bugün
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi17
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor11
- türkiyeliyim ve mutluyum6
- ekşi sözlük toplu yazar alımı9
- sözlüğün içler acısı hali ve zavallı yazarlar6
- insan doğuştan iyi midir13
- istanbul da chp'li başkanlara soruşturma2
- parayı kaldırıp ortadan kaybolmak3
- nervio'nun başkalarının fotoğrafını paylaşması12
- 29 ekim cumhuriyet bayramı17
- papatya çayı içen erkek7
- hoyrat gecelerde bazen anüs koklamak istersin8
- onaya ihtiyaç duymadan değerli hissedebilmek5
- anın görüntüsü15
- ismet inönü6
- üçler yediler kırklar4
- sözlükte 1 63 den uzun hanımefendi yazar olmaması7
- ince çorap giyip üşümüyorum ama diyen bayan5
- gecenin şarkısı12
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı62
- ölmüş birinin fotoğraflarına bakmak5
- apo çıkarsa ulusalcılar ne yapacak9
- kapadokya da çökme sonucu iki kişinin ölmesi6
- nutellayı memelerine sürüp ikram eden kız4
- cumhuriyet bayramı14
- her gece onun fotoğrafına baktıktan sonra yatmak4
- escort taş mı yesin11
- sinem dedetaş8
- kapadokyada peri bacası çöktü7
- bir adaya düşsek6
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı21
- sözlük at hırsızlarının fotoğrafları6
- yaşasın cumhuriyet7
- ese dezze7
- atatürk'ün vizyonunun inanılmazlığı7
- sözlükte 1 60 boyundaki tatlı ve kaslı kız5
- dersimli kızlar6
- kasımda aşk başkadır diyen kız4
- mustafa sarıgül'ün berberle ilşkisi çıkması3
- alzheimer günlüğü5
- ayakçı erkek5
- askerliğin bir türlü bitmemesi5
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- reptilian3
- sözlük kızları fotoğraf çekmesin kampanyası3
- whatsapp gurubu açınca sözlüğün ölmesi5
- cumhuriyetten rahatsız olan insan18
- sırrı süreyyacı ünlülerin 29 ekim kutlaması7
- bir kıza saklama kabı hediye etmek11
- güney kore34
entry'ler (927)
zirve baks'da çıkmamış. ben de gidip sıtar baks'tan şeyaptım katılımımı.
zirve başlığı up'lama aparatı. az önce yaptım, yüzde yüz çalışıyor. tişikkirliiir.
şimdi geçtiğimiz günlerde bu kişinin doyum günü oldu, herkes kutladı falan. eee kko sen neden kutlamadın? e, kutlamam arkadaşım, doyum gününde ne işim var. tadım günü olsa eyvallah. misal her sene bozcaada'da bağbozumundayım ben toprağım.
şimdi neyse, herkesin sevdiği saydığı bu sevgilim ben manyak oldum kişisi aynı zamanda büyük bir gizemdir de. Gizem derken muamma anlamında, yoksa bildiğin harun abi lan ben tanıyöm asdakljjj.
gelin size şimdi o'nu anlatayım;
1871 yılının (bazı kaynaklara göre 1870) 5 Mart'ında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Polonya'da doğdu. Daha genç yaşlarında sosyalizmle tanıştı ve dönemin solcu gruplarında yer aldı. Daha 18 yaşındayken içinde bulunduğu gruplar ve politik görüşü yüzünden isviçre'ye kaçmak zorunda kaldı. 1889'da Zürih Üniversitesi'ne girdi. Burada felsefe, tarih, politika, ekonomi ve matematik öğrenimi gördü, hayatında büyük etki bırakacak isimlerle tanıştı.
1890 yılında Bismarck'ın sosyal demokrasiyi yasaklayan kanunun lağvedilmesi ardından, sosyalist parlamentoya girdi. Parlamentoya giriş, dönemin sosyal demokratlarının devrimci uçtan uzaklaşmasına ve parlamentoda daha etkin olabilmek için çalışmasına neden oldu. Bu, sevgilim ben manyak oldum'un da dahil olduğu devrimci görüş çizgisindekileri rahatsız etmekteydi. Bu sırada Zürih'te öğrenim görmeye devam eden Rosa 1898 yılında doktorasını tamamladı. Özgür bir Polonya için çalışmalarına devam etse de, onun kafasındaki tabloda Almanya, Avusturya ve Rusya'da devrim gerçekleştiği taktirde Polonya özgür olabilirdi. Bu tablo milliyetçi bir çizgi çizen Polonyalı sosyalist grupların ve Polonya Sosyalist Partisi'nin ondan daha da uzaklaşmasına neden oldu. Daha sonra bu görüşleri Rus sosyalist çevrelerle de ilişkisinin bozulmasına yol açacaktı.
1898 yılında Gustav nick the chopperberg ile evlenerek Berlin'e taşındı, Alman vatandaşlığı kazandı. SPD'nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) aktif bir üyesi oldu. 1900 yılına gelindiğinde sevgilim ben manyak oldum'un fikirleri tüm Avrupa'da sosyalist çevrelerde büyük yankı uyandırmakta, yazdığı makaleler ilgi görmekteydi. Özellikle Eduard Bernstein'in düşüncelerine getirdiği eleştiriler ile öne çıkıyordu. Alman militarizminin yükselen değer olması Luxemburg'u ziyadesiyle rahatsız ediyordu, bu konuda partiyle de ters düşmüştü. 1904 ile 1906 yılları arasında siyasi faaliyetleri ve görüşleri nedeniyle üç kez hapse girdi. Aldığı hapis cezaları onu yıldırmadı, faaliyetlerine devam etti. SPD'nin eğitim merkezlerinde Ekonomi ve Marksizm öğretmeye başladı.
Savaşın başlamasıyla esen milliyetçi rüzgar SPD'nin de milliyetçi eğilime yönelmesine neden oldu, ki bu Luxemburg'un fikirleri ile tamamen tezatlık oluşturuyordu bu sebeple partiyle olan tüm ilişkisini kesti. 5 Ağustos 1914'de Karl Liebknecht ile beraber Internationale grubunu kurdu. 1 Ocak 1916'da grubun adı Spartaküs Birliği (Spartakistler - Almanca Spartakusbund) oldu. Grubun devlete karşıt tutumu yüzünden 28 Haziran 1916'da Luxemburg hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste geçirdiği yıllarda birçok makale kaleme aldı. Özellikle Rus devrimi üzerine yazdıkları ve Bolşeviklere getirdiği eleştiriler çarpıcıdır. Eleştiri derken, sana ne olm beyaz çorap giyorlarmış, kırolarmış falan. sen yaptıkları işe bak önce adamların adslkasdljj.
şimdi neyse, herkesin sevdiği saydığı bu sevgilim ben manyak oldum kişisi aynı zamanda büyük bir gizemdir de. Gizem derken muamma anlamında, yoksa bildiğin harun abi lan ben tanıyöm asdakljjj.
gelin size şimdi o'nu anlatayım;
1871 yılının (bazı kaynaklara göre 1870) 5 Mart'ında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Polonya'da doğdu. Daha genç yaşlarında sosyalizmle tanıştı ve dönemin solcu gruplarında yer aldı. Daha 18 yaşındayken içinde bulunduğu gruplar ve politik görüşü yüzünden isviçre'ye kaçmak zorunda kaldı. 1889'da Zürih Üniversitesi'ne girdi. Burada felsefe, tarih, politika, ekonomi ve matematik öğrenimi gördü, hayatında büyük etki bırakacak isimlerle tanıştı.
1890 yılında Bismarck'ın sosyal demokrasiyi yasaklayan kanunun lağvedilmesi ardından, sosyalist parlamentoya girdi. Parlamentoya giriş, dönemin sosyal demokratlarının devrimci uçtan uzaklaşmasına ve parlamentoda daha etkin olabilmek için çalışmasına neden oldu. Bu, sevgilim ben manyak oldum'un da dahil olduğu devrimci görüş çizgisindekileri rahatsız etmekteydi. Bu sırada Zürih'te öğrenim görmeye devam eden Rosa 1898 yılında doktorasını tamamladı. Özgür bir Polonya için çalışmalarına devam etse de, onun kafasındaki tabloda Almanya, Avusturya ve Rusya'da devrim gerçekleştiği taktirde Polonya özgür olabilirdi. Bu tablo milliyetçi bir çizgi çizen Polonyalı sosyalist grupların ve Polonya Sosyalist Partisi'nin ondan daha da uzaklaşmasına neden oldu. Daha sonra bu görüşleri Rus sosyalist çevrelerle de ilişkisinin bozulmasına yol açacaktı.
1898 yılında Gustav nick the chopperberg ile evlenerek Berlin'e taşındı, Alman vatandaşlığı kazandı. SPD'nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) aktif bir üyesi oldu. 1900 yılına gelindiğinde sevgilim ben manyak oldum'un fikirleri tüm Avrupa'da sosyalist çevrelerde büyük yankı uyandırmakta, yazdığı makaleler ilgi görmekteydi. Özellikle Eduard Bernstein'in düşüncelerine getirdiği eleştiriler ile öne çıkıyordu. Alman militarizminin yükselen değer olması Luxemburg'u ziyadesiyle rahatsız ediyordu, bu konuda partiyle de ters düşmüştü. 1904 ile 1906 yılları arasında siyasi faaliyetleri ve görüşleri nedeniyle üç kez hapse girdi. Aldığı hapis cezaları onu yıldırmadı, faaliyetlerine devam etti. SPD'nin eğitim merkezlerinde Ekonomi ve Marksizm öğretmeye başladı.
Savaşın başlamasıyla esen milliyetçi rüzgar SPD'nin de milliyetçi eğilime yönelmesine neden oldu, ki bu Luxemburg'un fikirleri ile tamamen tezatlık oluşturuyordu bu sebeple partiyle olan tüm ilişkisini kesti. 5 Ağustos 1914'de Karl Liebknecht ile beraber Internationale grubunu kurdu. 1 Ocak 1916'da grubun adı Spartaküs Birliği (Spartakistler - Almanca Spartakusbund) oldu. Grubun devlete karşıt tutumu yüzünden 28 Haziran 1916'da Luxemburg hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste geçirdiği yıllarda birçok makale kaleme aldı. Özellikle Rus devrimi üzerine yazdıkları ve Bolşeviklere getirdiği eleştiriler çarpıcıdır. Eleştiri derken, sana ne olm beyaz çorap giyorlarmış, kırolarmış falan. sen yaptıkları işe bak önce adamların adslkasdljj.
bazı bir takım sakıncalı şeylerdir. belki de avrasya maratonu'na hazırlanıyordur, günahını almayayım şimdi.
barbi degil harbiymis, onune geleni degil adam olani severmis. bugun o'nun dogum gunuymus, haydin eller havaya. (son kisim nakarat)
yanlislikla bir yas daha yaslanmis yazar. artik yanlis dogum gununu unutup hedayesini unutan hayta kocasi dusunsun. finish him!
yalnizca zekilerin gorebildigi ciplak sozluk.
(bkz: sozluk ciplak)
(bkz: sozluk ciplak)
hayvanli zirve. evcil insanlarinizi da getirebilirsiniz.
marti, doner yapiminda kullanilan bi hayvandir. bazi profesorler halki manipule ediyor. o zaman onlar da doner yapilsin. hayvan. ehe.
zirve iyiydi de bobregimi kim aldiysa versin arkadaslar.
ing. Bursaspor.
evvelce bursa disinda yasayan yazar, gammaz, troll ve moderatorlerin katildigi zirvelerin zaten yapildigi dusunulunce siradan bir zirvedir. goy goy varsa ilk olmus son olmus sorun da degildir. ha, zirve organizeytirlari cevvallik iddiasindalarsa pastadan sol frame cikarsinlar da gorelim.
havuza atlayın da yalnız içine işemezsek...
aslında işi olup da para alamamasından kaynaklanan durumdur. zaten profesör olmasına rağmen cahildir. aysun kayacı görse "çobanın oyuyla profesörün oyu bir olur mu" formülasyonunu bir daha gözden geçirir o derece. aysun kayacı deyince de bi fena olüyöm. öhmm..
bir çocuk gördüm, 5-6 yaşlarında; uzunca bir merdivenin hemen altında, gölün kenarında. elinde kartondan bir tepsi, çekirdek satıyordu tanesi 1-2 lira.
az kalmış, belli ki saatlerdir orada... boş bakıyordu, bekliyordu... satıyordu işte umutsuzca. çocuk 55-56 yaşlarındaydı.
bir çocuk daha gördüm 2-3 yaşlarında; o merdivenlerin tepesinde, çekirdekçi çocuğun üstündeydi. tutmuş anne ve babasının elinden sıkıca, çocuk zirvedeydi.
sonra, bir an elinden topunu kaçırdı annesi. çocuk irkildi, peşinden gitmek istedi topun... babası bırakmadı elini düşmesin diye merdivenlerden.
annesi çekirdekçi çocuğa seslendi: "oğlum tutuver şu topu..."
çocuk 55- 56 yaşlarındaydı. önce sesi duydu sonra kendisine doğru yuvarlanan topu fark etti; çocuk şimdi 5-6 yaşlarındaydı. topu hemen almak istedi önce, elinde kartondan tepsi. nereye koyacağını bilemedi ilk başta, eğreti durdu elinde. çimlere bırakıverdi kartondan tezgahını, bıraktı onca yaşını çimenlere...
topa önce sarıldı, gurbetten dönen kadersizi bağrına basan toprak gibi özünü verdi top da o'na.
çocuk topu geri attı kardeşine. ve atarken 2-3 yaşındaydı. biliyor musunuz; bütün çocuklar kardeştir.
az kalmış, belli ki saatlerdir orada... boş bakıyordu, bekliyordu... satıyordu işte umutsuzca. çocuk 55-56 yaşlarındaydı.
bir çocuk daha gördüm 2-3 yaşlarında; o merdivenlerin tepesinde, çekirdekçi çocuğun üstündeydi. tutmuş anne ve babasının elinden sıkıca, çocuk zirvedeydi.
sonra, bir an elinden topunu kaçırdı annesi. çocuk irkildi, peşinden gitmek istedi topun... babası bırakmadı elini düşmesin diye merdivenlerden.
annesi çekirdekçi çocuğa seslendi: "oğlum tutuver şu topu..."
çocuk 55- 56 yaşlarındaydı. önce sesi duydu sonra kendisine doğru yuvarlanan topu fark etti; çocuk şimdi 5-6 yaşlarındaydı. topu hemen almak istedi önce, elinde kartondan tepsi. nereye koyacağını bilemedi ilk başta, eğreti durdu elinde. çimlere bırakıverdi kartondan tezgahını, bıraktı onca yaşını çimenlere...
topa önce sarıldı, gurbetten dönen kadersizi bağrına basan toprak gibi özünü verdi top da o'na.
çocuk topu geri attı kardeşine. ve atarken 2-3 yaşındaydı. biliyor musunuz; bütün çocuklar kardeştir.
kimi zaman nefret, kimi zaman ihtiras uyandıran, kimi zaman hayrete düşüren hikayelerdir. kimi raikonen...
öncelikle ben bi kahve firmasında ürün hazırlama bölümünde çalışan bir kişiyim. yani atıyorum müşteri "bir küçük beyaz moka" diyor kasiyer arkadaşıma, o da gerizekalı gibi bana dönüp ingilizceden "van tol vayt mokaa!" diyor, ben de hazırlıyorum. adamın içine gugıl transleyt mi kaçmış ne ahahahahaha. neyse uzatmayayım zira konumuz bu değil.
efendime söylim, uzun zamandır (2 yılı aşkın bir süreye tekabül ediyor) platonik duygular içerisinde olduğum ve benden hoşlandığını tahmin ettiğim karşı cinsten bir kız bayan arkadaşım vardı çalıştığım mekanda. tatlı hatundu vesselam. gerek fiziksel, gerek düşünsel anlamda bana çok uygun olduğunu düşünüyordum.
tabi sanırım gerek benim çekingenliğimden gerekse pısırıklığımdan mütevellit bu süre zarfında bu kız bayanın dönem dönem yaklaşık 3-4 tane erkek arkadaşı oldu. ama o dönem boştaydı kendisi. ben de yeni bir erkek arkadaş edinmesinden önce açılmayı düşünüyordum kendisine.
kendisiyle çok güzel kanka ilişkisi içerisindeydik, herşeyini konuşurdu benimle. erkek arkadaşlarının evinde yaptıklarını bile anlatırdı. o kadar yakındık yani, diyorum ya tam benlikti...
neyse uzatıp sıkmayayım sizi. mevzuya dalayım. sanırım bir çarşamba günüydü, uyuz mu uyuz bi müşteri çemkirip durdu buna işte: "ben turkçe sipariş veriyorum siz niye ingilizce söylüyosunuz", "amacınız ne, güzel türkçemizi nasıl kullanmazsınız?!" gibi laflar etti. zilli tam bir türkçe fedaisi çıkmıştı. benim sevdiceğimin yüzü ise bunca azar ve fırçadan sonra kıpkırmızı olmuştu.
o an aslında benim de kan beynime sıçradı, uçan tekmeyle müdahale etmek istedim ama hayat şartları beyler; asgari ücret+ ssk+ yol+ yemek. birşey yapamadım, boynumu büktüm çaresizlik içünde...(kahrolsun kapitalizm)
sonra tabi benim kız bayan arkadaşım siparişi aldı, çaktırmadan içeriye geldi yanıma. tam kahvenin kapağını kapatacakken aldı bu kahveyi elimden, sağı solu kolaçan edip resmen tükürüğünü tıskırttı kahvenin içine sonra kapadı plastik kapağını. ve servis etti kahveyi.
aslında bu hareketi bir yere kadar anlayabilirdim çünkü ben de çok sinirlenmiştim. ama beni bitiren nokta o değildi; öyle bi tükürmek ki öndeki iki tavşan dişinin arasından tıskırttı böyle pisçuvvv sesi geldi anlıyo musunuz löööp diye 12 den vurdu bu kahveyi. sanki o sıcak kahve başımdan aşağıya döküldü... kız resmen mahalleden harun abi çıkmıştı beyler!
işin garibi şu 2 senelik zaman zarfında en yakın olduğumuz bir dönemdeydik. dişlerinin arasından tıskırttığı tükürüğü görmezden gelip kendisine açılmalı mıydım, yoksa "hayır harun abi arkadaş kalalım" mı demeliydim?
uzun süre kararsız kaldım, zaten o arada yeni bir sevgili buldu kendisine. bu süreçte beni oyalayan tek şey formula-1 yarışlarıydı. 2 bira kapıp seyre daldım ve unuttum herşeyi. dedim ya; kimi zaman raikonen...
öncelikle ben bi kahve firmasında ürün hazırlama bölümünde çalışan bir kişiyim. yani atıyorum müşteri "bir küçük beyaz moka" diyor kasiyer arkadaşıma, o da gerizekalı gibi bana dönüp ingilizceden "van tol vayt mokaa!" diyor, ben de hazırlıyorum. adamın içine gugıl transleyt mi kaçmış ne ahahahahaha. neyse uzatmayayım zira konumuz bu değil.
efendime söylim, uzun zamandır (2 yılı aşkın bir süreye tekabül ediyor) platonik duygular içerisinde olduğum ve benden hoşlandığını tahmin ettiğim karşı cinsten bir kız bayan arkadaşım vardı çalıştığım mekanda. tatlı hatundu vesselam. gerek fiziksel, gerek düşünsel anlamda bana çok uygun olduğunu düşünüyordum.
tabi sanırım gerek benim çekingenliğimden gerekse pısırıklığımdan mütevellit bu süre zarfında bu kız bayanın dönem dönem yaklaşık 3-4 tane erkek arkadaşı oldu. ama o dönem boştaydı kendisi. ben de yeni bir erkek arkadaş edinmesinden önce açılmayı düşünüyordum kendisine.
kendisiyle çok güzel kanka ilişkisi içerisindeydik, herşeyini konuşurdu benimle. erkek arkadaşlarının evinde yaptıklarını bile anlatırdı. o kadar yakındık yani, diyorum ya tam benlikti...
neyse uzatıp sıkmayayım sizi. mevzuya dalayım. sanırım bir çarşamba günüydü, uyuz mu uyuz bi müşteri çemkirip durdu buna işte: "ben turkçe sipariş veriyorum siz niye ingilizce söylüyosunuz", "amacınız ne, güzel türkçemizi nasıl kullanmazsınız?!" gibi laflar etti. zilli tam bir türkçe fedaisi çıkmıştı. benim sevdiceğimin yüzü ise bunca azar ve fırçadan sonra kıpkırmızı olmuştu.
o an aslında benim de kan beynime sıçradı, uçan tekmeyle müdahale etmek istedim ama hayat şartları beyler; asgari ücret+ ssk+ yol+ yemek. birşey yapamadım, boynumu büktüm çaresizlik içünde...(kahrolsun kapitalizm)
sonra tabi benim kız bayan arkadaşım siparişi aldı, çaktırmadan içeriye geldi yanıma. tam kahvenin kapağını kapatacakken aldı bu kahveyi elimden, sağı solu kolaçan edip resmen tükürüğünü tıskırttı kahvenin içine sonra kapadı plastik kapağını. ve servis etti kahveyi.
aslında bu hareketi bir yere kadar anlayabilirdim çünkü ben de çok sinirlenmiştim. ama beni bitiren nokta o değildi; öyle bi tükürmek ki öndeki iki tavşan dişinin arasından tıskırttı böyle pisçuvvv sesi geldi anlıyo musunuz löööp diye 12 den vurdu bu kahveyi. sanki o sıcak kahve başımdan aşağıya döküldü... kız resmen mahalleden harun abi çıkmıştı beyler!
işin garibi şu 2 senelik zaman zarfında en yakın olduğumuz bir dönemdeydik. dişlerinin arasından tıskırttığı tükürüğü görmezden gelip kendisine açılmalı mıydım, yoksa "hayır harun abi arkadaş kalalım" mı demeliydim?
uzun süre kararsız kaldım, zaten o arada yeni bir sevgili buldu kendisine. bu süreçte beni oyalayan tek şey formula-1 yarışlarıydı. 2 bira kapıp seyre daldım ve unuttum herşeyi. dedim ya; kimi zaman raikonen...