bugün
- kuran da namazın olmaması9
- ehli sünnet hocalar8
- sabah gözünü kahve sigarayla açanlar13
- huzur islamda9
- atatürk'ün abartılmış bir lider olması10
- arabesk6
- sözlükteki teyzeler defolsun lütfen12
- deniz göktaş'ın gösterisine erişim engeli3
- yanlışlıkla döl fışkırtmak3
- götü güzel olan kız6
- hep sinirli yazarlar6
- ayet indirilen dönem5
- closer3
- uff diye üzülen erkek5
- gurbetçilerin dövizle askerlik fiyatına isyanı4
- öbür sözlük7
- alkolsüz bira içen müslüman6
- metrobüse binecek kızlara tavsiyeler4
- kadın patron erkek sekreter3
- konuşurken sakız çiğneyen kızlar2
- iç güveysi gidecek kadar aşağılık bir erkek olmak2
- göbekli tepe6
- trump'ın f35 hakkında henüz karar vermedim demesi4
- düz sigarayı ters yak2
- macron koşacak diye park kapatan akepe35
- muslettin amca3
- iş arkadaşlığı2
- ona bir şey söyle18
- gaspar noe2
- bu kadar seksi olduğumu bilmiyordum diyen sevgili3
- avrupa'yı abd den uzaklaştıran kilit isim2
- sydney sweeney'in memeleri2
- oy benim canım2
- hayat bir oyundur2
- atatürk'ü küçümseyip sabah akşam ona sallamak2
- delirium tremens kozmogonisi2
- gey biraderler bey gibi gey biraderlerdir12
- çiftleşmenin büyüleyici kirlenmesi2
- yapay zeka bizi domaltabilir mi2
- are you iran5
- ehl i sünnet3
- inanmayabilirsin ama saygı duymak zorundasın6
- kadın ürolog olmaması4
- nasıl birisiniz13
- sözlük hatunlarının ısırılmalık tipler olması2
- tansiyon ilacını içmeme karizması2
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması34
- deniz göktaş34
- magnezyum4
- istanbul da ev kiraları3
sevdiği entry'ler
Benğmki de gördüğünde sövüyor hissi alıyorum ya.
Ödev bilincimi kendime hatırlatmak için kullandığım meslek grubu. Çok nahif, tatlı bir diyetisyenim var. Her iki haftada bir bana özene bezene listeler yapıyor. Her seferinde listesine uyduğumu söylüyorum. Ama işin aslı, kendi başıma diyet yapmayı beceremediğim ve başka birine karşı sorumluluk duygum çok güçlü olduğu için kendisini korku nesnesi olarak kullanıyor oluşum. Kafamda neleri yiyip yememem gerektiğine dair bir liste var ve ona uygun besleniyorum, günü geldiğinde kilo vermiş oluyorum zaten. Neredeyse 1 sene oldu, 39 kilo verdim. Yakında şehir değiştireceğim için randevularımız son bulacak gibi duruyor. Kendisine son randevumuzda listelerine hiç uymadığımı söylesem mi diye düşünüyorum. Ama muhtemelen üzülecektir. iyisi mi kendime saklayayım.
Ek: diyetisyen arkadaşlardan ricamdır. ilk randevuda danışanlarınızdan kan tahlili istiyorsunuz. Hadi istediniz, bari hangi tahliller olduğunu bir kağıda belirtin lütfen ve gereksiz tahlil de istemeyin. Dün acilde çok kilolu bir çocuk hastam oldu. "Diyetisyen yolladı tüm kan tahlillerini yaptırın gelin dedi" dedi annesi. Tüm kan tahlilleri ne demek aq sdjdjdj tümör markerlarına da bakalım mı kral? Israrla "diyetisyeniniz bir kağıt vermiştir orada istediği tahliller vardır" diye sordum. "Yok, tüm tahliller dedi hocam her şeyi yaptıracakmışız." diyor anne. Açtım dosyayı baktım, bir de ne göreyim. Diyetisyen hanım kızımız ilkokul sınıf arkadaşım :') hayat sürprizlerle dolu işte. Bazen adresi belli olmayan bir küfür ediyorsun ve adres hiç de uzak olmuyor.
Ek: diyetisyen arkadaşlardan ricamdır. ilk randevuda danışanlarınızdan kan tahlili istiyorsunuz. Hadi istediniz, bari hangi tahliller olduğunu bir kağıda belirtin lütfen ve gereksiz tahlil de istemeyin. Dün acilde çok kilolu bir çocuk hastam oldu. "Diyetisyen yolladı tüm kan tahlillerini yaptırın gelin dedi" dedi annesi. Tüm kan tahlilleri ne demek aq sdjdjdj tümör markerlarına da bakalım mı kral? Israrla "diyetisyeniniz bir kağıt vermiştir orada istediği tahliller vardır" diye sordum. "Yok, tüm tahliller dedi hocam her şeyi yaptıracakmışız." diyor anne. Açtım dosyayı baktım, bir de ne göreyim. Diyetisyen hanım kızımız ilkokul sınıf arkadaşım :') hayat sürprizlerle dolu işte. Bazen adresi belli olmayan bir küfür ediyorsun ve adres hiç de uzak olmuyor.
Özgüven ve hevesi bitiren, öfkeyi ateşleyen tecrübe.
Beraber her şeyin üstesinden geliriz diye düşündüğünüz kişinin, sizi enkazın altında bırakması...
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda
hangi şarkıyı duysam bizim için söylenmiş sanki..
cemal süreya- biliyorum sana giden
hangi şarkıyı duysam bizim için söylenmiş sanki..
cemal süreya- biliyorum sana giden
ezel dizisinde izleyiciyi sesiyle perişan eden ustad. dinlerken onun ne söylediğini, ne hakkında konuştuğunu hiç düşünesi bile gelmiyor insanın, yeterki o kunuşsun ben duyayım diyorsunuz, insan sesi içerermeyen mucizevi müzikler gibi dökülüyor harfler dudaklarından. belki de harflere gizlenmeyi öğretmiş bir ustadır, kimbilir?
Dünya yuvarlak, insan bir köşeye çekilemiyor.
1992 yılında yaşadım...20 yaşında falandım. O ise 26 yaşında. Şimdi o bile ne kadar çocukmuş gibi geliyor. Oysa o zamanlar gözümde ne kadar büyük bir yeri vardı. Aklıma sığmıyordu. Ben aslında onu sevmeye onun beni sevmeye başlamasından sonra başladım. Feci hayrandım ama. Büyük hayranıydım. Annesini kaybetmiş yavru bir kedi gibi vik vikliyordum peşi sıra. Bir sene böyle geçti. Sonra o bana geldi. Sahil kenarında bir yerde çalışıyordum. Gececiydim. Sabahın ilk saatlerinde kalktı. Sahilde yürüyelim dedi. Yürümeye başladık, yürürken elimi tuttu. Bir banka oturduk ve beni öpmek istediğini söyledi. Öptü de... Aslında şimdi düşününce sanki zorlamış gibi. Hatta bana "Senin de beni bu gözle gördüğünü sanıyordum" dedi. Görmüyordum gerçekten. Görmüyordum çünkü onun da kendinden büyük bir sevgilisi vardı. Öfff, bayağı karışık bir durum. Yani ben, kendinden büyük bir sevgilisi olan kadının kendinden küçük diğer sevgilisiydim. Böyle yıllar sonra bakınca kötü gibi geliyor ama saçma sapanlığının yanı sıra güzel, sevimli bir ilişkimiz vardı. Çok ufak ve çok acemiydim. Duygularımın ne olduğunu bile tam analiz edemiyordum ama onsuz bayağı bir acı çekiyordum. Üstelik sevgilisi olan bir kadına ilgi duyuyordum. Sadece ilgi duymak da değil elbette... Filmlerini seyrettiğim, kitaplarını okuduğum o adi adamlardan biri olmuştum istemeden. ÜStüne üstlük ben adamı da bir abi gibi seviyordum ve arkasından sevgilisi ile kırıştırıyordum. Suçlu yok burada ama masum da yok. Ben kendimi çekemeyecek kadar sevgiye, ilgiye ve en çok de şevkate açtım. O neye açtı bilmiyorum. Ama benim verebileceğimden çok daha fazlasını asıl sevgilisi ona verebiliyordu. Belki de minicik bi heyecandı aradığı ama fazlasını buldu sonunda. Çok uzun sürmedi ama... Bitiverdi birden. En son bir belediye otobüsünde "nereye kadar sürecek bu böyle" dediğini hatırlıyorum. "Sürdüğü yere kadar" demiştim. O kadar sürdü işte.
Birlikte olduğu o adamı bir süre sonra belki de yaşadığım tuhaflıktan ve hissettiğim vicdan azabından dolayı çok sevmeye başladım. Yok ama, adam gitti bana bir de iş buldu. Bir öğrenci için o dönemde kısa süreli bile olsa bir iş bulmak nasıldır eminim biliyorsunuz. Canavar gibi bir otelde çalışıyorum bir de... Bütün bu yaptıklarından sonra devam edecek durumda değildim. Ama bir şekilde o kadınla arkadaşlığımız yaşadığımız tuhaf aşktan çok daha uzun sürdü. Onun evine sevgililerimi götürdüm, eşimi dahi götürdüm. Sonra araya yer ve zaman girdi. Arada haberleşiriz ama çok çok eskide kaldı tabi o günler. Düşünüyorum da tek bir kavramla ifade edilebilecek kadar basit değil insanın duyguları. Şu 1 yıllık birliktelikte ne kadar çok kavram var aslında. Aşk, şevkat, sevgi, vicdan azabı, ihanet, karaktersizlik, özlem...v.s. Kendimi çok ayrıcalıklı sandım uzun süre. Sonra benim tüm bu yaşadıklarımın onlarca misli olan insanlar gördüm ve hayatları film gibiydi...
Bu olaydan 2-3 yıl geçmişti ki ben üniversiteyi bitirmek üzereyken bu sefer de liseye giden bir kıza aşık oldum. Belediyeye ait bir spor salonunda çalışıyordum. O da dayısıyla birlikte voleybol kursuna geliyordu. O yaşına rağmen çok donanımlıydı, sosyalistti. Aksi, nalet ama sevimli bir şeydi. Bir geliyor iki kaçıyordu. Bir erkeği parmağında oynatabilecek kadınsı her yeteneğe sahipti. Bana da asılan birileri vardı. Hem de ondan çok daha güzellerdi. Ama yok, gözüm ondan başkasını görmüyordu. Oysa herkese mavi boncuk dağıtıyordu. Benim elimde diğerlerinden farklı olarak sadece 2-3 mavi boncuk olmasından başka bir fark yoktu.
Ama bir akşam herşey değişti. izmir fuarının olduğu zamanlarda iş yerinden geç çıkıyorduk. Başka yerlerde de çalışıyorduk. O da oralarda oyalanmış. Tam bizi eve bırakacak servislere doğru giderken karşıma çıktı ve geceyi ofiste geçirip geçiremeyeceğimizi sordu. Sonuçta geceyi gizlice girdiğimiz ofiste geçirdik. Bunun gibi bir iki gece daha geçirdik. Yaşadığımız tüm bu olaylar beni ona daha çok bağlarken o çok sıradan bir şeymiş gibi yaşamına devam ediyordu. Bu da beni delirtiyordu. Sonra çok tuhaf bir şey öğrendim. Onu voleybol kursuna getiren dayısının aslında dayısı olmadığını. Adam buna ilgi duyan ve sahiplenen şerefsizin biriymiş sadece. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de annesi diye bildiği kadının aslında teyzesi, teyzesi diye bildiği kadının da annesi, yeğenleri diye bildiklerinin de kardeşleri olduğunu öğrendi. Meğersem ailesinin beşinci kızı olarak doğduğundan bunu o dönem çocuk hasreti ile yanan ama çocuğu olmayan teyzesine vermişler.Ulan şimdi düşünüyorum da bir tane bile düzgün ilişkim olmamış yahu benim o zamanlar. Nerede arıza bir tip varsa beni bulmuş. Ben onları çekmişimdir belki.
Neyse o zamanlar çok tıfıl, sümsük bir şeydim. Böyle bir kızın karşısında ezilen, büzülen bir çocuk yani. Bilirsiniz ki o dönemlerde sevgisini bütün samimiyetiyle, bütün şiddetiyle karşısındakine sunan erkekler değer görmez, itilir. Bunu yapan kadınlar da hayatının ondan sonraki dönemlerinde hem o sevginin şiddetini arayarak bedelini öderler. Uzun lafın kısası o da kıçımıza tekmeyi vurdu bir süre sonra. Cep telefonu, internet gibi olanakların olmadığı bir dönemde izini kaybettirmek öyle kolay ki. Tabii bununla birlikte unutmak ta... Facebook hazretleri kendini tanıtana kadar da öyle kaldı. Sonra bir dönem karşıma çıktı. Çok çok iyi tanıdığım insanların yanında çalışıyordu. O bıraktığım yerde otlamaya devam ederken ben fark edemediğim bir şekilde oldukça level atlamıştım. "Senin bu hale geleceğini tahmin edemezdim" dediğinde zevkten dört köşe oldum. Pişmanlık vardı. O ufak, sevimli kız da gitmiş yerine balık etli sıradan bir kadın gelmişti. Yine de yaşadığı o pişmanlığı gözlerinde görmek hoşuma gitmedi değil...
Böyle işte. Aslında zor olan kendi yaşıtın olan birini bulmak. Ya sizden yaşça büyük birinin sevgilisi oluyorsunuz ya da sevgiliniz sizden ufak oluyor. Ama asıl önemli olan yaş değil de hissedilen o şeyler. Seven ama kavuşamayan birinin de hissettiği o acıyı çekmenin bile ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu, birisini sevmek ya da birisi tarafından öylesine sevilmenin bile birçok insana nasip olamadığını çok ama çok sonraları öğreniyorsunuz çünkü...
Birlikte olduğu o adamı bir süre sonra belki de yaşadığım tuhaflıktan ve hissettiğim vicdan azabından dolayı çok sevmeye başladım. Yok ama, adam gitti bana bir de iş buldu. Bir öğrenci için o dönemde kısa süreli bile olsa bir iş bulmak nasıldır eminim biliyorsunuz. Canavar gibi bir otelde çalışıyorum bir de... Bütün bu yaptıklarından sonra devam edecek durumda değildim. Ama bir şekilde o kadınla arkadaşlığımız yaşadığımız tuhaf aşktan çok daha uzun sürdü. Onun evine sevgililerimi götürdüm, eşimi dahi götürdüm. Sonra araya yer ve zaman girdi. Arada haberleşiriz ama çok çok eskide kaldı tabi o günler. Düşünüyorum da tek bir kavramla ifade edilebilecek kadar basit değil insanın duyguları. Şu 1 yıllık birliktelikte ne kadar çok kavram var aslında. Aşk, şevkat, sevgi, vicdan azabı, ihanet, karaktersizlik, özlem...v.s. Kendimi çok ayrıcalıklı sandım uzun süre. Sonra benim tüm bu yaşadıklarımın onlarca misli olan insanlar gördüm ve hayatları film gibiydi...
Bu olaydan 2-3 yıl geçmişti ki ben üniversiteyi bitirmek üzereyken bu sefer de liseye giden bir kıza aşık oldum. Belediyeye ait bir spor salonunda çalışıyordum. O da dayısıyla birlikte voleybol kursuna geliyordu. O yaşına rağmen çok donanımlıydı, sosyalistti. Aksi, nalet ama sevimli bir şeydi. Bir geliyor iki kaçıyordu. Bir erkeği parmağında oynatabilecek kadınsı her yeteneğe sahipti. Bana da asılan birileri vardı. Hem de ondan çok daha güzellerdi. Ama yok, gözüm ondan başkasını görmüyordu. Oysa herkese mavi boncuk dağıtıyordu. Benim elimde diğerlerinden farklı olarak sadece 2-3 mavi boncuk olmasından başka bir fark yoktu.
Ama bir akşam herşey değişti. izmir fuarının olduğu zamanlarda iş yerinden geç çıkıyorduk. Başka yerlerde de çalışıyorduk. O da oralarda oyalanmış. Tam bizi eve bırakacak servislere doğru giderken karşıma çıktı ve geceyi ofiste geçirip geçiremeyeceğimizi sordu. Sonuçta geceyi gizlice girdiğimiz ofiste geçirdik. Bunun gibi bir iki gece daha geçirdik. Yaşadığımız tüm bu olaylar beni ona daha çok bağlarken o çok sıradan bir şeymiş gibi yaşamına devam ediyordu. Bu da beni delirtiyordu. Sonra çok tuhaf bir şey öğrendim. Onu voleybol kursuna getiren dayısının aslında dayısı olmadığını. Adam buna ilgi duyan ve sahiplenen şerefsizin biriymiş sadece. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de annesi diye bildiği kadının aslında teyzesi, teyzesi diye bildiği kadının da annesi, yeğenleri diye bildiklerinin de kardeşleri olduğunu öğrendi. Meğersem ailesinin beşinci kızı olarak doğduğundan bunu o dönem çocuk hasreti ile yanan ama çocuğu olmayan teyzesine vermişler.Ulan şimdi düşünüyorum da bir tane bile düzgün ilişkim olmamış yahu benim o zamanlar. Nerede arıza bir tip varsa beni bulmuş. Ben onları çekmişimdir belki.
Neyse o zamanlar çok tıfıl, sümsük bir şeydim. Böyle bir kızın karşısında ezilen, büzülen bir çocuk yani. Bilirsiniz ki o dönemlerde sevgisini bütün samimiyetiyle, bütün şiddetiyle karşısındakine sunan erkekler değer görmez, itilir. Bunu yapan kadınlar da hayatının ondan sonraki dönemlerinde hem o sevginin şiddetini arayarak bedelini öderler. Uzun lafın kısası o da kıçımıza tekmeyi vurdu bir süre sonra. Cep telefonu, internet gibi olanakların olmadığı bir dönemde izini kaybettirmek öyle kolay ki. Tabii bununla birlikte unutmak ta... Facebook hazretleri kendini tanıtana kadar da öyle kaldı. Sonra bir dönem karşıma çıktı. Çok çok iyi tanıdığım insanların yanında çalışıyordu. O bıraktığım yerde otlamaya devam ederken ben fark edemediğim bir şekilde oldukça level atlamıştım. "Senin bu hale geleceğini tahmin edemezdim" dediğinde zevkten dört köşe oldum. Pişmanlık vardı. O ufak, sevimli kız da gitmiş yerine balık etli sıradan bir kadın gelmişti. Yine de yaşadığı o pişmanlığı gözlerinde görmek hoşuma gitmedi değil...
Böyle işte. Aslında zor olan kendi yaşıtın olan birini bulmak. Ya sizden yaşça büyük birinin sevgilisi oluyorsunuz ya da sevgiliniz sizden ufak oluyor. Ama asıl önemli olan yaş değil de hissedilen o şeyler. Seven ama kavuşamayan birinin de hissettiği o acıyı çekmenin bile ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu, birisini sevmek ya da birisi tarafından öylesine sevilmenin bile birçok insana nasip olamadığını çok ama çok sonraları öğreniyorsunuz çünkü...
Az önce bir uludağ sözlük yazarının bir Cemil Meriç sözü paylaşması sonucu aklıma takılan soru ( bu ülkede ilerici, gerici, sağcı, solcu yoktur namuslu insanlar ve namussuz insanlar vardır ). Vergi kaçırmıyorum, hırsızlık yapmıyorum, kimseye bir zararım yok ama bazı kadınlara karşı biraz zaafım var. Ayrıca Amerikan emperyalizmine karşı olmama rağmen paramın dolar karşısında erimemesi için dolar alıyorum. Bilemedim şimdi. Galiba Öyle aşırı da namuslu değilim.
Bu başlıktan sonra Sizin de aklınıza böyle bir soru geldiyse kendi değer yargılarınıza göre cevaplayabilirsiniz.
Edit: namus deyince aklınıza sadece iki bacak arası gelmesin.
Bu başlıktan sonra Sizin de aklınıza böyle bir soru geldiyse kendi değer yargılarınıza göre cevaplayabilirsiniz.
Edit: namus deyince aklınıza sadece iki bacak arası gelmesin.
tek kızla mesajlaştığım için benim için geçerli olmayan durum.
bir kıza yapılabilecek en büyük ayıptır. centilmenliğin sıfır olduğunu gösterir. karşımızdaki kıza en az bir set vererek oyunu kazanırsak onun da gönlünü kazanmış oluruz.