bugün
- lahmacunu elle yiyen kız16
- milli takımımızın balonu patladı6
- kızına uygun elbise bulamayan annenin isyanı2
- üniversite sınavına geç kalmak4
- yaşlılığınız için insan biriktirin9
- balkonu camla kaplatmak6
- elmas bey biraderin çaylak olması3
- öfke anında yapılmaması gereken şeyler6
- hayvanlar aleminde en yakın akrabamız2
- en havalı ingilizce kelimeler4
- pornoyu bırakmak4
- güne bir şarkı bırak18
- 21 haziran 2026 ekvador curaçao maçı2
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın11
- olduğundan genç göstermek2
- babalar günü5
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey9
- 21 haziran 2026 ekvador curuçao maçı3
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi8
- yahuda iskariyot2
- biraaaaaader3
- yazarların en sevdiği meyve9
- ciddi ilişki piyasasının çöküşü2
- duygularla hareket etmek vs mantıkla hareket etmek3
- anne ve babayı çocukları önünde vuran maganda5
- asosyal olmanın sebepleri7
- rabbin para vermesi3
- avanos ta çömlek yapmayı denemek3
- ona bir şey söyle18
- 42 bin entry girmek5
- erkek parfüm önerileri3
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci8
- sezen aksu abartılmış bir şarkıcıdır2
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı50
- apo asılsın mı asılmasın mı4
- 21 haziran 2026 tunus japonya maçı3
- ne yapıyorsunuz yakışıklı ve güzel dostlarım2
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- öküz gibi içen boylu poslu kız3
- seni hayata bağlayan şey12
- 21 haziran 2026 ispanya suudi arabistan maçı2
- kuran-ı kerim5
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru6
- başına belayı satın almak5
- sarrah brahmi2
- sedat bey pekmez birader3
- 2026 dünya kupası15
- avrupa birliği3
- ismet gurbuz 20242
- sömürgeci batının barbarlık tarihi2
sevdiği entry'ler
Orkide olurdum. Net.
Eve getirirsin, çiçek içindedir. Bir bakmışsın tüm çiçeklerini dökmüş. Buna rağmen ölmez, kocaman bir dal orada durur dimdik. Bir tomurcuk verir, hah dersin herhalde eskisi gibi çiçeklenecek. Suyunu verirsin düzenli, yerini sevmez yeni bir yer verirsin, o tomurcuk orada öylece durmaya devam eder. Çabana karşılık vermez. Bekleneni asla vermez. Memmun etmekten hoşlanmaz. Kendine ait planları var gibidir.
Bu daha kendine gelemez dersin, sıkılırsın bırakırsın. Bir gün bir bakmışsın tomurcuk içinde, 1.5 sene sonra birkaç bardak su sonrası çiçekler açmış. Tamam dersin hep böyle çiçekleri durur, durmaz.
Domuzluğumuzu sahiden çok benzetirim hep. Bir çiçek domuz gibi inatçı olur mu? Orkide öyle.
Eve getirirsin, çiçek içindedir. Bir bakmışsın tüm çiçeklerini dökmüş. Buna rağmen ölmez, kocaman bir dal orada durur dimdik. Bir tomurcuk verir, hah dersin herhalde eskisi gibi çiçeklenecek. Suyunu verirsin düzenli, yerini sevmez yeni bir yer verirsin, o tomurcuk orada öylece durmaya devam eder. Çabana karşılık vermez. Bekleneni asla vermez. Memmun etmekten hoşlanmaz. Kendine ait planları var gibidir.
Bu daha kendine gelemez dersin, sıkılırsın bırakırsın. Bir gün bir bakmışsın tomurcuk içinde, 1.5 sene sonra birkaç bardak su sonrası çiçekler açmış. Tamam dersin hep böyle çiçekleri durur, durmaz.
Domuzluğumuzu sahiden çok benzetirim hep. Bir çiçek domuz gibi inatçı olur mu? Orkide öyle.
piç erkeklere bakmaktan fırsat bulamıyorsunuz.
Tartışmaya son noktayı koymuş olursunuz böylelikle.
Sizi yeren, acımasızca ve hunharca eleştiren, bu hakkı kendilerinde gören, kendi düşüncelerini, fikirlerini evladına empoze eden, dayatan anne babaya sarsıcı bir cevap vermiş olursunuz: doğurmasaydınız...
Çok haklı değil mi? Yani doğurduysanız konuşma hakkınız yok. Ehlileştirmek istiyorsanız gidin güvercin kedi köpek falan besleyin. Çocukların birey olduğunu unutuyor gibisiniz sevgili ebeveynler.
Sizi yeren, acımasızca ve hunharca eleştiren, bu hakkı kendilerinde gören, kendi düşüncelerini, fikirlerini evladına empoze eden, dayatan anne babaya sarsıcı bir cevap vermiş olursunuz: doğurmasaydınız...
Çok haklı değil mi? Yani doğurduysanız konuşma hakkınız yok. Ehlileştirmek istiyorsanız gidin güvercin kedi köpek falan besleyin. Çocukların birey olduğunu unutuyor gibisiniz sevgili ebeveynler.
two people who were once very close can without blame or grand betrayal become strangers. perhaps this is the saddest thing in the world.
Tutkallı kadınlarız aynen.
Şahsen sevdiysem vazgeçirebilene aşk olsun, yapışırım ona.
Şahsen sevdiysem vazgeçirebilene aşk olsun, yapışırım ona.
kendim icin soylemiyorum ama cekilmiyoruz yahu. bilhassa duygusal iliskilerde. her duygumuzu nirvanada yasiyoruz.
Yalnızlık hiç görmediği hiç tanımadığı birini özlemesidir insanın...
insanlar hep çok şey dilemiştir bu hayatta. Hiç bir insan gördünüz mü
allahım yeter bu kadar mal,mülk,mutluluk,huzur,sağlık vs. daha fazlasına
ihtiyacım yok diyenini?
Bu hayatta bir yalnızı ancak bir yalnız anlar. Sevgisizlik kadar kötü bişey yoktur. Ama sevgiyi bulduğumuzda da sonradan görmeler gibi hor kullanırız sevgi denen arabayı. oraya buraya çarparız. Her dakika kaza yaparız. Nasıl olsa paramız vardır. istediğimiz kadar tamir ettiririz.
Neden bu hayatta en sevdiğimiz insandan gelecek koskocaman bir öpücük bizi mutlu etmeye yetmez?Neden onları en çok seven bizken yine en çok biz üzeriz,biz ağlatırız? Onlar bizim en sevdiğimiz insan değil midir?
Aslında bu zamanda aşk,sevgi kavramı da biraz muallakta sanki. Öpüşmeyi,ortalıkta el ele tutuşarak gezmeyi aşk sananlar var etrafımızda. Birini sevmek bu dünyadaki diğer her şeyi daha az sevmek değil midir? Birine aşık olmak onun bütün kusurlarına rağmen onu dünyadaki en mükemmel insan olarak görmek değil midir? Birini özlemek onun yokluğuna dayanamazken aynı zamanda varlığıyla teselli bulmak değil midir?
Bence gerçek sevgi yanıbaşındayken bile onu özlemektir. Kaybetme korkusundan tir tir titremektir. Onsuz yaşayamayacağını sanmaktır. Onsuz yaşayamayacağımızı sanarız ancak yaşarız. Ama onunla bir başka yaşarız...
Bu dünyadaki en acımasız varlık insandır. Bencillikleri yüzünden en sevdiklerine bile muhteşem
zararlar verirler. Neden mutlu olmak için çabalamak yerine mutsuzluğa alışmayı seçelim ki? Mutsuz insanlar değil midir etrafına en çok zarar verenler? Mutluluk kazanılması zor bir kavram değildir. Mutluluk bir çocuğa ilk bisikletini almak kadar basittir aslında. Yada fakire iki lokma ekmektir mutluluk.
Bizler önce kendimize neyin fakiri olduğumuzu sormalıyız aslında. Eğer neyin fakiri olduğumuzu,aslında bu hayatı yaşarken neye ihtiyaç duyduğumuzu keşfedersek,mutsuzluk hapisanemizden dışarıya ilk adımları atmış oluruz aslında. O zaman işte elimizde somut bir yaşama sebebi olmaz mı? işte o zaman bu lanet hayattan ufak bir intikam daha almış olmazmıyız aslında? O zaman neden hala durup mutsuzluğumuzdan şikayet edelim ki?
Harekete geçme zamanımız geldi de geçiyor bile. Somurtkanlıktan kurtulup güleryüzlü etrafa ışık şaçan insanlar haline gelebiliriz. O zaman daha çok sevip,daha çok sevilmez miyiz? Zaten bu hayatta en büyük zenginlik sevgi değil midir? Cevap: Binlerce kez evet sevgidir. Çünkü satın alınacamayak tek şeydir...
Birgün o hiç tanımadığınız ama sizi kaybetmekten çok korkacak olan kişiyle tanışmanız dileğiyle...
insanlar hep çok şey dilemiştir bu hayatta. Hiç bir insan gördünüz mü
allahım yeter bu kadar mal,mülk,mutluluk,huzur,sağlık vs. daha fazlasına
ihtiyacım yok diyenini?
Bu hayatta bir yalnızı ancak bir yalnız anlar. Sevgisizlik kadar kötü bişey yoktur. Ama sevgiyi bulduğumuzda da sonradan görmeler gibi hor kullanırız sevgi denen arabayı. oraya buraya çarparız. Her dakika kaza yaparız. Nasıl olsa paramız vardır. istediğimiz kadar tamir ettiririz.
Neden bu hayatta en sevdiğimiz insandan gelecek koskocaman bir öpücük bizi mutlu etmeye yetmez?Neden onları en çok seven bizken yine en çok biz üzeriz,biz ağlatırız? Onlar bizim en sevdiğimiz insan değil midir?
Aslında bu zamanda aşk,sevgi kavramı da biraz muallakta sanki. Öpüşmeyi,ortalıkta el ele tutuşarak gezmeyi aşk sananlar var etrafımızda. Birini sevmek bu dünyadaki diğer her şeyi daha az sevmek değil midir? Birine aşık olmak onun bütün kusurlarına rağmen onu dünyadaki en mükemmel insan olarak görmek değil midir? Birini özlemek onun yokluğuna dayanamazken aynı zamanda varlığıyla teselli bulmak değil midir?
Bence gerçek sevgi yanıbaşındayken bile onu özlemektir. Kaybetme korkusundan tir tir titremektir. Onsuz yaşayamayacağını sanmaktır. Onsuz yaşayamayacağımızı sanarız ancak yaşarız. Ama onunla bir başka yaşarız...
Bu dünyadaki en acımasız varlık insandır. Bencillikleri yüzünden en sevdiklerine bile muhteşem
zararlar verirler. Neden mutlu olmak için çabalamak yerine mutsuzluğa alışmayı seçelim ki? Mutsuz insanlar değil midir etrafına en çok zarar verenler? Mutluluk kazanılması zor bir kavram değildir. Mutluluk bir çocuğa ilk bisikletini almak kadar basittir aslında. Yada fakire iki lokma ekmektir mutluluk.
Bizler önce kendimize neyin fakiri olduğumuzu sormalıyız aslında. Eğer neyin fakiri olduğumuzu,aslında bu hayatı yaşarken neye ihtiyaç duyduğumuzu keşfedersek,mutsuzluk hapisanemizden dışarıya ilk adımları atmış oluruz aslında. O zaman işte elimizde somut bir yaşama sebebi olmaz mı? işte o zaman bu lanet hayattan ufak bir intikam daha almış olmazmıyız aslında? O zaman neden hala durup mutsuzluğumuzdan şikayet edelim ki?
Harekete geçme zamanımız geldi de geçiyor bile. Somurtkanlıktan kurtulup güleryüzlü etrafa ışık şaçan insanlar haline gelebiliriz. O zaman daha çok sevip,daha çok sevilmez miyiz? Zaten bu hayatta en büyük zenginlik sevgi değil midir? Cevap: Binlerce kez evet sevgidir. Çünkü satın alınacamayak tek şeydir...
Birgün o hiç tanımadığınız ama sizi kaybetmekten çok korkacak olan kişiyle tanışmanız dileğiyle...
Sefiller'dir efenim.
bize düşeni yapmadığımızdan ötürü çok ağır bir vebalin altına giriyoruz. yediğimiz yemeği instagram da paylaşacağımıza keşke açlıktan ölen çocuklarla paylaşabilsek... allah bizleri affetsin, açlıkla cebelleşenlere yardım etsin.
not: sen, ben değil hepimiz aynı gaflete düştük. birileri açlıktan uyuyamazken, çok yedik diye yatakta kıvranır olduk. allah bizleri affetsin...
tanım: acı bir gerçek.
edit:yıl 2018 oldu hâla durum aynı, bi bok değişmemiş.
not: sen, ben değil hepimiz aynı gaflete düştük. birileri açlıktan uyuyamazken, çok yedik diye yatakta kıvranır olduk. allah bizleri affetsin...
tanım: acı bir gerçek.
edit:yıl 2018 oldu hâla durum aynı, bi bok değişmemiş.
“ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum!
çünkü bu,
seni seviyorumun içine nal salmak demektir
ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
ve gitmen beni dile indirger sevgilim”
Ah Muhsin Ünlü
çünkü bu,
seni seviyorumun içine nal salmak demektir
ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
ve gitmen beni dile indirger sevgilim”
Ah Muhsin Ünlü
Söylediklerini her hatırladığında anlamsızca gülümsemek ve belki de bir daha hiç bir kelimesine sahip olamayacağını düşündüğünde içine yerleşen acıyı hissetmek iliklerine kadar sonra kendine tesellide bulunmak bir şekilde kaybedecektim zaten diye ama içten içe kabullenememek bunu .Sadece özlemenin bir kısmı bence bu,sustuğum öyle çok şey var ki.
--spoiler--
Bütün bu insanlar birbirlerine açılmakla, aynı fikirde olmanın verdiği mutluluğu bölüşmekle geçiriyorlar zamanlarını. Anlamıyorum Tanrım, hepsi birden aynışeyleri düşünmeye neden bu denli önem veriyorlar. Balık gözlü, içe dönük görünen, uzlaşamayacakları bir insan geçmeye görsün aralarından, başları çevriliyor hemen. Sekiz yaşındayken Lüksemburg parkında
oynardım. Bir adam gelir, Au-guste-Comte Sokağı boyunca uzanan demir parmaklıkların karşısındaki bekçi
kulübesinde otururdu. Kimseyle konuşmazdı ama, zaman zaman ayağını uzatır ve korkuyla bakardı
ayağına. Bu ayağında potin vardı, ama öteki ayağında terlik. Bekçi, amcama, bu adamın vaktiyle
öğretmenleri denetleyen, müfettiş gibi bir şey olduğunu söyledi. Karne notlarını okuyacağı gün sınıflara
akademi üyesi kılığında girmiş, bu yüzden de emekliye ayrılmışlar. Adamın yalnız olduğunu anlayınca
korkmaya başlamıştık. Bir gün, uzaktan ellerini uzatıp Robert'e gülümsemişti: korkudan düşüp bayılacaktı az
kalsın, Robert. Bizi korkutan ne adamın yoksul hali, ne de yakasına sürünüp duran, boynundaki urdu. Bizi
korkutan yalnızlığıydı. Kafasında çağanoza, istakoza benzeyen korkunç düşünceler kurduğunu sanıyorduk
Bekçi kulübesinin, çemberlerimizin, çalılıkların üstünde, çağanoza benzer düşünceler kurulabilmesi
ürkütüyor, dehşete salıyordu bizi.
Benim sonum da bu mu yoksa? Yalnız olmanın ilk kez sıkıntısını duyuyorum. iş işten geçmeden, çocukları
korkutan bir insan durumuna düşmeden, başıma geleni birine açmayı ne'kadar isterdim, Anny şimdi burada
olsaydı.
--spoiler--
Bütün bu insanlar birbirlerine açılmakla, aynı fikirde olmanın verdiği mutluluğu bölüşmekle geçiriyorlar zamanlarını. Anlamıyorum Tanrım, hepsi birden aynışeyleri düşünmeye neden bu denli önem veriyorlar. Balık gözlü, içe dönük görünen, uzlaşamayacakları bir insan geçmeye görsün aralarından, başları çevriliyor hemen. Sekiz yaşındayken Lüksemburg parkında
oynardım. Bir adam gelir, Au-guste-Comte Sokağı boyunca uzanan demir parmaklıkların karşısındaki bekçi
kulübesinde otururdu. Kimseyle konuşmazdı ama, zaman zaman ayağını uzatır ve korkuyla bakardı
ayağına. Bu ayağında potin vardı, ama öteki ayağında terlik. Bekçi, amcama, bu adamın vaktiyle
öğretmenleri denetleyen, müfettiş gibi bir şey olduğunu söyledi. Karne notlarını okuyacağı gün sınıflara
akademi üyesi kılığında girmiş, bu yüzden de emekliye ayrılmışlar. Adamın yalnız olduğunu anlayınca
korkmaya başlamıştık. Bir gün, uzaktan ellerini uzatıp Robert'e gülümsemişti: korkudan düşüp bayılacaktı az
kalsın, Robert. Bizi korkutan ne adamın yoksul hali, ne de yakasına sürünüp duran, boynundaki urdu. Bizi
korkutan yalnızlığıydı. Kafasında çağanoza, istakoza benzeyen korkunç düşünceler kurduğunu sanıyorduk
Bekçi kulübesinin, çemberlerimizin, çalılıkların üstünde, çağanoza benzer düşünceler kurulabilmesi
ürkütüyor, dehşete salıyordu bizi.
Benim sonum da bu mu yoksa? Yalnız olmanın ilk kez sıkıntısını duyuyorum. iş işten geçmeden, çocukları
korkutan bir insan durumuna düşmeden, başıma geleni birine açmayı ne'kadar isterdim, Anny şimdi burada
olsaydı.
--spoiler--
Milyon kere Ayten * / Ümit Yaşar Oğuzcan
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li iki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
iki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li iki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
iki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun