bugün
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz11
- yazarların işlediği günahlar6
- yazarların fotoğrafları10
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu13
- psikologun aman buna da ağlama zırlak demesi5
- rahibin bu günahları çıkaramam demesi5
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek16
- amedspor31
- durduk yere tribe girmek5
- zaman makinesi planı3
- kendini odada unutmak4
- yakışıklı güvenlik4
- profdrekremculfa3
- arkadaşlar uyuyalım mı artık6
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- kadın tır şoförleri6
- korkudan patır patır altına yapmak4
- sezar salatasını sezar mı yaptı4
- aleksey batrakov29
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- kar soğuğu6
- xiaomi 17 pro max4
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı21
- bebek yağı bebekten mi olur sorunsalı4
- bir allah'a can borcum var diyen dayı2
- cumartesi gecesi6
- çoban salatasını ilk kim yaptı sorunsalı3
- kanal 7 gelin dizisi5
- şimdi ne yapsam acaba7
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- rahibin sen de ne köpekmişsin demesi2
- bu ne hal yahu9
- van da tır ile minibüs çarpışması 9 ölü4
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim34
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- mafyanın parasının fonda batması3
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- gece vardiyasındaki arkadaşlara nispet edip uyumak2
- yarma şeftali7
- kaz eti4
- ak parti4
- sözlüğün en çok oylayan yazarı5
- sıra gecesi2
- manken gibi kadınla evlenmek5
- kim milyoner olmak ister5
- ah be3
- akşama ne yemek yapsam10
- gavurdağı salatası vs çoban salatası2
- kanta'ı just cant diyen ingiliz2
kendine has bir oyun, bakırköy belediye tiyatrolarında seyrediliyor son 2 yıldır. *
semih kaplanoğlu karşılaşmalar isimli köşesinde yağmurcu başlığıyla bir yazı yazmıştı kimileri bu yazıyı okuduktan sonra çocuklarına yağmur ismini koymaya karar vermiş. madem bu kadar önemli ben de yazayım bari dedim.
yağmurcu
onunla şehrimizin denize kavuşan yokuşlarından birinde, bir sabah vakti, sizler henüz uyurken bastıran bahar yağmurunun altında karşılaştım. eski, ahşap bir istanbul evinin saçak altına sığınmış, çinko yağmur oluğundan köpürerek akan suya teybini uzatmıştı. elli, ellibeş yaşlarındaki bu sarışın, sırılsıklam adamın yanından merakımı bastırıp geçip gidecekken, eliyle beni durdurdu, kıpırdamamamı işaret etti. sokakta, bir süre sağanağın oluktan fışkıran sesinden başka hiçbir tını, su birikintilerini karıştıran damlalardan başka hiçbir hareket olmadı.
gülümseyerek, teybinin stop düğmesine bastı ve bir kaç dakika ara verdirdiği; ses için dondurduğu hayatı tekrar başlattı. bir anda kargalar bağırarak uçup konmaya, yandaki evde uyuyan bebekler ağlamaya, kediler çöp bidonlarını devirmeye kaldıkları yerden devam ettiler. kimbilir nasıl bir merakla bakmış olmalıyım ki eyüp'ün daracık bir sokağında rastladığım bu sessiz, uzun adam suskunluğunda daha fazla inat etmedi ve ona eşlik etmeme bir süre için izin verdi. sokağı birlikte inmeye başladık.
''şehriniz'' dedi yabancı, '' yağmurun en derin manalarını barındıran kentlerden biri. yağmur, her sokağınıza, her semtinize, dakikanıza, sabahınıza, gecenize başka yağıyor... dün topkapı sarayı’nın bahçesinde kaydettiğim sağanağın sesinde sizin göçebe ruhunuzu buldum.aya sofianın kubbesine çarpan damlalarda tanrıyı işittim. lodoslu çiseltilerle ıslanan ezanlarda müslümanların sırrına erdim. ermeni-rum okullarının karanlık camlarına vuran damlalarda şehrinizin huzursuz çocukluk uykularını gördüm. okulu kırmış genç sevgililerin yağmur parklarındaki utangaç hallerini kem gözlerden koruyan ve onları birbirine daha da yakınlaştıran yağmurun perdesini araladım. mezarlıklarınızda ölülerinize yağan rahmetle ıslandım. genç amelelerinizin paydostan sonra doğunun ağır yağmurlarına özlem duyan yanık türkülerini de kaydettim sonra;
bıraksam devam edecekti türk yağmurlarının manalarını sıralamaya. kibarca susturdum. kimdi, meselesi neydi, bu yağmur tutkusu nasıl başlamıştı?
nazik bir şekilde yanıtladı. başlangıçta özel bir nedenim bir tutkum yoktu. on yıl önce amatör bir kamera almıştım ve diğerleri gibi eşi dostu etrafımı tatillerde seyahat ettiğim ülkeleri çekiyordum.ilk birkaç yıl böyle geçti. daha sonra, kendi kendime, kameramla neden bir günlük tutmuyorum görüntülü bir günce ilginç olur dedim. bu da beni kesmedi. tek bir konuya, temaya ağırlık vermeli diye düşündüm. yağmuru hep sevmişimdir. konu böylece yağmur oldu. özel bir nedeni yok. her neyse, yağmuru çekmeye başladım. derinleştikçe ilgim arttı. kentlerden kırlara,ülkemin yağurlarını damla damla saptadım. ya bütün dünyanınkiler ilk musonları görüntüledim. hint yağmurlarını mutlaka yaşamalısınız. sonra çöller geldi. üçyüz altmışbeş günde sadece bir gün, o da birkaç dakika yağan çöl yağmurlarını kaydettim. güney amerika, avustralya, çin, rusya, afrika dolaşıp duruyorum. son zamanlarda yağmur sesini de gördüğünüz bu hassas cihazla saptamaya başladım yani işim bu binlerce kasetlik bir görüntü ve ses arşivim var. kimin işine yarar bilmiyorum, umrumda da değil şimdi müsaade ederseniz fener patrikhanesine gideceği kusura bakmayın,işiniz yağmursa çabuk olmak zorundasınız, mevsim bahar, her an güneş açabilir, hoşçakalın yanımdan uzaklaşan adama bir şey söyleyemedim,pus içinde uyanan şehrime baktım, bir erik ağacı hemen yanı başımda çiçelerini döküyordu, küçük bir yağmur dereciği dağılan çiçek yapraklarını önüne katmış mırıltıyla akıp gidiyordu
yağmurcu
onunla şehrimizin denize kavuşan yokuşlarından birinde, bir sabah vakti, sizler henüz uyurken bastıran bahar yağmurunun altında karşılaştım. eski, ahşap bir istanbul evinin saçak altına sığınmış, çinko yağmur oluğundan köpürerek akan suya teybini uzatmıştı. elli, ellibeş yaşlarındaki bu sarışın, sırılsıklam adamın yanından merakımı bastırıp geçip gidecekken, eliyle beni durdurdu, kıpırdamamamı işaret etti. sokakta, bir süre sağanağın oluktan fışkıran sesinden başka hiçbir tını, su birikintilerini karıştıran damlalardan başka hiçbir hareket olmadı.
gülümseyerek, teybinin stop düğmesine bastı ve bir kaç dakika ara verdirdiği; ses için dondurduğu hayatı tekrar başlattı. bir anda kargalar bağırarak uçup konmaya, yandaki evde uyuyan bebekler ağlamaya, kediler çöp bidonlarını devirmeye kaldıkları yerden devam ettiler. kimbilir nasıl bir merakla bakmış olmalıyım ki eyüp'ün daracık bir sokağında rastladığım bu sessiz, uzun adam suskunluğunda daha fazla inat etmedi ve ona eşlik etmeme bir süre için izin verdi. sokağı birlikte inmeye başladık.
''şehriniz'' dedi yabancı, '' yağmurun en derin manalarını barındıran kentlerden biri. yağmur, her sokağınıza, her semtinize, dakikanıza, sabahınıza, gecenize başka yağıyor... dün topkapı sarayı’nın bahçesinde kaydettiğim sağanağın sesinde sizin göçebe ruhunuzu buldum.aya sofianın kubbesine çarpan damlalarda tanrıyı işittim. lodoslu çiseltilerle ıslanan ezanlarda müslümanların sırrına erdim. ermeni-rum okullarının karanlık camlarına vuran damlalarda şehrinizin huzursuz çocukluk uykularını gördüm. okulu kırmış genç sevgililerin yağmur parklarındaki utangaç hallerini kem gözlerden koruyan ve onları birbirine daha da yakınlaştıran yağmurun perdesini araladım. mezarlıklarınızda ölülerinize yağan rahmetle ıslandım. genç amelelerinizin paydostan sonra doğunun ağır yağmurlarına özlem duyan yanık türkülerini de kaydettim sonra;
bıraksam devam edecekti türk yağmurlarının manalarını sıralamaya. kibarca susturdum. kimdi, meselesi neydi, bu yağmur tutkusu nasıl başlamıştı?
nazik bir şekilde yanıtladı. başlangıçta özel bir nedenim bir tutkum yoktu. on yıl önce amatör bir kamera almıştım ve diğerleri gibi eşi dostu etrafımı tatillerde seyahat ettiğim ülkeleri çekiyordum.ilk birkaç yıl böyle geçti. daha sonra, kendi kendime, kameramla neden bir günlük tutmuyorum görüntülü bir günce ilginç olur dedim. bu da beni kesmedi. tek bir konuya, temaya ağırlık vermeli diye düşündüm. yağmuru hep sevmişimdir. konu böylece yağmur oldu. özel bir nedeni yok. her neyse, yağmuru çekmeye başladım. derinleştikçe ilgim arttı. kentlerden kırlara,ülkemin yağurlarını damla damla saptadım. ya bütün dünyanınkiler ilk musonları görüntüledim. hint yağmurlarını mutlaka yaşamalısınız. sonra çöller geldi. üçyüz altmışbeş günde sadece bir gün, o da birkaç dakika yağan çöl yağmurlarını kaydettim. güney amerika, avustralya, çin, rusya, afrika dolaşıp duruyorum. son zamanlarda yağmur sesini de gördüğünüz bu hassas cihazla saptamaya başladım yani işim bu binlerce kasetlik bir görüntü ve ses arşivim var. kimin işine yarar bilmiyorum, umrumda da değil şimdi müsaade ederseniz fener patrikhanesine gideceği kusura bakmayın,işiniz yağmursa çabuk olmak zorundasınız, mevsim bahar, her an güneş açabilir, hoşçakalın yanımdan uzaklaşan adama bir şey söyleyemedim,pus içinde uyanan şehrime baktım, bir erik ağacı hemen yanı başımda çiçelerini döküyordu, küçük bir yağmur dereciği dağılan çiçek yapraklarını önüne katmış mırıltıyla akıp gidiyordu
Geri kafalı ve yobaz bir yazardır.
Asla üslubunu bozmadı. Hep karakteri güçlüydü. Saygı duyuyorum.
Mickey Rourke'un yardımcı erkek rolünde oynadığı oyun. Oyuna 10 üzerinden 10 puan verdim. Abd'nin usulsüz ve zalimce işleyen sağlık sigorta şirketlerini gün yüzüne çıkaran bir film. Senaryoyu (yani romanı) yazan John Grisham gerçek bir avukat. büyük bir ihtimalle anlattığı olaylar gerçek. Şöyle bir sözü var:
"I seriously doubt I would ever have written the first story had ı not been a lawyer. I never dreamed of being a writer. I wrote only after witnessing a trial."
"I seriously doubt I would ever have written the first story had ı not been a lawyer. I never dreamed of being a writer. I wrote only after witnessing a trial."
Her insan bir yağmurcu olmakla mükelleftir; gökyüzüyle yeryüzü arasında rahmetin taşıyıcısı! O rahmet ki, insanı insan kılar ve yeryüzünü mamur eder.
Yağmurcu, karanlığa teslim olmayan, kendi nurunu içinde taşıyandır. Bugünün fırtınasında yağmurun geleceğini gören ve o yağmuru bekleyendir. O yağmur ki, yeni bir bahar getirecektir!
Bir fikir, ancak aksiyonla tamamlanır; fikirsiz aksiyon bir kör dövüşü, aksiyonsuz fikir ise ölü bir yükten ibarettir. Yağmurcu, fikirle aksiyonun nikâhını kıyan kişidir.
Yağmurcu, karanlığa teslim olmayan, kendi nurunu içinde taşıyandır. Bugünün fırtınasında yağmurun geleceğini gören ve o yağmuru bekleyendir. O yağmur ki, yeni bir bahar getirecektir!
Bir fikir, ancak aksiyonla tamamlanır; fikirsiz aksiyon bir kör dövüşü, aksiyonsuz fikir ise ölü bir yükten ibarettir. Yağmurcu, fikirle aksiyonun nikâhını kıyan kişidir.
Valla güneşi de yağmuru da severim yani hem yagmurcuyum hem de güneşçiyim. ;)
dogmatik ve saplantılı dinselliğini felsefik zemine oturtarak ele alışını veya almaya çalışını acıyarak izliyorum..,.edit;kişiliğiyle değil ama savunduğu gerici fikirleriyle kavgalıyım.
salih mirzabeyoğlu meğersem yapay zekay'mış.
bazı bazı siyasi duruşunu ve ahlakını sevdiğim , kimi zamanda tipik kro islamcı bakışıyla meseleleri ele aldığını üzülerek takip ettiğim dinci yazar. yazılarında kullandığı kaba üslubu ile savunduğu dinin değerleriyle çelişkiye düştüğünün farkında mıdır acaba*
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com