bugün
- sözlükteki derin yapılanma4
- aylık 509 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması4
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri7
- arkadaşlar bu ne kitabı yahu5
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- kele şaplak atmanın hazzı ve dayanılmaz istek2
- hırvatistan12
- milliyetçi chp li2
- ispanya daki göçmen krizi7
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- yapay zekaya entry yazdırmak5
- rüyada nervio yu görmek5
- beni özleyenler elime mum diksin15
- kötülük2
- güzel cumartesiler3
- yeni gelin adayının çıldırtan talepleri6
- tatile sivasa gitmek4
- anın görüntüsü16
- gammazcı geldi gammazcııı hani'ya gammazcı2
- dolar 100 lira olsa olacaklar3
- stack overflow kopyala yapıştır4
- osmanlıcılar4
- muşlettin bey birader erecto biraderdir3
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor13
- o kaç gram3
- aylık 506 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- italya'nın ispanya ile schengen'i askıya alması2
- mutlu kalmak için öneriler4
- sümer dili6
- forlove194
- ılımlı islam5
- sözlük yazarlarının çok kültürlü olması8
- yunanistan29
- pforzheim şu an 26 derece2
- para bok huzur yok2
- kadın bana aşık oldu resmen2
- ayak bileğine dövme yaptıran erkek4
- küçük çocukların sizi kahraman olarak görmesi3
- ben bi duş alayım2
- saç traşı olmuyorum hadi bakalım8
- şanssız bir insan olmak4
- kendine inanmak2
- hoşlanılan kızla kıvırcık ali dinlemek2
- napiyonuz be ya2
- en son aldığınız iltifat14
- yuzır ismet gurbuzi hazretleri4
- danimarka9
- isveç6
- türk ateisti7
2011 yapımı dram filmi. 30. istanbul film festivalinde gösterilmiş.
http://www.imdb.com/video/imdb/vi459119897/
http://www.imdb.com/video/imdb/vi459119897/
Yönetmen: Larysa Kondracki
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
birleşmiş milletlerin iğrenç yüzü* .
(bkz: Kathryn Bolkovac)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar