bugün
- nickten isim tahmini yapmak25
- travesti sesi çekiciliği5
- hakkımda bilmeniz gerekenler32
- bu saatte içen sözlük yazarları6
- uyumadan kayda değer bir şey bırak4
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası16
- 20 lik kızlara yazmaya utanmak4
- kıl erkeğin süsüdür14
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları8
- akrep burcu4
- bilgi içeren entry girelim hadi6
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey10
- nick vermeden bir yazara seslen14
- her şey senin istediğin gibi olsaydı5
- ioçk14
- grup seksin mantığı10
- dünyaya çocuk getirmek10
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet6
- berlin de lgbt yürüyüşüne araçla saldırı2
- nasıl yani hala kavga başlamadı mı6
- doğu batı sentezi2
- arkadaşlar bir şey dicem5
- gecenin köründe5
- dünyanın en samimi cümlesi6
- opel türkiye ve neskar bursa rezaleti2
- her yaptığı olay olan insanlar3
- gece denize girmek4
- birader beyefendiler birader bey yazarlardır2
- yatın artık orçolar2
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- şarap içemeyen erkek6
- şu an sözlüğü çift görüyorum2
- sözlükte kıllı erkek istemiyoruz5
- geceye bir şarkı bırak7
- sadece 1 meyve seçme hakkı olsa seçilecek meyve2
- baş karakteri olmak istenilen roman4
- seni karım yapacağım3
- lazerle göğüs kullarını alan erkek5
- abberline'ı kulaklarından tavana asmak6
- çaylak olunca intihar eden yazar5
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- nohut yaptım nası olmuş10
- müslüman cinler2
- nervio burak demirbilek evliliği13
- kıllı göbeğe başını yaslayıp uyumak6
- ford taunus6
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- yorgun mermi vs nervio12
- kafa açan insan5
- yeni parti46
2011 yapımı dram filmi. 30. istanbul film festivalinde gösterilmiş.
http://www.imdb.com/video/imdb/vi459119897/
http://www.imdb.com/video/imdb/vi459119897/
Yönetmen: Larysa Kondracki
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
birleşmiş milletlerin iğrenç yüzü* .
(bkz: Kathryn Bolkovac)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar