bugün

sevdiği entry'ler

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Yalnız yaşamanın her ne kadar konforunu sevsem de kalabalık olmak sanki daha sağlıklı ve güvenli geliyor bana.
Bugün evle ilgili güzel bir cümle gördüm.
“Ev hislerle ilgilidir” diyordu

Hakikaten hislerle ilgili.
Düşünüyorum.
Ben bir evde mi yaşıyorum yoksa üstümü örten bir beton yığınında mı.
Bir canlılık hissedemiyorum.
Bir şikayet gibi de değil şu an ki halim.
Sadece laflıyorum kendi kendime.
insan olduğu yeri güzelleştiremiyorsa dünyanın tüm nimetlerini de versen boş.

Bir dizi izliyordum.
150 yıl uykuda kalan bir vampir uyanıyor ve yeni çağın normal bir evine giriyor.
Ev sahibi korku içinde bu adamı izlerken “her şey nasıl da mükemmel. Asilzadelerin bile böyle bir evi yok” diyor.
Ev sahibi ise bu ev bir çöplük diyor.

O an cümleyi tam hatırlayamadım ama korku içindeki kadının bu sözlerine karşın vampir,

“Sıradanlığın mükemmelleşmesini anlarım fakat mükemmelliğin sıradanlaşacağını asla tahmin etmezdim” diyor.

işte bir eve karşı iki farklı bakış açısı.
Biri çöp diğeri ise gördüğüm en güzel ev diyor.
Görünen o ki evin ev olduğunu hislerimiz belirliyor.

çevresel psikoloji

zerodd eksik bir genellemede bulunmuş. çevresel psikoloji insanların çevreyi nasıl değiştirdiğine ve çevrenin insan deneyim ile davranışlarını nasıl etkilediğini inceler.

85 milyon kişi uludağ sözlük'ü okuyor

Ne şimdi ben hep takım elbiseyle mi yazacağım buralarda. Ne günlere kaldık.

ideal sevgilinin en önemli özelliği

ideale belirlemeyle değil, keşifle varılır. Dolayısıyla herkes ideal olmaya adaydır.

makarna süzmek

makarnalara yapılan bu işkenceyi gündemine alan makarna üreticilerinin, haziran'da bekar yaşayanlara bedava süzgeç dağıtarak, tencere kapaklarını işkence sürecinden kurtarıp lavoboda ölüme süreklenmelirin önüne geçeceği haberi üzerine makarnaların, "ye beni yeni" çığlıkları arasında süzgeç sularında kulaç atmaya başladıkları görülmüştür.

ölüm anında beynin yaşadıkları

bu 30 saniye ya da 10 dakikaya kadar sürebiliyor. hani insan şunu düşünüyor. kalp gidince beyin de gidiyor. hayır, kalp gidince beyin daha fazla çalışıyor. hani ölümden dönenler anasını, babasını, dedesini, yani yakınındaki ölenleri gördüklerini anlatıyorlar, birde canlı vaziyette, yakınındaymışcasına, seslerini duyduklarını söylüyorlar, halüsinasyon gibi. hatta rahat ve mutlu olduklarını, ağırlıklarının azaldığını anlatıyorlar. hepsinin anlattıkları ortak, yaprağın daha yeşil, kırmızı rengin daha kırmızı olduğunu. yani bilinç yüksek frekansta. mesela rüyalar 20 saniye ama biz sanki 2 günmüş gibi yaşarız o rüyayı. işte bu da bunun gibi. 15, 20 dakika 1 saat gibi gelecek. ölmüşleriniz, çocukluğunuz, pişmanlığınız, tabi bu ilk dakikalar aktif, sonrası da sönüp gidecek. kalp durduktan sonraki beyin 1 saat boyunca korkunç derece aktif. beyin de öleceğini biliyor ve son çırpınışlar içinde. yani hayat film şeridi gibi akacak bu süre içinde.

öfke anında yapılmaması gereken şeyler

Yapılması gereken tek şeyi yapmamak, ortamı terk etmemek.

baba denince akla gelenler

yarı yolda bırakan, "babana bile güvenme" sözünü yaşayarak öğreten,
boşanınca birdenbire ortadan kaybolan, ilgisizliğiyle derin bir travmaya neden olan,
yokluğuyla değil, varlığıyla huzursuzluk yaratan,

kısacası bir ömür boyu can yakan, ruh yaralayan koca bir hayal kırıklığı...

seni hayata bağlayan şey

kendime yalan söylemekle yetinmiyorum dostlar, o yalana inanıyormuş gibi davranıyorum. “yarın buluşur muhabbet ederiz” diyorum, gitmiyorum. “birini ararım” diyorum, aramıyorum. ama o “yarın” kelimesi olmadan sabahı göremiyorum sanki. o yüzden her sabah kalkıyorum, aynı yastık, aynı ulan yine mi hissiyle. mutfağa gidiyorum, o eski cezveyi ocağa koyuyorum. fokur fokur kaynarken çıkan ses… işte o ses tutuyor beni. sanki biri “tamam, bir fokurtu daha” diyor, ben de inanıyorum. tıpkı az önce uyanıp yaptığım gibi.

veya bi geceyarısı yağmur bastırır, terasa fırlarım. kapı o kadar ağır ki babil’in lanetli kapısı gibi, zorlarken “içeri dışarıyı değil dışarı içeriyi korusun” diye saçma bi felsefe uyduruyorum o an. sonunda açılıyor, sırılsıklam oluyorum. yukarı bakıyorum, çocukken “yıldız yağmuru” sanırdım, şimdi biliyorum hepsi sanrı ama o an içimdeki bi şey kıpırdıyor, “devam” diyor. sigara yakıyorum, arka fona katatonia – july’ı bırakıp ucuz şarabımı açıyorum. ritüel değil, yalvarış.

korkum yok ölmekten aslında. asıl korkum, alçı çıkarılırken kemiğin kesilip kesilmeyeceği. yani o son anda “tamam, bu kadarmış” derken geride bıraktığım şeyin ne kadar boş olduğunu görmek. çünkü bitirmek, o boşluğu kabullenmek demek. ben hâlâ doluymuş gibi yapabiliyorum. o yüzden bağlıyım işte. aptalca, sırılsıklam. o kadar basit. o kadar ağır. o kadar ben.

sözlük yazarlarının itirafları

girdiğim entrylerin %1'i kadar bir bilgi sahibi değilim aslında. otum ben.

kendini beğendirmek

iş ve eş bulmak için gereklidir. Bence şebekliktir. O nedenle ne eşim var ne işim.

duygusal boşluk

duygusal boşluktayken konuştuğunuz erkeklere dikkat edin. boşluğunuza ev inşa etmeleri zor ama çadır kurabilirler.

20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı

(bkz: #47992911)

kötülük yapan kişiye verilecek en güzel cevap

kafa atmak. duyguları net ifade etmek gerek bazen.

neden yalnızsın

kitaplardaki, filmlerdeki ,dizilerdeki o güzel ve iyi insanları yaşadığım şehirde bulamadım.

neden yalnızsın

insanların çoğu yalnızlığı bir tercih değil, bir sonuç olarak yaşıyor. ben de kendi kabuğuma çekildim, çünkü dışarıdaki gürültüye anlam veremiyorum.

durduğun yerde terlemek

Evet gene geldi bol bunaltıcı ve de nemli geceler. Hindistandan hallice havalara devam. Sivrisineklere gün doğdu.

gece aynadaki yansımanın gülmesi

o gülerse ben de gülerim, tutamam kendimi.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

sikeyim böyle işi demek istiyorum afedersiniz.
© copyright 2005 - 2026