bugün
- hiç gelmeyecek birini beklemek8
- sedat pekmez42
- 25 yıllık akp iktidarından çıkarılacak ders12
- teklif edip asla ısrar etmeyen insan3
- anhedonist3
- diyetisyen eşliğinde zayıflamak3
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron13
- küfürbaz haydo6
- larisalisa öldü mü6
- feministlerin sınırsız nafaka iptaline kızmaları6
- 10 haziran 2026 otokoç'a silahlı saldırı yapılması4
- karton toplayan abi3
- türk erkeği azerbaycan kızı evliliği7
- dua4
- sek sevilen şeyler4
- sözlükte hic tayt giyen kız olmaması9
- cedidacer'in fenerbahçeli bir ezik olması19
- bir insana yapılabilecek en büyük kötülük19
- şarkıcıların chp'nin şarkı kullanımını yasaklaması3
- fakir ve cahilken doğurmak7
- skalanın en tepesindeki kezo2
- nervio abla8
- çelik erişçi4
- seküler erkek muhafazakar kız birlikteliği5
- altının düşüşü7
- orhan pamuk vs amin maalouf2
- orhan pamuk vs ahmet altan2
- 6'ncı nesil uçakta dünyada söz sahibi olmamız11
- lahmacun yiyen erkeklerin kıro olması5
- 10 haziran 20263
- müge anlı ile tatlı sert3
- merhaba arkadaslar4
- kötü hissedildiğinde rahatlamak için yapılan şey9
- erkek regline isim önerileri5
- bir yazarı seven yazarı da sevmemek5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz11
- kısa şort giyen şişman kız5
- ciddi ciddi maymundan geldiğine inanmak8
- sanatçılardan kılıçdaroğluna büyük tokat2
- cilgincapkin23
- macbook edinme sebepleri5
- annesizlik8
- somali3
- iran'ın bahreyn'deki abd donanmasını vurması6
- türkiye de iyi bir insan olmak4
- ilgi manyağı olmak7
- chp'nin hali ne olacak34
- yeşil gözlü bir kıza aşık olmak6
- evlilik3
- altın fiyatları düşerken gelen altın alma isteği3
bence de özcü bir yaklaşımla ve simgelerin, sembolizm anlatısının harmanlanışıyla değerlenmesi gereken reha erdem filmi. neden mi? neden iyi bir film mi? dilimiz döndüğünce anlatamaya çalışalım.
bir kere reha erdem bu topraklarda belki de yapılmamışı yapmaktaki ısrarını devam ettiriyor. hani düşünüyorsun a ay nasıl bir filmdi, korkuyorum anne mizah ının ucu sevimliliğiyle nerelere dokundu gitti, taşra dokusu ve beş vakit hatta içsel kirlilik öyküsü hayat var da var... sonra da kosmos! böylece bakınca bile kendini sonsuz aşma güdüsü ve tekrar etmeme olgusuyla bile erdem takdire şayan bir sinemasal düş içinde. bildiğini yapıyor. meydan okuyor sanatın sonsuzluğuna. şimdi, bunu unutmayalım. elde var 1 olsun. gelelim özcü yaklaşıma. insanın kendine yabancılaşması hatta genel olarak insan dünyasının karmaşıklığı simgelerle kosmos'u yaratmıştır. insan dünyayı sahiplendikçe ekstra bağlanıyor ona. ve diğer canlılardan çok daha üstün görmeye kendisini alıştırıyor. aslında içsel bir kimlilik dayatısıyla üstünlük pompalanıyor. şey diyor kosmos mesela. herkesin başına her şey aynı şekilde geliyor. hani felsefik doktrin olarak ele alınacak bir tez. aynılık, herkesin başına aynı şeylerin gayetten aynı şekilde gelmesi. insanlar sınıfsal açıdan farklı olmamalıya getiriyor. sadece sınıfsal değil, toplumsal, statüsel vs... fark olmamalı derken de kim ki duk semalarına doğru gidiyorum ben. görsel estetik ve semboller insanın doğayı sonsuz ihtirasla sahiplenmesi ben de olumlu bir çağrışım yaratıyor. gene, kosmos'ta hayvanlar ve insanlarla ilgili kıyas argümanı demin söylediğimiz olguyu da destekler şekilde tınlıyor. son dönem insanın doğadaki yalnızlığını ele alan çok film izledik, gördük. mesela beğenmediğim son lars von trier filmi anlatısı farklı olmakla beraber, buna temas ediyordu. şimdi bunu da cebimize koyalım, etti 2.
bir de parasal mevzular var göze sokulan. insanın manevi değerlerinin sekteye uğramasında paranın rolü nedir ne değildir? insanın yaşadığı sonsuz maneviyat illa tensel olarak mı kendisini göstermeli gibi ucu insani noktalara da gidiyor filmin. sıradan insanlar niye kahraman yaratma da üzerine düşeni sonsuz bir hırsla yaparlar? idol yaratmadaki bu dizginlenmez isteğin sebebi ne? bir anda kosmos üstün bir varlık olarak değer görüyor ya. herkesi iyileştirebileceği umuluyor. öyle sanılıyor bir ermişlik rütbesi omuzda beliriyor. yük bindiriyor feci şekilde. bunu da es geçmedik yaptık 3.
senin adın neptün olsun benimkisi de kosmos muhabbeti eski türk filmlerimize layıkıyla selamı çakmakta. şu kuş dilini de fazlaca sevdim. filmden sonra azcık benimsemişim de (kendimden beklenmeyecek bir hareketle) çığlık atar buluyorum kendimi. iletişim; sınır tanımaz, tanımamalı. reha erdem çıtayı yükseltmeyi sürdürüyor. bundan sonraki filminde western e el atar yahut uzay a. (cidden şaşırmam samimiyetten taviz vermezse, oturur zevkle izlerim) ben, samimiyetinden şüphe duymuyorum. trier'in sanat kaygılı zeminine benzer takılmasın da bildiği yolda yürümeye devam etsin. mühim olan samimiyet! evet, insanlar evrende yalnız. hem de çok pis yalnız.
10 üzerinden 8!
bir kere reha erdem bu topraklarda belki de yapılmamışı yapmaktaki ısrarını devam ettiriyor. hani düşünüyorsun a ay nasıl bir filmdi, korkuyorum anne mizah ının ucu sevimliliğiyle nerelere dokundu gitti, taşra dokusu ve beş vakit hatta içsel kirlilik öyküsü hayat var da var... sonra da kosmos! böylece bakınca bile kendini sonsuz aşma güdüsü ve tekrar etmeme olgusuyla bile erdem takdire şayan bir sinemasal düş içinde. bildiğini yapıyor. meydan okuyor sanatın sonsuzluğuna. şimdi, bunu unutmayalım. elde var 1 olsun. gelelim özcü yaklaşıma. insanın kendine yabancılaşması hatta genel olarak insan dünyasının karmaşıklığı simgelerle kosmos'u yaratmıştır. insan dünyayı sahiplendikçe ekstra bağlanıyor ona. ve diğer canlılardan çok daha üstün görmeye kendisini alıştırıyor. aslında içsel bir kimlilik dayatısıyla üstünlük pompalanıyor. şey diyor kosmos mesela. herkesin başına her şey aynı şekilde geliyor. hani felsefik doktrin olarak ele alınacak bir tez. aynılık, herkesin başına aynı şeylerin gayetten aynı şekilde gelmesi. insanlar sınıfsal açıdan farklı olmamalıya getiriyor. sadece sınıfsal değil, toplumsal, statüsel vs... fark olmamalı derken de kim ki duk semalarına doğru gidiyorum ben. görsel estetik ve semboller insanın doğayı sonsuz ihtirasla sahiplenmesi ben de olumlu bir çağrışım yaratıyor. gene, kosmos'ta hayvanlar ve insanlarla ilgili kıyas argümanı demin söylediğimiz olguyu da destekler şekilde tınlıyor. son dönem insanın doğadaki yalnızlığını ele alan çok film izledik, gördük. mesela beğenmediğim son lars von trier filmi anlatısı farklı olmakla beraber, buna temas ediyordu. şimdi bunu da cebimize koyalım, etti 2.
bir de parasal mevzular var göze sokulan. insanın manevi değerlerinin sekteye uğramasında paranın rolü nedir ne değildir? insanın yaşadığı sonsuz maneviyat illa tensel olarak mı kendisini göstermeli gibi ucu insani noktalara da gidiyor filmin. sıradan insanlar niye kahraman yaratma da üzerine düşeni sonsuz bir hırsla yaparlar? idol yaratmadaki bu dizginlenmez isteğin sebebi ne? bir anda kosmos üstün bir varlık olarak değer görüyor ya. herkesi iyileştirebileceği umuluyor. öyle sanılıyor bir ermişlik rütbesi omuzda beliriyor. yük bindiriyor feci şekilde. bunu da es geçmedik yaptık 3.
senin adın neptün olsun benimkisi de kosmos muhabbeti eski türk filmlerimize layıkıyla selamı çakmakta. şu kuş dilini de fazlaca sevdim. filmden sonra azcık benimsemişim de (kendimden beklenmeyecek bir hareketle) çığlık atar buluyorum kendimi. iletişim; sınır tanımaz, tanımamalı. reha erdem çıtayı yükseltmeyi sürdürüyor. bundan sonraki filminde western e el atar yahut uzay a. (cidden şaşırmam samimiyetten taviz vermezse, oturur zevkle izlerim) ben, samimiyetinden şüphe duymuyorum. trier'in sanat kaygılı zeminine benzer takılmasın da bildiği yolda yürümeye devam etsin. mühim olan samimiyet! evet, insanlar evrende yalnız. hem de çok pis yalnız.
10 üzerinden 8!
güncel Önemli Başlıklar
