bugün
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur11
- sözlüğün en ılık yazarı7
- ucuz atlatmak5
- fon olayı reisi çok üzdü diyen akpli3
- keyif kaçıran şeyler6
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey12
- günün sözü4
- sözlüğün yeni tasarımı23
- gelmiş geçmiş en iyi futbolcu3
- güncelleme sonrası oluşan gif yükleme hatası3
- galatasaray amed operasyonu5
- akp'nin kemalistleşmesi5
- polo ralph lauren vs us polo assn3
- kemal kılıçdaroğlu vs bülent ecevit3
- samsak döveci9
- cennet çamuru3
- anın görüntüsü25
- bik bik'in gerçek yüzü3
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer5
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- rothschildin hayat bir anda değişebilir twiti2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- barbunya pilakisi seven bokkefali4
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- ne bu fon vurgunu5
- tinto brass12
- aponun villası9
- aşk17
- opel vectra b4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- masterchef 20263
- paranın mutluluk getirmemesi7
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- italyan arabaları3
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- kötü bir insan mıyım ben5
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- terhis oluyorum sözlük21
- uludede ile hacca gitmek3
- holocaust2
- hoca2
- pforzheim toplum mürşidi piizci ismed efendi2
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- fatma betül sayan kaya28
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
semih kaplanoğlu karşılaşmalar isimli köşesinde yağmurcu başlığıyla bir yazı yazmıştı kimileri bu yazıyı okuduktan sonra çocuklarına yağmur ismini koymaya karar vermiş. madem bu kadar önemli ben de yazayım bari dedim.
yağmurcu
onunla şehrimizin denize kavuşan yokuşlarından birinde, bir sabah vakti, sizler henüz uyurken bastıran bahar yağmurunun altında karşılaştım. eski, ahşap bir istanbul evinin saçak altına sığınmış, çinko yağmur oluğundan köpürerek akan suya teybini uzatmıştı. elli, ellibeş yaşlarındaki bu sarışın, sırılsıklam adamın yanından merakımı bastırıp geçip gidecekken, eliyle beni durdurdu, kıpırdamamamı işaret etti. sokakta, bir süre sağanağın oluktan fışkıran sesinden başka hiçbir tını, su birikintilerini karıştıran damlalardan başka hiçbir hareket olmadı.
gülümseyerek, teybinin stop düğmesine bastı ve bir kaç dakika ara verdirdiği; ses için dondurduğu hayatı tekrar başlattı. bir anda kargalar bağırarak uçup konmaya, yandaki evde uyuyan bebekler ağlamaya, kediler çöp bidonlarını devirmeye kaldıkları yerden devam ettiler. kimbilir nasıl bir merakla bakmış olmalıyım ki eyüp'ün daracık bir sokağında rastladığım bu sessiz, uzun adam suskunluğunda daha fazla inat etmedi ve ona eşlik etmeme bir süre için izin verdi. sokağı birlikte inmeye başladık.
''şehriniz'' dedi yabancı, '' yağmurun en derin manalarını barındıran kentlerden biri. yağmur, her sokağınıza, her semtinize, dakikanıza, sabahınıza, gecenize başka yağıyor... dün topkapı sarayı’nın bahçesinde kaydettiğim sağanağın sesinde sizin göçebe ruhunuzu buldum.aya sofianın kubbesine çarpan damlalarda tanrıyı işittim. lodoslu çiseltilerle ıslanan ezanlarda müslümanların sırrına erdim. ermeni-rum okullarının karanlık camlarına vuran damlalarda şehrinizin huzursuz çocukluk uykularını gördüm. okulu kırmış genç sevgililerin yağmur parklarındaki utangaç hallerini kem gözlerden koruyan ve onları birbirine daha da yakınlaştıran yağmurun perdesini araladım. mezarlıklarınızda ölülerinize yağan rahmetle ıslandım. genç amelelerinizin paydostan sonra doğunun ağır yağmurlarına özlem duyan yanık türkülerini de kaydettim sonra;
bıraksam devam edecekti türk yağmurlarının manalarını sıralamaya. kibarca susturdum. kimdi, meselesi neydi, bu yağmur tutkusu nasıl başlamıştı?
nazik bir şekilde yanıtladı. başlangıçta özel bir nedenim bir tutkum yoktu. on yıl önce amatör bir kamera almıştım ve diğerleri gibi eşi dostu etrafımı tatillerde seyahat ettiğim ülkeleri çekiyordum.ilk birkaç yıl böyle geçti. daha sonra, kendi kendime, kameramla neden bir günlük tutmuyorum görüntülü bir günce ilginç olur dedim. bu da beni kesmedi. tek bir konuya, temaya ağırlık vermeli diye düşündüm. yağmuru hep sevmişimdir. konu böylece yağmur oldu. özel bir nedeni yok. her neyse, yağmuru çekmeye başladım. derinleştikçe ilgim arttı. kentlerden kırlara,ülkemin yağurlarını damla damla saptadım. ya bütün dünyanınkiler ilk musonları görüntüledim. hint yağmurlarını mutlaka yaşamalısınız. sonra çöller geldi. üçyüz altmışbeş günde sadece bir gün, o da birkaç dakika yağan çöl yağmurlarını kaydettim. güney amerika, avustralya, çin, rusya, afrika dolaşıp duruyorum. son zamanlarda yağmur sesini de gördüğünüz bu hassas cihazla saptamaya başladım yani işim bu binlerce kasetlik bir görüntü ve ses arşivim var. kimin işine yarar bilmiyorum, umrumda da değil şimdi müsaade ederseniz fener patrikhanesine gideceği kusura bakmayın,işiniz yağmursa çabuk olmak zorundasınız, mevsim bahar, her an güneş açabilir, hoşçakalın yanımdan uzaklaşan adama bir şey söyleyemedim,pus içinde uyanan şehrime baktım, bir erik ağacı hemen yanı başımda çiçelerini döküyordu, küçük bir yağmur dereciği dağılan çiçek yapraklarını önüne katmış mırıltıyla akıp gidiyordu
yağmurcu
onunla şehrimizin denize kavuşan yokuşlarından birinde, bir sabah vakti, sizler henüz uyurken bastıran bahar yağmurunun altında karşılaştım. eski, ahşap bir istanbul evinin saçak altına sığınmış, çinko yağmur oluğundan köpürerek akan suya teybini uzatmıştı. elli, ellibeş yaşlarındaki bu sarışın, sırılsıklam adamın yanından merakımı bastırıp geçip gidecekken, eliyle beni durdurdu, kıpırdamamamı işaret etti. sokakta, bir süre sağanağın oluktan fışkıran sesinden başka hiçbir tını, su birikintilerini karıştıran damlalardan başka hiçbir hareket olmadı.
gülümseyerek, teybinin stop düğmesine bastı ve bir kaç dakika ara verdirdiği; ses için dondurduğu hayatı tekrar başlattı. bir anda kargalar bağırarak uçup konmaya, yandaki evde uyuyan bebekler ağlamaya, kediler çöp bidonlarını devirmeye kaldıkları yerden devam ettiler. kimbilir nasıl bir merakla bakmış olmalıyım ki eyüp'ün daracık bir sokağında rastladığım bu sessiz, uzun adam suskunluğunda daha fazla inat etmedi ve ona eşlik etmeme bir süre için izin verdi. sokağı birlikte inmeye başladık.
''şehriniz'' dedi yabancı, '' yağmurun en derin manalarını barındıran kentlerden biri. yağmur, her sokağınıza, her semtinize, dakikanıza, sabahınıza, gecenize başka yağıyor... dün topkapı sarayı’nın bahçesinde kaydettiğim sağanağın sesinde sizin göçebe ruhunuzu buldum.aya sofianın kubbesine çarpan damlalarda tanrıyı işittim. lodoslu çiseltilerle ıslanan ezanlarda müslümanların sırrına erdim. ermeni-rum okullarının karanlık camlarına vuran damlalarda şehrinizin huzursuz çocukluk uykularını gördüm. okulu kırmış genç sevgililerin yağmur parklarındaki utangaç hallerini kem gözlerden koruyan ve onları birbirine daha da yakınlaştıran yağmurun perdesini araladım. mezarlıklarınızda ölülerinize yağan rahmetle ıslandım. genç amelelerinizin paydostan sonra doğunun ağır yağmurlarına özlem duyan yanık türkülerini de kaydettim sonra;
bıraksam devam edecekti türk yağmurlarının manalarını sıralamaya. kibarca susturdum. kimdi, meselesi neydi, bu yağmur tutkusu nasıl başlamıştı?
nazik bir şekilde yanıtladı. başlangıçta özel bir nedenim bir tutkum yoktu. on yıl önce amatör bir kamera almıştım ve diğerleri gibi eşi dostu etrafımı tatillerde seyahat ettiğim ülkeleri çekiyordum.ilk birkaç yıl böyle geçti. daha sonra, kendi kendime, kameramla neden bir günlük tutmuyorum görüntülü bir günce ilginç olur dedim. bu da beni kesmedi. tek bir konuya, temaya ağırlık vermeli diye düşündüm. yağmuru hep sevmişimdir. konu böylece yağmur oldu. özel bir nedeni yok. her neyse, yağmuru çekmeye başladım. derinleştikçe ilgim arttı. kentlerden kırlara,ülkemin yağurlarını damla damla saptadım. ya bütün dünyanınkiler ilk musonları görüntüledim. hint yağmurlarını mutlaka yaşamalısınız. sonra çöller geldi. üçyüz altmışbeş günde sadece bir gün, o da birkaç dakika yağan çöl yağmurlarını kaydettim. güney amerika, avustralya, çin, rusya, afrika dolaşıp duruyorum. son zamanlarda yağmur sesini de gördüğünüz bu hassas cihazla saptamaya başladım yani işim bu binlerce kasetlik bir görüntü ve ses arşivim var. kimin işine yarar bilmiyorum, umrumda da değil şimdi müsaade ederseniz fener patrikhanesine gideceği kusura bakmayın,işiniz yağmursa çabuk olmak zorundasınız, mevsim bahar, her an güneş açabilir, hoşçakalın yanımdan uzaklaşan adama bir şey söyleyemedim,pus içinde uyanan şehrime baktım, bir erik ağacı hemen yanı başımda çiçelerini döküyordu, küçük bir yağmur dereciği dağılan çiçek yapraklarını önüne katmış mırıltıyla akıp gidiyordu
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com