bugün
- izmirli kızların verici olması29
- temmuz7
- sssilvermist12
- habire1246
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur16
- burhaniye6
- vincent van gogh5
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları14
- kendine 10 üzerinden kaç verirsin4
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- yorgun mermi13
- kemoşların genel özellikleri4
- sözlük kızları bizim neyimizdir sorunsalı11
- karton toplayan piç3
- fetöyü doğuran katı laikliktir5
- sözlük teyzesine çakmak3
- trollüğün ayağa düşmesi3
- habire12 adamdır15
- ağzına almayan kız3
- izmi r damari2
- fakirler cep telefonu kullanmasın2
- gammazların tarafsız olması gerekliliği27
- sözlük erkeklerinin 1 90 dan kısa olmaması10
- cumhuriyet halk partisi17
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi15
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak10
- gürsel tekin6
- eh madem benle kavga etmiyorsunuz4
- nazar değdi sözlük4
- dünyanın en samimi cümlesi7
- 26 temmuz 2026 türkiye brezilya voleybol maçı7
- arabadan anlamayan erkek4
- balkan göçmeni vs kürt2
- kadın yazarların boş konulara ilgi göstermesi5
- çilek reçeli vs vişne reçeli9
- muslettin amca13
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- sözlük bebeleri4
- 150 boyundaki kızın seni komaya sokarım demesi5
- kadın olmak4
- gocu bak bi4
- yahudi şapkası3
- bugün gelen kitaplar4
- gece denize girmek12
- erkek yazarlar bana mesaj atmasın2
- ergenlerle mesai arkadaşı olmak8
- beybi leydi2
- galaxy ace3
- retro oyuncu bilgisayarı3
- başak burcu8
Yirminci yüzyılın büyük sanatçıları, büyük yazarları da, kendi çağlarına bağlı kalmanın vefasıyla tek tek kopup gitmeye başladılar dünyadan...
Tennessee Williams, bir türlü vazgeçemediği bunalımları ve yalnızlıklarıyla bir otel odasında yanlışlıkla yuttuğu bir tüp kapağının nefes borusunu tıkaması yüzünden, arasına düştüğü iki koltuk ortasında çırpına çırpına boğularak öldü...
Yaşamadığı acı ve görmediği başarı kalmamışlardandı. Ne yapıtları, ne ünü, ne serveti, mutluluğun m'sini bile tatmasına yetmemişti. Yana yana ışıldamanın şehvetine, iç benliğini olduğu gibi feda etmiş ve iç benliğinin yangını da, ister istemez çağının gözlerini kamaştırmıştı. Yetmiş yıllık bir yaşam kül olup gitti ve o külden artık hiç sönmeyecek beş on yıldız kaldı insanlığa...
* * *
Koestler, dünyayı neden kendisinden daha akılsızların yönettiği sorgusunun çengellerinde, belalardan belalara savrularak, o çengellerdeki soruları çözmek için uğraştı durdu. Nerede neye inandığını, nerede neden aldandığını, politikaya sığınmadan ve politikadan korkmadan söyleyebilecek büyüklükte yazarlardandı. Çağın politika kadrolarından çok daha üst düzeyde bir entelektüel olmasının dramlarını yaşadı ve yetmiş sekiz yaşında, karısıyla birlikte intihar etti. Ölüleri, salonlarında yanyana iki koltuğa uzanmış olarak bulundu. Zaten ikisi de, son zamanlarda acı çekmeden intihar etmeye kalkmanın da, insanlar için bir hak olduğunu savunuyorlardı.
* * *
Bu arada onlardan yirmi otuz yıl daha yaşlı bir ozan da öldü: Paul Geraldy...
Geraldy, ne Tennessee Williams gibi insan yüreğindeki cehennemlerde tepişen zebanilerin yazarıydı; ne Koestler gibi çağ politikasının çöp tenekelerini, altında kalma pahasına, tekmeleyip devirmeye çalışmış bir yazar idi...
O, ilk aşkların ilt pastası üstündeki kremalı çikolata gibi idi...
1885'te doğmuş ve ilk ünlü şiir kitabı "Sen ve Ben"i, Tennessee Williams'ın doğumundan bir yıl önce yayınlamıştı. Ve Hıfzı Topuz'un kalemiyle Türkiye'de yayınlanmış son -aynı zamanda beki de ilk- röportajında belirttiği gibi, doksanı aşkın yaşına kadar da, yaşamını ayakta tutan geliri, o kitapçığından sağlamıştı...
"Sen ve Ben", 1913'ten bu yana üç yüz kezden fazla basılmıştır.
Geraldy'nin şiirlerini dokuzuncu sınıftayken Yüksekkaldırım'da satılan eski kitaplar arasında bulup almıştım. Kapağı kopuk, sayfaları darmadağınıktı. Cilt yapmaya meraklı bir sınıf arkadaşım ciltleyivermişti bana kitabı... Şimdi hâlâ önümde duran nüsha o...
* * *
Ne zaman bir kız sevsem, bir punduna getirir, "Sen ve Ben"den şiirler okumaya çalışırdım ona... Etkisi hiç bir zaman beklediğim kadar büyük olmazdı.
Oysa çağın içinden yetişmiş ne kadar genç aşık, önce o kitabın güzel baskılarından birini armağan etmiştir sevgilisine... Öyle ki, yirminci yüzyılın içinden geçmiş genç kız kuşakları, "Sen ve Ben"in armağan edilmiş olanlarıyla, edilmemiş olanları diye, ikiye ayrılabilirler...
Bir delikanlı düşünün, bir de genç kız... Bir yaş günü yahut bir tanışma yıldönümü armağanı olarak, Geraldy'nin şiirlerinde gülüşmüşler... Bir başka olur, o yaşlarda aşkın böylesi...
Ne yazık ki eski Levanten istanbul'dan Yüksekkaldırım'a kadar yuvarlanmış olan o kitaptan bende hiç duygusal bir anı yok...
Bizim kendi ozanlarımızın, kendi aşk şiirlerimizin boyutları, Geraldy'ninkilerden çok daha ateşli bir ufuktadır kuşkusuz... O şiirleri de paylaşan binlerce aşık olmuştur.
Benim demek istediğim o değil...
Geraldy aşkın yanında, kadın erkek ilişkilerindeki ufacık tefecik girintilerle çıkıntıları anlatmıştır.
Severiz, birlikte acı çekeriz
ikimiz de...
Aslında birbirimize ne kadar az benzeriz,
ikimiz de...
Yeter de artar bir çekişme,
En anlamsız türünden,
Aramızda boy vermesine,
Uçurumların birden.
Çılgına döndüğümüzü sanırız,
Sevgiden.
Öpüşme okşama dışına düştüğümüzde oysa ki,
Birbirimizi pek yarım
Anlarız.
Şayet erkek olsaydın,
Dost olabilir miydik sanki?..
* * *
Bir şiir kitabının, yetmiş yılda üç yüz baskı yapmasının elbet vardır bir nedeni...
Bizim köy gençleri, ilk yavuklularına böyle bir kitabı henüz hiç armağan etmediler...
Bir çok kişi:
- Haydi canım üstünde durmaya bile değmez, diyecektir...
Bana sorarsanız öyle bir değer ki...
Birbirlerine cilveli bir kitaptan bile yoksun kalarak yaklaşanların çocukları, bir çok şeyi anlamadan yaşamaya da mahkum kalırlar.
çetin altan
Tennessee Williams, bir türlü vazgeçemediği bunalımları ve yalnızlıklarıyla bir otel odasında yanlışlıkla yuttuğu bir tüp kapağının nefes borusunu tıkaması yüzünden, arasına düştüğü iki koltuk ortasında çırpına çırpına boğularak öldü...
Yaşamadığı acı ve görmediği başarı kalmamışlardandı. Ne yapıtları, ne ünü, ne serveti, mutluluğun m'sini bile tatmasına yetmemişti. Yana yana ışıldamanın şehvetine, iç benliğini olduğu gibi feda etmiş ve iç benliğinin yangını da, ister istemez çağının gözlerini kamaştırmıştı. Yetmiş yıllık bir yaşam kül olup gitti ve o külden artık hiç sönmeyecek beş on yıldız kaldı insanlığa...
* * *
Koestler, dünyayı neden kendisinden daha akılsızların yönettiği sorgusunun çengellerinde, belalardan belalara savrularak, o çengellerdeki soruları çözmek için uğraştı durdu. Nerede neye inandığını, nerede neden aldandığını, politikaya sığınmadan ve politikadan korkmadan söyleyebilecek büyüklükte yazarlardandı. Çağın politika kadrolarından çok daha üst düzeyde bir entelektüel olmasının dramlarını yaşadı ve yetmiş sekiz yaşında, karısıyla birlikte intihar etti. Ölüleri, salonlarında yanyana iki koltuğa uzanmış olarak bulundu. Zaten ikisi de, son zamanlarda acı çekmeden intihar etmeye kalkmanın da, insanlar için bir hak olduğunu savunuyorlardı.
* * *
Bu arada onlardan yirmi otuz yıl daha yaşlı bir ozan da öldü: Paul Geraldy...
Geraldy, ne Tennessee Williams gibi insan yüreğindeki cehennemlerde tepişen zebanilerin yazarıydı; ne Koestler gibi çağ politikasının çöp tenekelerini, altında kalma pahasına, tekmeleyip devirmeye çalışmış bir yazar idi...
O, ilk aşkların ilt pastası üstündeki kremalı çikolata gibi idi...
1885'te doğmuş ve ilk ünlü şiir kitabı "Sen ve Ben"i, Tennessee Williams'ın doğumundan bir yıl önce yayınlamıştı. Ve Hıfzı Topuz'un kalemiyle Türkiye'de yayınlanmış son -aynı zamanda beki de ilk- röportajında belirttiği gibi, doksanı aşkın yaşına kadar da, yaşamını ayakta tutan geliri, o kitapçığından sağlamıştı...
"Sen ve Ben", 1913'ten bu yana üç yüz kezden fazla basılmıştır.
Geraldy'nin şiirlerini dokuzuncu sınıftayken Yüksekkaldırım'da satılan eski kitaplar arasında bulup almıştım. Kapağı kopuk, sayfaları darmadağınıktı. Cilt yapmaya meraklı bir sınıf arkadaşım ciltleyivermişti bana kitabı... Şimdi hâlâ önümde duran nüsha o...
* * *
Ne zaman bir kız sevsem, bir punduna getirir, "Sen ve Ben"den şiirler okumaya çalışırdım ona... Etkisi hiç bir zaman beklediğim kadar büyük olmazdı.
Oysa çağın içinden yetişmiş ne kadar genç aşık, önce o kitabın güzel baskılarından birini armağan etmiştir sevgilisine... Öyle ki, yirminci yüzyılın içinden geçmiş genç kız kuşakları, "Sen ve Ben"in armağan edilmiş olanlarıyla, edilmemiş olanları diye, ikiye ayrılabilirler...
Bir delikanlı düşünün, bir de genç kız... Bir yaş günü yahut bir tanışma yıldönümü armağanı olarak, Geraldy'nin şiirlerinde gülüşmüşler... Bir başka olur, o yaşlarda aşkın böylesi...
Ne yazık ki eski Levanten istanbul'dan Yüksekkaldırım'a kadar yuvarlanmış olan o kitaptan bende hiç duygusal bir anı yok...
Bizim kendi ozanlarımızın, kendi aşk şiirlerimizin boyutları, Geraldy'ninkilerden çok daha ateşli bir ufuktadır kuşkusuz... O şiirleri de paylaşan binlerce aşık olmuştur.
Benim demek istediğim o değil...
Geraldy aşkın yanında, kadın erkek ilişkilerindeki ufacık tefecik girintilerle çıkıntıları anlatmıştır.
Severiz, birlikte acı çekeriz
ikimiz de...
Aslında birbirimize ne kadar az benzeriz,
ikimiz de...
Yeter de artar bir çekişme,
En anlamsız türünden,
Aramızda boy vermesine,
Uçurumların birden.
Çılgına döndüğümüzü sanırız,
Sevgiden.
Öpüşme okşama dışına düştüğümüzde oysa ki,
Birbirimizi pek yarım
Anlarız.
Şayet erkek olsaydın,
Dost olabilir miydik sanki?..
* * *
Bir şiir kitabının, yetmiş yılda üç yüz baskı yapmasının elbet vardır bir nedeni...
Bizim köy gençleri, ilk yavuklularına böyle bir kitabı henüz hiç armağan etmediler...
Bir çok kişi:
- Haydi canım üstünde durmaya bile değmez, diyecektir...
Bana sorarsanız öyle bir değer ki...
Birbirlerine cilveli bir kitaptan bile yoksun kalarak yaklaşanların çocukları, bir çok şeyi anlamadan yaşamaya da mahkum kalırlar.
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar