bugün
- nickten isim tahmini yapmak25
- hakkımda bilmeniz gerekenler32
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası18
- başlıkları tutmayan sözlük yazarı2
- kim bu gizli artıcı4
- burç zehrinin erkeklere de sıçramış olması2
- müslüman cinler5
- haluk levent yarın konser verse kaç kişi gider3
- on layn listesi3
- kavgacı bir insan olmak2
- taze ekmek3
- on layn listesü isterük2
- akrep burcu5
- geceye bir şarkı bırak11
- yazarların imrendiği kişi4
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri10
- kalkın be3
- kıl erkeğin süsüdür14
- nick vermeden bir yazara seslen14
- ioçk14
- travesti sesi çekiciliği6
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey10
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- grup seksin mantığı10
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları8
- dünyaya çocuk getirmek10
- bugün 2026 temmuz ayının son pazar günü3
- yeni parti46
- bu saatte içen sözlük yazarları6
- sabah sabah katil olma sebebi2
- nervio burak demirbilek evliliği13
- arkadaşlar bir şey soracağım15
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- yorgun mermi vs nervio12
- bilgi içeren entry girelim hadi6
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet6
- nohut yaptım nası olmuş10
- nasıl yani hala kavga başlamadı mı6
- gammazı ispiyoncu sanmak15
- gece denize girmek5
- dünyanın en samimi cümlesi6
- arabayı yavaş süren tipler16
- her şey senin istediğin gibi olsaydı5
- merfulu gitmesin kampanyası15
- şarap içemeyen erkek6
- uyumadan kayda değer bir şey bırak4
- tai lung18
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- arkadaşlar bir şey dicem5
- yazarların nickleri nereden geliyor11
Yönetmen: Larysa Kondracki
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
Senaryo: Larysa Kondracki, Eilis Kirwan
Yapım: 2010 - ABD
Kanada doğumlu Ukrayna'lı Larysa Kondracki, Columbia Üniversitesi'nde yönetmenlik okurken Avrupa'da yaygınlaşan insan ticareti ve fuhuş trafiğinden çok etkilenerek araştırmalar yapıyor. Kısa bir süre sonra karşısına Kathryn Bolkovac'in çarpıcı hikâyesi çıkıyor. Amsterdam'da yaşayan Bolkovac'a ulaşıp detayları öğreniyor. Bununla yetinmeyip iki yıllık bir süre içinde The Whistleblower'ın senaryosunu birlikte yazdığı Eilis Kirwan ile birlikte sivil toplum örgütleriyle, BM ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı temsilcileriyle görüşmeler yaparak araştırmalarını derinleştiriyor. Böylece senaryo şekilleniyor. Öncesinde sadece Viko adında bir kısa filmi olan Kondracki, sinemaya adım attığı ilk filmiyle gerçek olaylara dayanan büyük bir suç zincirinin tüm dünyaya duyurulmasına çalışarak çok olumlu bir iş yapıyor.
Filmini daha geniş kitlelere duyurabilmek için Rachel Weisz gibi iyi bir oyuncuyu merkeze, Vanessa Redgrave, David Strathairn ve Liam Cunningham gibi ağır topları köşelere başarıyla koyabilmiş Kondracki. Ancak bu doğrultuda bol sloganlı feminist bir Hollywood izleği benimsiyor ki, verilen mesajların etkileyiciliğini, hep barışçı, yardımsever olduğunu düşündüğümüz BM ve ona bağlı bir sürü birimin kirli çamaşırlarını cesurca ortaya döküşünü bir kenara koyarsak, bir sinema yapımı olarak polisiye gerilimin gereklerini uygulayışında pek bir farklılık göremiyoruz. Bolkovac'in uğruna savaş verdiği fuhuş trafiğinin ciddiyetini, içine düştüğü bürokratik açmazları keskinleştirebilmek için var olanlardan faydalanmak yerine biraz daha kendine özgün bir anlatım biçimi geliştirmiş olması tercih edilirdi. Bunu da henüz ilk filmini çeken bir yönetmen oluşuna bağlayabiliriz.
Yanlış anlaşılma olmasın. The Whistleblower hiç de ilk film gibi durmuyor. Tam tersi, artık sistemi şablonu oturmuş, fakat hep aynı filmleri çeken bir yönetmen havası var Kondracki'de. "Bizler buraya masum insanları korumaya gelmiş arabulucularız", "dokunulmazlık, yapılanın yanına kâr kalması değildir", "BM, Auschwitz'in küllerinden var oldu" gibi kör göze parmak ifadeleri havada uçuşturmasına rağmen, başlıbaşına bir sosyal sorumluluk projesi çekmediği belli. Üstelik Bosna'daki arabuluculuk anlaşmalarına milyarlarca dolar akıtan Amerikalı birimlerin ve "normal savaş fahişeleri" diye nitelendirdikleri kaçırılan kızlara karşı ahlâk zabıtalığı yapamayacağı iddiasındaki (oysa her türlü zabıtalığı yapmaya çok meraklı olan) ingiliz kökenli özel şirketlerin ipliğini pazara çıkarması Larysa Kondracki'yi söyleyecek sözleri olan iyi bir yönetmenin doğuşu olarak karşılanmayı hak edenler sınıfına sokuyor.
-şu kıvamdaki hiç bir yazımı okumuyorsunuz ya, kırıyorsunuz beni. neyse, filmi izleyin. ağır ilerliyor ama çok nays.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar