bugün
- 14 ekim 2026 halk tv polis baskını24
- ilkokul bebesine türbanı savunmak8
- diktatör erdoğan13
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı81
- s'i l v'e r m'i s t20
- konyalıların özellikleri4
- arkadaşlar dediğiniz niçin entryiniz silinmiştir4
- arkadaşlar size bi soru sorucam44
- kankam dediğiniz için entryniz silinmiştir5
- arkadaşlar bakar mısınız diyen salaklar5
- özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir3
- hala yağmur yağması4
- evin içinde 4 tane kedi besleyen komşum2
- kendini sevmek7
- işteyken sohbet için yanına yanlayan eleman4
- beyler haluk levent diye bir adam varmış2
- sözlükteki galatasaraylılar12
- victor osimhen12
- şahsım dahil kimse eleştirilemez değildir5
- dem terör partisi11
- brent petrolün varili 106 10 dolar2
- nilgün marmara2
- istanbul havalimanı2
- cihangir2
- almanya da taciz iddiasıyla robota el konulması3
- yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır2
- herkes istediği yazarı yazsın19
- erkeği karizmatik gösteren şeyler17
- türk askeri yemen e gitsin kampanyası43
- marksizm bu topraklarda biterse dünyada biter5
- beyoğlu5
- gece nöbetten çıkınca eve gidip uyumak4
- kısa boylu olmak7
- göbeklitepeyi uzaylıların yaptığı gerçeği5
- sözlükte ciddi kitap okuyan yok28
- silvermist10
- simko329
- cadılar bayramında ne olacaksınız16
- 24 yaşına kadar hiç kız arkadaşı olmamış insan15
- ilham aliyev28
- kedi öldürmek suçsa sinek öldürmek de suçtur4
- halk tv'ye tmsf kayyımı ve 11 gözaltı2
- çok film izleyen insandan zarar gelmez29
- trump'ın erdoğan'dan yemen için asker istemesi5
- arkadaşlar ben nişanlanıyorum12
- ofsaytımsı vol 220
- yüksek enflasyon17
- sözlükteki sivassporlu yazarlar2
- yavuz sultan selim16
- çok azdım porno izliyorum4
Bilginin kaynağı sorununda a priori'nin karşıtı olarak, deneyden sonra gelen, deney sayesinde kazanılan ya da deneye ve olgulara dayanan bilgiye a posteriori denir. A posteriori akıl yürütme sonuçtan öncüle, diğer bir deyişle eserden etkiye doğru yapılan akıl yürütme demektir. Bir yerden duman çıktığını görerek bundan orada ateş bulunduğunu ya da bir insandaki cilt hastalığından, o insandaki kan bozukluğunu çıkarmada olduğu gibi yapılan akıl yürütmelere bu ad verilir.
A posteriori ve karşıtı durumunda olan a priori kavramları mantık, psikoloji ve bilgi teorisinde, özellikle bilgimizin kaynağının duyumlarımız yahut aklımız olduğu sorununda, yani duyumculuk yahut rasyonalizmde önemli bir yer tular.
A posteriori ilk kez Aristoteles tarafından kullanıldıysa da, terim olarak felsefede yer etmesi XIV. yüzyıl teologlarından Saksonyalı Albertus Magnus (Büyük Albert) büyük rol oynamıştır. Aristoteles etkiden sonuca ya da tümel ilkeden tikel'e geçmek suretiyle yapılan akıl yürütme sürecini a priori bir delil olarak kabul ediyordu. Buna karşılık sonuçtan etkiye, yani tikelden tümele geçmek suretiyle olan akıl yürütme sürecini a posteriori bir delil şeklinde tanımlıyordu. Skolastiklerden Albertus Magnus ve Saint Thomas (Aquniolu Thomas) Aristoteles gibi sonuçlardan çıkarılan bilgilere a posteriori, nedenlerden çıkarılanlara da a priori bilgi diyorlardı.
Kant öncesi filozoflardan bir çoğu bilgide duyuma (algıya) değer vermiş ve duyumdan önce bilgi olamayacağı görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak XVII. yüzyıl da Descartes duyu organlarımız aracılığıyla ve algı sayesinde kazanılan düşüncelerle zihnin meydana getirdiği düşüncelerin yanısıra, doğuştan getirdiğimiz bir takım düşüncelerin de var olduğunu ve zihnimizin gerçek muhtevasını ve inançlarımızın temelini oluşturan bu gibi gerçek düşüncelerden algıya gerek kalmadan, tümdengelim yoluyla başka bazı gerçeklikler çıkarmanın mümkün olduğunu kabul eder. Sözgelimi "parça bütünden küçüktür" önermesi herkesçe kabul edilir, çünkü burada bir zorunluluk vardır; bunun başka türlü olamayacağını herkes kabul eder.
Kant bu kavramları bilgi teorisi yönünden incelemiş ve derinleştirmiştir. O iki türlü bilgi kabul eder: Biri algıya dayanan bilgidir. Bu bilgi genel ve zorunlu değildir, ki bunlara a posteriori bilgi adı verilir. Öteki akla dayanan bilgidir. Bunlarda genellik ve zorunluluk vardır. Bunlara da a priori bilgi denilmektedir. Gerçi Kant, bütün bilgilerimizin deney ile elde edildiğini kabul eder; fakat duyum ve algıları düzenlemek ve birleştirmek; böylece algılarımıza bir anlam vermek, kısaca algılamak için insanda özel bir yeteneğin (kategorinin) bulunması gerekir. Bu yeteneğin deney ile sonradan kazanılması mümkün değildir. Öyleyse insan zihninde birtakım akıl ilkeleri vardır ki, bunlar deney ve gözlem ürünü değildirler.
Bu düşüncelere dayanarak Kant, bilgilerimizin yalnız şeklini değil, hareketlerimize yön veren, ahlâk yasasını (ilkesini) ve buna dayanan inançları ve formel estetik ilkelerini a priori sınıfına sokar. Buna karşılık bilgilerimizin, hareketlerimizin, duyum ve algılarımızın içeriklerini de a posteriori sınıfına sokmakladır.
Başka bir açıdan da Kant hükümleri, önce a priori ve a posteriori; sonra da analitik ve sentetik olarak ikiye ayırır. Analitik hükümler bilgimize yeni şeyler katmaksızın, yalnızca bir düşünceyi aydınlatan yargılardır. "Cisimler yer kaplarlar" yargısı bize yeni bir şey öğretmez. Çünkü "yer kaplama" yüklemi konuya, kendisinden önce bulunmayan bir şey eklemez. Aksine "Dünya bir gezegendir" dersem, dünya düşüncesine yeni bir şey eklerim. Burada sentetik bir hüküm verilmiş oluyor. Kant'a göre analitik yargılar hep a priori'dirler. Onun için a posteriori olan analitik yargılar olamaz. Buna karşılık sentetik yargılar içinde a posteriori olanları da a priori olanları da vardır. Birinciler yargıların normal halidir, en çok rastlanan formudur. Yeni yeni denemeler yaparak kavram kadromuzu sürekli artırırız, ikincilere gelince bunlar hem sentetik, hem de a priori bilgilerdir. Kant, deneye belli bir değer verdiği halde, a posteriori bilginin bilimsel bir bilgi olamayacağını, çünkü bilimsel bilginin akla dayanması ve dolayısıyla da a priori bir bilgi olması gerektiğini savunur.
ingiliz filozofları a priori ilkesini reddederler, duyumculuğa önem verirler. Herbert Spencer rasyonalizm ve duyumculuk anlayışlarını evrim ilkesiyle açıklar. Ona göre doğuştan düşünceler, gerçeklikler ve hatta organik ve manevi yetenekler kişiler için kuşkusuz kalıtımsaldır. Bunları kişiler kendi deneyimleriyle kazanamazlar. Ancak kişilerin mensub oldukları ırk ve cins gözönünde tutulursa, insanın bugünkü yetkinliğe ulaşması için milyonlarca yıl geçirdiği düşünülürse, insanlarda herşeyin sonradan kazanıldığına hükmedilir. işte bu uzun bir birikimin ürünü olan algıların bazıları, zamanla zorunlu gerçeklikler şeklinde bize doğuştan geçmiştir. Yani ırkın hayatına oranla herşey deneyin ürünüdür, herşey sonradan kazanılmıştır, yani a posterioridir.
A posteriori ve karşıtı durumunda olan a priori kavramları mantık, psikoloji ve bilgi teorisinde, özellikle bilgimizin kaynağının duyumlarımız yahut aklımız olduğu sorununda, yani duyumculuk yahut rasyonalizmde önemli bir yer tular.
A posteriori ilk kez Aristoteles tarafından kullanıldıysa da, terim olarak felsefede yer etmesi XIV. yüzyıl teologlarından Saksonyalı Albertus Magnus (Büyük Albert) büyük rol oynamıştır. Aristoteles etkiden sonuca ya da tümel ilkeden tikel'e geçmek suretiyle yapılan akıl yürütme sürecini a priori bir delil olarak kabul ediyordu. Buna karşılık sonuçtan etkiye, yani tikelden tümele geçmek suretiyle olan akıl yürütme sürecini a posteriori bir delil şeklinde tanımlıyordu. Skolastiklerden Albertus Magnus ve Saint Thomas (Aquniolu Thomas) Aristoteles gibi sonuçlardan çıkarılan bilgilere a posteriori, nedenlerden çıkarılanlara da a priori bilgi diyorlardı.
Kant öncesi filozoflardan bir çoğu bilgide duyuma (algıya) değer vermiş ve duyumdan önce bilgi olamayacağı görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak XVII. yüzyıl da Descartes duyu organlarımız aracılığıyla ve algı sayesinde kazanılan düşüncelerle zihnin meydana getirdiği düşüncelerin yanısıra, doğuştan getirdiğimiz bir takım düşüncelerin de var olduğunu ve zihnimizin gerçek muhtevasını ve inançlarımızın temelini oluşturan bu gibi gerçek düşüncelerden algıya gerek kalmadan, tümdengelim yoluyla başka bazı gerçeklikler çıkarmanın mümkün olduğunu kabul eder. Sözgelimi "parça bütünden küçüktür" önermesi herkesçe kabul edilir, çünkü burada bir zorunluluk vardır; bunun başka türlü olamayacağını herkes kabul eder.
Kant bu kavramları bilgi teorisi yönünden incelemiş ve derinleştirmiştir. O iki türlü bilgi kabul eder: Biri algıya dayanan bilgidir. Bu bilgi genel ve zorunlu değildir, ki bunlara a posteriori bilgi adı verilir. Öteki akla dayanan bilgidir. Bunlarda genellik ve zorunluluk vardır. Bunlara da a priori bilgi denilmektedir. Gerçi Kant, bütün bilgilerimizin deney ile elde edildiğini kabul eder; fakat duyum ve algıları düzenlemek ve birleştirmek; böylece algılarımıza bir anlam vermek, kısaca algılamak için insanda özel bir yeteneğin (kategorinin) bulunması gerekir. Bu yeteneğin deney ile sonradan kazanılması mümkün değildir. Öyleyse insan zihninde birtakım akıl ilkeleri vardır ki, bunlar deney ve gözlem ürünü değildirler.
Bu düşüncelere dayanarak Kant, bilgilerimizin yalnız şeklini değil, hareketlerimize yön veren, ahlâk yasasını (ilkesini) ve buna dayanan inançları ve formel estetik ilkelerini a priori sınıfına sokar. Buna karşılık bilgilerimizin, hareketlerimizin, duyum ve algılarımızın içeriklerini de a posteriori sınıfına sokmakladır.
Başka bir açıdan da Kant hükümleri, önce a priori ve a posteriori; sonra da analitik ve sentetik olarak ikiye ayırır. Analitik hükümler bilgimize yeni şeyler katmaksızın, yalnızca bir düşünceyi aydınlatan yargılardır. "Cisimler yer kaplarlar" yargısı bize yeni bir şey öğretmez. Çünkü "yer kaplama" yüklemi konuya, kendisinden önce bulunmayan bir şey eklemez. Aksine "Dünya bir gezegendir" dersem, dünya düşüncesine yeni bir şey eklerim. Burada sentetik bir hüküm verilmiş oluyor. Kant'a göre analitik yargılar hep a priori'dirler. Onun için a posteriori olan analitik yargılar olamaz. Buna karşılık sentetik yargılar içinde a posteriori olanları da a priori olanları da vardır. Birinciler yargıların normal halidir, en çok rastlanan formudur. Yeni yeni denemeler yaparak kavram kadromuzu sürekli artırırız, ikincilere gelince bunlar hem sentetik, hem de a priori bilgilerdir. Kant, deneye belli bir değer verdiği halde, a posteriori bilginin bilimsel bir bilgi olamayacağını, çünkü bilimsel bilginin akla dayanması ve dolayısıyla da a priori bir bilgi olması gerektiğini savunur.
ingiliz filozofları a priori ilkesini reddederler, duyumculuğa önem verirler. Herbert Spencer rasyonalizm ve duyumculuk anlayışlarını evrim ilkesiyle açıklar. Ona göre doğuştan düşünceler, gerçeklikler ve hatta organik ve manevi yetenekler kişiler için kuşkusuz kalıtımsaldır. Bunları kişiler kendi deneyimleriyle kazanamazlar. Ancak kişilerin mensub oldukları ırk ve cins gözönünde tutulursa, insanın bugünkü yetkinliğe ulaşması için milyonlarca yıl geçirdiği düşünülürse, insanlarda herşeyin sonradan kazanıldığına hükmedilir. işte bu uzun bir birikimin ürünü olan algıların bazıları, zamanla zorunlu gerçeklikler şeklinde bize doğuştan geçmiştir. Yani ırkın hayatına oranla herşey deneyin ürünüdür, herşey sonradan kazanılmıştır, yani a posterioridir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar