bugün
- üniversite sınavı kaldırılmalıdır10
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin36
- arda güler6
- gece vardiyası3
- kale3112'deki kale hangi kale10
- bursa6
- sözlük kızlarının küfürbaz olması6
- arkadaşlar lütfen4
- sözlükte flört etmemek9
- en iyi pizza içeriği10
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- buz gibi bira6
- paradox interactive3
- köy9
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- devlet adına çalışıp geçmişin temizlenmesi4
- 25 eylül 2026 fidan'ın libya toplantısı2
- gece tostu4
- acı gerçekler14
- en enayi huyunuz4
- en lezzetli balık24
- aşk bir hastalıkmış sanki2
- agaçlarla dertleşmek3
- dünyanın en kötü hissi3
- karşı cinsteki en itici özellik16
- mehmet şimşek2
- yıllar ona hiç acımamış3
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı5
- başlığı başa bırakıp kaçan yazarı enselemek3
- otobüste giderken yanındakinin geviş getirmesi3
- sözlüğün embesillerle dolu olması6
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- zendaya4
- köy vs şehir hayatı2
- queen ravenna'nın evine kız kaçıran atmak2
- sözlüğün maymuna dönmesi2
- sigarayı bırakınca ağzımın tadı geldi3
- ezoterizm4
- anın görüntüsü23
- 24 eylül 2026 hollanda almanya maçı3
- gammazlar göreve8
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- sözlükte aile kurmak8
- ağlamak7
- yaşar kemal kitaplarının sarmaması2
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- queen ravenna'nın tacını klozete atmak2
- hünkar beğendi vs alinazik9
2011 yapımı dram filmi. 30. istanbul film festivalinde gösterilmiş.
http://www.imdb.com/video/imdb/vi459119897/
http://www.imdb.com/video/imdb/vi459119897/
Yönetmen: Larysa Kondracki
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
birleşmiş milletlerin iğrenç yüzü* .
(bkz: Kathryn Bolkovac)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar