bugün
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi15
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek19
- geceye bir şarkı bırak15
- haluk levent'in kumar oynamasının asıl sebebi3
- sevgiliyle dağ evindeyken şömine önünde sevişmek8
- sözlükte kalp krizi geçirmek5
- ben geldim naneler30
- sinir bozucu şeyler10
- erkeklerin güzel kız görünce verdiği tepki7
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu10
- cips yedikten sonra parmakları tişörte silmek7
- sözlük için ne yapabiliriz10
- seni onaracağım diyen partner3
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- 10 bin lira verseler bu gece sokakta yatar mısın4
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- kaliteli insanı nasıl anlarız2
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar5
- geceye bi şarkı bırak6
- henüz doğmamışlara tavsiyeler3
- clydeless bonnie8
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- zengin kızların güzel olması5
- bir insana çirkin demek6
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- haluk levent'e para emanet etmek23
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- sigarayı neden seviyoruz5
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- kuranda namaz yok8
- sevilen kızın 1 haftadır giydiği naylon çorap4
- sevgiliniz karşı cinsle tatile gidebilir mi12
- 90 ların özel olmasının nedeni3
- ölmeyi planladığınız yaş3
- özünde iyi bir insan olmak2
- döner mi yesem hamburger mi makarna mı13
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi13
- kaliteli insanı belli eden detaylar24
- bizi kandırıyor olabilirler mi4
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- limewiredan şarkı indirirken virüs yeme nostaljisi2
- fetiş nedir kime denir4
- insan olmaya ceyrek kala12
- babanın sarhoş olması5
- 29 yaşında olmak3
- kemal kılıçdaroğlu konuşuyor3
- bir erkeği erkek yapan beş özellik14
tersin daha psikopat söylenişi.
Toplumun değil ama, kişinin bir anlamsızlığı var hayatın içinde. Hele her türlü duygu açlığı bittiği zamanlarda. Para ilgilendirmiyor, kadın ilgilendirmiyor, gelecek ilgilendirmiyor, geçmiş ilgilendirmiyor. Yaşamanın anlamsızlığından doğan bir can sıkıntısı, bıkkın bir yorgunluk, vücudu taşıma hamallığı...
Camus'nün Veba'sında şehrin doktoru bir gece yarısı şehrin dışına çıkar usulca ve yıldızlı bir gök altında yüzer sularda... Dramdan ve düşünceden kopar kopmaz, canın anlamsızlığını duyduğu andır o; can kendinden ibarettir ve o kadardır ve anlamsızdır.
***
Havaya elbiseler giydirebilir misiniz? Giydirdiğinizi farz edin. Muayyen bir boşluğu don, gömlek, çorap, pantolon, ceket, palto, şapka ve pabuçla katılaştırın... Sonra yeniden teker teker soyun bunları. Bir de bakacaksınız ki, boşluğun çırılçıplaklığı, yokluk ve anlamsızlıkla bir anda karışıverecektir. Tıpkı o çırılçıplak boşluk gibi, can da düşüncelerden, meselelerden, ihtiraslardan soyundukça, bir anlamsızlık içine düşüyor. Bu, dış dünyadan kopup, iç dünyaya dalma da değil... Ne iç dünya, ne dış dünya... Öyle her türlü duyu ve hayalle ilişiğini kesmiş, anlamsız bir can... Tam bir apathie.
***
Körlük, sağırlık gibi de değil bu. Körün, sağırın öteki duyuları çok keskindir. Tam tersine görmeden bakmak, duymadan işitmek gibi bir şey. Görmesine görüyorsun, duymasına duyuyorsun ama, hiçbiri idrakte şekillenmiyor, yansımıyor.
***
Kendi kendine karşı bir yabancılaşma... Büyük acılardan, büyük depresyonlardan sonra olur bu çokcası... Bir de büyük sarhoşluk sabahlarında...
***
Canın kendinden ibaret kaldığı ve anlamsız kaldığı o tuhaf anda; başka zamanlar, çeşitli aldanışlar yüzünden, yakalanamayacak bir gerçek varmış gibi geliyor bana...
Belki de tek gerçek bu anlamsızlık. Tek gerçek belki bu da, biz bu gerçekten uzaklaştıkça avunuyoruz, yaşıyoruz zannediyoruz...
Hani çocuklar vardır, tahtadan bir sopaya at gibi binerler. Onun at olduğuna öylesine inanırlar ki, okşarlar, severler, yem verirler ona. Ve bir an:
- At değil o, odun parçası deyiverseniz...
O uyanışta görülen gerçek asıl gerçektir ama, çocuk yüz yüze gelmek istemez o gerçekle... Düşte yaşarken aldığı zevki, o gerçek vermez kendisine...
***
Bu anlamsızlık da, belki gerçeğin ta kendisi!.. Bu anlamsızlığa elbiseler giydiriyoruz, davalar, meseleler icat ediyoruz. Odunu at yapıyoruz, ülkeler fethediyoruz.
Bu gerçeğe kılıç gibi, şöyle bir bakıvermenin zevki var mı acaba diye yokluyorum kendimi. O zevk de yok... Mutlak bir anlamsızlık.
***
Duyusuz kalınca can, o anlamsızlık içinde ölümle karışıyor gibi oluyor. Tek fark ölümde anlamsızlığı da artık kavrayamıyorsun. Ölmeden ölmüş gibi olmaktaki can sıkıntısının tek tesellisi; kesin ölümde, bu son duyunun da kaybolacağı inancı.
Yaşamak mı, ölmek mi; ister istemez ikisi de...
çetin altan
Camus'nün Veba'sında şehrin doktoru bir gece yarısı şehrin dışına çıkar usulca ve yıldızlı bir gök altında yüzer sularda... Dramdan ve düşünceden kopar kopmaz, canın anlamsızlığını duyduğu andır o; can kendinden ibarettir ve o kadardır ve anlamsızdır.
***
Havaya elbiseler giydirebilir misiniz? Giydirdiğinizi farz edin. Muayyen bir boşluğu don, gömlek, çorap, pantolon, ceket, palto, şapka ve pabuçla katılaştırın... Sonra yeniden teker teker soyun bunları. Bir de bakacaksınız ki, boşluğun çırılçıplaklığı, yokluk ve anlamsızlıkla bir anda karışıverecektir. Tıpkı o çırılçıplak boşluk gibi, can da düşüncelerden, meselelerden, ihtiraslardan soyundukça, bir anlamsızlık içine düşüyor. Bu, dış dünyadan kopup, iç dünyaya dalma da değil... Ne iç dünya, ne dış dünya... Öyle her türlü duyu ve hayalle ilişiğini kesmiş, anlamsız bir can... Tam bir apathie.
***
Körlük, sağırlık gibi de değil bu. Körün, sağırın öteki duyuları çok keskindir. Tam tersine görmeden bakmak, duymadan işitmek gibi bir şey. Görmesine görüyorsun, duymasına duyuyorsun ama, hiçbiri idrakte şekillenmiyor, yansımıyor.
***
Kendi kendine karşı bir yabancılaşma... Büyük acılardan, büyük depresyonlardan sonra olur bu çokcası... Bir de büyük sarhoşluk sabahlarında...
***
Canın kendinden ibaret kaldığı ve anlamsız kaldığı o tuhaf anda; başka zamanlar, çeşitli aldanışlar yüzünden, yakalanamayacak bir gerçek varmış gibi geliyor bana...
Belki de tek gerçek bu anlamsızlık. Tek gerçek belki bu da, biz bu gerçekten uzaklaştıkça avunuyoruz, yaşıyoruz zannediyoruz...
Hani çocuklar vardır, tahtadan bir sopaya at gibi binerler. Onun at olduğuna öylesine inanırlar ki, okşarlar, severler, yem verirler ona. Ve bir an:
- At değil o, odun parçası deyiverseniz...
O uyanışta görülen gerçek asıl gerçektir ama, çocuk yüz yüze gelmek istemez o gerçekle... Düşte yaşarken aldığı zevki, o gerçek vermez kendisine...
***
Bu anlamsızlık da, belki gerçeğin ta kendisi!.. Bu anlamsızlığa elbiseler giydiriyoruz, davalar, meseleler icat ediyoruz. Odunu at yapıyoruz, ülkeler fethediyoruz.
Bu gerçeğe kılıç gibi, şöyle bir bakıvermenin zevki var mı acaba diye yokluyorum kendimi. O zevk de yok... Mutlak bir anlamsızlık.
***
Duyusuz kalınca can, o anlamsızlık içinde ölümle karışıyor gibi oluyor. Tek fark ölümde anlamsızlığı da artık kavrayamıyorsun. Ölmeden ölmüş gibi olmaktaki can sıkıntısının tek tesellisi; kesin ölümde, bu son duyunun da kaybolacağı inancı.
Yaşamak mı, ölmek mi; ister istemez ikisi de...
çetin altan
hali ahvalidir bazilarinin kaderidir iste.
carlos tevez'e tevez'den bile daha çok benzeyen insan evladı. türk filmlerindeki replikleri mıh gibi aklına kazıyan muazzam şahsiyet.**
dördüncü nesil bir yazar.
tanım yapmamakta ısrar eden yazar.
adı bende saklı sözlükte ki uzun süreli serüveni bitmek üzere olan ve yeni ufuklara yelken açan efsane yazar. Buralara sefa getirmiş hoş gelmiştir. Benden duymuş olmayın ama o sözlüğün en cefakar, en emektar 5 yazarından biridir.
tribün ortamlarında hem parasız hem de saldırgan tiplere denir.
no al calcio moderno
çünkü tribün çok terso.
no al calcio moderno
çünkü tribün çok terso.
birinden para istenirken kullanılır.
laz kapital kitabını define kitabı zannedip bir plazanın önünde ''hanginiz ulan burjuva''diye iki tane zengin herife diklenirken iki saniyede nakavt olan karakterdir.
bir aralar pişmiş kelle dergisinde boy göstermiş bir nevi tutunamayan tiplemesidir. hep parasızdır ve başı dertten kurtulmaz.
pişmiş kelle'de engin ergönültaş üstadın çizdiği müthiş bir tiplemedir. tabii zamanında çizdiği.
cumle içersinde şöyledir; karıya kıza terso yapılır mı lan?
argoda parasız.
nedense söyleniş tarzı hoşuma gidiyor.
- bize nasıl terso yaparsınız oğlum?
- bize nasıl terso yaparsınız oğlum?
italyancada üçüncü anlamına geliyor .evd.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar