bugün
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye34
- ak parti kaybedince ak troller ne yapacak11
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması40
- recep tayyip erdoğan27
- leonidas5
- dünyanın en kısa fıkralarından biri4
- akp denince akla ilk gelenler7
- simko314
- fiziği güzel sözlük kızları47
- evlenme teklifi bekleyen erkek7
- dünyanın en kaba dilinin hollandaca olması3
- ups boobs'un yeni nicki7
- sibel kekilli3
- bir akp liyi ciddiye almak3
- elma yiyen erkek3
- ibne11
- kadın ayağı vs memesi6
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaklı olay7
- türkler balık hafızalıdır5
- cemal enginyurt3
- yeni uyanmış kadın güzelliği11
- sözlüğün kızgınlık dönemine girmesi5
- arap aksanı7
- süresiz nafaka8
- birinin sizi ilk hatanızda hayatından çıkarması4
- günaydın aşk çiçeğim mesajı atmayan erkek6
- paralar gettiii3
- nervio13
- seviştikten sonra teşekkür etmekk11
- sözlük erkeklerinin memeleri5
- ispanya da maricarmen isyanı5
- hoca fetişizmi2
- baklavalık yufka ile börek yapmak3
- memeleri kafam kadar kız21
- bilime göre türkçenin konuşulan en eski dil olması7
- kemal kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı olması3
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak13
- 29 yaşındayım hiç sevgilim olmadı3
- memeye ilgi duyan kadın3
- başkanlık sistemi4
- hata yapmaya hakkımız yok mu2
- iş yerinde sinir krizi geçirmek3
- fatma betül sayan kaya58
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- sen hiç strapon yedin mi diyen kız2
- ucuz et3
- borsada yüzde 15 zararda olmak2
- bir erkeğe saklama kabında sarma götürmek18
- işe giderken beslenme çantası götürmek5
- çanakkale savaşı5
kendinden sonraki bir çok sanatçıyı derinden etkilemiş, norveçli oyun yazarı ve şair,Henrik ibsen'in 1867 yılında kaleme aldığı ve 19. yüzyılın en büyük oyunlarından biri kabul edilen eser. ibsen, peer gynt'in sahnede oynanmasını hiç düşünmemişti.aslında ibsen eserini; şiirsel bir fantazi olarak okunması için tasarlamıştı. buna rağmen Peer Gynt kısa zamanda iskandinav edebiyatı'nın ustalık eseri olarak tanınmaya başlandı, ve 1876 yılında ibsen eserini sahneye uyarladı. peer gynt'in popularitesinin bir nedeni ibsen'in norveç peri masallarını kullanması, özellikle Peter Christen Asbjørnsen'ın norveç peri masallarını kullanmasıdır. ama ibsen ayrıca doğaya dönme, basitlik gibi bazı popüler düşünceleri de tiye alıp, alay etmiştir. ibsen aslında bu eseri okunmak için tasarladığından; peer'in seyahatleri, yarattığı durumlar ve bulunduğu yerler hakkında kendini sınırlandırmamıştı ancak daha sonra bunları sahneye aktarmak zorluğu ortaya çıkmıştır.ayrıca ibsen şiirin uzunluğu konusunda da kendi özgür bırakmıştı. sahneye uyarlama aşamasındaki zorluklardan dolayı ibsen bu uzun fantastik şiiri, üçte bir oranında kısaltmak zorunda kalmıştır.
oyun olarak, Peer Gynt neredeyse tamamen Peer'in maceraları için bir vasıtadır. peer sorumluluktan kaçan,tamamen bencil bir kişidir. ibsen'in yayıncısı frederik Hegel tarafından yayımlanan yapıt büyük yankı uyandırdı. Oportünist kahramanı Peer ile bu oyun, gerçekleri 'ne pahasına olursa olsun' görmezden gelerek tüm sevdiklerinin -ve sonunda kendisinin- yıkımına sebep olan bir adamın -düş ile gerçek arasında mekik dokuyan- dramıydı. ibsen, küçük burjuva fırsatçılığından nefret ettiğini bu oyununda keskin çizgilerle gösteriyordu.
--spoiler--
Peer Gynt uydurukçu olsa da, kendisi uydurulmuş bir karakter değil. Çünkü 1867 yılında oyunu yazan Ibsen, güney Norveç'in orta kesimindeki Gudbrand vadisinde yaşamış olan Peer Lauritsen adlı gerçek bir kişiden esinlenmiş.
Kimi araştırmacılar Per Lauritsen'in esin kaynaklarından sadece biri olduğu görüşünde. Fakat öyle bile olsa, başka muhtemel esin kaynakları da Peer Gynt karakteriyle bağdaşan kişilik özellikleri taşıyordu. Onun için Per Lauritsen, bütün esin kaynaklarını kendi şahsında billurlaştıran bir temsilci olarak kabul edilebilir.
Per Lauritsen 17. yüzyıl başlarında Gudbrand vadisindeki Nordgard-Hågå adlı çiftlikte dünyaya gelmiş. Çiftliğin 16. yüzyıldaki sahibi Gynt adlı bir aileymiş. Ibsen'in oyunu ün kazanınca "Per Gynt Çiftliği" adıyla da anılmaya başlamış. Per'in annesinin adı Marit Halvorsdatter, babasının adı da Ole Pedersen'miş. Mali durumları iyi, çevre halkı tarafından sevilen bir aileymiş. Ole Pedersen ölünce işler Peer'e kalmış. Çiftliğin idaresi ona geçmiş. Ne var ki, Peer hiçbir zaman iyi bir çiftçi olamamış ve kendini tümüyle ava vermiş. Çiftlikle ilgileneceğine, hep cin ve peri masalları icat etmekle uğraşmış. Böylece Hågå'lu Peer, cinler, periler veya başka yaratıklarla ilgili olarak anlattığı masallarla tanınmış.
Söylendiğine göre Ibsen, Peer'in hayatını araştırmak için Hågå'ya gitmiş. Zaten Kopenhag'daki yayıncısı Frederik Hegel'e yazdığı bir mektupta, bununla ilgili olarak şu sözleri söylemiş:
"Peer Gynt hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Oyunumun nasıl bir etki uyandıracağını merakla bekliyorum, fakat kaygı duymuyorum. Bu yapıtı uzun uzadıya düşünerek yazdım. Çok umutluyum. Peer Gynt'ün gerçekten yaşamış olduğunu söylemem belki sizi ilgilendirir. Geçen yüzyılın sonunda ve yüzyılımızın başlangıcında Gudbrand vadisinde yaşamıştır. Oranın halkı bu adı çok iyi bilir."
--spoiler--
kendin olmak!
--spoiler--
PEER: Bir tek şey soracağım. Ne demek bu "kendin olmak"?
DÖKMECi: Ne komik çıktı senin ağzından bu soru.
PEER: Hadi uzatma, sen bana cevap ver.
DÖKMECi: Kendin olmak demek kendini imha etmek demektir. Anladın mı? Anlamadın.
--spoiler--
Kierkegaard'a göre bir insanın kendisi olabilmesi için hazlarından, tutkularından, hırslarından, benmerkezciliğinden ve tüm bunları denetleyen her türlü mekanizmadan sıyrılıp en üst aşama olan dinsel evre'ye erişmesi gerekir. Başka bir deyişle "kendi olmak; nefsini, kendi 'ben'ini yok etmektir". insan ancak bu mertebeye ulaştığında kendini oluşturabilir ve bir 'hiç' olmaktan kurtulabilir.
Yakın çağımızın -son zamanlarda hayaletinin ortalıkta dolaştığı söylenen Karl Marx gibi- büyük düşünürleri ise "kendi olmak" kavramını Kierkegaard'ın dinsel evresinin ötesinde bir yerde tarif eder. Onlara göre "kendi olmak"; entelektüel anlamda özgürleşmek, hayatımızın her alanında -ama her alanında- yarattığımız ya da maruz kaldığımız tahakkümlerin, yaptırımların, dayatmaların farkına varmak, bu tahakkümlere (veya: tahakkümlerimize) karşı direnç geliştirmek ve bu farkındalığı kollektive taşımak (diğerlerinin de farkına varmasını sağlamak için uğraşmak), tüm bunları yaparken de "gerçekten insanca yaşamak için ne yapmak gerekir?" sorusunu her daim kendimize sormak demektir.
bu bağlamda düşündüğümüzde; henrik ibsen'e ve eserlerine çin halk cumhuriyetinde neden büyük değer verildiğini anlamak mümkün oluyor. pekin'deki uluslararası heykeller parkında ibsen'in etkileyici bir büstü bulunmakta; 2006 yılı çin'de henrik ibsen yılı ilan edilmiş ve peer gynt gibi birçok ibsen eseri' çin tiyatroları tarafından sürekli oynanmakta.
Çin Komünist Partisi'nin yayın organı olan Halkın Günlüğügazetesinde yayınlanan bir haberde; modern Çin'in gelişmesinde fikir babası niteliğinde olan 60 yabancının ismi bulunmakta. Bu listede Marx ve Lenin gibi sürpriz olmayan isimlerin yanı sıra, Henrik ibsen gibi beklenmedik bir isim de yer alıyor. Gazetenin bildirdiğine göre, Norveçli yazar, modern Çin'in oluşumunda en etkili isimlerden biri olarak kabul ediliyor.
ve söz peer gynt'de:
ben kimim?
--spoiler--
FIRTINALAR ; DALGALAR
KIZGIN KUMLAR ; DEMiR PARMAKLILAR
CESARET ; KORKU
EĞLENCE ; COŞKU
YALANLAR ; iTiRAFLAR
CiNLER ; KRALLAR
AKIL ALMAZ MACERALAR
HEPSiNiN ALTINDA SAKLI TEK BiR SORU
BEN KiMiM?
PEER GYNT BEN KiMiM?
Birinin kendisi olması ne demek? Göründüğümüz gibi miyiz? Yoksa kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği bir BEN var mı içimizde? içimizdeki BEN'i ne kadar koruyabiliriz? Doğru her zaman doğru mudur? Bazen birisi için doğru olan başkası için yanlış olamaz mı? Doğru ile eğri matematiğin düşman kardeşleri. içimizde duymaz mıyız hep onların seslerini? Gelelim bizim hikâyemize;
Öyle bir hikâye ki bizimkisi
kahramanına dar gelmiş dünya sanki.
Norveç'te anayurdunda,
dağlarda Trollerin sarayında,
Fas çöllerinde Bedeviler arasında,
Mısır'da sfenkslerin ardında,
kral olma tutkusuyla,
girmediği kılık, yapmadığı iş kalmasa da
vazgeçmemiş asla benliğinden ayrılmaya.
Rüyalarla masallar,
hayallerle yalanlar,
aslında aralarında ipincecik bir sınır var.
yaşlı Per Günt* ormanda yürürken yerde iri bir soğan görür. Onu eline alır, bakar, kendisini o soğana benzetir. Soğanın her bir yaprağı, hayatının farklı dönemlerindeki Per Günt'tür. Tek tek yaprakları soymaya başlar. En üst yaprak; geyik avında akıl almaz numaralar yapan palavracı Per Günt, bir alttaki yaprak; Norveç'te düğünün orta yerinden gelini kaçıran çılgın Per Günt, bir daha alttaki yaprak; Fas çöllerinde, çalıntı bir atın sırtında, şans eseri bulduğu kral kostümleri içindeki sahte kurtarıcı Per Günt, bir alttakinin altındaki yaprak; Amerika'da akıl almaz işler çeviren, fırsatçı zengin Per Günt. Bu böyle sürüp gider. Per Günt, soyduğu soğan yapraklarının en dibinde bir çekirdek bulmayı, en sonunda hiç değişmemiş, kendi olarak kalmış gerçek bir Per Günt'e ulaşmayı bekler. Ama soğanın çekirdeği yoktur ki! Per Günt eli boş, önünde yere dökülen soğan yapraklarıyla baş başa kalır. O zaman kendine sorar: Ben kimim?
--spoiler--
ayrıca peer gynt ilhamıyla bestelenmiş eser için; (bkz: peer gynt suites) * * * * *
oyun olarak, Peer Gynt neredeyse tamamen Peer'in maceraları için bir vasıtadır. peer sorumluluktan kaçan,tamamen bencil bir kişidir. ibsen'in yayıncısı frederik Hegel tarafından yayımlanan yapıt büyük yankı uyandırdı. Oportünist kahramanı Peer ile bu oyun, gerçekleri 'ne pahasına olursa olsun' görmezden gelerek tüm sevdiklerinin -ve sonunda kendisinin- yıkımına sebep olan bir adamın -düş ile gerçek arasında mekik dokuyan- dramıydı. ibsen, küçük burjuva fırsatçılığından nefret ettiğini bu oyununda keskin çizgilerle gösteriyordu.
--spoiler--
Peer Gynt uydurukçu olsa da, kendisi uydurulmuş bir karakter değil. Çünkü 1867 yılında oyunu yazan Ibsen, güney Norveç'in orta kesimindeki Gudbrand vadisinde yaşamış olan Peer Lauritsen adlı gerçek bir kişiden esinlenmiş.
Kimi araştırmacılar Per Lauritsen'in esin kaynaklarından sadece biri olduğu görüşünde. Fakat öyle bile olsa, başka muhtemel esin kaynakları da Peer Gynt karakteriyle bağdaşan kişilik özellikleri taşıyordu. Onun için Per Lauritsen, bütün esin kaynaklarını kendi şahsında billurlaştıran bir temsilci olarak kabul edilebilir.
Per Lauritsen 17. yüzyıl başlarında Gudbrand vadisindeki Nordgard-Hågå adlı çiftlikte dünyaya gelmiş. Çiftliğin 16. yüzyıldaki sahibi Gynt adlı bir aileymiş. Ibsen'in oyunu ün kazanınca "Per Gynt Çiftliği" adıyla da anılmaya başlamış. Per'in annesinin adı Marit Halvorsdatter, babasının adı da Ole Pedersen'miş. Mali durumları iyi, çevre halkı tarafından sevilen bir aileymiş. Ole Pedersen ölünce işler Peer'e kalmış. Çiftliğin idaresi ona geçmiş. Ne var ki, Peer hiçbir zaman iyi bir çiftçi olamamış ve kendini tümüyle ava vermiş. Çiftlikle ilgileneceğine, hep cin ve peri masalları icat etmekle uğraşmış. Böylece Hågå'lu Peer, cinler, periler veya başka yaratıklarla ilgili olarak anlattığı masallarla tanınmış.
Söylendiğine göre Ibsen, Peer'in hayatını araştırmak için Hågå'ya gitmiş. Zaten Kopenhag'daki yayıncısı Frederik Hegel'e yazdığı bir mektupta, bununla ilgili olarak şu sözleri söylemiş:
"Peer Gynt hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Oyunumun nasıl bir etki uyandıracağını merakla bekliyorum, fakat kaygı duymuyorum. Bu yapıtı uzun uzadıya düşünerek yazdım. Çok umutluyum. Peer Gynt'ün gerçekten yaşamış olduğunu söylemem belki sizi ilgilendirir. Geçen yüzyılın sonunda ve yüzyılımızın başlangıcında Gudbrand vadisinde yaşamıştır. Oranın halkı bu adı çok iyi bilir."
--spoiler--
kendin olmak!
--spoiler--
PEER: Bir tek şey soracağım. Ne demek bu "kendin olmak"?
DÖKMECi: Ne komik çıktı senin ağzından bu soru.
PEER: Hadi uzatma, sen bana cevap ver.
DÖKMECi: Kendin olmak demek kendini imha etmek demektir. Anladın mı? Anlamadın.
--spoiler--
Kierkegaard'a göre bir insanın kendisi olabilmesi için hazlarından, tutkularından, hırslarından, benmerkezciliğinden ve tüm bunları denetleyen her türlü mekanizmadan sıyrılıp en üst aşama olan dinsel evre'ye erişmesi gerekir. Başka bir deyişle "kendi olmak; nefsini, kendi 'ben'ini yok etmektir". insan ancak bu mertebeye ulaştığında kendini oluşturabilir ve bir 'hiç' olmaktan kurtulabilir.
Yakın çağımızın -son zamanlarda hayaletinin ortalıkta dolaştığı söylenen Karl Marx gibi- büyük düşünürleri ise "kendi olmak" kavramını Kierkegaard'ın dinsel evresinin ötesinde bir yerde tarif eder. Onlara göre "kendi olmak"; entelektüel anlamda özgürleşmek, hayatımızın her alanında -ama her alanında- yarattığımız ya da maruz kaldığımız tahakkümlerin, yaptırımların, dayatmaların farkına varmak, bu tahakkümlere (veya: tahakkümlerimize) karşı direnç geliştirmek ve bu farkındalığı kollektive taşımak (diğerlerinin de farkına varmasını sağlamak için uğraşmak), tüm bunları yaparken de "gerçekten insanca yaşamak için ne yapmak gerekir?" sorusunu her daim kendimize sormak demektir.
bu bağlamda düşündüğümüzde; henrik ibsen'e ve eserlerine çin halk cumhuriyetinde neden büyük değer verildiğini anlamak mümkün oluyor. pekin'deki uluslararası heykeller parkında ibsen'in etkileyici bir büstü bulunmakta; 2006 yılı çin'de henrik ibsen yılı ilan edilmiş ve peer gynt gibi birçok ibsen eseri' çin tiyatroları tarafından sürekli oynanmakta.
Çin Komünist Partisi'nin yayın organı olan Halkın Günlüğügazetesinde yayınlanan bir haberde; modern Çin'in gelişmesinde fikir babası niteliğinde olan 60 yabancının ismi bulunmakta. Bu listede Marx ve Lenin gibi sürpriz olmayan isimlerin yanı sıra, Henrik ibsen gibi beklenmedik bir isim de yer alıyor. Gazetenin bildirdiğine göre, Norveçli yazar, modern Çin'in oluşumunda en etkili isimlerden biri olarak kabul ediliyor.
ve söz peer gynt'de:
ben kimim?
--spoiler--
FIRTINALAR ; DALGALAR
KIZGIN KUMLAR ; DEMiR PARMAKLILAR
CESARET ; KORKU
EĞLENCE ; COŞKU
YALANLAR ; iTiRAFLAR
CiNLER ; KRALLAR
AKIL ALMAZ MACERALAR
HEPSiNiN ALTINDA SAKLI TEK BiR SORU
BEN KiMiM?
PEER GYNT BEN KiMiM?
Birinin kendisi olması ne demek? Göründüğümüz gibi miyiz? Yoksa kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği bir BEN var mı içimizde? içimizdeki BEN'i ne kadar koruyabiliriz? Doğru her zaman doğru mudur? Bazen birisi için doğru olan başkası için yanlış olamaz mı? Doğru ile eğri matematiğin düşman kardeşleri. içimizde duymaz mıyız hep onların seslerini? Gelelim bizim hikâyemize;
Öyle bir hikâye ki bizimkisi
kahramanına dar gelmiş dünya sanki.
Norveç'te anayurdunda,
dağlarda Trollerin sarayında,
Fas çöllerinde Bedeviler arasında,
Mısır'da sfenkslerin ardında,
kral olma tutkusuyla,
girmediği kılık, yapmadığı iş kalmasa da
vazgeçmemiş asla benliğinden ayrılmaya.
Rüyalarla masallar,
hayallerle yalanlar,
aslında aralarında ipincecik bir sınır var.
yaşlı Per Günt* ormanda yürürken yerde iri bir soğan görür. Onu eline alır, bakar, kendisini o soğana benzetir. Soğanın her bir yaprağı, hayatının farklı dönemlerindeki Per Günt'tür. Tek tek yaprakları soymaya başlar. En üst yaprak; geyik avında akıl almaz numaralar yapan palavracı Per Günt, bir alttaki yaprak; Norveç'te düğünün orta yerinden gelini kaçıran çılgın Per Günt, bir daha alttaki yaprak; Fas çöllerinde, çalıntı bir atın sırtında, şans eseri bulduğu kral kostümleri içindeki sahte kurtarıcı Per Günt, bir alttakinin altındaki yaprak; Amerika'da akıl almaz işler çeviren, fırsatçı zengin Per Günt. Bu böyle sürüp gider. Per Günt, soyduğu soğan yapraklarının en dibinde bir çekirdek bulmayı, en sonunda hiç değişmemiş, kendi olarak kalmış gerçek bir Per Günt'e ulaşmayı bekler. Ama soğanın çekirdeği yoktur ki! Per Günt eli boş, önünde yere dökülen soğan yapraklarıyla baş başa kalır. O zaman kendine sorar: Ben kimim?
--spoiler--
ayrıca peer gynt ilhamıyla bestelenmiş eser için; (bkz: peer gynt suites) * * * * *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar