bugün
- kolye140
- rüzgar11
- kader4
- cep telefonu11
- nokia10
- lale13
- cadılar bayramında ne olacaksınız18
- medine2
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver10
- kuş5
- var olmak için ne yaptınız12
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı21
- gece gece sinirlenmek4
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- billie eilish'in memeleri7
- mavi4
- rüzgar türbini2
- fil9
- dua6
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- at6
- türkiye'nin kıymeti bilinmemiş şarkıcıları2
- türk dizi tarihinin en kötü oyuncuları2
- duayı bencil bir iş haline getirmek5
- flamingo3
- kaplan17
- tabiat4
- güne psikolojik bir tespit bırak4
- evi ev yapan şeyler14
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- aslan15
- sevgili nedir7
- brezilya7
- istanbul esnafına selden 80 milyon tl destek3
- öğretmenlerin kravat takma zorunluluğu2
- z kusagi4
- gül7
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- kötüyü alaşağı etmek4
- bileklik19
- anın görüntüsü22
- pıtı atma4
- netflix asaf dizisi3
- cemil tugay6
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- yogartiksen39
- ankara8
- dizel araba yüzünden hayattan soğumak3
- elma5
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı9
FELSEFE KiTABI DA BEST SELLER OLABiLiRMiŞ
Avrupa'nın en sıcak romanı diye nitelendirilen, felsefe tarihini romanlaştıran 'Sofi'nin Dünyası' dilimizde yayınlandı. Sanırım dünya roman tarihi 'Gülün Adı'ndan Önce', 'Gülün Adı'ndan Sonra' diye yazılacak. Umberto Eco, Ortaçağ'ı bir dedektif romanı ritminde yazınca, birçok yazar, uzman da okunurluğun bu yoldan geçtiğini kabullenmişler.
Gerçeklerle masallar, fantazilerle günlük yaşam arasında gidip gelen Sofi'nin Dünyası romanı, Sofi'nin posta kutusunda bir zarf bulmasıyla başlar.
Zarfın içindeki bilgiler, onun kendini tanımasını, düşünmesini, evrenle ilgili sorular sormasını sağlar. Sofi'nin tekdüze, gündelik okul ve aile dünyası yeni, zengin bir boyut kazanır.
Hiç kuşkusuz uzun süre özellikle Alman dergilerinin best seller köşesinde birinci sırada yer alan Sofi'nin Dünyası, felsefe tarihini okullardaki hatta üniversitelerdeki soğuk yüzü ile sunmuyor, onu hayatın içine çekiyor, felsefecileryle yaşatıyor ve hayatın devam eden çizgisi içinde dünden bugüne getirerek, Sofi'ye felsefenin kuru, öğrenilmesi gereken müzelik bir bilgi değil, her zaman hayatla çakışık özelliğini ispatlıyor.
insanoğlu soru sormaya başlayınca felsefe yapmaya, dolayısıyla da felsefe öğrenmeye başlıyor. Jostein Gaarder, insanın bu tutkusunu keşfetmiş.
Gaarder, kitabının başına Goethe'nin insanı sarsan şu sözünü almış:
'Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır.'
Sofi'nin yer yer gündelik, yer yer sırlarla dolu düşünsel, fiziksel serüveni, düşüncelerin, felsefenin alabildiğine yoğun olduğu kitabı okumayı kolaylaştırıyor. O gerilim, merak içinde, felsefeyi, felsefecileri öğreniyorsunuz.
Gaarder, bir felsefeci, bir romancı, asıl önemli olanı da iyi bir pedagog, genç kuşağa, teenager'lara neyi, nasıl, hangi yolla ve hangi yöntemle öğreteceğini iyi biliyor.
Bazı eleştirmenler, kitabı Alis Harikalar Ülkesinde'nin doksanlı yıllardaki versiyonu olarak nitelendiriyorlar. Bir eleştirmen kitap için, "eski sorulara yeni cevaplar veren kitap" diyor.
Sofi'ye kalın, göz korkutan bir kitap verilmiyor, adım adım felsefe öğretiliyor.
Bir italyan dergisi de 'Gülün Adı'ndan (II nome della rosa) yola çıkarak 'II nome della filosofia' demiş. Buradan, herkesi, bir romana vereceğiniz küçük bir emekle Descartes'dan Hegel'e, Marx'tan Freud'a felsefe tarihini öğrenmenin zevkini tavsiye ediyorum.
Gaarder, ciddi bilgiyi, ille de ağır başlı bir metin içinde vermenin çağının geçtiğini iyi biliyor. Roman örgüsü içinde, düşüncelerin kendi ile düşünceyi üreten arasındaki hayati bağlara da yer vererek.
Romanın kahramanlardan biri ne diyor: "... Kristiansand'daki kütüphaneye gitmiş, orada gençler için yazılmış tek bir felsefe kitabı bulamamıştım."
Sofi'nin posta kutusunda 14 yaşında bulduğu zarftan çıkan 'Sen kimsin' sorusunu hepimiz soruyoruz, ama cevabını bulamıyoruz.
Gaarder, sizin bunu cevaplandırmanız için işi kolaylaştırmış ama basitleştirmemiş.
Bir solukta bitirmeseniz de, çağlar için zevkli bir yolculuk yapacağınız hoş bir felsefe tarihi/roman.
Avrupa'nın en sıcak romanı diye nitelendirilen, felsefe tarihini romanlaştıran 'Sofi'nin Dünyası' dilimizde yayınlandı. Sanırım dünya roman tarihi 'Gülün Adı'ndan Önce', 'Gülün Adı'ndan Sonra' diye yazılacak. Umberto Eco, Ortaçağ'ı bir dedektif romanı ritminde yazınca, birçok yazar, uzman da okunurluğun bu yoldan geçtiğini kabullenmişler.
Gerçeklerle masallar, fantazilerle günlük yaşam arasında gidip gelen Sofi'nin Dünyası romanı, Sofi'nin posta kutusunda bir zarf bulmasıyla başlar.
Zarfın içindeki bilgiler, onun kendini tanımasını, düşünmesini, evrenle ilgili sorular sormasını sağlar. Sofi'nin tekdüze, gündelik okul ve aile dünyası yeni, zengin bir boyut kazanır.
Hiç kuşkusuz uzun süre özellikle Alman dergilerinin best seller köşesinde birinci sırada yer alan Sofi'nin Dünyası, felsefe tarihini okullardaki hatta üniversitelerdeki soğuk yüzü ile sunmuyor, onu hayatın içine çekiyor, felsefecileryle yaşatıyor ve hayatın devam eden çizgisi içinde dünden bugüne getirerek, Sofi'ye felsefenin kuru, öğrenilmesi gereken müzelik bir bilgi değil, her zaman hayatla çakışık özelliğini ispatlıyor.
insanoğlu soru sormaya başlayınca felsefe yapmaya, dolayısıyla da felsefe öğrenmeye başlıyor. Jostein Gaarder, insanın bu tutkusunu keşfetmiş.
Gaarder, kitabının başına Goethe'nin insanı sarsan şu sözünü almış:
'Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır.'
Sofi'nin yer yer gündelik, yer yer sırlarla dolu düşünsel, fiziksel serüveni, düşüncelerin, felsefenin alabildiğine yoğun olduğu kitabı okumayı kolaylaştırıyor. O gerilim, merak içinde, felsefeyi, felsefecileri öğreniyorsunuz.
Gaarder, bir felsefeci, bir romancı, asıl önemli olanı da iyi bir pedagog, genç kuşağa, teenager'lara neyi, nasıl, hangi yolla ve hangi yöntemle öğreteceğini iyi biliyor.
Bazı eleştirmenler, kitabı Alis Harikalar Ülkesinde'nin doksanlı yıllardaki versiyonu olarak nitelendiriyorlar. Bir eleştirmen kitap için, "eski sorulara yeni cevaplar veren kitap" diyor.
Sofi'ye kalın, göz korkutan bir kitap verilmiyor, adım adım felsefe öğretiliyor.
Bir italyan dergisi de 'Gülün Adı'ndan (II nome della rosa) yola çıkarak 'II nome della filosofia' demiş. Buradan, herkesi, bir romana vereceğiniz küçük bir emekle Descartes'dan Hegel'e, Marx'tan Freud'a felsefe tarihini öğrenmenin zevkini tavsiye ediyorum.
Gaarder, ciddi bilgiyi, ille de ağır başlı bir metin içinde vermenin çağının geçtiğini iyi biliyor. Roman örgüsü içinde, düşüncelerin kendi ile düşünceyi üreten arasındaki hayati bağlara da yer vererek.
Romanın kahramanlardan biri ne diyor: "... Kristiansand'daki kütüphaneye gitmiş, orada gençler için yazılmış tek bir felsefe kitabı bulamamıştım."
Sofi'nin posta kutusunda 14 yaşında bulduğu zarftan çıkan 'Sen kimsin' sorusunu hepimiz soruyoruz, ama cevabını bulamıyoruz.
Gaarder, sizin bunu cevaplandırmanız için işi kolaylaştırmış ama basitleştirmemiş.
Bir solukta bitirmeseniz de, çağlar için zevkli bir yolculuk yapacağınız hoş bir felsefe tarihi/roman.
felsefe ders kitabından daha fazla bilgiyi daha cazip halde sunan, felsefe ile ilgilenen için eşi bulunmaz kaynak
okuyanların kafasını afedersiniz ama yarrak tarlasına çeviren beyin ancuklamasıda geçirtebilme özelliğine sahip felsefik bir kitaptır.
15-16 yaşlarında ismini çok duyduğum ama ne hikmetse bulupta okuyamadığım, geçen yaz tatile gittiğimde gece pazarında görüp "aaaa böyle bi kitap vardı,neymiş bakalım bu dünya" deyip, kışlık kitap stoğum için satın aldığım felsefe kitabı.
kitabın ilk yarısı'nı atlatırsanız, diğer yarısı çorap söküğü gibi okunuyo. hatta bazı yerlerde "vay seni çakal yazar, aferin lenn" bile diyebilirsiniz.
kitabın arka kapağında da şöyle yazar: "bütün gerçek filozofların gözleri hep açık olmalı. hiç beyaz karga görmemiş olsak da aramayı sürdürmeliyiz. günün birinde, benim gibi bir şüpheci bile daha önce inanmak istemediği bir olguyu kabul etmek zorunda kalabilir. bu olasılığın kapısını açık tutmasam, dogmatik biri olurdum. gerçek bir filozof olamazdım o zaman."
bi de bunun filmi vardır, fragmanından gördüğüm kadarıyla işin macera boyutuyla daha çok ilgilenilmiştir filmde.
kitabın ilk yarısı'nı atlatırsanız, diğer yarısı çorap söküğü gibi okunuyo. hatta bazı yerlerde "vay seni çakal yazar, aferin lenn" bile diyebilirsiniz.
kitabın arka kapağında da şöyle yazar: "bütün gerçek filozofların gözleri hep açık olmalı. hiç beyaz karga görmemiş olsak da aramayı sürdürmeliyiz. günün birinde, benim gibi bir şüpheci bile daha önce inanmak istemediği bir olguyu kabul etmek zorunda kalabilir. bu olasılığın kapısını açık tutmasam, dogmatik biri olurdum. gerçek bir filozof olamazdım o zaman."
bi de bunun filmi vardır, fragmanından gördüğüm kadarıyla işin macera boyutuyla daha çok ilgilenilmiştir filmde.
yıllar öne okuduğum kitap. şimdi düşünüyorum da olayı neydi mına koyim.
(bkz: ölü filozoflar kahvesi)
bir dönem felsefe dersiyle ya da hocasıyla başı belada olan lise gençliğinin dertlerine derman olan, okunmasada felsefe hocasının gözüne sokularak felsefenin hastasıyım imajı çizmeye yardımcı olan kitap.
yazılış amacı 14 yaşındaki çocuklara felsefe öğretmekmiş. ya bizim toplumumuz aptal ya da bunlar aşırı ileri zekalı ki kaç insan tanıyorum ki, bırak 14ü aklı kemale ermiş ve bu kitabı anlamamış.
kitabi okurken birden boyut degistiren kendimi bir saniyeliginede olsa sanki yasamaiyomusum gibi hissetmeme neden olan kitabin giris cumlesi olan "Sofi amundsen okuldan eve geliyordu" cumlesini defalarca okumamiza neden olan okumayan insanlarin topluma zarar oldugunu ve hepsinin toplanip bir cukura gomulup yakilmasi gerektigini dusundugum kitap
NOT: dunyada 2 tip insan vardir 1-sofinin dunyasini okumus olanlar 2-okuyacak olanlar
NOT: dunyada 2 tip insan vardir 1-sofinin dunyasini okumus olanlar 2-okuyacak olanlar
herşey güzel giderken hikayenin sonunda cıvıdığı eser. Sanki adam hastalanmış fantastic hayalleri olan ufak oğlu bitirmiş hikayeyi.
kitabı okurken, bir bir elin bedenime girerek kalbimi avuçlarının içine aldığını ve var gücü ile ezmeye çalıştığını düşündüğüm yorucu kitap.
kitap aslında bu.
ilk baştan felsefe tarihi üzerine bir kitap sanıyorsunuz.
Öyle zaten ama baska bir seyler daha var.
Adam boyut manyagı oluyor...
Böyle (bkz: ambele olmak) gibi bir şey...
Okunmalı...
ilk baştan felsefe tarihi üzerine bir kitap sanıyorsunuz.
Öyle zaten ama baska bir seyler daha var.
Adam boyut manyagı oluyor...
Böyle (bkz: ambele olmak) gibi bir şey...
Okunmalı...
Edebiyat hocası: "Arkadaşlar Sofinin Dünyasını okuyan varmı aramızda."
Ezik öğrenci: "Ben."
-Aferim aramızda kültürlü insanlar da varmış bakın hepiniz ot değilmişsiniz. Sözlü notuna 100 verecem.
- Ama bişey anlamadım.
- hmm(harbiden ezikmiş) Tamam arkadaşlar sözümü geri alıyorum sizden bi b.. olmaz.
Ezik öğrenci: "Ben."
-Aferim aramızda kültürlü insanlar da varmış bakın hepiniz ot değilmişsiniz. Sözlü notuna 100 verecem.
- Ama bişey anlamadım.
- hmm(harbiden ezikmiş) Tamam arkadaşlar sözümü geri alıyorum sizden bi b.. olmaz.
uygarlık tarihi hocamın, final sınavında soru soracak olması sebebiyle okumak zorunda bırakıldığım ama okumaya başladıktan sonra 'yok ya o kadar da kötü değilmiş' hissine kapıldığım, felsefeye tatlı bi yönden yaklaşan, insanı düşünmeye sevk eden, yaklaşık 600 sayfadan oluşan kitaptır..
lise hazırlıkta okuduğum, felsefeye dair attığım ilk adım ve bana felsefeyi sevdiren kitap. etkileyici bir çok cümlesinden aklımda kalan yeganesi ise kitaptaki bölümlerden birinin başında yazan:
"alev alev yanan bir güneşin etrafında dönmekten yorulmuş bir gezegen gibi..."
"alev alev yanan bir güneşin etrafında dönmekten yorulmuş bir gezegen gibi..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar