bugün
- sözlük dedeleri6
- yagmurcu çık açıkla10
- queen ravennanın aşırı güzel olması11
- tanımadığı kadına tokat atan adam14
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir7
- birazdan maç var3
- arap götü9
- takımınızın maçını izlemek istediğiniz yazarlar2
- susualsuspects4
- kadınlar3
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı10
- otistik bir insanla sohbet etmek4
- cevheri güven2
- dedenize sahip çıkar mısınız2
- savcı esra2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı27
- yazarların akşama dair planları7
- iskilipli atıf hoca20
- valla en güzeli hangisi bilmem2
- kale3112 tarzı entry girmek8
- yalikazigi2
- gina caranonun iyi bir insan olması2
- camgöz balık ekmek4
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- kablosuz mouse12
- doların 50 tl olması7
- topla topla topla3
- 99 lu sevgiliye güz gülleri kaseti hediye etmek4
- tren4
- kırıkkaleli olmak istemek4
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- ese dezze'nin ayşe teyze olması2
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- favlayan yazarın asıl amacı12
- futbol13
- 57 puanla devlet hastanesine atanan gerontolog2
- prof dr üstad kadir mısıroğlu2
- tiktok hesabı olan yazar2
- erecto bruder2
- uefa şampiyonlar ligi3
- nar3
- galatasaray2
- sözlük kürdü55
- true niye hala çaylak5
- yagmurcu3
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- mazot 3 euro olabilirmiş2
- sözlükteki kuzucuklarım6
Ahmet Altan'ın yazısından
gece yarısı yasemin’den bir mesaj geldi.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var.”
televizyon kanallarını dolaşarak haberin ayrıntılarını öğrenmeye çalışırken telefon çaldı.
ağlayan bir genç kadın sesi, “selim abi’yi öldürdüler ahmet abi” dedi.
önce tam kavrayamadım.
sonra birden anladım.
arayan hülya’ydı, “selim abi” dediği selim dindar.
“vurdular abi...”
selim’i vurmuşlardı.
hülya ağlıyordu.
bir insanın ancak ölüm karşısında ağlayabileceği gibi ağlıyordu.
ölüm, hayatın zihnime düzgün biçimde istiflediği bütün düşünceleri yıkmış, dağıtmış, içimi bir harabeye çevirmişti.
dişlerimi sıkıp “kim vurmuş” dedim.
“bilmiyorum abi... bizim kime kötülüğümüz dokundu abi?”
ağlıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum.
duman gibi bir şey dalgalanıyordu içimde, yüzler, sesler beliriyordu.
bu ülkenin en dürüst, en cesur insanlarından birinin, şerafettin elçi’nin yeğeniydi.
gençliğinde diyarbakır hapishanesi’nde yatmıştı.
orada yaşadıklarını, o sıralarda radikal’de yazan neşe düzel’e anlatmıştı, neşe o konuşmadan sonra günlerce ağlamıştı.
gençliği acı doluydu selim’in.
haksız, insafsız acılar çekmişti.
kinlenmemişti ama geçtiğimiz aylarda balçiçek pamir’le yaptığı konuşmada, “bir daha doğsam kürt doğmam” demişti.
kürtlükten değildi aslında şikâyeti, kürtlere yapılanlara sitemini böyle anlatıyordu.
sırf kürt olduğu için o kadar çok işkence görmüştü ki, o kadar çok acı çekmişti ki...
“çoktandır lokale gitmiyormuş abi, bu akşam uğramış... lokali taramışlar abi... iki amcaoğlu da yaralı...”
binlerce yıllık feodal bir kültürden süzülmüş o inanılmaz kürt terbiyesiyle hep iki dizini birleştirerek oturur, gülerken bile çok fazla gülmemeye dikkat eder, sözcüklerini itinayla seçerdi, yaşıtlarıyla birlikteyken daha çok güldüğünü, daha serazat konuştuğunu tahmin ederdim ama “büyüklerinin” yanında “saygısızca” görünebilecek bir şey yapmaktan çekinirdi.
son karşılaştığımızda gelecekle ilgili hayallerini, ümitlerini anlatmıştı.
gelecek...
artık onun için gelecek yoktu.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var” cümlesinin içinde koca bir hayat bitiyordu.
“bir ölü” bir isim kazanıyor, bir yüz ediniyor, derin bir kedere dönüşüyordu.
haksız acılarla dağlanmış bir hayat, haksız bir ölümle noktalanıyordu.
birileri kavga etmişler, kavga edenlerden biri selim’in de olduğu lokale sığınmış, silahlı zorbalar sığınan adamın teslim edilmesini isteyince içerdekiler bunu reddetmiş, katiller de içerdekilerin hepsini tarayıp selim’i beyninden vurmuşlardı.
abisi, “kardeşim kör kurşuna kurban gitti” demişti.
kör kurşuna kurban gitmişti.
daha küçük yaşlarda yeryüzünün en korkunç hapishanelerinden birinde zorbalıklar görerek başlayan hayatı, bir zorbalıkla sona ermişti.
ölümü hep yanımızda, içimizde taşıdığımızı biliyoruz ama o hep uzak ve yabancı bize, aniden ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde ise hayat uzak ve yabancı oluyor.
ikisini de tanıyamıyor, ikisine de dokunamıyoruz o anda.
o korkunç haberi duyduğunda, derin ve sisli iki uçurumun ortasındaki daracık bir ıssızlıkta yapayalnız kalıyorsun, gelecek kayboluyor, gerçeklik kayboluyor, geçmiş dumanlar içinde şekilden şekle giriyor, artık var olmayan yüzler görüyor, artık var olmayan sesler duyuyorsun.
var olan, yaşayan her şey, bir deniz gibi geri çekiliyor, artık olmayanın kumsalına bırakıyor seni.
çok uzaklardan ağlayan genç bir kadın sesi, “selim abi’yi vurdular abi, kime ne kötülüğümüz var bizim” diyor.
konuşabilsen, “kimseye bir kötülüğünüz yok kızım,” diyeceksin “kimseye bir kötülüğünüz yok”.
ama her zaman konuşamıyorsun.
var olmayanın kumsalındasın şimdi.
giden biriyle vedalaşıyorsun.
diyebilsen, “affet bizi” diyeceksin.
affet bizi oğlum, affet bizi yaptıklarımız için.
++++++++++++++++++++++++
abisi 1 dönem akp şırnak milletvekili idi (bkz: emin dindar) bense oğlu sayesinde tanıdım abimizi (bkz: heja dindar)
hep böyleleri mi öldürülür deriz ya tam onlardan işte
gece yarısı yasemin’den bir mesaj geldi.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var.”
televizyon kanallarını dolaşarak haberin ayrıntılarını öğrenmeye çalışırken telefon çaldı.
ağlayan bir genç kadın sesi, “selim abi’yi öldürdüler ahmet abi” dedi.
önce tam kavrayamadım.
sonra birden anladım.
arayan hülya’ydı, “selim abi” dediği selim dindar.
“vurdular abi...”
selim’i vurmuşlardı.
hülya ağlıyordu.
bir insanın ancak ölüm karşısında ağlayabileceği gibi ağlıyordu.
ölüm, hayatın zihnime düzgün biçimde istiflediği bütün düşünceleri yıkmış, dağıtmış, içimi bir harabeye çevirmişti.
dişlerimi sıkıp “kim vurmuş” dedim.
“bilmiyorum abi... bizim kime kötülüğümüz dokundu abi?”
ağlıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum.
duman gibi bir şey dalgalanıyordu içimde, yüzler, sesler beliriyordu.
bu ülkenin en dürüst, en cesur insanlarından birinin, şerafettin elçi’nin yeğeniydi.
gençliğinde diyarbakır hapishanesi’nde yatmıştı.
orada yaşadıklarını, o sıralarda radikal’de yazan neşe düzel’e anlatmıştı, neşe o konuşmadan sonra günlerce ağlamıştı.
gençliği acı doluydu selim’in.
haksız, insafsız acılar çekmişti.
kinlenmemişti ama geçtiğimiz aylarda balçiçek pamir’le yaptığı konuşmada, “bir daha doğsam kürt doğmam” demişti.
kürtlükten değildi aslında şikâyeti, kürtlere yapılanlara sitemini böyle anlatıyordu.
sırf kürt olduğu için o kadar çok işkence görmüştü ki, o kadar çok acı çekmişti ki...
“çoktandır lokale gitmiyormuş abi, bu akşam uğramış... lokali taramışlar abi... iki amcaoğlu da yaralı...”
binlerce yıllık feodal bir kültürden süzülmüş o inanılmaz kürt terbiyesiyle hep iki dizini birleştirerek oturur, gülerken bile çok fazla gülmemeye dikkat eder, sözcüklerini itinayla seçerdi, yaşıtlarıyla birlikteyken daha çok güldüğünü, daha serazat konuştuğunu tahmin ederdim ama “büyüklerinin” yanında “saygısızca” görünebilecek bir şey yapmaktan çekinirdi.
son karşılaştığımızda gelecekle ilgili hayallerini, ümitlerini anlatmıştı.
gelecek...
artık onun için gelecek yoktu.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var” cümlesinin içinde koca bir hayat bitiyordu.
“bir ölü” bir isim kazanıyor, bir yüz ediniyor, derin bir kedere dönüşüyordu.
haksız acılarla dağlanmış bir hayat, haksız bir ölümle noktalanıyordu.
birileri kavga etmişler, kavga edenlerden biri selim’in de olduğu lokale sığınmış, silahlı zorbalar sığınan adamın teslim edilmesini isteyince içerdekiler bunu reddetmiş, katiller de içerdekilerin hepsini tarayıp selim’i beyninden vurmuşlardı.
abisi, “kardeşim kör kurşuna kurban gitti” demişti.
kör kurşuna kurban gitmişti.
daha küçük yaşlarda yeryüzünün en korkunç hapishanelerinden birinde zorbalıklar görerek başlayan hayatı, bir zorbalıkla sona ermişti.
ölümü hep yanımızda, içimizde taşıdığımızı biliyoruz ama o hep uzak ve yabancı bize, aniden ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde ise hayat uzak ve yabancı oluyor.
ikisini de tanıyamıyor, ikisine de dokunamıyoruz o anda.
o korkunç haberi duyduğunda, derin ve sisli iki uçurumun ortasındaki daracık bir ıssızlıkta yapayalnız kalıyorsun, gelecek kayboluyor, gerçeklik kayboluyor, geçmiş dumanlar içinde şekilden şekle giriyor, artık var olmayan yüzler görüyor, artık var olmayan sesler duyuyorsun.
var olan, yaşayan her şey, bir deniz gibi geri çekiliyor, artık olmayanın kumsalına bırakıyor seni.
çok uzaklardan ağlayan genç bir kadın sesi, “selim abi’yi vurdular abi, kime ne kötülüğümüz var bizim” diyor.
konuşabilsen, “kimseye bir kötülüğünüz yok kızım,” diyeceksin “kimseye bir kötülüğünüz yok”.
ama her zaman konuşamıyorsun.
var olmayanın kumsalındasın şimdi.
giden biriyle vedalaşıyorsun.
diyebilsen, “affet bizi” diyeceksin.
affet bizi oğlum, affet bizi yaptıklarımız için.
++++++++++++++++++++++++
abisi 1 dönem akp şırnak milletvekili idi (bkz: emin dindar) bense oğlu sayesinde tanıdım abimizi (bkz: heja dindar)
hep böyleleri mi öldürülür deriz ya tam onlardan işte
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar