bugün
- sadece 4000 kişi kalmış olması10
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi23
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- oy verdiğim partiyi niye eleştireyim14
- 81r4d3r4
- masklavinin siyaseti bırakırsa düzeleceği kanısı8
- özgür özel10
- çok artılara rağmen karmanın çok yavaş yükselmesi4
- allah'ın çok merhametli kıskanç bi tanrı olması4
- miçotakis ten türkiye'ye iyi geçinme çağrısı6
- arkadaşlar kavga etmeyin8
- aşırı milliyetçilerin herkesi kürtçü ilan etmesi7
- mülteciler akp yüzünden türkiye de zannetmek4
- allah yoksa insanı iyi olmaya zorlayan nedir9
- ne yapıyorsunuz arkadaşlar5
- sigaraya kahve sürmek3
- s'i l v'e r m'i s t29
- ısparta3
- mazotun litresi 90 lira13
- gün tabağı diye rulolat veren sözlük kızı9
- algı çetesi4
- 100 bin liraya mezarlık gece bekçisi olmak9
- parti tüzüğü okumak8
- birader terör örgütü4
- niğde de restorana girip dayak yemek10
- berhan şimşek'in kadına şiddet faili olması9
- üsküdar belediyesi9
- otuzlarında ilk milyon dolarını kazanamamış olmak5
- yeni parti tüzüğü5
- seri eksici2
- 3 eylül 2026 bursaspor istanbulspor maçı2
- 3'ü 1 arada kahvenin aslında 4'ü 1 arada olması2
- on emre uymak2
- salata ile başlanan gün2
- masklavi'nin türkçe öğretmenine selam göndermek4
- türkiye iran savaşı7
- şizofrenik hikayeler5
- eylülde tatil yapmak7
- mel mel bakan adama gülümsemek3
- sözlüğün işgal altında olması2
- kadın ve erkek yazarın kavga etmesi2
- kahve yemek4
- yalancı su böreği10
- dünya'nın başka yerinde hayat nasıl düşüncesi2
- psikopat duygusuz birader yazarlar2
- sarı torba11
- gammaz çetesi11
- herkese terörist diyip sonradan 180 derece dönmek4
- ecevit ekonomisi4
- kemaliklerle ekonomi tartışmak4
adı hüzün. hazan.
Senin adın umut olsun, Benimki de sonbahar... Sarıl bana uyuyalım, Belki yarın yağmur yağar.
Senin adın umut olsun, Benimki de sonbahar... Sarıl bana uyuyalım, Belki yarın yağmur yağar.
güz mevsimi.
yazın sıcaklarının üstüne gelince nispeten bahar sayılıyor herhalde.
yazın sıcaklarının üstüne gelince nispeten bahar sayılıyor herhalde.
diğer adıyla '' hazan'' mevsimidir.
depresyon hırkasının dolaptan çıkarıldığı mevsimdir. güzeldir.
ilkokulda geyik bir kompozisyon dersinde "en sevdiğim mevsim sonbahardır. çünkü sonbaharda yağmur yağar. ben yağmurda ıslanırım. ıslanınca hasta olurum. hasta olunca annem en çok beni sever." cümleleriyle tanımladığım mevsim.
iyiki gelmiştir
hoş gelmiştir..
hoş gelmiştir..
bu, sonbahar!
hızla solar dünler,
bugün hızla solar.
son da olsa, bahardır bu;
yeşil bir yarın, elbette var!
(a.a)
hızla solar dünler,
bugün hızla solar.
son da olsa, bahardır bu;
yeşil bir yarın, elbette var!
(a.a)
sonbahar... ne güzel değil mi ?
yapmacık insanların sokaklardan çekilmesini ve sokakların asıl sahiplerinin yalnız kalmasıdır bence. şarapcılar, tinerciler, evsizler... insanların ısrarla görmezden geldiği gerçekler onlar. sonbaharın o her şeyi alıp götüren ve aslı bırakan rüzgarıyla var oluyor onlar. kendilerini diğerlerinden daha 'insan' gören bazılarının pisliklerini yine yağmur temizliyor kaldırımlardan.
yapmacık insanların sokaklardan çekilmesini ve sokakların asıl sahiplerinin yalnız kalmasıdır bence. şarapcılar, tinerciler, evsizler... insanların ısrarla görmezden geldiği gerçekler onlar. sonbaharın o her şeyi alıp götüren ve aslı bırakan rüzgarıyla var oluyor onlar. kendilerini diğerlerinden daha 'insan' gören bazılarının pisliklerini yine yağmur temizliyor kaldırımlardan.
kanımca en güzel mevsimdir. teomanın istanbulda sonbahar şarkısı özetliyor zaten konuyu https://www.youtube.com/watch?v=xys1XBKUDck
sonbahar gelmesi en büyük mutluluk kaynağı.
insanın özellikle gün batımlarında kederlendiği mevsim. güneşin rengi sararmış yapraklara benzer. bütün doğa enerjisini kayıp eder, miskinleşir sanki; işin garip yanı tüm bunlar bana tarifsiz bir haz verir.
hayatın geçiciliğine yakılmış ağıtlı sözler. Önce doğayı, sonra insanı saran o tatlı hüzün...
başlangıcım.
portekizce outono, ingilizcede autumn anlamındadır bende ise karşılığı ne giysem acabadır...
yalancıdır.
ahhh yitip giden diye ufka dalıp bir sigara yakmadan bari bir kuru dal, bir yağmur beklenmesi gereken mevsim. av sezonu erken açıldı sanırım.
yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlayan en hüzünlü mevsimdir. duygularınız siz istemesenizde hüzün rotasını göstermeye başlar ve artık yapacak birşeyiniz yoktur. eski sevgililer- eski hatıralar hatırlanır, grip ve sebepsiz halsizlik eşliğinde kışa varılır.
güzeldir.
güzeldir.
etekler
opak çoraplar
hırkalar
ince kazaklar.
olm sen ne güzel bi mevsimsin lennnnn.
opak çoraplar
hırkalar
ince kazaklar.
olm sen ne güzel bi mevsimsin lennnnn.
şimdiye kadar izlediğim en güzel film.
parklardaki oturaklarda vakit geçirme mevsimi.
--spoiler--
Yaz biterken, yazın tatlı akşamüstüleri, yerini soğuk, gergin, bunalımda bir havaya bırakıyor. sonbahara doğru hava ergenliğe giriyor, bunun acısını biz insanlar çekiyoruz. Bense hangi mevsimi daha çok sevdiğim sorusunu cevaplama isteğimi çoktan kaybettim. cevapsız sorulardan biriydi o.
Geçen hafta bu yeni mahalleye taşınalı bir yıl oldu. ben bu bir yıl içerisinde gerek zaman olmayışından, gerekse meraksızlıktan mahalleyi keşfe çıkamadım. tek bildiğim yer, evle ana yol arasındaki yol, bir de servisi beklediğim yer ve çevresi. caminin yanında bekliyorum servisi, tam köşede. aşağıya doğru ise bir yol iniyor. benim dün akşamüstü canım sıkılmasaydı, belki de yolun sonundaki parkı hiç keşfedemeyecektim.
Akşamüstü keşfime saat 4te başladım, zaten parkı görünce içimde oturma isteği oluştu, böylece mahalle keşfi de başlamadan bitmiş oldu.
Klasik bir mahalle parkıydı burası. üst kısmında zamanla kırmızı boyası dökülmüş, paslanmış demirleriyle bir çocuk parkı; alt kısmında ise çoğu zaman mahalle kadınlarının oturup çekirdek çitlediği, dedikodu yaptığı oturaklardan oluşan, kadınlar parkı. en azından ben öyle tahmin ediyorum, yerdeki çekirdek kabuklarına bakarak. tabi ara sıra telefonlarından arabesk rep açıp, oturağın oturulan yerine ayaklarını koyup, yaslanılan yerin üstüne oturan ergenlerin mekanı da olabilirdi burası. emin değildim. Neden oturulan yere oturmadıklarını ise bir gün içlerinden birisine sorup, iyi bir dayak yiyeceğim ya neyse.
6gen şeklindeki üstü kapalı oturakların hepsi boştu. parkta da hiç çocuk yoktu. terk edilmiş gibiydi sanki park. neyse, bu da benim işime geliyordu zaten. en köşedeki en temiz görünen oturağa oturdum. Ah gerçekten ne kadar da keyifli bir yerdi burası. Ergenliğe girmiş doğanın depresif, bulutlu havasına baktım. çoğu insanın içini karartan bu hava, beni daha çok düşünmeye, gerçek hayatla daha çok yüzleşmeme olanak sağlıyordu. Sessiz sokaklar. evlerine çekilmiş insanlar. Eserken tüylerinizi ürperten rüzgar. dokunsanız ağlayacak bulutlar. tam benim havamdı bu. sanki korkunun fiziksel biçimiydi. hava durumunu sunan kadının yarın hava korkulu olucak demesi gibiydi. O an kitabımı yanıma almadığım için çok kızdım kendime. burada çok güzel okunurdu haa. yok yok. oturamazdım ben böyle. bi kere girmiş aklıma. dayanamdım da sonra zaten, eve kitabımı almaya gittim. 2 dakikalık yol, nolucaktı yani?
En son okuduğum kitap, yatağımın başucunda duruyordu. Aldım kitabımı, bir de buz dolabından probis aldım, atıştırmalık. az sonra ulaşacağım nirvanadan şimdiden haz duymaya başladım. yuppiydi hayat artık benim için. evden dışarı çıktım. park yoluna koyuldum. tam parkın girişinde duruverdim istemsizce. bakakaldım öyle.
Karşımda duruyorlardı. Birbirlerinden hoşlandığını zanneden, soğuk havaya inatla sarmaş dolaş sarılmış, iki genç, oturağımda oturuyordu. arkaları bana dönüktü. oğlan elini kızın beline dolamıştı, kızın da bir eli çocuğun omzunda. diğer ellerini de önlerinde buluşturduklarını tahmin ediyordum. Çaktırmadan öpüşüyorlardı, bence sevişiyorlardı. günün birinde de böyle çaktırmadan ölüp gideceklerdi. kimsenin de umrunda olmayacaktı. sırf üzerinden zaman geçti diye, değerlenecekti bu anlar, anı adını alacaktı.
Gıcık olmuştum bu ikiliye. Ha ne var yani ne gidin evinizde öpüşün yani sevgilisi olan var olmayan var? Kaldı ki, benim yerime oturmuşlardı. niye ki? Koskoca dünyada, sevişmek için neden benim mutlu olacağım bir yeri seçiyorsunuz ki? Sizin mutluluğunuz daha mı değerli yani?
istemiyordum bu yılışıkların keyfimi bozmasını. biraz sonra kalkar giderler, düşüncesiyle tatmin etmeye çalıştım kendimi. oturdum onların arkasındaki oturağa. bekledim. gitmediler. elimde olsa gidip onların olduğu çardağa oturacaktım, tam önlerine. dik dik bakacaklardı suratıma. ne diyeceklerdi ki? Gir buradan, sen buradayken sevişemiyoruz Bu ya da buna benzer bir şey söyleyeceklerdi, ya da mahcup bakışlarla kalkıp gideceklerdi. tabi, ben böyle bir şey yapabilecek cesarete sahip miyim? değilim. onların hemen arkasındaki çardağa oturarak zaten kendimce büyük bir cesaret örneği sergilemiş oldum. zaten arkaları dönük olmasa, oraya da oturamazdım.
Biraz sonra parka iki çocuk girdi. yüzleri kapkaraydı. sahi, neydi onları böyle yapan? genetik bir şey olduğunu sanmıyorum, akşama kadar sokakta oynamaktan olsa gerekti. pislikten mi yani? güneşten mi? bilmiyorum. ne zaman böyle bir çocuk görsem, ileride seri katil olabileceğine karşı şüphe oluşuyordu içimde. çocuklar ceplerinden çıkardıkları bir şeylerle, parkta oynamaya başladılar. dikkat etmedim.
Bizimkiler hala sevişiyordu. bir yandan da saçma sapan sevgi sözcükleri savuruyorlardı ortalığa. sessiz konuşuyorlardı, bir şey anlayamıyordum. iki çocuk da bir şeyler söylüyordu, ama garip bir şekilde bunlar beni hiç rahatsız etmiyordu. SAnki hepsi, bu ortamın olması gereken birer parçasıymış gibiydi. Keyfim büyük oranda kaçmış olsa da, kitabımı huzur içinde okuyordum. Bir süre sonra, önümdeki çiftin de, benim de bakışlarımız, reflex olarak çocuklardan yana döndü. biri diğerine Amuğaa goyum serkaan diye bağırıyordu. önümdeki çift biraz rahatsız olmuşlardı sonunda. Huzurlarının zedelenmesi sadistçe hoşuma gitmişti. Çocuğun serkana niye öyle bağırdığını anlayamamıştım. benim de önümdeki çifte öyle bağırasım gelmişti. içimden: amuğa goyuum gitsenize yaaa!
Bıkmıştım artık. hava da kararıyordu. oturduğum yerde iki büklüm olmuştum, oturan yerlerim ağırmaya başlamıştı. benim oturduğum yer kuş pisliğiyle doluydu, üstü açıktı, yerde de çekirdek kabukları vardı. önümdekilerin oturduğu -benim- yerim ise tertemizdi. salaklar. sinirlendim. probisimi yedim. kitap okuyamıyordum artık. Kalktım ben de sinirle. Parkın çıkışına doğru yürüdüm. tam evin yoluna koyulmuşken, çiftin yerimden kalktığını gördüm. ulan dedim. neyse. zaten artık oturamazdım oraya. götlerinin ısısından sıcacık olmuştur oturdukları yer. zaten artık bana aitliğini kaybetmişti o çardak. Sinir ve hayal kırıklığı içinde eve yürümeye devam ettim.
--spoiler--
--spoiler--
Yaz biterken, yazın tatlı akşamüstüleri, yerini soğuk, gergin, bunalımda bir havaya bırakıyor. sonbahara doğru hava ergenliğe giriyor, bunun acısını biz insanlar çekiyoruz. Bense hangi mevsimi daha çok sevdiğim sorusunu cevaplama isteğimi çoktan kaybettim. cevapsız sorulardan biriydi o.
Geçen hafta bu yeni mahalleye taşınalı bir yıl oldu. ben bu bir yıl içerisinde gerek zaman olmayışından, gerekse meraksızlıktan mahalleyi keşfe çıkamadım. tek bildiğim yer, evle ana yol arasındaki yol, bir de servisi beklediğim yer ve çevresi. caminin yanında bekliyorum servisi, tam köşede. aşağıya doğru ise bir yol iniyor. benim dün akşamüstü canım sıkılmasaydı, belki de yolun sonundaki parkı hiç keşfedemeyecektim.
Akşamüstü keşfime saat 4te başladım, zaten parkı görünce içimde oturma isteği oluştu, böylece mahalle keşfi de başlamadan bitmiş oldu.
Klasik bir mahalle parkıydı burası. üst kısmında zamanla kırmızı boyası dökülmüş, paslanmış demirleriyle bir çocuk parkı; alt kısmında ise çoğu zaman mahalle kadınlarının oturup çekirdek çitlediği, dedikodu yaptığı oturaklardan oluşan, kadınlar parkı. en azından ben öyle tahmin ediyorum, yerdeki çekirdek kabuklarına bakarak. tabi ara sıra telefonlarından arabesk rep açıp, oturağın oturulan yerine ayaklarını koyup, yaslanılan yerin üstüne oturan ergenlerin mekanı da olabilirdi burası. emin değildim. Neden oturulan yere oturmadıklarını ise bir gün içlerinden birisine sorup, iyi bir dayak yiyeceğim ya neyse.
6gen şeklindeki üstü kapalı oturakların hepsi boştu. parkta da hiç çocuk yoktu. terk edilmiş gibiydi sanki park. neyse, bu da benim işime geliyordu zaten. en köşedeki en temiz görünen oturağa oturdum. Ah gerçekten ne kadar da keyifli bir yerdi burası. Ergenliğe girmiş doğanın depresif, bulutlu havasına baktım. çoğu insanın içini karartan bu hava, beni daha çok düşünmeye, gerçek hayatla daha çok yüzleşmeme olanak sağlıyordu. Sessiz sokaklar. evlerine çekilmiş insanlar. Eserken tüylerinizi ürperten rüzgar. dokunsanız ağlayacak bulutlar. tam benim havamdı bu. sanki korkunun fiziksel biçimiydi. hava durumunu sunan kadının yarın hava korkulu olucak demesi gibiydi. O an kitabımı yanıma almadığım için çok kızdım kendime. burada çok güzel okunurdu haa. yok yok. oturamazdım ben böyle. bi kere girmiş aklıma. dayanamdım da sonra zaten, eve kitabımı almaya gittim. 2 dakikalık yol, nolucaktı yani?
En son okuduğum kitap, yatağımın başucunda duruyordu. Aldım kitabımı, bir de buz dolabından probis aldım, atıştırmalık. az sonra ulaşacağım nirvanadan şimdiden haz duymaya başladım. yuppiydi hayat artık benim için. evden dışarı çıktım. park yoluna koyuldum. tam parkın girişinde duruverdim istemsizce. bakakaldım öyle.
Karşımda duruyorlardı. Birbirlerinden hoşlandığını zanneden, soğuk havaya inatla sarmaş dolaş sarılmış, iki genç, oturağımda oturuyordu. arkaları bana dönüktü. oğlan elini kızın beline dolamıştı, kızın da bir eli çocuğun omzunda. diğer ellerini de önlerinde buluşturduklarını tahmin ediyordum. Çaktırmadan öpüşüyorlardı, bence sevişiyorlardı. günün birinde de böyle çaktırmadan ölüp gideceklerdi. kimsenin de umrunda olmayacaktı. sırf üzerinden zaman geçti diye, değerlenecekti bu anlar, anı adını alacaktı.
Gıcık olmuştum bu ikiliye. Ha ne var yani ne gidin evinizde öpüşün yani sevgilisi olan var olmayan var? Kaldı ki, benim yerime oturmuşlardı. niye ki? Koskoca dünyada, sevişmek için neden benim mutlu olacağım bir yeri seçiyorsunuz ki? Sizin mutluluğunuz daha mı değerli yani?
istemiyordum bu yılışıkların keyfimi bozmasını. biraz sonra kalkar giderler, düşüncesiyle tatmin etmeye çalıştım kendimi. oturdum onların arkasındaki oturağa. bekledim. gitmediler. elimde olsa gidip onların olduğu çardağa oturacaktım, tam önlerine. dik dik bakacaklardı suratıma. ne diyeceklerdi ki? Gir buradan, sen buradayken sevişemiyoruz Bu ya da buna benzer bir şey söyleyeceklerdi, ya da mahcup bakışlarla kalkıp gideceklerdi. tabi, ben böyle bir şey yapabilecek cesarete sahip miyim? değilim. onların hemen arkasındaki çardağa oturarak zaten kendimce büyük bir cesaret örneği sergilemiş oldum. zaten arkaları dönük olmasa, oraya da oturamazdım.
Biraz sonra parka iki çocuk girdi. yüzleri kapkaraydı. sahi, neydi onları böyle yapan? genetik bir şey olduğunu sanmıyorum, akşama kadar sokakta oynamaktan olsa gerekti. pislikten mi yani? güneşten mi? bilmiyorum. ne zaman böyle bir çocuk görsem, ileride seri katil olabileceğine karşı şüphe oluşuyordu içimde. çocuklar ceplerinden çıkardıkları bir şeylerle, parkta oynamaya başladılar. dikkat etmedim.
Bizimkiler hala sevişiyordu. bir yandan da saçma sapan sevgi sözcükleri savuruyorlardı ortalığa. sessiz konuşuyorlardı, bir şey anlayamıyordum. iki çocuk da bir şeyler söylüyordu, ama garip bir şekilde bunlar beni hiç rahatsız etmiyordu. SAnki hepsi, bu ortamın olması gereken birer parçasıymış gibiydi. Keyfim büyük oranda kaçmış olsa da, kitabımı huzur içinde okuyordum. Bir süre sonra, önümdeki çiftin de, benim de bakışlarımız, reflex olarak çocuklardan yana döndü. biri diğerine Amuğaa goyum serkaan diye bağırıyordu. önümdeki çift biraz rahatsız olmuşlardı sonunda. Huzurlarının zedelenmesi sadistçe hoşuma gitmişti. Çocuğun serkana niye öyle bağırdığını anlayamamıştım. benim de önümdeki çifte öyle bağırasım gelmişti. içimden: amuğa goyuum gitsenize yaaa!
Bıkmıştım artık. hava da kararıyordu. oturduğum yerde iki büklüm olmuştum, oturan yerlerim ağırmaya başlamıştı. benim oturduğum yer kuş pisliğiyle doluydu, üstü açıktı, yerde de çekirdek kabukları vardı. önümdekilerin oturduğu -benim- yerim ise tertemizdi. salaklar. sinirlendim. probisimi yedim. kitap okuyamıyordum artık. Kalktım ben de sinirle. Parkın çıkışına doğru yürüdüm. tam evin yoluna koyulmuşken, çiftin yerimden kalktığını gördüm. ulan dedim. neyse. zaten artık oturamazdım oraya. götlerinin ısısından sıcacık olmuştur oturdukları yer. zaten artık bana aitliğini kaybetmişti o çardak. Sinir ve hayal kırıklığı içinde eve yürümeye devam ettim.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar