bugün
- sabah gözünü kahve sigarayla açanlar7
- sözlükteki teyzeler defolsun lütfen6
- göbekli tepe3
- are you iran5
- alkolsüz bira içen müslüman2
- kadın ürolog olmaması4
- macron koşacak diye park kapatan akepe34
- inanmayabilirsin ama saygı duymak zorundasın6
- magnezyum4
- bir birader bir biradere gel bira içelim demiş2
- deniz göktaş34
- nasıl birisiniz13
- dağa çıkacaklara tavsiyeler4
- gey biraderler bey gibi gey biraderlerdir10
- söyleyecek çok şeyi olduğu halde konuşmayan insan3
- anın görüntüsü11
- sözlükteki teyzeler2
- kucağa almak2
- fransız kadının pakistan daki 12 yıllık esareti2
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması34
- farkındalığı yüksek olan bireylerin yalnızlaşması7
- akp bitince ne olacak23
- istanbul da ev kiraları2
- fusya semsiyeli yabanci17
- ekrem imamoğlu11
- mustafa öztürk2
- ona bir şey söyle16
- boşanmak2
- oruç açı anlamak içinse açlar neden oruç tutar11
- aselsan satılırsa8
- tefsiriyle okusak ülkenin yarısı dinden çıkar11
- japon hatunlar mı çinli hatunlar mı6
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim12
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın21
- ölümün en iyi tanımı17
- sevişirken dinlenecek şarkılar6
- yarın sözlükteki incelleri tokatlayacak olmak6
- sözlük hatunlarının nefsimi kabartması sorunsalı11
- yazılımcı erkeklerin yakışıklı olmaması8
- dış görünüşün her şey olduğu gerçeği5
- kol saati takmanın anlamsızlığı15
- ciguli kral20
- otel odasında ölü bulunmak12
- kırk yaşında ayağına yatan elli küsürlük yazar5
- cd devrinin bitmesi16
- uzun zamandır yapmadığınız şeyler10
- bezelye yemeği9
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları9
- sözlük yazarlarının lahmacunları10
- evlenince seni çalıştırmam diyen erkek10
Senin özelinde genele anlatayım, nick altı sildirmek çok kolay, umarım kimse sildirmez entry’yi.
Arkadaşlar hepimiz okul okuduk. Hepimizin sınıfında sosyal davranışları sorunlu, kimsenin arkadaşlık eTmek istemediği yanlız tipler vardı. Yanlız olmalarının sebebi nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerinden, ayarsız, itici tipler olmalarıydı. Arkadaşlarımız bize sövse güler, onlar aynı lafı etse döverdik. Ya ali de dedi, o’na bir şey demedin ama derlerdi, ali diyebilirdi, ancak sosyal davranışları bozuk sorunlu tip diyemezdi.
işte kardeşim senin durumun bu. Hep aynı savunmadasın, ama efe sana şunu dedi, ama velvet sana şunu dedi, onlar diyebilir, ben diyemez miyim? Sen diyemezsin kardeşim evet. Sen sosyal davranışları sorunlu, nerede ne yapacağı belirsiz, sevilmeyen birisin.
Evet efe bana arkadaşım olarak toto diyebilir, gülerim, hoşuma gider. Sen diyemezsin. Bu ayrımı güzelce anlatabildim umarım.
Arkadaşlar hepimiz okul okuduk. Hepimizin sınıfında sosyal davranışları sorunlu, kimsenin arkadaşlık eTmek istemediği yanlız tipler vardı. Yanlız olmalarının sebebi nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerinden, ayarsız, itici tipler olmalarıydı. Arkadaşlarımız bize sövse güler, onlar aynı lafı etse döverdik. Ya ali de dedi, o’na bir şey demedin ama derlerdi, ali diyebilirdi, ancak sosyal davranışları bozuk sorunlu tip diyemezdi.
işte kardeşim senin durumun bu. Hep aynı savunmadasın, ama efe sana şunu dedi, ama velvet sana şunu dedi, onlar diyebilir, ben diyemez miyim? Sen diyemezsin kardeşim evet. Sen sosyal davranışları sorunlu, nerede ne yapacağı belirsiz, sevilmeyen birisin.
Evet efe bana arkadaşım olarak toto diyebilir, gülerim, hoşuma gider. Sen diyemezsin. Bu ayrımı güzelce anlatabildim umarım.
görsel
aa böyle bir başlık varmış , kesin başlığı açan kişi En muhteşem olanıdır
uplim bari meh meh meh.
aa böyle bir başlık varmış , kesin başlığı açan kişi En muhteşem olanıdır
uplim bari meh meh meh.
son zamanlarda sol framede dönen o garip, kendi kendine gelin güvey olan başlıkları gördükçe yüreğim kanıyor sözlük. Sözlüğümuzün güzide erkekleri odada yalnızlıktan ve saplıktan o kadar delirdi ki, kendini yapay zekayla kadına dönüştüren mi ararsınız, monitörün ya da telefonunun ışığında birbirine yürüyen mi? sözlüğün bekası ve eril enerjinin selameti için acil tavsiyelerim şunlar,lütfen not alın beyler:
1.monitörü kapatın: odadaki tek ışık kaynağı bilgisayar ekranı olunca halis görüyorsunuz beyler. o sekmeleri kapatın, gidin mutfakta babanızla karşılıklı sessizce çay için, özünüze dönün.
2.mesaj kutusunu temizleyin: birbirinize dm'den "entry'ni çok beğendim canim" yazmayı bırakın. bir yazarın diğerine samimiyet göstergesi sadece artı oy vermektir, gerisi tehlikeli sulardır.
3.film izleyin: Film mutlaka bir kadın ve erkek arasında geçsin. Konusu aşk ve ilişkiler olsun.
Bu son maddeydi. Kamu spotu bu kadardı yuzırlar. Hepinizi seviyoruz, sözlük sizlerle güzel.
1.monitörü kapatın: odadaki tek ışık kaynağı bilgisayar ekranı olunca halis görüyorsunuz beyler. o sekmeleri kapatın, gidin mutfakta babanızla karşılıklı sessizce çay için, özünüze dönün.
2.mesaj kutusunu temizleyin: birbirinize dm'den "entry'ni çok beğendim canim" yazmayı bırakın. bir yazarın diğerine samimiyet göstergesi sadece artı oy vermektir, gerisi tehlikeli sulardır.
3.film izleyin: Film mutlaka bir kadın ve erkek arasında geçsin. Konusu aşk ve ilişkiler olsun.
Bu son maddeydi. Kamu spotu bu kadardı yuzırlar. Hepinizi seviyoruz, sözlük sizlerle güzel.
Gocu büyük götsün.
sarayın loş koridorlarından, hafiyelerin gölgesinden, telgraf tellerinin vızıldadığı bir istanbul’dan selamlar sözlük ahalisi. (bkz: kızıl sultan da neymiş yahu)
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
Otuz iyi ya, bana uyar. Meh meh meh
Bir iddiadır, ancak şunu unutmamak lazım, sözlük kızı dediğin yediden yetmişe çetik ve hırka giyen, ruhu köy nenesi varlıktır. Yani yaştan bağımsız düşünerek yaklaşmalı. Sözlük dediğin 1960’ların trend’i bir şey. Sözlükte takılıyorsanız cinsiyetten de bağımsız olarak old’sunuz, sorry ama böyle.
Bir iddiadır, ancak şunu unutmamak lazım, sözlük kızı dediğin yediden yetmişe çetik ve hırka giyen, ruhu köy nenesi varlıktır. Yani yaştan bağımsız düşünerek yaklaşmalı. Sözlük dediğin 1960’ların trend’i bir şey. Sözlükte takılıyorsanız cinsiyetten de bağımsız olarak old’sunuz, sorry ama böyle.
Günaydın herkese. Hayırlı sabahlar efendim :-).
Yanlış anlamayın kıskançlığından atmıyorum, ben daha güzelim demek için atıyorum.artı oyu çok olan kazansın!
görsel
görsel
Denize götürün batıyorsa patlaktır.
bugüne kadar varlığından bile haberdar olmadığınız uzak bir akrabanızdan yüklü miras kalması.
normali bu. sevmediğim kimseyi artılamam mesela. adam seçen yazardır yani.
