bugün
- velvet34
- migros'a sorulacak tek soru13
- kliniğe gittim klinikten geldim6
- victor osimhen15
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi5
- tostumu yaptım5
- sadece sözlük kızları tarafından açık oylanmak4
- arkadaşlar çok hastayım ya3
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması6
- now tv neden gelmedi3
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması11
- fenerbahçe biraz sert biraz katı13
- koşer ürün alan müslüman2
- kadınlardaki aşırı özgüvenin nedeni6
- livakovic'in barcelona transferi5
- sözlük ne zaman bu kadar sıkıcı hale geldi3
- dincinin içinde yaşadığı hasta hayal dünyası4
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi4
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı6
- osuruktan şiirler58
- ikinci entrynin başlık üzerindeki muazzam etkisi2
- adnan menderes'in yıktırdığı tarihi eserler3
- aleksey batrakov20
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip14
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- genelev3
- abdullah öcalan13
- yasakçı zihniyet15
- ekşi sözlük21
- bik bik kız kaçırdı9
- alparslan kuytul13
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- babo dünyayı düzdün doymadın4
- tarhana çorbası7
- yazarlara gelen son mesaj3
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti8
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması10
- yılmaz güney filmleri6
- ismail kartal16
- kredi kartı2
- avanosun nevşehirde olması5
- yıllık izin3
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- ona bir şey söyle5
- bugün ne yapsam9
- reels izleme bağımlılığı6
- yılmaz güney büyüklüğü4
- her şeyi hatırlayan insan9
bir elmanın iki yarısı.
en kallavi mfö parçası. sözlerin tamamı şöyledir efenim;
Sen ve ben, aynı şeyleri düşünürken
Aynı şeylere üzülüp, aynı şeylere sevinirken
Sen ve ben, anlaşamadık gitti, sonunda bitti
Resmin kalsın yeter
Ben hala yalnız ve çılgınlar gibi
Ben hala yalnız ve çılgın
Bu gemi nereye nereye gider
Kimler iner, kimler biner, bilinmez bilinmez
Sen ve ben, aynı şeyleri düşünürken
Aynı şeylere üzülüp, aynı şeylere sevinirken
Sen ve ben, anlaşamadık gitti, sonunda bitti
Resmin kalsın yeter
Ben hala yalnız ve çılgınlar gibi
Ben hala yalnız ve çılgın
Bu gemi nereye nereye gider
Kimler iner, kimler biner, bilinmez bilinmez
(bkz: Me And Mrs Jones)
ve o.
Yirminci yüzyılın büyük sanatçıları, büyük yazarları da, kendi çağlarına bağlı kalmanın vefasıyla tek tek kopup gitmeye başladılar dünyadan...
Tennessee Williams, bir türlü vazgeçemediği bunalımları ve yalnızlıklarıyla bir otel odasında yanlışlıkla yuttuğu bir tüp kapağının nefes borusunu tıkaması yüzünden, arasına düştüğü iki koltuk ortasında çırpına çırpına boğularak öldü...
Yaşamadığı acı ve görmediği başarı kalmamışlardandı. Ne yapıtları, ne ünü, ne serveti, mutluluğun m'sini bile tatmasına yetmemişti. Yana yana ışıldamanın şehvetine, iç benliğini olduğu gibi feda etmiş ve iç benliğinin yangını da, ister istemez çağının gözlerini kamaştırmıştı. Yetmiş yıllık bir yaşam kül olup gitti ve o külden artık hiç sönmeyecek beş on yıldız kaldı insanlığa...
* * *
Koestler, dünyayı neden kendisinden daha akılsızların yönettiği sorgusunun çengellerinde, belalardan belalara savrularak, o çengellerdeki soruları çözmek için uğraştı durdu. Nerede neye inandığını, nerede neden aldandığını, politikaya sığınmadan ve politikadan korkmadan söyleyebilecek büyüklükte yazarlardandı. Çağın politika kadrolarından çok daha üst düzeyde bir entelektüel olmasının dramlarını yaşadı ve yetmiş sekiz yaşında, karısıyla birlikte intihar etti. Ölüleri, salonlarında yanyana iki koltuğa uzanmış olarak bulundu. Zaten ikisi de, son zamanlarda acı çekmeden intihar etmeye kalkmanın da, insanlar için bir hak olduğunu savunuyorlardı.
* * *
Bu arada onlardan yirmi otuz yıl daha yaşlı bir ozan da öldü: Paul Geraldy...
Geraldy, ne Tennessee Williams gibi insan yüreğindeki cehennemlerde tepişen zebanilerin yazarıydı; ne Koestler gibi çağ politikasının çöp tenekelerini, altında kalma pahasına, tekmeleyip devirmeye çalışmış bir yazar idi...
O, ilk aşkların ilt pastası üstündeki kremalı çikolata gibi idi...
1885'te doğmuş ve ilk ünlü şiir kitabı "Sen ve Ben"i, Tennessee Williams'ın doğumundan bir yıl önce yayınlamıştı. Ve Hıfzı Topuz'un kalemiyle Türkiye'de yayınlanmış son -aynı zamanda beki de ilk- röportajında belirttiği gibi, doksanı aşkın yaşına kadar da, yaşamını ayakta tutan geliri, o kitapçığından sağlamıştı...
"Sen ve Ben", 1913'ten bu yana üç yüz kezden fazla basılmıştır.
Geraldy'nin şiirlerini dokuzuncu sınıftayken Yüksekkaldırım'da satılan eski kitaplar arasında bulup almıştım. Kapağı kopuk, sayfaları darmadağınıktı. Cilt yapmaya meraklı bir sınıf arkadaşım ciltleyivermişti bana kitabı... Şimdi hâlâ önümde duran nüsha o...
* * *
Ne zaman bir kız sevsem, bir punduna getirir, "Sen ve Ben"den şiirler okumaya çalışırdım ona... Etkisi hiç bir zaman beklediğim kadar büyük olmazdı.
Oysa çağın içinden yetişmiş ne kadar genç aşık, önce o kitabın güzel baskılarından birini armağan etmiştir sevgilisine... Öyle ki, yirminci yüzyılın içinden geçmiş genç kız kuşakları, "Sen ve Ben"in armağan edilmiş olanlarıyla, edilmemiş olanları diye, ikiye ayrılabilirler...
Bir delikanlı düşünün, bir de genç kız... Bir yaş günü yahut bir tanışma yıldönümü armağanı olarak, Geraldy'nin şiirlerinde gülüşmüşler... Bir başka olur, o yaşlarda aşkın böylesi...
Ne yazık ki eski Levanten istanbul'dan Yüksekkaldırım'a kadar yuvarlanmış olan o kitaptan bende hiç duygusal bir anı yok...
Bizim kendi ozanlarımızın, kendi aşk şiirlerimizin boyutları, Geraldy'ninkilerden çok daha ateşli bir ufuktadır kuşkusuz... O şiirleri de paylaşan binlerce aşık olmuştur.
Benim demek istediğim o değil...
Geraldy aşkın yanında, kadın erkek ilişkilerindeki ufacık tefecik girintilerle çıkıntıları anlatmıştır.
Severiz, birlikte acı çekeriz
ikimiz de...
Aslında birbirimize ne kadar az benzeriz,
ikimiz de...
Yeter de artar bir çekişme,
En anlamsız türünden,
Aramızda boy vermesine,
Uçurumların birden.
Çılgına döndüğümüzü sanırız,
Sevgiden.
Öpüşme okşama dışına düştüğümüzde oysa ki,
Birbirimizi pek yarım
Anlarız.
Şayet erkek olsaydın,
Dost olabilir miydik sanki?..
* * *
Bir şiir kitabının, yetmiş yılda üç yüz baskı yapmasının elbet vardır bir nedeni...
Bizim köy gençleri, ilk yavuklularına böyle bir kitabı henüz hiç armağan etmediler...
Bir çok kişi:
- Haydi canım üstünde durmaya bile değmez, diyecektir...
Bana sorarsanız öyle bir değer ki...
Birbirlerine cilveli bir kitaptan bile yoksun kalarak yaklaşanların çocukları, bir çok şeyi anlamadan yaşamaya da mahkum kalırlar.
çetin altan
Tennessee Williams, bir türlü vazgeçemediği bunalımları ve yalnızlıklarıyla bir otel odasında yanlışlıkla yuttuğu bir tüp kapağının nefes borusunu tıkaması yüzünden, arasına düştüğü iki koltuk ortasında çırpına çırpına boğularak öldü...
Yaşamadığı acı ve görmediği başarı kalmamışlardandı. Ne yapıtları, ne ünü, ne serveti, mutluluğun m'sini bile tatmasına yetmemişti. Yana yana ışıldamanın şehvetine, iç benliğini olduğu gibi feda etmiş ve iç benliğinin yangını da, ister istemez çağının gözlerini kamaştırmıştı. Yetmiş yıllık bir yaşam kül olup gitti ve o külden artık hiç sönmeyecek beş on yıldız kaldı insanlığa...
* * *
Koestler, dünyayı neden kendisinden daha akılsızların yönettiği sorgusunun çengellerinde, belalardan belalara savrularak, o çengellerdeki soruları çözmek için uğraştı durdu. Nerede neye inandığını, nerede neden aldandığını, politikaya sığınmadan ve politikadan korkmadan söyleyebilecek büyüklükte yazarlardandı. Çağın politika kadrolarından çok daha üst düzeyde bir entelektüel olmasının dramlarını yaşadı ve yetmiş sekiz yaşında, karısıyla birlikte intihar etti. Ölüleri, salonlarında yanyana iki koltuğa uzanmış olarak bulundu. Zaten ikisi de, son zamanlarda acı çekmeden intihar etmeye kalkmanın da, insanlar için bir hak olduğunu savunuyorlardı.
* * *
Bu arada onlardan yirmi otuz yıl daha yaşlı bir ozan da öldü: Paul Geraldy...
Geraldy, ne Tennessee Williams gibi insan yüreğindeki cehennemlerde tepişen zebanilerin yazarıydı; ne Koestler gibi çağ politikasının çöp tenekelerini, altında kalma pahasına, tekmeleyip devirmeye çalışmış bir yazar idi...
O, ilk aşkların ilt pastası üstündeki kremalı çikolata gibi idi...
1885'te doğmuş ve ilk ünlü şiir kitabı "Sen ve Ben"i, Tennessee Williams'ın doğumundan bir yıl önce yayınlamıştı. Ve Hıfzı Topuz'un kalemiyle Türkiye'de yayınlanmış son -aynı zamanda beki de ilk- röportajında belirttiği gibi, doksanı aşkın yaşına kadar da, yaşamını ayakta tutan geliri, o kitapçığından sağlamıştı...
"Sen ve Ben", 1913'ten bu yana üç yüz kezden fazla basılmıştır.
Geraldy'nin şiirlerini dokuzuncu sınıftayken Yüksekkaldırım'da satılan eski kitaplar arasında bulup almıştım. Kapağı kopuk, sayfaları darmadağınıktı. Cilt yapmaya meraklı bir sınıf arkadaşım ciltleyivermişti bana kitabı... Şimdi hâlâ önümde duran nüsha o...
* * *
Ne zaman bir kız sevsem, bir punduna getirir, "Sen ve Ben"den şiirler okumaya çalışırdım ona... Etkisi hiç bir zaman beklediğim kadar büyük olmazdı.
Oysa çağın içinden yetişmiş ne kadar genç aşık, önce o kitabın güzel baskılarından birini armağan etmiştir sevgilisine... Öyle ki, yirminci yüzyılın içinden geçmiş genç kız kuşakları, "Sen ve Ben"in armağan edilmiş olanlarıyla, edilmemiş olanları diye, ikiye ayrılabilirler...
Bir delikanlı düşünün, bir de genç kız... Bir yaş günü yahut bir tanışma yıldönümü armağanı olarak, Geraldy'nin şiirlerinde gülüşmüşler... Bir başka olur, o yaşlarda aşkın böylesi...
Ne yazık ki eski Levanten istanbul'dan Yüksekkaldırım'a kadar yuvarlanmış olan o kitaptan bende hiç duygusal bir anı yok...
Bizim kendi ozanlarımızın, kendi aşk şiirlerimizin boyutları, Geraldy'ninkilerden çok daha ateşli bir ufuktadır kuşkusuz... O şiirleri de paylaşan binlerce aşık olmuştur.
Benim demek istediğim o değil...
Geraldy aşkın yanında, kadın erkek ilişkilerindeki ufacık tefecik girintilerle çıkıntıları anlatmıştır.
Severiz, birlikte acı çekeriz
ikimiz de...
Aslında birbirimize ne kadar az benzeriz,
ikimiz de...
Yeter de artar bir çekişme,
En anlamsız türünden,
Aramızda boy vermesine,
Uçurumların birden.
Çılgına döndüğümüzü sanırız,
Sevgiden.
Öpüşme okşama dışına düştüğümüzde oysa ki,
Birbirimizi pek yarım
Anlarız.
Şayet erkek olsaydın,
Dost olabilir miydik sanki?..
* * *
Bir şiir kitabının, yetmiş yılda üç yüz baskı yapmasının elbet vardır bir nedeni...
Bizim köy gençleri, ilk yavuklularına böyle bir kitabı henüz hiç armağan etmediler...
Bir çok kişi:
- Haydi canım üstünde durmaya bile değmez, diyecektir...
Bana sorarsanız öyle bir değer ki...
Birbirlerine cilveli bir kitaptan bile yoksun kalarak yaklaşanların çocukları, bir çok şeyi anlamadan yaşamaya da mahkum kalırlar.
çetin altan
müslüm gürses'in bir şarkısında geçen sözdür.
sen ve ben yalnız ikimiz.
ben ve sen harflerle hece.
bir şarkı bir roman gibiyiz...
sen ve ben yalnız ikimiz.
ben ve sen harflerle hece.
bir şarkı bir roman gibiyiz...
sen ve ben nerelerdeydik nerelere geldik nerelere gidiyoruz...
bizi tanıyan herkes bilir
sen ve ben eskiden beri
hiç derdimiz olmadan büyümüştük yan yana..
yıllar sonra sadece birkaç melodi mırıldatan birlikteliktir. ne güzeldi, diyemezsin. sanki hiç yaşanmamıştır. yabancılaşırsın.
sen ve ben eskiden beri
hiç derdimiz olmadan büyümüştük yan yana..
yıllar sonra sadece birkaç melodi mırıldatan birlikteliktir. ne güzeldi, diyemezsin. sanki hiç yaşanmamıştır. yabancılaşırsın.
asla "biz" değildir.
sınırlandırma, ayırma, yahut bireysellik katmaktır.
beraber değil, ayrı ayrı olmaktır. belki rakip olmaktır, belki iki taraf olmaktır.
sınırlandırma, ayırma, yahut bireysellik katmaktır.
beraber değil, ayrı ayrı olmaktır. belki rakip olmaktır, belki iki taraf olmaktır.
eylem'in sonraki adlı albümünün 6. şarkısı.
sen ve ben aynı şeyleri düşünürken..
aramıza "ve" girmiş. biz bölü ikiler.. üçler beşler..
aramıza "ve" girmiş. biz bölü ikiler.. üçler beşler..
aret vartanyan'ın Goa yayıncılıktan çıkan ilk kitabı.
ya ayrılık mevsimini yaşamaktalar ya da biz olmaya ramak kalmıştır.
güzel 2 li.
aret vartanyanın muhteşem kitabı..
"sen ve ben, bilmem ne desem..
öyle gidiyoruz işte, gün saat demeden.."
öyle gidiyoruz işte, gün saat demeden.."
mert içgören şarkısı ve sözleri;
Baskalari degil sen lazimsin bana baskalarini bulmak çok kolay yoksa 2 telefon yarim saate kapida 2 el kol hemen yatakta. seni tanimak istiyorum gel yanima otur kendinden bahset birazcik bana tanisalim konusalim biraz daha kaybedelim kendimizi gecenin sonunda biliyorum belki çok güvenmiyosun bana herkes bisey söylüyo hakkimda onlari dinleme sadece inan bana sorgulama yasa birak herseyi birak oluruna.dokunmadan duramiyorum yanindayken gözlerimi alamiyorum üzerinden bitürlü atamiyorum kalbimden hadi kurtar beni kurtar beni senden...
Yalanlarim sözlerin o büyülü gözlerin sana sarilinca kesilen nefesin beni deli eden o güzel sesin dokunmaya doymadigim yumusak tenin herseyin sana söylemek istedigim herseyin birak artik çok geç sevgilim...
ayin o zamaniysa beni sakin arama islerim yogun oluyo hep o siralarda ben seni ararim sen sakin arama bi hafta sorasina gün verim ben sana aradiginiz numara kapsama alani disinda derse telefonum yada mesgulse kizma numaram degismedi ayni hala no'yu veriyorum beni her aradiginda.beni sorsan akli hep baska yerde benden bagimsiz takiliyor kendi halinde beni dinlemiyor ben her ne desemde bide sen konussan seni dinler bence bana sorsan benim aklim hep sende bana sorsan baskasi yok kalbimde bitek sen varsin benim gözümde sen istedikçe yalan çok bende
O güzel sözlerin o büyülü gözlerin sana sarilinca kesilen nefesim beni deli eden o güzel sesin dokunmaya doymadigim yumusak tenin her yerim sana söylemek istedigim herseyin artik cok gec sevgilim...
O güzel sözlerin o büyülü gözlerin sana sarilinca kesilen nefesim beni deli eden o güzel sesin dokunmaya doymadigim yumusak tenin her yerim sana söylemek istedigim herseyim
noldu sevgilim yine benimi özledin?
Kurdugumuz hayaller, verdigimiz sözler, geçirdigimiz saaatler, bizi izleyen merakli gözler, bize deli diyen gerçek deliler.. herseyi unut herkesi unut sadece sen ve ben..
Baskalari degil sen lazimsin bana baskalarini bulmak çok kolay yoksa 2 telefon yarim saate kapida 2 el kol hemen yatakta. seni tanimak istiyorum gel yanima otur kendinden bahset birazcik bana tanisalim konusalim biraz daha kaybedelim kendimizi gecenin sonunda biliyorum belki çok güvenmiyosun bana herkes bisey söylüyo hakkimda onlari dinleme sadece inan bana sorgulama yasa birak herseyi birak oluruna.dokunmadan duramiyorum yanindayken gözlerimi alamiyorum üzerinden bitürlü atamiyorum kalbimden hadi kurtar beni kurtar beni senden...
Yalanlarim sözlerin o büyülü gözlerin sana sarilinca kesilen nefesin beni deli eden o güzel sesin dokunmaya doymadigim yumusak tenin herseyin sana söylemek istedigim herseyin birak artik çok geç sevgilim...
ayin o zamaniysa beni sakin arama islerim yogun oluyo hep o siralarda ben seni ararim sen sakin arama bi hafta sorasina gün verim ben sana aradiginiz numara kapsama alani disinda derse telefonum yada mesgulse kizma numaram degismedi ayni hala no'yu veriyorum beni her aradiginda.beni sorsan akli hep baska yerde benden bagimsiz takiliyor kendi halinde beni dinlemiyor ben her ne desemde bide sen konussan seni dinler bence bana sorsan benim aklim hep sende bana sorsan baskasi yok kalbimde bitek sen varsin benim gözümde sen istedikçe yalan çok bende
O güzel sözlerin o büyülü gözlerin sana sarilinca kesilen nefesim beni deli eden o güzel sesin dokunmaya doymadigim yumusak tenin her yerim sana söylemek istedigim herseyin artik cok gec sevgilim...
O güzel sözlerin o büyülü gözlerin sana sarilinca kesilen nefesim beni deli eden o güzel sesin dokunmaya doymadigim yumusak tenin her yerim sana söylemek istedigim herseyim
noldu sevgilim yine benimi özledin?
Kurdugumuz hayaller, verdigimiz sözler, geçirdigimiz saaatler, bizi izleyen merakli gözler, bize deli diyen gerçek deliler.. herseyi unut herkesi unut sadece sen ve ben..
(bkz: ekmek şarap sen ve ben)
duelloya davet sözüdür.
sen ve ben, polise haber verirsen kız ölür.
sen ve ben, polise haber verirsen kız ölür.
...bir de bebek' diye de devam eden bir şarkı sözü. zaten nerdeyse bütün şarkılar da geçen iki kelime ayrıca.
sen ve ben ve diğerleri...
öyle iki kişiyle bitmez o iş... diğerleri de olmak zorundadır, herzaman hem de... *
öyle iki kişiyle bitmez o iş... diğerleri de olmak zorundadır, herzaman hem de... *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar