bugün

entry'ler (36)

ücra şiir

http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=1873

ücra şiir

yeniden merhaba diyen ücra şiir'in basın bülteninden.

Ücra şiir dergisi, dört yıllık aradan sonra yeniden yayımlandı. Dergi, iki aylık olarak yayımlanmış olup ilk sayısında şiir-dil arasındaki ilişkiyi gündemine alıyor. Logosunu Serkan Işın'ın hazırladığı dergide Celal Soycan, Osman Erkan, ilhan Kemal, Enes Özel, Mehmet Mümtaz Tuzcu,Derya Vural, Murat Üstübal, Bülent Keçeli, Sinan Ulakcı, Liman Mehmetcihat, Hasan Karayel, Yavuz Altınışık, Hayriye Ünal, Mitat Çelik, Nazmi Cihan Beken, Evren Kuçluve Saba Kırer yazı ve şiirleriyle yer aldılar.
Dergiye istanbul, Ankara, Mersin, Adana, Bursa, izmir, Konya, Antalya ve izmir'deki kitapçılarda ulaşılabilecek.
Ücra'nın giriş yazısı aşağıdadır:
Herşey Akarken…
Hiçbir akış var olduğu an’ın dışında var olamaz, tekrar edilemez. Akma eylemi kendi biricikliğinde ve ön görülemezliğinde gerçekleşir. işte ilk Ücra deneyimi de böyle bir geri dönülemezliği çağrıştırıyor. ilk Ücra dönemini fetişleştirmektense onu özgün bir kayıt ve birikim olarak algılayıp, tekamüllere ve etkileşimlere açık yeni bir süreci deneyimlemeyi deneyeceğiz.
ikinci dönem bir tekamül Ücra dönemi. Ve bu dönemin herkesin kendi Ücrasını kayıt altına alışının dışında ben- öteki arasındaki sınırları yıkmaya katıldığı bir süreç olsun istiyoruz. iletişim, ilişki ve içsel olgunlaşmaların şiir adına yoğunlaştırıldığı bir dönem… Bu amaçla, sanat ve edebiyat türleri, daha özelde ise şiir türleri arasındaki ilişkilenmeleri görme olanağına kavuşalım istiyoruz. Böyle bir olanağı içerdiği için yeni Ücra döneminde Saba Kırer’in Kesitler adlı çalışmasını dergi sayfalarında okuma şansına sahip olacağız. Yine bu amaçla, farklı şiir anlayışlarına sahip sıkı ve etkin şiirlere dergide yer vermeyi düşünüyoruz.
Ücra, yeni dönemde zaman zaman bazı dosyalar hazırlayacak. Biz, değerli arkadaşlarımızla kendimizi zora koşup, hemen ilk sayıda ilk dosya konumuzla karşınızda olmayı yeğledik. Şiir ve dil arasındaki çekici ama gerilimli ilişkiyi değerlendireceğiz birkaç sayı boyunca…
Ücra yeni dönemde görsel şiirin ve teknolojik- dijital şiirin olanaklarını ve sorunlarını da sorgulamaya çalışacak; görsel şiirin neliği üzerine düşünmeye, tartışmaya başlamadan şairlerimizin görsel şiirlerini yayınlamayı uygun bulduk görsel şiirin bizzat kendisini sorunsallaştırabilmek adına. Ücra elbette bir görsel şiir dergisi olmayacak ama görsel şiire gösterdiği özeni derginin logosundan da anlayacak okurlar. Ücra’yı iyi bilenlerden biri olan Serkan Işın’ın Ücra’nın genel yapısını göz önüne alarak hazırladığı logo, görsel şiir olarak kurgulanışıyla şiir dergiciliğinde bir ilk olma özelliği taşıyor. Serkan Işın’a emeği ve katkısı için teşekkür ederiz.
Ücra interaktif ve dinamik bir dergi olacak; internetin, google tanrısının yatay aktifliğinin getirdiği tehlikeyi hem yüzey hem de derin yapıda bertaraf edeceğiz! Mümkün olursa, diğer dergilerle bazı ortak çalışmalar da gerçekleştirmek istiyoruz.
Ücra’nın yeniden yayınlanmaya başlayacağını duyar duymaz şiirleriyle, yazılarıyla ve büyük bir coşkuyla destek olanların gösterdiği ilgi Ücra’nın gerçek ödülüdür; bu nedenle herkese teşekkür ederiz. Şiirin bakir topraklarında akmaya devam!

mete özel

23 Mart 1963'te istanbul'da doğdu. istanbul Üniversitesi ingiliz Filolojisi’nden 1985'te mezun oldu. “Echo” adlı şiiri 1994 yılında, Bursa'da, Kemal Atakay tarafından seminer konusu yapıldı. Şiiri ilk kez “Adam Sanat” dergisinde, Mayıs 1986'da yayımlandı. O tarihten bu yana şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanmaya devam ediyor.

burcu adındaki tüm kızların güzel olması

adların insanlar üzerindeki etkisi.

sonu olan her seyin bir baslangici vardir

herşey sonludur.

sokaktaki sus havuzuna atlamak

akşamları çöp toplamaktan dönen çocukların olağan hallerinden biri yalnızca.

zirveye giden kızların tipsiz olması

katılan erkeklerin tipsizliğindendir o,

zihinsel işleyişindeki tipsizlikten tabii kast ettiğim,

hoş kızlara ulaşamama ezikliğidir de tabii,

bir arada olup da el ele tutuşamamanın verdiği acınası durum.

kadın erkek eşitliği

söz konusu eşitlik elbette kadın ve erkek'i tek tipleştirme değildir bu olsa
olsa
formel mantık olur
sözünü ettiğimiz kadın'ın yaşadığı toplumsal eşitsizlik, ezilmişlik ve çaresiz bırakılmışlığıdır, karşı çıkmamız gereken şey de budur. yani
insanın insanı ezmesi.

transkripsiyon alfabesi

osmanlıca bir yazı dilidir, konuşma dili değildir. bu nedenle çeviri yerine transkrip'i kullanırız. arap alfabesinin latin alfabesine çevrilişi, misal.

basınç

basınç karşı basıncı yaratır.

kadın erkek eşitliği

ademlerin

yaşadığı, yaşatıldığı bir dünya'da eşitlik'e daha var

ve gelecek eşitliğin olacak

ama her alanda eşitliğe kavuştuğumuzda

hakikaten özgür olduğumuzda.

sakarya caddesi

tarih'siz bir caddedir, nedense bir hafızası yoktur, hiçbir zaman oluşmamıştır, oysa

adının tarihsel çağrışımı yüksektir,

boş boş gözlerle bira içmek için iyidir, hoştur, sevenine.

büyüteç

gözünüzdeki kıymık en iyi büyüteçtir.

sanat

kafka: benliksiz tekbenci.

sanat

hakikat olma yalanından kurtarılmış bir sihir,

minimamoralia

her noktası merkeze aynı uzaklıkta olan bir yazıya ulaşmak,

amacı taşıyan adorno kitabı'dır.

minima moralia

her türlü ahlakın modeli ahlaksızlıktır

ve bugüne kadar da birincisi ikincisini hep yeniden üretmiştir.

sahiden kötüdür köle ahlakı: efendi ahlakının sona ermeyişidir.

hukuk ve idare adami olarak osmanlida kadi

şer'i ve örfi kurallara göre karar veren yargıdan sorumlu kişi. önceleri merkez teşkilatından atanırdı.
osmanlı devletinde en üst düzeyde bulunan yargıç ise kazasker'dir. yani kadı asker. kaz asker olarak söz edişimiz arapça harflerin z ve d harflerinden kaynaklanmaktadır.
kadı'lar (bkz: kazasker)'e bağlıdırlar

tuna kiremitçi

modern zamanlarda çocuğumun annesidir anlayışı ile eski eşe dönüş aslında hangi anlayışı işaret eder?
'kadın'ın kendinden bağımsız yalnızca analığıyla ifade ediliş biçimi elbette primitif bir 'erkek' ve 'kadın' modelini akıla getirmektedir. burada kast edilen güdüsel olarak neslin devamını sağlama amaçlı bir doğurganlık değildir muhtemelen. ancak okur algısında yarattığı anlam bakımından çarpıcı bir örnektir.

tuna kiremitçi

tuna kiremitci

mogolistan'ın dünya sinemasına armagan ettiği genç sinemacı b. davaa "sarı köpegin yuvası"nda binbir güçlükle şehirden alınan naylon tasın süt kazanına düşmesiyle nasıl bir anda kazanın dibinde eridiğini göstermektedir, bir karede. kadının büyük bir beklenti içinde elde ettiği tas yitip gitmiş bununla da kalmamış evin temel geçim kaynağını sağlayan süt kazanının dibine eriyen naylon yapışmıştır.
sonsuzluğa uzanan bozkırda çadır-ev hayatının mükemmel bir gösterimi olan belgesel-kurgu film bu evde-tabii aslında hayatımızda- "naylon"un nasıl bi "şey"e sahip olduğunun açımlanması bakımından önemli bir işaret sunar.
elbette yazının hakikatiyle, hayatın hakikati farklıdır. ama bu farklılık "sahtelik" içermez, içermemelidir. mesele:

"süt kazanına düşen naylon tas"

meselesidir, aslında. önceleri mika, melamin ve giderek naylona dönüştürülen eşyalar, hayatlarımızın birebir göstereni de olmuştur, bir bakıma.

a.ş.k. plastikleşen bir hayatın kısaltması olabilir mi?
© copyright 2005 - 2026