Ne yapıp edip iki evinizin olması ve onları 35+35 bin kiraya vermeniz. Al sana bal gibi memur maaşı. Yiyip içip gezin sonra çekmeyin amirlerin pis emirlerini.
kişisel gelişimi kötü yönde etkiler. psikolojisi bozuk bir birey olarak büyürsünüz. sözlükler o yaştaki bebelere uygun yerler değil. yaşları ilerliyor tabi zamanla ama sorunlu ilerliyor. isim verip rencide etmeyeceğim ama bizim sözlüğümüzde de var böyle çocuklar. damlar zaten birazdan başlığa. meh meh meh
aslında insanın kendi gölgesini kovalaması gibi bir şey bu ya. elinde fenerle koşuyorsun, gölge bir adım önde, bir adım geride... ne yakalayabiliyorsun onu ne de bırakabiliyorsun. pavlov’un köpeği salyalarını akıtırken, freud divanda sigara tellendirirken, bugün de fmri’yle ön singulat korteksi boyuyoruz (yani beyin taramasıyla beynin duygu ve karar verme kısmına bakıyoruz ama böyle deyince daha havalı geliyor kulağa) hepsi aynı yolun kilometre taşları işte.
psikolojiyi bilim diye kutsayanlar bence haklı da aslında. istatistik var, deney var, tekrarlanabilirlik var (eh bazen), hipotez var, falsifikasyon var. nörobilimle el ele verince resmen fizik gibi duruyor. dopamini resmettiği zaman sanki gök cisimlerinin yörüngesini hesaplıyoruz. ama sonra bir bakıyorsun, aynı deneyi iki farklı kültürde yapıyorsun; sonuçlar bambaşka çıkıyor. birinde “bağlanma korkusu” çıkıyor, diğerinde “aileme saygı duyuyorum, o yüzden mesafeli duruyorum.” o zaman anlıyorsun ki insan denen varlık laboratuvar faresi gibi standartlaşmıyor maalesef.
bana göre psikoloji bilimin en utangaç çocuğu. doğa bilimlerinin sert abisi fizikle aynı sofrada oturmak istiyor ama tabağına sürekli “duygu” ve “anlam” dökülüyor; kaşıkla yiyemiyor, çatala da sığmıyor.
bilim mi? evet, çünkü sorguluyor, ölçüyor, yanlışını düzeltiyor.
bilim değil mi? evet, çünkü bazen ölçtüğü şeyin kendisi ölçerken değişiyor. tıpkı kuantum fiziğindeki gibi; gözlemciyi hesaba katmazsan gerçeklik parmaklarının arasından kayıp gidiyor.
hatırlıyorum, bir dönem kendi zihnimle fena halde boğuşurken bir psikoloğa gitmiştim. adam bana “travman var” deyince içimden “yok be abi, sadece hayat” demiştim. sonra da gülümsemiştim; çünkü o an anlamıştım ki psikoloji aslında insanın kendine “nasılsın?” diye sorduğu en uzun, en dürüst sohbet. bazen bilim kılığına giriyor, bazen şiir oluyor, bazen de sadece susup dinliyor.
kısacası psikoloji bilimlerin en insanisi, en kırılganı, en yalancısı. çünkü bilimin kendisi de sonuçta insandır. biz ne kadar ölçersek ölçelim, içimizdeki o karanlık oda hep biraz daha büyük kalıyor. ve o oda bazen en güzel ışıkla aydınlanıyor; birinin içten bir “anladım seni” deyişiyle.
eee sözlük, bir sonraki seansı burada mı yapalım yoksa orman yolunda mı yürüyelim? beyaz donunuzu giyin, bekliyorum.
çüknot: adını bilim koymuşuz, terapi koymuşuz, serotonin koymuşuz fark etmez. insana bir sabah “bugün biraz daha az acı çekeyim” dedirtiyorsa, o şey iş görüyor.
psikolojiyi bilim diye kutsayanlar bence haklı da aslında. istatistik var, deney var, tekrarlanabilirlik var (eh bazen), hipotez var, falsifikasyon var. nörobilimle el ele verince resmen fizik gibi duruyor. dopamini resmettiği zaman sanki gök cisimlerinin yörüngesini hesaplıyoruz. ama sonra bir bakıyorsun, aynı deneyi iki farklı kültürde yapıyorsun; sonuçlar bambaşka çıkıyor. birinde “bağlanma korkusu” çıkıyor, diğerinde “aileme saygı duyuyorum, o yüzden mesafeli duruyorum.” o zaman anlıyorsun ki insan denen varlık laboratuvar faresi gibi standartlaşmıyor maalesef.
bana göre psikoloji bilimin en utangaç çocuğu. doğa bilimlerinin sert abisi fizikle aynı sofrada oturmak istiyor ama tabağına sürekli “duygu” ve “anlam” dökülüyor; kaşıkla yiyemiyor, çatala da sığmıyor.
bilim mi? evet, çünkü sorguluyor, ölçüyor, yanlışını düzeltiyor.
bilim değil mi? evet, çünkü bazen ölçtüğü şeyin kendisi ölçerken değişiyor. tıpkı kuantum fiziğindeki gibi; gözlemciyi hesaba katmazsan gerçeklik parmaklarının arasından kayıp gidiyor.
hatırlıyorum, bir dönem kendi zihnimle fena halde boğuşurken bir psikoloğa gitmiştim. adam bana “travman var” deyince içimden “yok be abi, sadece hayat” demiştim. sonra da gülümsemiştim; çünkü o an anlamıştım ki psikoloji aslında insanın kendine “nasılsın?” diye sorduğu en uzun, en dürüst sohbet. bazen bilim kılığına giriyor, bazen şiir oluyor, bazen de sadece susup dinliyor.
kısacası psikoloji bilimlerin en insanisi, en kırılganı, en yalancısı. çünkü bilimin kendisi de sonuçta insandır. biz ne kadar ölçersek ölçelim, içimizdeki o karanlık oda hep biraz daha büyük kalıyor. ve o oda bazen en güzel ışıkla aydınlanıyor; birinin içten bir “anladım seni” deyişiyle.
eee sözlük, bir sonraki seansı burada mı yapalım yoksa orman yolunda mı yürüyelim? beyaz donunuzu giyin, bekliyorum.
çüknot: adını bilim koymuşuz, terapi koymuşuz, serotonin koymuşuz fark etmez. insana bir sabah “bugün biraz daha az acı çekeyim” dedirtiyorsa, o şey iş görüyor.
bu yazarlara bu cesaret nereden geliyor anlamış değilim.
muhteşemlik şu çirkin hayatı hak etmeyen şeydir.
insan dediğin muhteşem olamayacak kadar hastalıklı düşüncelere sahip bir hayvandır. evet.
muhteşemlik şu çirkin hayatı hak etmeyen şeydir.
insan dediğin muhteşem olamayacak kadar hastalıklı düşüncelere sahip bir hayvandır. evet.
Yapay zeka olmasan güzel kadınsın vesselam.
zayıf ve beyaz tenli erkekler özellikle böyle
hele ki 175 boyları civarındaysa
ve başak burcu ise
ayy çok mu detay verdim hihihi.
hele ki 175 boyları civarındaysa
ve başak burcu ise
ayy çok mu detay verdim hihihi.
Bir erkeğin cidden market dönüşü hep mi kriz olur ya. Yanlış ürünleri almak da bir zeka belirtisi yani çok garip geliyor bana bu kadar yanlışlık. Benim Yanlış alınan şeyler yüzünden ağlamışlığım bile varsjshssj.
Taktik şu kızlar. Birlikte çıkıyorsunuz alışverişe. Siz seçiyorsunuz erko bey taşıyor. En iyisi bu. *
Taktik şu kızlar. Birlikte çıkıyorsunuz alışverişe. Siz seçiyorsunuz erko bey taşıyor. En iyisi bu. *
zayıf gördükleri yazara sürü halinde dadanan bayağı bir cinsin mensuplarından söz ediyorum. bir başka deyişle kadavra düşkünleri. madem ki dangalak ve düdük sözcükleri hakaret
sayılmıyor, ki ikisi de argoda akılsız anlamına gelir, yani sayılmaması make sense, hafif
gönderme taşıyan bu sözcük üzerinden hoplatayım bende bari. sonuçta illa ki aşağılayıcı bir kelime kullanıyorum konularımı açıklarken. ibiş olur dangalak olur it olur fark etmez benim için. tarzım bu.
öncelikle sırtlanlar hakkında biraz bilgi sahibi olalım;
asıl sırtlanlar "klan" adı verilen küçük gruplar halinde yaşarlar ve klanın başında bir dişi vardır.
sürüyü ava yönlendiren ve sürüye yol gösteren kraliçedir. klanlar bir veya üç erkekten ve
dişilerden oluşur. hiyerarşik bir düzen vardır, en üst tabakada kraliçe bulunur. erkekler en alt
tabakada yer alır.
aslan avının ölmesini beklerken sırtlan kendi avladığı hayvanların ölmelerini beklemeden canlı
canlı yemeye başlarlar. av son nefesini verirken vücudundan birçok yeri sırtlanın midesine
girmiştir bile bu özellikleri hakkında oluşan olumsuz imajın en önemli sebeplerinden birisidir.
oldukça atik ve hızlı hayvanlardır. sürü ile avlanırlar. genelde leş yerler. doğada diğer yırtıcı
hayvanların artıkları ile beslenir.
dişilerin cinsel organlarının açıklanamaz bir biçimde erkeklerinkini andırması nedeniyle
sırtlanın çift cinsiyetli olduğuna dair düşüncelere yol açmıştır
sırtlan hakkında daha fazla bilgi için googlemanız kafi. dolayısıyla uzatmıyor ve sözlük boyutuna
geliyorum.
bildiğiniz üzere sırtlanların en büyük özelliğin doğadaki güçsüz, hatta ölü hayvanlara, leşlere
saldırmak. en zayıf kimse ona sürü halinde yanaşmak. sanal sözlükleri doğaya benzettiğimizde en zayıf cinsin kızlar olduğunu rahatlıkla kavrayabiliyoruz. bi kere sürü olamazlar. sonra kimse onların yanında yer alamaz. kız köpekliği başta olmak üzere çeşitli sıfatlara maruz kalacağından sonra zaten yenileceği, kaybedeceği belli olduğundan güçlünün yanında yer alan insan eğilimine cevap vermezler. örneklere gerek yok. sözlüğü sağcısından solcusundan erkeğinden demokratından onlarca başlığa ayırsak da değişen bir şey olmaz. en zayıf part hep
kız olur.
hahahhahaa devrimcilermiş, solcularmış, emekçilermiş, hahahahahaa, ulan bi abercrombie t-shirte satarsanız bütün emekçilerinizi pabucumun devrimcileri. ulan millet beachte yengeç bacağını götüne sokmaya çalışırken siz bu sıcakta yok ergenekon yok 1 mayıs diye bık bık ötüyorsunuz. hayır yani yazılarınızı okuyabilsem emmeli gömmeli ters kademeli ayarımı ideolojilerinizin gerektirdiği gibi hepinize kardeş kardeş dağıtcam. kayser abi benim içimde daha çok gezdi. kardeşime haksızlık olsun istemem. onu da ayak parmaklarını ceviz kıracağıyla ez demenize gerek kalmayacak. ama öyle sıkıcı konularda öyle bayıcı yazıyorsunuz ki, oral seks olsanız yarıda bırakıp tv'de scooby doo izlerim.
sağ sol olayınıza karışmam. temmuz ayının ortasında devlet meselelerine el atacak kadar pul
bibersiz kapuska beyinlerinizle ortalıkta gezmeniz de sikimde değil. ama sürü halinde, sırtlan sürüsü halinde bir hatun yazara dadanmanızı affetmem. cezanızı keserim.
sayılmıyor, ki ikisi de argoda akılsız anlamına gelir, yani sayılmaması make sense, hafif
gönderme taşıyan bu sözcük üzerinden hoplatayım bende bari. sonuçta illa ki aşağılayıcı bir kelime kullanıyorum konularımı açıklarken. ibiş olur dangalak olur it olur fark etmez benim için. tarzım bu.
öncelikle sırtlanlar hakkında biraz bilgi sahibi olalım;
asıl sırtlanlar "klan" adı verilen küçük gruplar halinde yaşarlar ve klanın başında bir dişi vardır.
sürüyü ava yönlendiren ve sürüye yol gösteren kraliçedir. klanlar bir veya üç erkekten ve
dişilerden oluşur. hiyerarşik bir düzen vardır, en üst tabakada kraliçe bulunur. erkekler en alt
tabakada yer alır.
aslan avının ölmesini beklerken sırtlan kendi avladığı hayvanların ölmelerini beklemeden canlı
canlı yemeye başlarlar. av son nefesini verirken vücudundan birçok yeri sırtlanın midesine
girmiştir bile bu özellikleri hakkında oluşan olumsuz imajın en önemli sebeplerinden birisidir.
oldukça atik ve hızlı hayvanlardır. sürü ile avlanırlar. genelde leş yerler. doğada diğer yırtıcı
hayvanların artıkları ile beslenir.
dişilerin cinsel organlarının açıklanamaz bir biçimde erkeklerinkini andırması nedeniyle
sırtlanın çift cinsiyetli olduğuna dair düşüncelere yol açmıştır
sırtlan hakkında daha fazla bilgi için googlemanız kafi. dolayısıyla uzatmıyor ve sözlük boyutuna
geliyorum.
bildiğiniz üzere sırtlanların en büyük özelliğin doğadaki güçsüz, hatta ölü hayvanlara, leşlere
saldırmak. en zayıf kimse ona sürü halinde yanaşmak. sanal sözlükleri doğaya benzettiğimizde en zayıf cinsin kızlar olduğunu rahatlıkla kavrayabiliyoruz. bi kere sürü olamazlar. sonra kimse onların yanında yer alamaz. kız köpekliği başta olmak üzere çeşitli sıfatlara maruz kalacağından sonra zaten yenileceği, kaybedeceği belli olduğundan güçlünün yanında yer alan insan eğilimine cevap vermezler. örneklere gerek yok. sözlüğü sağcısından solcusundan erkeğinden demokratından onlarca başlığa ayırsak da değişen bir şey olmaz. en zayıf part hep
kız olur.
hahahhahaa devrimcilermiş, solcularmış, emekçilermiş, hahahahahaa, ulan bi abercrombie t-shirte satarsanız bütün emekçilerinizi pabucumun devrimcileri. ulan millet beachte yengeç bacağını götüne sokmaya çalışırken siz bu sıcakta yok ergenekon yok 1 mayıs diye bık bık ötüyorsunuz. hayır yani yazılarınızı okuyabilsem emmeli gömmeli ters kademeli ayarımı ideolojilerinizin gerektirdiği gibi hepinize kardeş kardeş dağıtcam. kayser abi benim içimde daha çok gezdi. kardeşime haksızlık olsun istemem. onu da ayak parmaklarını ceviz kıracağıyla ez demenize gerek kalmayacak. ama öyle sıkıcı konularda öyle bayıcı yazıyorsunuz ki, oral seks olsanız yarıda bırakıp tv'de scooby doo izlerim.
sağ sol olayınıza karışmam. temmuz ayının ortasında devlet meselelerine el atacak kadar pul
bibersiz kapuska beyinlerinizle ortalıkta gezmeniz de sikimde değil. ama sürü halinde, sırtlan sürüsü halinde bir hatun yazara dadanmanızı affetmem. cezanızı keserim.
Orası aklıma geldikçe kusasım gelir. Lanetli bir yer. Allah orayı ibret için yaratmış resmen!
Ya benim çok ilginç.
Aslında ismimi kardelen koymuşlar.
Şu an ismim bu olmadığı için paylayaşabiliyorum.
Sonra kimliğimi çıkarmaya teyzem gidiyor.
Ve kendi istediği ismi koyuyor. Gsggs
Ay iyi ki de yani kardelen olmamış.
ismimi çok seviyorum canım teyzem ya valla.
Aslında ismimi kardelen koymuşlar.
Şu an ismim bu olmadığı için paylayaşabiliyorum.
Sonra kimliğimi çıkarmaya teyzem gidiyor.
Ve kendi istediği ismi koyuyor. Gsggs
Ay iyi ki de yani kardelen olmamış.
ismimi çok seviyorum canım teyzem ya valla.
Buz gibi bir intikam.
Ama ben almayacağım, Allah alacak.
Ben sadece izleyeceğim, o kadar.
Ama ben almayacağım, Allah alacak.
Ben sadece izleyeceğim, o kadar.
ahmet sezer bey , sanırım sıcaklar sizi de bunalttı .
Sen anca milletin çavuşunu tokatlayıp bayıltırsın diye cevap verilmesi gereken başlık.
150 kilo olsa da nikahı basar mısın diye düşündüren durum.
utanç verici olduğunu biliyorum ama harbiden elimde değil
iyi fingirdiyor zilli.
iyi fingirdiyor zilli.
Yapay zekayla kendini kadın yapan yazarlar olduğuna hiç şüphem yok.
edepten bahsedip ''s..şiyorlar'' demek...
ne bileyim...
ne bileyim...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar