bugün
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı16
- iyi bir insan olmanın sadece kaybettirmesi5
- kadınların ilgisiz yaşayamaması7
- aynaya bakıp kendine sen çok güzelsin diyen kadın10
- risale-i nur5
- göbeksiz kadın kalmaması5
- göbek eritme taktikleri6
- dakika 1 gol 13
- yaşlanınca bana kim bakacak sorunsalı8
- nuh tufanı olayı gerçek midir3
- petek dinçöz bam bam3
- her sabah yoga yapan kadınlar2
- tek dünya devleti2
- türkiye a milli futbol takımı4
- vincenzo montella9
- 3 tane kedisi olan kızla evlenilir mi sorunsalı19
- balıkesir denince akla ilk gelenler10
- en son aldığınız iltifat8
- ısparta6
- işten istifa edip yeni bir şehre taşınmak7
- ruh halini tek cümlede anlatmak9
- patrona kurulmak3
- teen slasher film klişeleri6
- çay koymak mı katmak mı8
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı24
- 35 yaşından sonra aşık olmanın imkansızlaşması8
- haşemayla site havuzuna alınmayan kadının isyanı6
- cehaletln cazibesi11
- uyku ilacı içmeden uyuyamamak11
- öbür sözlükten hep erkek yazar gelmesi7
- karımla evlendiğime bin pişmanım6
- arkadaşlar falıma bi bakar mısınız6
- irmik helvası6
- tbmm de akp tarafından 76 sahte oy kullanılması4
- tomris uyar'ın üç şairi topaca çevirmesi7
- haluk levent'e 70 milyon tl ceza3
- kayahan'ın en güzel şarkısı3
- hoşlanılan erkeğin kel olduğunu açıklaması10
- amfetamin4
- yeni insanlarla tanışmak istememek13
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek16
- güvenilir erkek3
- yalnız yaşamak isteyenlere tavsiyeler3
- baklavanın hiçbir içeceğe uyum sağlamaması4
- topluma öfke duyup kendini seçilmiş kişi görmek2
- arkadaşlar ben saksı değilim5
- kemal kılıçdaroğlu15
- karabağlar2
- arkadaşlar beni özlediniz mi5
- seferihisar belediyesi ne rüşvet operasyonu2
kendine has bir oyun, bakırköy belediye tiyatrolarında seyrediliyor son 2 yıldır. *
semih kaplanoğlu karşılaşmalar isimli köşesinde yağmurcu başlığıyla bir yazı yazmıştı kimileri bu yazıyı okuduktan sonra çocuklarına yağmur ismini koymaya karar vermiş. madem bu kadar önemli ben de yazayım bari dedim.
yağmurcu
onunla şehrimizin denize kavuşan yokuşlarından birinde, bir sabah vakti, sizler henüz uyurken bastıran bahar yağmurunun altında karşılaştım. eski, ahşap bir istanbul evinin saçak altına sığınmış, çinko yağmur oluğundan köpürerek akan suya teybini uzatmıştı. elli, ellibeş yaşlarındaki bu sarışın, sırılsıklam adamın yanından merakımı bastırıp geçip gidecekken, eliyle beni durdurdu, kıpırdamamamı işaret etti. sokakta, bir süre sağanağın oluktan fışkıran sesinden başka hiçbir tını, su birikintilerini karıştıran damlalardan başka hiçbir hareket olmadı.
gülümseyerek, teybinin stop düğmesine bastı ve bir kaç dakika ara verdirdiği; ses için dondurduğu hayatı tekrar başlattı. bir anda kargalar bağırarak uçup konmaya, yandaki evde uyuyan bebekler ağlamaya, kediler çöp bidonlarını devirmeye kaldıkları yerden devam ettiler. kimbilir nasıl bir merakla bakmış olmalıyım ki eyüp'ün daracık bir sokağında rastladığım bu sessiz, uzun adam suskunluğunda daha fazla inat etmedi ve ona eşlik etmeme bir süre için izin verdi. sokağı birlikte inmeye başladık.
''şehriniz'' dedi yabancı, '' yağmurun en derin manalarını barındıran kentlerden biri. yağmur, her sokağınıza, her semtinize, dakikanıza, sabahınıza, gecenize başka yağıyor... dün topkapı sarayı’nın bahçesinde kaydettiğim sağanağın sesinde sizin göçebe ruhunuzu buldum.aya sofianın kubbesine çarpan damlalarda tanrıyı işittim. lodoslu çiseltilerle ıslanan ezanlarda müslümanların sırrına erdim. ermeni-rum okullarının karanlık camlarına vuran damlalarda şehrinizin huzursuz çocukluk uykularını gördüm. okulu kırmış genç sevgililerin yağmur parklarındaki utangaç hallerini kem gözlerden koruyan ve onları birbirine daha da yakınlaştıran yağmurun perdesini araladım. mezarlıklarınızda ölülerinize yağan rahmetle ıslandım. genç amelelerinizin paydostan sonra doğunun ağır yağmurlarına özlem duyan yanık türkülerini de kaydettim sonra;
bıraksam devam edecekti türk yağmurlarının manalarını sıralamaya. kibarca susturdum. kimdi, meselesi neydi, bu yağmur tutkusu nasıl başlamıştı?
nazik bir şekilde yanıtladı. başlangıçta özel bir nedenim bir tutkum yoktu. on yıl önce amatör bir kamera almıştım ve diğerleri gibi eşi dostu etrafımı tatillerde seyahat ettiğim ülkeleri çekiyordum.ilk birkaç yıl böyle geçti. daha sonra, kendi kendime, kameramla neden bir günlük tutmuyorum görüntülü bir günce ilginç olur dedim. bu da beni kesmedi. tek bir konuya, temaya ağırlık vermeli diye düşündüm. yağmuru hep sevmişimdir. konu böylece yağmur oldu. özel bir nedeni yok. her neyse, yağmuru çekmeye başladım. derinleştikçe ilgim arttı. kentlerden kırlara,ülkemin yağurlarını damla damla saptadım. ya bütün dünyanınkiler ilk musonları görüntüledim. hint yağmurlarını mutlaka yaşamalısınız. sonra çöller geldi. üçyüz altmışbeş günde sadece bir gün, o da birkaç dakika yağan çöl yağmurlarını kaydettim. güney amerika, avustralya, çin, rusya, afrika dolaşıp duruyorum. son zamanlarda yağmur sesini de gördüğünüz bu hassas cihazla saptamaya başladım yani işim bu binlerce kasetlik bir görüntü ve ses arşivim var. kimin işine yarar bilmiyorum, umrumda da değil şimdi müsaade ederseniz fener patrikhanesine gideceği kusura bakmayın,işiniz yağmursa çabuk olmak zorundasınız, mevsim bahar, her an güneş açabilir, hoşçakalın yanımdan uzaklaşan adama bir şey söyleyemedim,pus içinde uyanan şehrime baktım, bir erik ağacı hemen yanı başımda çiçelerini döküyordu, küçük bir yağmur dereciği dağılan çiçek yapraklarını önüne katmış mırıltıyla akıp gidiyordu
yağmurcu
onunla şehrimizin denize kavuşan yokuşlarından birinde, bir sabah vakti, sizler henüz uyurken bastıran bahar yağmurunun altında karşılaştım. eski, ahşap bir istanbul evinin saçak altına sığınmış, çinko yağmur oluğundan köpürerek akan suya teybini uzatmıştı. elli, ellibeş yaşlarındaki bu sarışın, sırılsıklam adamın yanından merakımı bastırıp geçip gidecekken, eliyle beni durdurdu, kıpırdamamamı işaret etti. sokakta, bir süre sağanağın oluktan fışkıran sesinden başka hiçbir tını, su birikintilerini karıştıran damlalardan başka hiçbir hareket olmadı.
gülümseyerek, teybinin stop düğmesine bastı ve bir kaç dakika ara verdirdiği; ses için dondurduğu hayatı tekrar başlattı. bir anda kargalar bağırarak uçup konmaya, yandaki evde uyuyan bebekler ağlamaya, kediler çöp bidonlarını devirmeye kaldıkları yerden devam ettiler. kimbilir nasıl bir merakla bakmış olmalıyım ki eyüp'ün daracık bir sokağında rastladığım bu sessiz, uzun adam suskunluğunda daha fazla inat etmedi ve ona eşlik etmeme bir süre için izin verdi. sokağı birlikte inmeye başladık.
''şehriniz'' dedi yabancı, '' yağmurun en derin manalarını barındıran kentlerden biri. yağmur, her sokağınıza, her semtinize, dakikanıza, sabahınıza, gecenize başka yağıyor... dün topkapı sarayı’nın bahçesinde kaydettiğim sağanağın sesinde sizin göçebe ruhunuzu buldum.aya sofianın kubbesine çarpan damlalarda tanrıyı işittim. lodoslu çiseltilerle ıslanan ezanlarda müslümanların sırrına erdim. ermeni-rum okullarının karanlık camlarına vuran damlalarda şehrinizin huzursuz çocukluk uykularını gördüm. okulu kırmış genç sevgililerin yağmur parklarındaki utangaç hallerini kem gözlerden koruyan ve onları birbirine daha da yakınlaştıran yağmurun perdesini araladım. mezarlıklarınızda ölülerinize yağan rahmetle ıslandım. genç amelelerinizin paydostan sonra doğunun ağır yağmurlarına özlem duyan yanık türkülerini de kaydettim sonra;
bıraksam devam edecekti türk yağmurlarının manalarını sıralamaya. kibarca susturdum. kimdi, meselesi neydi, bu yağmur tutkusu nasıl başlamıştı?
nazik bir şekilde yanıtladı. başlangıçta özel bir nedenim bir tutkum yoktu. on yıl önce amatör bir kamera almıştım ve diğerleri gibi eşi dostu etrafımı tatillerde seyahat ettiğim ülkeleri çekiyordum.ilk birkaç yıl böyle geçti. daha sonra, kendi kendime, kameramla neden bir günlük tutmuyorum görüntülü bir günce ilginç olur dedim. bu da beni kesmedi. tek bir konuya, temaya ağırlık vermeli diye düşündüm. yağmuru hep sevmişimdir. konu böylece yağmur oldu. özel bir nedeni yok. her neyse, yağmuru çekmeye başladım. derinleştikçe ilgim arttı. kentlerden kırlara,ülkemin yağurlarını damla damla saptadım. ya bütün dünyanınkiler ilk musonları görüntüledim. hint yağmurlarını mutlaka yaşamalısınız. sonra çöller geldi. üçyüz altmışbeş günde sadece bir gün, o da birkaç dakika yağan çöl yağmurlarını kaydettim. güney amerika, avustralya, çin, rusya, afrika dolaşıp duruyorum. son zamanlarda yağmur sesini de gördüğünüz bu hassas cihazla saptamaya başladım yani işim bu binlerce kasetlik bir görüntü ve ses arşivim var. kimin işine yarar bilmiyorum, umrumda da değil şimdi müsaade ederseniz fener patrikhanesine gideceği kusura bakmayın,işiniz yağmursa çabuk olmak zorundasınız, mevsim bahar, her an güneş açabilir, hoşçakalın yanımdan uzaklaşan adama bir şey söyleyemedim,pus içinde uyanan şehrime baktım, bir erik ağacı hemen yanı başımda çiçelerini döküyordu, küçük bir yağmur dereciği dağılan çiçek yapraklarını önüne katmış mırıltıyla akıp gidiyordu
Geri kafalı ve yobaz bir yazardır.
Asla üslubunu bozmadı. Hep karakteri güçlüydü. Saygı duyuyorum.
Mickey Rourke'un yardımcı erkek rolünde oynadığı oyun. Oyuna 10 üzerinden 10 puan verdim. Abd'nin usulsüz ve zalimce işleyen sağlık sigorta şirketlerini gün yüzüne çıkaran bir film. Senaryoyu (yani romanı) yazan John Grisham gerçek bir avukat. büyük bir ihtimalle anlattığı olaylar gerçek. Şöyle bir sözü var:
"I seriously doubt I would ever have written the first story had ı not been a lawyer. I never dreamed of being a writer. I wrote only after witnessing a trial."
"I seriously doubt I would ever have written the first story had ı not been a lawyer. I never dreamed of being a writer. I wrote only after witnessing a trial."
Her insan bir yağmurcu olmakla mükelleftir; gökyüzüyle yeryüzü arasında rahmetin taşıyıcısı! O rahmet ki, insanı insan kılar ve yeryüzünü mamur eder.
Yağmurcu, karanlığa teslim olmayan, kendi nurunu içinde taşıyandır. Bugünün fırtınasında yağmurun geleceğini gören ve o yağmuru bekleyendir. O yağmur ki, yeni bir bahar getirecektir!
Bir fikir, ancak aksiyonla tamamlanır; fikirsiz aksiyon bir kör dövüşü, aksiyonsuz fikir ise ölü bir yükten ibarettir. Yağmurcu, fikirle aksiyonun nikâhını kıyan kişidir.
Yağmurcu, karanlığa teslim olmayan, kendi nurunu içinde taşıyandır. Bugünün fırtınasında yağmurun geleceğini gören ve o yağmuru bekleyendir. O yağmur ki, yeni bir bahar getirecektir!
Bir fikir, ancak aksiyonla tamamlanır; fikirsiz aksiyon bir kör dövüşü, aksiyonsuz fikir ise ölü bir yükten ibarettir. Yağmurcu, fikirle aksiyonun nikâhını kıyan kişidir.
Valla güneşi de yağmuru da severim yani hem yagmurcuyum hem de güneşçiyim. ;)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar