz bir takım düşüncelerin de var olduğunu ve zihnimizin gerçek muhtevasını ve inançlarımızın temelini oluşturan bu gibi gerçek düşüncelerden algıya gerek kalmadan, tümdengelim yoluyla başka bazı gerçeklikler çıkarmanın mümkün olduğunu kabul eder. Sözgelimi "parça bütünden küçüktür" önermesi herkesçe kabul edilir, çünkü burada bir zorunluluk vardır; bunun başka türlü olamayacağını herkes kabul eder.
Kant bu kavramları bilgi teorisi yönünden incelemiş ve derinleştirmiştir. O iki türlü bilgi kabul eder: Biri algıya dayanan bilgidir. Bu bilgi genel ve zorunlu değildir, ki bunlara a posteriori bilgi adı verilir. Öteki akla dayanan bilgidir. Bunlarda genellik ve zorunluluk vardır. Bunlara da a priori bilgi denilmektedir. Gerçi Kant, bütün bilgilerimizin deney ile elde edildiğini kabul eder; fakat duyum ve algıları düzenlemek ve birleştirmek; böylece algılarımıza bir anlam vermek, kısaca algılamak için insanda özel bir yeteneğin (kategorinin) bulunması gerekir. Bu yeteneğin deney ile sonradan kazanılması mümkün değildir. Öyleyse insan zihninde birtakım akıl ilkeleri vardır ki, bunlar deney ve gözlem ürünü değildirler.
Bu düşüncelere dayanarak Kant, bilgilerimizin yalnız şeklini değil, hareketlerimize yön veren, ahlâk yasasını (ilkesini) ve buna dayanan inançları ve formel estetik ilkelerini a priori sınıfına sokar. Buna karşılık bilgilerimizin, hareketlerimizin, duyum ve algılarımızın içeriklerini de a posteriori sınıfına sokmakladır.
Başka bir açıdan da Kant hükümleri, önce a priori ve a posteriori; sonra da analitik ve sentetik olarak ikiye ayırır. Analitik hükümler bilgimize yeni şeyler katmaksızın, yalnızca bir düşünceyi aydınlatan yargılardır. "Cisimler yer kaplarlar" yargısı bize yeni bir şey öğretmez. Çünkü "yer kaplama" yüklemi konuya, kendisinden önce bulunmayan bir şey eklemez. Aksine "Dünya bir gezegendir" dersem, dünya düşüncesine yeni bir şey eklerim. Burada sentetik bir hüküm verilmiş oluyor. Kant'a göre analitik yargılar hep a priori'dirler. Onun için a posteriori olan analitik yargılar olamaz. Buna karşılık sentetik yargılar içinde a posteriori olanları da a priori olanları da vardır. Birinciler yargıların normal halidir, en çok rastlanan formudur. Yeni yeni denemeler yaparak kavram kadromuzu sürekli artırırız, ikincilere gelince bunlar hem sentetik, hem de a priori bilgilerdir. Kant, deneye belli bir değer verdiği halde, a posteriori bilginin bilimsel bir bilgi olamayacağını, çünkü bilimsel bilginin akla dayanması ve dolayısıyla da a priori bir bilgi olması gerektiğini savunur.
ingiliz filozofları a priori ilkesini reddederler, duyumculuğa önem verirler. Herbert Spencer rasyonalizm ve duyumculuk anlayışlarını evrim ilkesiyle açıklar. Ona göre doğuştan düşünceler, gerçeklikler ve hatta organik ve manevi yetenekler kişiler için kuşkusuz kalıtımsaldır. Bunları kişiler kendi deneyimleriyle kazanamazlar. Ancak kişilerin mensub oldukları ırk ve cins gözönünde tutulursa, insanın bugünkü yetkinliğe ulaşması için milyonlarca yıl geçirdiği düşünülürse, insanlarda herşeyin sonradan kazanıldığına hükmedilir. işte bu uzun bir birikimin ürünü olan algıların bazıları, zamanla zorunlu gerçeklikler şeklinde bize doğuştan geçmiştir. Yani ırkın hayatına oranla herşey deneyin ürünüdür, herşey sonradan kazanılmıştır, yani a posterioridir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar