bugün
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar9
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri23
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- sevgiliyle girilmiş en saçma tartışmalar7
- kıskançlık krizi geçiren kadına yapılacak müdahale8
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu7
- ben sizin anonim9
- sözlük kadınlarının birbirini çekememesi8
- arkadaşlar neden beni kıskanıyorsunuz6
- hz isa'yı yaratan yumurta ve sperm yoktu4
- ahmet davutoğlu'na soruşturma açılması10
- s'i l v'e r m'i s t19
- insan olmaya ceyrek kala15
- enayimiknatisii12
- o kadar uğraşıp bir kavga çıkaramamak4
- hiç kimse fikirleri yüzünden hapis yatmasın3
- sözlükte kıskançlık oluyor hissi6
- mantı5
- sarapci koala60
- sözlükteki kıskanç teyzeler6
- bik bik'in usuldan herkese sallaması6
- sonbaharda yapılacak en iyi şey3
- kombin atıp kudurmamızı bekleyen kadın yazar6
- arkadaşlar döner mi yesem schnitzel mi9
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- escort bakmaya gideceklere tavsiyeler5
- sözlüğe adanmış bir ömür4
- sevgiliyle aynı iş yerinde çalışmak8
- transparan çorap giyen sözlük amcası4
- sözlük kızlarını kıskanan asosyal tipler5
- kombin atılınca kuduran erkek yazar5
- isa mesih7
- kolay gelsin denilen esnafın cevap vermemesi13
- herkes beni kıskanıyor4
- hanımlar5
- tarla satıp son model lüks araba almak5
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı4
- benim fotoğraf attığım gün sözlükte olay çıkması3
- masklavi'nin biraz gergin olması10
- esas kimliğini meyveli soda içerek gizleyen yazar5
- rakipleri gözaltına alıp seçim kararı almak12
- kıskançlık günah mıdır2
- hangi yazar tarafından kıskanılmak isterdiniz2
- muslettin amca4
- dindarların çoğunun fakir olması15
- birad2
- kira sözleşmesinde'e devlet dönemi5
- babası olmayan bi çocuğun annesi de yoktur2
- geçen sözlükte yaşanan kudurtan olay3
- 3 eylül 2026 tüik enflasyon açıklaması2
leonardodi caprio'nun oynadığı ve şizofren insanları konu alan bir film.
uzun zamana dayanan bir merak ediş süreci sonunda dün oturup dillere destan olan zindan adası nı izledim.
şaşırtıcı sonu olan filmler listesinde sıkça gözüme çarpar olmuştu, ki buda izleme isteğimi günden güne arttırıyordu. e martin scorsese de sevdiğim yönetmenlerden olduğundan.
oturdum izledim.
sonuç : i;yi bir gizem filmi.
gerilim filmi diyemeyeceğim fakat filmin başlangıcındaki gemi düdüğüne benzer sesin beni biraz gerdiğinide itiraf etmeliyim, tabii gerilim filmi olmasada bir çok gerilim filmine bin basacağıda aşikar.
scorsesenin sevdiğim filmleri listesinde ilk 3 e giren bir film diyebilirim. ilk sırada tabii ki taksi şoförü var.
her neyse.
oyuncu seçimleri bi çok filminde olduğu gibi bu filmdede iyidi scorsese nin, leonardo di caprio iyi bir oyunculuk çıkarmış evet ama bir çok aktörün iyi bir oyunculuk çıkarabileceği bir roldü tedd rolü. hatta filmi izlerken sık sık bu rölde adrien brody oynasaydı da güzel olurdu, christian bell oynasaydı da iyi olabilirdi, edward norton oynasaydı hoş olurdu.. gibi bir sürü kişi geldi geçti aklımdan. scorsesenin robert de niro dan sonra en favori oyuncusu leonardo olduğu için bu rolüde o kapmış. ama leonardo da olmuş yani olmamış değil. onun yanı sıra ben kingsley ve mark ruffalo da cuk oturmuş nerdeyse. özellikle mark ruffalo. filmin sonlarına doğru ruffalonun oynadığı chuck karakteri bizde iki yüzlü bir kişilik izlenimi uyandırıyor. filmin sonundaki her iki ihtimaldede chuck yalancı biri oluyor. ve ruffalo'nun film boyunca bütün ifadesi bu kişiliğe tamamen ayak uyduruyor. .
ayrıca bu filmin, gizemli nehirin yazarı dennis lehanenin kitabından uyarlama olduğunuda bilmekte fayda var.
kitabı okumuş olanlar bilir, çevirisi biraz kötü olmuş olsa da kitabın ilk giriş kısmı oldukça güzeldir. bir adamın günlüğünden başlayan 4-5 sayfa. fakat filmde bu yoktur, gemide başlar direkt.
her zaman kitapların filmlerden daha iyi olduğunu düşünsem de bu sefer bunu söyleyemeyeceğim. film görselliği oldukça iyi kullanarak kitapta hayal edemediğimiz bir çok kısmı daha iyi anlamlandırmamızı sağlıyor. hatta lehane sanki birisi bunu mutlaka filme çeker zaten çok uzun uzadıya anlatıp, betimlemeye gerek yok der gibi yazmış.
şimdiye kadar onlarca sürpriz sonlu filmler izlemişizdir. zindan adasını izlerkende filmin sonunun sürpriz bi şekilde biteceğini filmin ilk yarısından sonra aşikar bir hal alıyor zaten ama bu beklenmişliği kötü bir hale sokmadan işi kotarabilmek filmi güzel yapan şey zaten.
filmin eksik yanlarına gelecek olursak, ilk olarak en başından en sonuna kadar filmde yer alan, hatta yapıtaşlardan biri diyebileceğimiz 'nazizm temasi' biraz havada kalıyor. tabii dersenizki bir gerilim filminde nazizime daha farklı nasıl dokunup içini doldurabilirdi? bilmiyorum ben de ama artık o kadar çok filmde nazizime ucundan dokunup sebep haline getirilip orada bırakılıyor ki insan biraz farklı şeyler bekler hale geliyor. yinede bir çoğuna gore bu dokundurma hem sanatsal hemde siyasal olarak iyiydi.
filmin görüntü yönetiminin de oldukça basarili olduğunu söylemeden geçmemek gerek. fazlasıyla doyurucu oluyor bu konuda.
gelgelelim filmin sonuna. beklenildiği üzere sürprizlerin ardı arkası kesilmiyor, yok canım, yuh artık, ohoo, hobaa.. gibi tepkilerinizin ardından yavaş yavaş tüm mevzuyu çözmeye başlıyorsunuz, ama hala içinizde bir kurt dolanıp duruyor oluyor. bu işin altında bir bit yeniği olduğundan eminsiniz.
zaten film sonlandığında bir çok şeyin yoruma açık bırakılması ilk başta size biraz sinirlendirse de biraz düşündüğünüzde bunu bir sona bağlasaydı pek hoş olmazdı zaten canım diyebiliyorsunuz.
tedd'in bir hasta mı olduğu yoksa her şeyin bir oyun mu olduğunu anlandıramıyorsunuz.
fakat bir filmde izleyiciler her zaman başrolün iyiliğini ve haklılığını düşündüğünden buradada aslında tedd'in hasta olmadığını ama buna inandırıldığını düşünüyorsunuz. filmin sonlarında tedd'in mağaradaki doktor kadınla konuşması aklınıza geldiğinde buna dahada inanıyorsunuz aslında. kadın tedd'e seni buraya kapatacaklar, delirdiğine inandıracaklar herkesi, ve herkes onun yaşadıkları kimin başına gelse delirirdi zaten diyecek demişti.
bunu düşününce her şeyin tedd'e kurulmuş bir tuzak olduğunu düşünüyorsunuz. fakat filmi daha dikkatli izlediyseniz ya da ikinciye izlediyseniz aslında filmin en başından beri tedd'in ortağı chuck'ın ve film boyunca konuştuğu aklı başında her kesin tedd'e karşı hep öğütvari ve onu iyileştirici sakinleştirici, mantıklı düşünmeye çalıştırıcı konuştuğunu fark ediyorsunuz. ki tedd'in fazlasıyla yaraları olan biri olduğunuda düşünürsek aslında onun bir hasta olma olasılığı gittikçe güçleniyor.
tam bunu düşünürken filmin sonunda chuck'ın tedd diye seslenmesi üzerine yine bir şüpheye düşüyorsunuz.
film bitiyor ve siz şüphelerinizle başbaşa kalıyorsunuz.
film baştan sona kadar her iki olasılığada aynı ağırlıkla sebepler koyuyor, filmin sonunda tedd'in hasta mı olduğu yoksa her şeyin bir oyun mu olduğu konusunda başabaş bir durum çıkıyor ortaya. siz hangisine inanmak istiyorsanız demek böyle bir şeydir zaten.
birinin daha baskın olması yönetmenin size aslında inandırmak istediği bir sonucun olduğunu ama biraz düşünmenizi sağlamaya çalışması demektir. ama aksine bu filmde sonu sizin inandığınıza gore şekillenebilecek.
son olarak filmde kullanılan müziklerinde hoş olduğunu söylemem gerek. kısacıkta olsa kay stardan "wheell of fortuna" u duymak çok hoştu. müzikler tam bir 50'ler 60'lar abd sineması gerilim klasiği tadında.
not: filmin sonunda tedd'in chucka söylediği şu söz ise hoşa gidilesi türden. is it better to live like a monster or die a good man?
not2: leonardo di caprio'nun her filmin sonunda ölmesine alışık olduğumuzdan bu filmin sonu bu açıdanda bizi şaşırtabilir.
film seyredilmelidir.
güzeldi
şaşırtıcı sonu olan filmler listesinde sıkça gözüme çarpar olmuştu, ki buda izleme isteğimi günden güne arttırıyordu. e martin scorsese de sevdiğim yönetmenlerden olduğundan.
oturdum izledim.
sonuç : i;yi bir gizem filmi.
gerilim filmi diyemeyeceğim fakat filmin başlangıcındaki gemi düdüğüne benzer sesin beni biraz gerdiğinide itiraf etmeliyim, tabii gerilim filmi olmasada bir çok gerilim filmine bin basacağıda aşikar.
scorsesenin sevdiğim filmleri listesinde ilk 3 e giren bir film diyebilirim. ilk sırada tabii ki taksi şoförü var.
her neyse.
oyuncu seçimleri bi çok filminde olduğu gibi bu filmdede iyidi scorsese nin, leonardo di caprio iyi bir oyunculuk çıkarmış evet ama bir çok aktörün iyi bir oyunculuk çıkarabileceği bir roldü tedd rolü. hatta filmi izlerken sık sık bu rölde adrien brody oynasaydı da güzel olurdu, christian bell oynasaydı da iyi olabilirdi, edward norton oynasaydı hoş olurdu.. gibi bir sürü kişi geldi geçti aklımdan. scorsesenin robert de niro dan sonra en favori oyuncusu leonardo olduğu için bu rolüde o kapmış. ama leonardo da olmuş yani olmamış değil. onun yanı sıra ben kingsley ve mark ruffalo da cuk oturmuş nerdeyse. özellikle mark ruffalo. filmin sonlarına doğru ruffalonun oynadığı chuck karakteri bizde iki yüzlü bir kişilik izlenimi uyandırıyor. filmin sonundaki her iki ihtimaldede chuck yalancı biri oluyor. ve ruffalo'nun film boyunca bütün ifadesi bu kişiliğe tamamen ayak uyduruyor. .
ayrıca bu filmin, gizemli nehirin yazarı dennis lehanenin kitabından uyarlama olduğunuda bilmekte fayda var.
kitabı okumuş olanlar bilir, çevirisi biraz kötü olmuş olsa da kitabın ilk giriş kısmı oldukça güzeldir. bir adamın günlüğünden başlayan 4-5 sayfa. fakat filmde bu yoktur, gemide başlar direkt.
her zaman kitapların filmlerden daha iyi olduğunu düşünsem de bu sefer bunu söyleyemeyeceğim. film görselliği oldukça iyi kullanarak kitapta hayal edemediğimiz bir çok kısmı daha iyi anlamlandırmamızı sağlıyor. hatta lehane sanki birisi bunu mutlaka filme çeker zaten çok uzun uzadıya anlatıp, betimlemeye gerek yok der gibi yazmış.
şimdiye kadar onlarca sürpriz sonlu filmler izlemişizdir. zindan adasını izlerkende filmin sonunun sürpriz bi şekilde biteceğini filmin ilk yarısından sonra aşikar bir hal alıyor zaten ama bu beklenmişliği kötü bir hale sokmadan işi kotarabilmek filmi güzel yapan şey zaten.
filmin eksik yanlarına gelecek olursak, ilk olarak en başından en sonuna kadar filmde yer alan, hatta yapıtaşlardan biri diyebileceğimiz 'nazizm temasi' biraz havada kalıyor. tabii dersenizki bir gerilim filminde nazizime daha farklı nasıl dokunup içini doldurabilirdi? bilmiyorum ben de ama artık o kadar çok filmde nazizime ucundan dokunup sebep haline getirilip orada bırakılıyor ki insan biraz farklı şeyler bekler hale geliyor. yinede bir çoğuna gore bu dokundurma hem sanatsal hemde siyasal olarak iyiydi.
filmin görüntü yönetiminin de oldukça basarili olduğunu söylemeden geçmemek gerek. fazlasıyla doyurucu oluyor bu konuda.
gelgelelim filmin sonuna. beklenildiği üzere sürprizlerin ardı arkası kesilmiyor, yok canım, yuh artık, ohoo, hobaa.. gibi tepkilerinizin ardından yavaş yavaş tüm mevzuyu çözmeye başlıyorsunuz, ama hala içinizde bir kurt dolanıp duruyor oluyor. bu işin altında bir bit yeniği olduğundan eminsiniz.
zaten film sonlandığında bir çok şeyin yoruma açık bırakılması ilk başta size biraz sinirlendirse de biraz düşündüğünüzde bunu bir sona bağlasaydı pek hoş olmazdı zaten canım diyebiliyorsunuz.
tedd'in bir hasta mı olduğu yoksa her şeyin bir oyun mu olduğunu anlandıramıyorsunuz.
fakat bir filmde izleyiciler her zaman başrolün iyiliğini ve haklılığını düşündüğünden buradada aslında tedd'in hasta olmadığını ama buna inandırıldığını düşünüyorsunuz. filmin sonlarında tedd'in mağaradaki doktor kadınla konuşması aklınıza geldiğinde buna dahada inanıyorsunuz aslında. kadın tedd'e seni buraya kapatacaklar, delirdiğine inandıracaklar herkesi, ve herkes onun yaşadıkları kimin başına gelse delirirdi zaten diyecek demişti.
bunu düşününce her şeyin tedd'e kurulmuş bir tuzak olduğunu düşünüyorsunuz. fakat filmi daha dikkatli izlediyseniz ya da ikinciye izlediyseniz aslında filmin en başından beri tedd'in ortağı chuck'ın ve film boyunca konuştuğu aklı başında her kesin tedd'e karşı hep öğütvari ve onu iyileştirici sakinleştirici, mantıklı düşünmeye çalıştırıcı konuştuğunu fark ediyorsunuz. ki tedd'in fazlasıyla yaraları olan biri olduğunuda düşünürsek aslında onun bir hasta olma olasılığı gittikçe güçleniyor.
tam bunu düşünürken filmin sonunda chuck'ın tedd diye seslenmesi üzerine yine bir şüpheye düşüyorsunuz.
film bitiyor ve siz şüphelerinizle başbaşa kalıyorsunuz.
film baştan sona kadar her iki olasılığada aynı ağırlıkla sebepler koyuyor, filmin sonunda tedd'in hasta mı olduğu yoksa her şeyin bir oyun mu olduğu konusunda başabaş bir durum çıkıyor ortaya. siz hangisine inanmak istiyorsanız demek böyle bir şeydir zaten.
birinin daha baskın olması yönetmenin size aslında inandırmak istediği bir sonucun olduğunu ama biraz düşünmenizi sağlamaya çalışması demektir. ama aksine bu filmde sonu sizin inandığınıza gore şekillenebilecek.
son olarak filmde kullanılan müziklerinde hoş olduğunu söylemem gerek. kısacıkta olsa kay stardan "wheell of fortuna" u duymak çok hoştu. müzikler tam bir 50'ler 60'lar abd sineması gerilim klasiği tadında.
not: filmin sonunda tedd'in chucka söylediği şu söz ise hoşa gidilesi türden. is it better to live like a monster or die a good man?
not2: leonardo di caprio'nun her filmin sonunda ölmesine alışık olduğumuzdan bu filmin sonu bu açıdanda bizi şaşırtabilir.
film seyredilmelidir.
güzeldi
kişinin dramından dolayı finali sarsıcı olan film. fight club, a beatiful mind ve özellikle mementodan sonra izlenince sonunu daha kolay tahmin edebiliyorsunuz. zaten filmin üçte biri bitince mantıksızlıklar başlıyor ki vaziyetin şizofrenik bir hal aldığını anlayabiliyorsunuz.
martin scorsese yönetmenliğinde 2010 yapımı bir leonardo dicaprio filmi. son anda bile insana "acaba?" dedirten sahnelere sahip tavsiye edilesi bir film.
psikopat bir film,izleyin izlettirin.
--spoiler--
filmin başından beri rahatça anlaşılıyor ki bizim teddy numarayla(kendisi hasta tabi)şerif olarak adaya getirilmiş.. kaçan kimse yok, her şey ayarlanmış bir oyun doktoruyla beraber geliyor ve dikkatlice bakarsanız doktor gemide bile karın var mı diye soruyor, kaybolan rachen falan yok, bulundugu odada zaten 2 ayakkabı duruyor duran ayakkabılar erkek ayakkabısı ve polislerin yanına arama yaptıkları yere gidiyorlar ama bütün polisler çimlerde yatmış kimiside taş sektiriyor çünkü aranacak kimse yok...
sorgulama sırasında herkes gülüyor, izne giden doktoru arayamıyorlar çünkü doktor zaten yanında bizim şerif yardımcısı chuck..
--spoiler--
filmin başından beri rahatça anlaşılıyor ki bizim teddy numarayla(kendisi hasta tabi)şerif olarak adaya getirilmiş.. kaçan kimse yok, her şey ayarlanmış bir oyun doktoruyla beraber geliyor ve dikkatlice bakarsanız doktor gemide bile karın var mı diye soruyor, kaybolan rachen falan yok, bulundugu odada zaten 2 ayakkabı duruyor duran ayakkabılar erkek ayakkabısı ve polislerin yanına arama yaptıkları yere gidiyorlar ama bütün polisler çimlerde yatmış kimiside taş sektiriyor çünkü aranacak kimse yok...
sorgulama sırasında herkes gülüyor, izne giden doktoru arayamıyorlar çünkü doktor zaten yanında bizim şerif yardımcısı chuck..
--spoiler--
eternal sunshine of the spotless mind ya da requiem for a dream gibi salak saçma filmleri efsane yapan kitlenin izlemesi gereken süper ötesi film.
o kadar çarpıcıdır ki birkaç gün aklınızdan şüphe etmenize sebep olur. vurdulu kırdılı aranmayanlara tavsiyedir.
olmamız istenen insan olmaya nasıl zorladığımız konusunda harika bir ders veren film.
(bkz: das cabinet des dr caligari)
bana göre tekrar tekrar izlenmesi gereken bir film. zaten bi kere izleyince öyle çok kafan karışıyo ki ikincide tadını çıkararak izleyebiliyosun ancak.
memento gibi etkileyici bir kurgu ile kafa karıştıran, tahmin edilemeyen, kesinlikle izlenmesi gereken film.
leonardo di caprio'nun oynadığı filmlere kötü diyemem. güzel bir film. psikolojik film sevenlere tavsiye ederim. ayrıca not, son dakikaya kadar pek birşey anlamıyorsunuz.
Aksiyon sevenlerin izlememesi gereken bir film. yok kafam sikilsin ben hic bir sey anlamiyim diyenlerin izlemesi gereken bir film. bir aksiyon sever olarak bosa harcadigim 2 saat.
sinemadan anlamayanların anlamadığı filmdir.
--spoiler--
adamın şizo olduğunun altının çizildiği,göze sokulduğu,o yamaç sahnesi bence.
o farelerin yamacı sarmasını geçtim,dolares ayakabısız çıktı diyorlardı,ilk mağaraya girdiğinde martin amca hatunun ayaklarına zoomlayarak onu gözümüze sokmasının ardından,sabah kalktığında ablanın ayakkabısı vardı.
--spoiler--
adamın şizo olduğunun altının çizildiği,göze sokulduğu,o yamaç sahnesi bence.
o farelerin yamacı sarmasını geçtim,dolares ayakabısız çıktı diyorlardı,ilk mağaraya girdiğinde martin amca hatunun ayaklarına zoomlayarak onu gözümüze sokmasının ardından,sabah kalktığında ablanın ayakkabısı vardı.
--spoiler--
film bitince kafanız olur karman çorman, beyin amcıklaması geçirmiş bi halde "vay amk ne filmmiş be" diyeceğiniz sürükleyici bi başyapıt.
çok sıra dışı ve değişik bir filmdir.
izleyeli 10 dk oluyor ama daha yeni yeni toparlıyorum filmi kafamda...
izleyeli 10 dk oluyor ama daha yeni yeni toparlıyorum filmi kafamda...
izlerken insanı şizofrene bağlayan film.
ikinci kez izlendiğinde ilk seferde atlanılan detayların yakalanması zevkli olan martin scorsese' filmi. yönetmeni tanıdığım yok artistlik olsun diye yazdım.
--spoiler--
film izleme esnasında, arkadaşımın "bu rachel kadınsa, odasındaki ayakkabılar neden erkek ayakkabısı?" diye güzel bir noktaya parmak bastığında, leonardo'nun şizo olacağı aklımın ucundan bile geçmezken, "böyle film mi olur amk? nasıl gözden kaçar böyle bi şey?" diye filme sövdüm. amma velakin sonunda göt oldum.
ayrıca leonardo fenerin oralarda rachel'ı ararken polislerin oturuyor olması, muhabbet etmesi, taş sektirmesi sırasında "bunlar ne b*ka yarıyo yae?" diye sesli bir biçimde düşündüğümde, filmin sonunda ağzım açık kalmıştır. zira kayıp kimse yoktur.
--spoiler--
günlerce akıldan çıkmayan, kafayı yemeye sebebiyet verebilecek derecede muhteşem bir kurguya sahip, çok fazla ince ayrıntı içerdiğinden, dikkatle izlenmesi gereken harika bir başyapıt.
film izleme esnasında, arkadaşımın "bu rachel kadınsa, odasındaki ayakkabılar neden erkek ayakkabısı?" diye güzel bir noktaya parmak bastığında, leonardo'nun şizo olacağı aklımın ucundan bile geçmezken, "böyle film mi olur amk? nasıl gözden kaçar böyle bi şey?" diye filme sövdüm. amma velakin sonunda göt oldum.
ayrıca leonardo fenerin oralarda rachel'ı ararken polislerin oturuyor olması, muhabbet etmesi, taş sektirmesi sırasında "bunlar ne b*ka yarıyo yae?" diye sesli bir biçimde düşündüğümde, filmin sonunda ağzım açık kalmıştır. zira kayıp kimse yoktur.
--spoiler--
günlerce akıldan çıkmayan, kafayı yemeye sebebiyet verebilecek derecede muhteşem bir kurguya sahip, çok fazla ince ayrıntı içerdiğinden, dikkatle izlenmesi gereken harika bir başyapıt.
Her defasında anladım sandığım lakin her defasında anlamadığım bir nokta kaldığını farkettiğim filmdir.
hayır herkes de hikayenin sonunu bilmesine rağmen izliyor. bir vatandaş da hikayenin sonunu bilmemesine rağmen izlesin. gerçekten zeka dolu işler. saygımdan bacağım titriyor şu an. memem olsa okşatırım hafiften.
sonu tahmin edilebilen bir film bence. ben filmi almadan sonunu tahmin ettim, almadım.
sonu tahmin edilebilen bir film bence. ben filmi almadan sonunu tahmin ettim, almadım.
sonunu başından anlamıştım zaten diyen arkadaşlara şaşırıp kalıyorum. arkadaşım filmin sonu zaten açık nereye çekersen oraya gider. o senin hayal dünyana kalmış. neye inanmak istersen ona inanırsın ve kendi kafan da bi son yaratırsın kendine. sen bu olayı filmin başında veya ortasında nasıl çözdün? neyse film gayet başarılıdır. oyunculuklar, senaryo, gerilim herşey tadında olmuş. izlemek için biraz geç kalmışım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar