sevdiği entry'ler

iki dizelik şiirler

nal toplama sanatı ödül alsa bunlarda
hakikat namusu mu?... kuyudur minareler.

salih mirzabeyoğlu

kitap alıntıları

GÜNEŞi CEPTE KAYBETMiŞ TOPLUM!..

(Perikles) gibi (Antik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der: "Meğer bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum!.." Ben de aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!..

necip fazıl kısakürek - hücum ve polemik

kemalistlere hadlerini bildirmiyoruz

siklemiyorum ve yok sayıyorum şahsen.
laf anlatacak kadar kayda değer yanları olmadıklarını biliyorum.
lafan anlamayacaklarını da.

fare beslemek

haklı bence. Hepiniz kendi lagımınızda yalnızca ilker durtulerinizle dusunerek. YALNIZCA toplumsal tabulara uyarak ve belkide bir seylerden saklanarak bir fareden farksızsınız. buna bende dahilim belki de.

furkan bölükbaşı

kral çıplak diye avaz avaz bağırdıkça kraldan fazla kralcı yardakçılar tarafından taşlanan adam.
yavuklusu üzerinden vurmaya çalışıp acziyetlerini boynunda madalya gibi taşıyan sürüngen türlerinin sayısı da az değildir.

necip fazıl'ı anlatsam lağım patladı zannedersiniz

ismi zikredilen zevatlar şair yazar mütefekkir hüviyetine haiz insanlar olur, her ikisi de. tenkit ve eleştiri ise yazarlığın şanındandır. fikirlerine katılırsın katılmazsın seversin sevmezsin o ayrı konu, ama bu tip atışmalar bu cenahta değil sadece her cenahta ve hatta cemiyette yaşanır. feslinin deli lakabı vardır ayrıca, önüne geleni eleştirmiş sadece necip Fazılı değil. başka dolu.. iş günah meselesine gelince;

yazar şair mütefekkir hüviyetine haiz olsa da, bu fikriyatı islami tefekkürde olsa da, kendi şahsi içtimai hayatı eksik kusur yanlış günah dolu olsa da bu bir kimsenin dini temsilci olduğunu göstermez. herkesin şahsi hesabı kitabı kendine aittir. dini bağlamaz. zaten sadece ve sadace peygamberler günahsızdır. geri kalan herkesin mutlaka günahı yada günaha düçar olduğu bir an vardır. ha, kimi buna ömrü billah devam eder, kimi tek bir günahına ömrünce Tevbe eder, aradaki makas herkese göre değişir. artık kişinin imanına takvasına ihlasına samimiyetine bağlı. kimi de günahları önemsemez tınlamaz uydum kalabalığa Yaşar gider. ölünce aklı başına gelir..

müslümanları dinleri ve yaşamları üzerinden eleştiren dini kabul etmeyen zihniyet, peki kendileri hiç mi günah işlemiyor muş? yoo, onların da var kendilerine göre günahları, onlar bunu günah kabul etmese de. onlar da melaike değil yani. herkes kendini bilir. bu durumların tümü ise dinsizliğe bir bahane olmamalıdır ama maalesef öyledir. vicdan temizleme bahanesi. halbuki suçsuz günahsız kul yok yeryüzünde. 8 milyar insan var dünyada. evet..

hamasın elindeki 30 40 kilo rehine canlı cesetler

--spoiler--
onlarla gurur duyanlar var.
--spoiler--

elhamdulillah, biziz bu.
hiç tereddtüsüz...

özlenen şeyler

ölen dostla içilen sigara.
kaybedilen çok özel çakmak.

koçum çayla burayı

samimi değilseniz bu hitap yüzünden mekandan siktiredilirsiniz yahut gelen çayın üzerinde köpük sandığınız tükürüğü ''buyrun abi'' eşliğinde yutarsınız.

fkm

93 yilinda gitmis oldugum sisli'de bulunan dersane. Ogrencileri yaris ati temposu ile sinavlara hazirlayip butun yil dolan stres tupcuklerinin sinavdan 2 dk once 2 draje sekerle yok olacagina inanan ve dahasi inandiran egitim kurumu. Zamaninda Istanbul'un en saygin dersanesiydi. Nice Robert Kolejliler Istanbul Liseliler buradan cikmadi lakin su anda ne haldedir bilinmez.

gençliğe hitabe

bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " şuurunda bir gençlik...

devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, allah'ın kur'an'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...

gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız? " diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...

halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik...

emekçiye "benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! ama sen de, zulüm gördüğün iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın! ", kapitaliste ise "allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ", ihtarını edecek... kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...

birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, türkün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin islâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna islâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...

"kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...

can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...

büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...

bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...

annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! " diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...

tek cümleyle, allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, o'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve o'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...

bu gençliği karşımda görüyorum. maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür allah'a hamd etme makamındayım. genç adam! bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.

surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..
allah'ın selâmı üzerine olsun! "

necip fazıl kısakürek

kemalistlerin her gün yediği çikolata

görsel

alparslan kuytul

tam bir islamcı kıro örneği .kürdosal anlamda.

günün şiirinden bir dize

hayat dediğin masal çırpınan suyun sesi
tek marifet dünyada harcamamak nefesi.

salih mirzabeyoğlu

şükrü saraçoğlu

konuyla ilgisi yok bu dediğinizin!
ama madem alaka kurmaya çalıştınız, üstadın başka bir eserinde saraçoğlu bahsi şöyledir ki, belki bir nebze anlamanıza yardımcı olur.

''kısa bir müddet evvel de, zamanın Başvekili (Saraçoğlu Şükrü) tarafından, tamim halinde, her gün bir fikra yazdığım gazeteye çifte aylı bir emir gelmişti:

-Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır! (Büyük Doğu)da çıkan hadîs meâli şöyleydi:
-allah'a itaat etmeyene itaat edilmez.-
o zaman Ankara'da gördüğüm Hasan Ali, bana ne demiş olsa beğenirsiniz:
- bu hadîsi neşretmek, bize itaat edilmez demektir.-

inkâr eden, zaten itaat diye bir şey tanımıyacağına göre, bir taraftan Allah'ı kabul eder gibi olup bir taraftan itaat etme- diğini söylercesine bu garip küfür ifadesi, idrakimi dondurmuştu.

Sonra bu adam «Allah» diye kitaplar yazarak öldü.
Ne cilve, Allah'ım!''

necip fazıl kısakürek - o ve ben

mekke

22 sene ikamet edip yaşadığım şehir. Beş sene bekar, 17 sene evli kaldım, üç çocuğum orada doğdu büyüdü, az da olsa dostlarımız oldu! Bereketlendik, Hac - Umre vesilesiyle ziyarete gelen Türkiye'den, dünyanın bir çok köşesinden insanlarla tanışma - hasbihal etme imkanımız oldu (Elhamdülillah).

"Kavrar yürek kalkar bilek sana ibrahim’ler gerek
Eteğinde her bir yürek bir gün haykıracak lebbeyk
****
Döneceğiz döneceğiz vahyin kalbi döneceğiz
Geleceğiz geleceğiz Mekke bir gün geleceğiz (inşaallah er-Rahman)"

kavgam'ın yayınlanması

kavgam 1 ve 2. cilt.
mütefekkir salih Mirzabeyoğlu'nun ibda yayınlarından çıkan 20. eseri.
eser 5 Ana levha ve 207 ara başlıktan müteşekkil olup 405 sahifedir.
eser Necip Fazıl’ın 1979-1983 yılları arasında kaleme aldığı ve Rapor’larda yayınlanan yazılarından oluşur.
1.levha, tarih üzerine. 2.levha, ibda kadrosu. 3.levha, iç Muhasebe. 4.levha, Gençlik ve 5.levha, Siyaset ve idare gibi başlıklardan oluşur.

mütefekkir eserinin niçin ve nasılını şu cümlelerle ifâde ediyor:
''bu esere gelince: Bazıları, "simyacı" elinde altına dönerek değerlendirilmesi gereken maden, diğerleri ise, kendini işlemeye layık kuyumcu eli isteyen altın kıymetindeki makaleler, bu "simyacı" ve "kuyumcu" hüviyetini temsil eden iBDA mihrakı önünde, yüzde yüz yeni ve bütün bir kitaplık terkibin unsuru olmuşlardır.

Demek oluyor ki, KAVGAM'a, Büyük Doğu Mimarı mezarından konuşmuşcasına ele alınmış ve yeni bir şaheseri gözüyle bakmak mümkün...
Bu yönden KAVGAM, ibda diyalektiği ambalajı içinde, onun Büyük Doğu'yu dinamik ve pratik plânda işlemesinin ürünüdür..."
© copyright 2005 - 2026