bugün
- naber lan hayatsızlar8
- geceleri aynaya bakıp tipini sikim diyerek yatmak5
- karl marxı adam smith ile sevişirken yakalamak5
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri10
- iyi geceler arkadaşlar5
- sözlük erkeklerinin biraz şey olması9
- kabak tatlısını sevenler15
- sikimin sürekli kalkması2
- sözlük yazarlarının sevdiği uyku pozisyonları7
- panama da kaybolan hollandalı kızlar5
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek11
- 8 kasım 2026 beşiktaş gençlerbirliği maçı5
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi10
- anın görüntüsü26
- pantolonları çıkarın geceyi burada geçiriyoruz6
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz24
- sözlükten birisi evlense de halay çeksek5
- klasik müziğe gıygıy diyen kezo4
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- otel odasında intihar etmek6
- masterchef türkiye de elenen yarışmacı2
- sigara içelim mi5
- kış gelince sigarayı bırakmak5
- favori sözlüğünüz2
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- toplumsal buhran2
- erkeksi bayan buse'nin melek mosso'ya benzemesi5
- kızgın yağ yanığı4
- elektrik3
- fingirdek sözlük erkeği6
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- alt haşortmanı4
- kitap önerisi4
- taksim delisi cenk7
- başlık arama çubuğunun çalışmaması3
- afyonkarahisar da kayınbirader cinayeti2
- hizmetçiliğini yaptığı iş adamı öz babası çıktı5
- ısparta terörizmle mücadele komutanlığı3
- kaplan dayı tokat manyağı3
- geceyi daha çok sevme nedenleri4
- okan yalabık'ın son hali5
- muşlettin bey ekselansları2
- demir yüklenmesi2
- traveler'ın gizli gey olma ihtimali5
- sözlüklerde gezinen erkekler namusuz diyen yazar4
- rafet el roman3
- sözlük yazarlarının gazları3
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- 48 saat uyumamak2
Ahmet Altan'ın yazısından
gece yarısı yasemin’den bir mesaj geldi.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var.”
televizyon kanallarını dolaşarak haberin ayrıntılarını öğrenmeye çalışırken telefon çaldı.
ağlayan bir genç kadın sesi, “selim abi’yi öldürdüler ahmet abi” dedi.
önce tam kavrayamadım.
sonra birden anladım.
arayan hülya’ydı, “selim abi” dediği selim dindar.
“vurdular abi...”
selim’i vurmuşlardı.
hülya ağlıyordu.
bir insanın ancak ölüm karşısında ağlayabileceği gibi ağlıyordu.
ölüm, hayatın zihnime düzgün biçimde istiflediği bütün düşünceleri yıkmış, dağıtmış, içimi bir harabeye çevirmişti.
dişlerimi sıkıp “kim vurmuş” dedim.
“bilmiyorum abi... bizim kime kötülüğümüz dokundu abi?”
ağlıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum.
duman gibi bir şey dalgalanıyordu içimde, yüzler, sesler beliriyordu.
bu ülkenin en dürüst, en cesur insanlarından birinin, şerafettin elçi’nin yeğeniydi.
gençliğinde diyarbakır hapishanesi’nde yatmıştı.
orada yaşadıklarını, o sıralarda radikal’de yazan neşe düzel’e anlatmıştı, neşe o konuşmadan sonra günlerce ağlamıştı.
gençliği acı doluydu selim’in.
haksız, insafsız acılar çekmişti.
kinlenmemişti ama geçtiğimiz aylarda balçiçek pamir’le yaptığı konuşmada, “bir daha doğsam kürt doğmam” demişti.
kürtlükten değildi aslında şikâyeti, kürtlere yapılanlara sitemini böyle anlatıyordu.
sırf kürt olduğu için o kadar çok işkence görmüştü ki, o kadar çok acı çekmişti ki...
“çoktandır lokale gitmiyormuş abi, bu akşam uğramış... lokali taramışlar abi... iki amcaoğlu da yaralı...”
binlerce yıllık feodal bir kültürden süzülmüş o inanılmaz kürt terbiyesiyle hep iki dizini birleştirerek oturur, gülerken bile çok fazla gülmemeye dikkat eder, sözcüklerini itinayla seçerdi, yaşıtlarıyla birlikteyken daha çok güldüğünü, daha serazat konuştuğunu tahmin ederdim ama “büyüklerinin” yanında “saygısızca” görünebilecek bir şey yapmaktan çekinirdi.
son karşılaştığımızda gelecekle ilgili hayallerini, ümitlerini anlatmıştı.
gelecek...
artık onun için gelecek yoktu.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var” cümlesinin içinde koca bir hayat bitiyordu.
“bir ölü” bir isim kazanıyor, bir yüz ediniyor, derin bir kedere dönüşüyordu.
haksız acılarla dağlanmış bir hayat, haksız bir ölümle noktalanıyordu.
birileri kavga etmişler, kavga edenlerden biri selim’in de olduğu lokale sığınmış, silahlı zorbalar sığınan adamın teslim edilmesini isteyince içerdekiler bunu reddetmiş, katiller de içerdekilerin hepsini tarayıp selim’i beyninden vurmuşlardı.
abisi, “kardeşim kör kurşuna kurban gitti” demişti.
kör kurşuna kurban gitmişti.
daha küçük yaşlarda yeryüzünün en korkunç hapishanelerinden birinde zorbalıklar görerek başlayan hayatı, bir zorbalıkla sona ermişti.
ölümü hep yanımızda, içimizde taşıdığımızı biliyoruz ama o hep uzak ve yabancı bize, aniden ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde ise hayat uzak ve yabancı oluyor.
ikisini de tanıyamıyor, ikisine de dokunamıyoruz o anda.
o korkunç haberi duyduğunda, derin ve sisli iki uçurumun ortasındaki daracık bir ıssızlıkta yapayalnız kalıyorsun, gelecek kayboluyor, gerçeklik kayboluyor, geçmiş dumanlar içinde şekilden şekle giriyor, artık var olmayan yüzler görüyor, artık var olmayan sesler duyuyorsun.
var olan, yaşayan her şey, bir deniz gibi geri çekiliyor, artık olmayanın kumsalına bırakıyor seni.
çok uzaklardan ağlayan genç bir kadın sesi, “selim abi’yi vurdular abi, kime ne kötülüğümüz var bizim” diyor.
konuşabilsen, “kimseye bir kötülüğünüz yok kızım,” diyeceksin “kimseye bir kötülüğünüz yok”.
ama her zaman konuşamıyorsun.
var olmayanın kumsalındasın şimdi.
giden biriyle vedalaşıyorsun.
diyebilsen, “affet bizi” diyeceksin.
affet bizi oğlum, affet bizi yaptıklarımız için.
++++++++++++++++++++++++
abisi 1 dönem akp şırnak milletvekili idi (bkz: emin dindar) bense oğlu sayesinde tanıdım abimizi (bkz: heja dindar)
hep böyleleri mi öldürülür deriz ya tam onlardan işte
gece yarısı yasemin’den bir mesaj geldi.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var.”
televizyon kanallarını dolaşarak haberin ayrıntılarını öğrenmeye çalışırken telefon çaldı.
ağlayan bir genç kadın sesi, “selim abi’yi öldürdüler ahmet abi” dedi.
önce tam kavrayamadım.
sonra birden anladım.
arayan hülya’ydı, “selim abi” dediği selim dindar.
“vurdular abi...”
selim’i vurmuşlardı.
hülya ağlıyordu.
bir insanın ancak ölüm karşısında ağlayabileceği gibi ağlıyordu.
ölüm, hayatın zihnime düzgün biçimde istiflediği bütün düşünceleri yıkmış, dağıtmış, içimi bir harabeye çevirmişti.
dişlerimi sıkıp “kim vurmuş” dedim.
“bilmiyorum abi... bizim kime kötülüğümüz dokundu abi?”
ağlıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum.
duman gibi bir şey dalgalanıyordu içimde, yüzler, sesler beliriyordu.
bu ülkenin en dürüst, en cesur insanlarından birinin, şerafettin elçi’nin yeğeniydi.
gençliğinde diyarbakır hapishanesi’nde yatmıştı.
orada yaşadıklarını, o sıralarda radikal’de yazan neşe düzel’e anlatmıştı, neşe o konuşmadan sonra günlerce ağlamıştı.
gençliği acı doluydu selim’in.
haksız, insafsız acılar çekmişti.
kinlenmemişti ama geçtiğimiz aylarda balçiçek pamir’le yaptığı konuşmada, “bir daha doğsam kürt doğmam” demişti.
kürtlükten değildi aslında şikâyeti, kürtlere yapılanlara sitemini böyle anlatıyordu.
sırf kürt olduğu için o kadar çok işkence görmüştü ki, o kadar çok acı çekmişti ki...
“çoktandır lokale gitmiyormuş abi, bu akşam uğramış... lokali taramışlar abi... iki amcaoğlu da yaralı...”
binlerce yıllık feodal bir kültürden süzülmüş o inanılmaz kürt terbiyesiyle hep iki dizini birleştirerek oturur, gülerken bile çok fazla gülmemeye dikkat eder, sözcüklerini itinayla seçerdi, yaşıtlarıyla birlikteyken daha çok güldüğünü, daha serazat konuştuğunu tahmin ederdim ama “büyüklerinin” yanında “saygısızca” görünebilecek bir şey yapmaktan çekinirdi.
son karşılaştığımızda gelecekle ilgili hayallerini, ümitlerini anlatmıştı.
gelecek...
artık onun için gelecek yoktu.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var” cümlesinin içinde koca bir hayat bitiyordu.
“bir ölü” bir isim kazanıyor, bir yüz ediniyor, derin bir kedere dönüşüyordu.
haksız acılarla dağlanmış bir hayat, haksız bir ölümle noktalanıyordu.
birileri kavga etmişler, kavga edenlerden biri selim’in de olduğu lokale sığınmış, silahlı zorbalar sığınan adamın teslim edilmesini isteyince içerdekiler bunu reddetmiş, katiller de içerdekilerin hepsini tarayıp selim’i beyninden vurmuşlardı.
abisi, “kardeşim kör kurşuna kurban gitti” demişti.
kör kurşuna kurban gitmişti.
daha küçük yaşlarda yeryüzünün en korkunç hapishanelerinden birinde zorbalıklar görerek başlayan hayatı, bir zorbalıkla sona ermişti.
ölümü hep yanımızda, içimizde taşıdığımızı biliyoruz ama o hep uzak ve yabancı bize, aniden ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde ise hayat uzak ve yabancı oluyor.
ikisini de tanıyamıyor, ikisine de dokunamıyoruz o anda.
o korkunç haberi duyduğunda, derin ve sisli iki uçurumun ortasındaki daracık bir ıssızlıkta yapayalnız kalıyorsun, gelecek kayboluyor, gerçeklik kayboluyor, geçmiş dumanlar içinde şekilden şekle giriyor, artık var olmayan yüzler görüyor, artık var olmayan sesler duyuyorsun.
var olan, yaşayan her şey, bir deniz gibi geri çekiliyor, artık olmayanın kumsalına bırakıyor seni.
çok uzaklardan ağlayan genç bir kadın sesi, “selim abi’yi vurdular abi, kime ne kötülüğümüz var bizim” diyor.
konuşabilsen, “kimseye bir kötülüğünüz yok kızım,” diyeceksin “kimseye bir kötülüğünüz yok”.
ama her zaman konuşamıyorsun.
var olmayanın kumsalındasın şimdi.
giden biriyle vedalaşıyorsun.
diyebilsen, “affet bizi” diyeceksin.
affet bizi oğlum, affet bizi yaptıklarımız için.
++++++++++++++++++++++++
abisi 1 dönem akp şırnak milletvekili idi (bkz: emin dindar) bense oğlu sayesinde tanıdım abimizi (bkz: heja dindar)
hep böyleleri mi öldürülür deriz ya tam onlardan işte
anlattıkları ile insanın kanını donduran adam. ruhu şad olsun.
(bkz: bu kalp seni unuturmu)
(bkz: bu kalp seni unuturmu)
23 haziran 2003 tarihinde radikal gazetesinde neşe düzel in röportaj yaptığı kişidir.
1980 döneminde diyarbakır cezaevi nde uzun süre kalmış, gördüğü insanlık dışı uygulamaları, işkenceleri bu röportaj vasıtasıyla anlatarak bizi insan olmaktan utandırmıştır.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=79191
1980 döneminde diyarbakır cezaevi nde uzun süre kalmış, gördüğü insanlık dışı uygulamaları, işkenceleri bu röportaj vasıtasıyla anlatarak bizi insan olmaktan utandırmıştır.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=79191
cizreli işadamı selim dindar yaşamını yitirdi. 2 aralık 2009 günü bakırköy'de, cizreliler derneği'nde yaşanan silahlı saldırı, belki birçoğumuzun bir üçüncü sayfa haberi olarak okuyup geçtiği bir haber oldu. gazetelere yansıyan, kendilerinden haraç almak isteyen bir şahsın kaçarak sığındığı cizreliler derneği'nde onu korumak isteyenlerin kurşun yağmuruna tutulduğu, selim dindar'ın (50) çoğu kafasına isabet eden yedi kurşunla öldüğü, yedi kişinin de çeşitli yerlerinden yaralandığıydı. selim dindar ismini görenler, önce şöyle bir durdu, bir isim benzerliği olabilir miydi? ve çok geçmeden bunun bir isim benzerliği olmadığı anlaşıldı. ve ertesi gün bir gazete şu manşeti attı, sekiz sütuna: "bir kürt öldü diyeler..." evet, bir kürt ölmüştü, ama o sıradan bir kürt değildi. selim dindar, hiçbir politik görüşe mensup olmadığı halde 20 yaşında silah taşıdığı için diyarbakır cezaevi'ne konulmuş ve tam üç buçuk yıl boyunca diyarbakır cehennemini yaşamıştı, üstüne üstlük bunu tüm türkiye kamuoyuna ilk açıklayan insandı. öyle ki onun yaşadıkları, şimdilerde ilgiyle izlenen bu kalp seni unutur mu? dizisinin diyarbakır cezaevi bölümünde neredeyse birebir senaryoya dahil edildi.
selim dindar için ADALET.
selim dindar için ADALET.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com