1. .
    Onca kararsız yollardan sonra, yetkiler hakkında
    şaşırmış olarak, emin olmayarak özel bölgelerden,
    zavallı bir umudun, vefasız arkadaşların
    ve huzursuz düşlerin ardından,
    seviyorum gözlerimde hâlâ yaşayan katılığı,
    yüreğimde işitiyorum süvari adımlarımı,
    ısırıyorum uyuyan ateşi ve mahvolmuş tuzu,
    ve geceleri, atmosfersi karanlıkta ve uçucu üzünçte,
    arazi kampının nöbetçisiyim ben,
    gezginim, işe yaramaz dirençle silâhlanmışım,
    büyüyen gölgelerin ve titreyen kanatların arasında mahkum gibi
    hissediyorum var olduğumu, ve taştan kolum koruyor beni.

    Ağlayışın bilimleri arasında ve kokusuz
    şafaklarla tartışmalarımda şaşkın bir sunak vardır,
    ayın uyuduğu ıssız yatak odalarımda,
    miras kalan örümcekler ve bana şirin gelen çürüme arasında
    tapınıyorum kendi yitik varlığıma, noksan maddeme,
    gümüşten nabzıma ve sonsuz kaybıma.
    Islak üzüm alazlandı, ve onun mezar suyu
    titriyor hâlâ, ve o verimsiz miras,
    ve o hain mesken, duruyor orada hâlâ.

    Kim düzenledi külün törenini?
    Kim sevdi o yitik olanı, kim korudu en sonuncuyu?
    Babanın kemiklerini, o ölü geminin tahtasını,
    ve kendi sonunu, kaçışı bile,
    hüzünlü gücünü, acınası tanrısını?

    işte böyle bakıyorum o hayatsız ve acı dolu olan şeye,
    ve verdiğim o garip tanık ifadesine,
    acımasız etkisiyle ve tercih ettiğim
    unutuşun bu biçimi küle yazılmış,
    toprağa sunduğum isim, düşlerimin değeri,
    her gün bu dünyada, kış gözlerimle
    paylaştığım o sonsuz miktar.

    Pablo Neruda
    ... mulayim