bugün
- nickten isim tahmini yapmak43
- arkadaşlar ben yarım akıllı mıyım ya6
- 30 dakika bilgi içerikli entry girelim kampanyası10
- sözlüğün kralı olmak5
- japon denince akla gelenler6
- sözlük kızlarının kombinleri15
- tai lung'un erkeklerden hoşlanması6
- manyak mısınız nesiniz7
- on üçüncü nesil yazarlara hoş geldin diyoruz4
- vatan hainleri3
- enayimiknatisii16
- kahve içelim mi2
- free bird2
- karın ağrısına mekikli çözüm3
- diamond bosphorus23
- şeyh olmak için gerekenler3
- hashimoto tiroiditi4
- akıl hastaneleri2
- nervio hamferdi6
- çomar alayları2
- dincileri akıl hastanesine yollamak2
- evde yapabileceğiniz şeyler2
- ak parti merkez yürütme kurulu toplantısı8
- tai lung24
- velvet56
- anın görüntüsü17
- kavga etmekten korkan erkek8
- habire12 adamdır37
- bursalı erkekler10
- kuşların temiz arabalara sıçması6
- habire1259
- askerliğin mantığı2
- mikronezya da savaş çıksa türkiyenin etkilenmesi3
- yunan adaları6
- slavko vincic3
- insan kaynakları6
- en sevilen su markası7
- faik öztrak4
- server'ın naneyi yemesi5
- az yakar diye dizel araba alan memur3
- sssilvermist19
- ne olacak bu ülkenin hali4
- balyoz ve ergenekon kumpasları2
- kacak elektrik kullanmayan bey2
- izmirli kızların verici olması17
- mutsuzluğun en büyük nedeni15
- abberline3
- ben geldim naneler13
- 5000 e yakın amerikan filmini özet geçmek2
- kan sırası4
cizreli işadamı selim dindar yaşamını yitirdi. 2 aralık 2009 günü bakırköy'de, cizreliler derneği'nde yaşanan silahlı saldırı, belki birçoğumuzun bir üçüncü sayfa haberi olarak okuyup geçtiği bir haber oldu. gazetelere yansıyan, kendilerinden haraç almak isteyen bir şahsın kaçarak sığındığı cizreliler derneği'nde onu korumak isteyenlerin kurşun yağmuruna tutulduğu, selim dindar'ın (50) çoğu kafasına isabet eden yedi kurşunla öldüğü, yedi kişinin de çeşitli yerlerinden yaralandığıydı. selim dindar ismini görenler, önce şöyle bir durdu, bir isim benzerliği olabilir miydi? ve çok geçmeden bunun bir isim benzerliği olmadığı anlaşıldı. ve ertesi gün bir gazete şu manşeti attı, sekiz sütuna: "bir kürt öldü diyeler..." evet, bir kürt ölmüştü, ama o sıradan bir kürt değildi. selim dindar, hiçbir politik görüşe mensup olmadığı halde 20 yaşında silah taşıdığı için diyarbakır cezaevi'ne konulmuş ve tam üç buçuk yıl boyunca diyarbakır cehennemini yaşamıştı, üstüne üstlük bunu tüm türkiye kamuoyuna ilk açıklayan insandı. öyle ki onun yaşadıkları, şimdilerde ilgiyle izlenen bu kalp seni unutur mu? dizisinin diyarbakır cezaevi bölümünde neredeyse birebir senaryoya dahil edildi.
selim dindar için ADALET.
selim dindar için ADALET.
23 haziran 2003 tarihinde radikal gazetesinde neşe düzel in röportaj yaptığı kişidir.
1980 döneminde diyarbakır cezaevi nde uzun süre kalmış, gördüğü insanlık dışı uygulamaları, işkenceleri bu röportaj vasıtasıyla anlatarak bizi insan olmaktan utandırmıştır.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=79191
1980 döneminde diyarbakır cezaevi nde uzun süre kalmış, gördüğü insanlık dışı uygulamaları, işkenceleri bu röportaj vasıtasıyla anlatarak bizi insan olmaktan utandırmıştır.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=79191
anlattıkları ile insanın kanını donduran adam. ruhu şad olsun.
(bkz: bu kalp seni unuturmu)
(bkz: bu kalp seni unuturmu)
Ahmet Altan'ın yazısından
gece yarısı yasemin’den bir mesaj geldi.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var.”
televizyon kanallarını dolaşarak haberin ayrıntılarını öğrenmeye çalışırken telefon çaldı.
ağlayan bir genç kadın sesi, “selim abi’yi öldürdüler ahmet abi” dedi.
önce tam kavrayamadım.
sonra birden anladım.
arayan hülya’ydı, “selim abi” dediği selim dindar.
“vurdular abi...”
selim’i vurmuşlardı.
hülya ağlıyordu.
bir insanın ancak ölüm karşısında ağlayabileceği gibi ağlıyordu.
ölüm, hayatın zihnime düzgün biçimde istiflediği bütün düşünceleri yıkmış, dağıtmış, içimi bir harabeye çevirmişti.
dişlerimi sıkıp “kim vurmuş” dedim.
“bilmiyorum abi... bizim kime kötülüğümüz dokundu abi?”
ağlıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum.
duman gibi bir şey dalgalanıyordu içimde, yüzler, sesler beliriyordu.
bu ülkenin en dürüst, en cesur insanlarından birinin, şerafettin elçi’nin yeğeniydi.
gençliğinde diyarbakır hapishanesi’nde yatmıştı.
orada yaşadıklarını, o sıralarda radikal’de yazan neşe düzel’e anlatmıştı, neşe o konuşmadan sonra günlerce ağlamıştı.
gençliği acı doluydu selim’in.
haksız, insafsız acılar çekmişti.
kinlenmemişti ama geçtiğimiz aylarda balçiçek pamir’le yaptığı konuşmada, “bir daha doğsam kürt doğmam” demişti.
kürtlükten değildi aslında şikâyeti, kürtlere yapılanlara sitemini böyle anlatıyordu.
sırf kürt olduğu için o kadar çok işkence görmüştü ki, o kadar çok acı çekmişti ki...
“çoktandır lokale gitmiyormuş abi, bu akşam uğramış... lokali taramışlar abi... iki amcaoğlu da yaralı...”
binlerce yıllık feodal bir kültürden süzülmüş o inanılmaz kürt terbiyesiyle hep iki dizini birleştirerek oturur, gülerken bile çok fazla gülmemeye dikkat eder, sözcüklerini itinayla seçerdi, yaşıtlarıyla birlikteyken daha çok güldüğünü, daha serazat konuştuğunu tahmin ederdim ama “büyüklerinin” yanında “saygısızca” görünebilecek bir şey yapmaktan çekinirdi.
son karşılaştığımızda gelecekle ilgili hayallerini, ümitlerini anlatmıştı.
gelecek...
artık onun için gelecek yoktu.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var” cümlesinin içinde koca bir hayat bitiyordu.
“bir ölü” bir isim kazanıyor, bir yüz ediniyor, derin bir kedere dönüşüyordu.
haksız acılarla dağlanmış bir hayat, haksız bir ölümle noktalanıyordu.
birileri kavga etmişler, kavga edenlerden biri selim’in de olduğu lokale sığınmış, silahlı zorbalar sığınan adamın teslim edilmesini isteyince içerdekiler bunu reddetmiş, katiller de içerdekilerin hepsini tarayıp selim’i beyninden vurmuşlardı.
abisi, “kardeşim kör kurşuna kurban gitti” demişti.
kör kurşuna kurban gitmişti.
daha küçük yaşlarda yeryüzünün en korkunç hapishanelerinden birinde zorbalıklar görerek başlayan hayatı, bir zorbalıkla sona ermişti.
ölümü hep yanımızda, içimizde taşıdığımızı biliyoruz ama o hep uzak ve yabancı bize, aniden ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde ise hayat uzak ve yabancı oluyor.
ikisini de tanıyamıyor, ikisine de dokunamıyoruz o anda.
o korkunç haberi duyduğunda, derin ve sisli iki uçurumun ortasındaki daracık bir ıssızlıkta yapayalnız kalıyorsun, gelecek kayboluyor, gerçeklik kayboluyor, geçmiş dumanlar içinde şekilden şekle giriyor, artık var olmayan yüzler görüyor, artık var olmayan sesler duyuyorsun.
var olan, yaşayan her şey, bir deniz gibi geri çekiliyor, artık olmayanın kumsalına bırakıyor seni.
çok uzaklardan ağlayan genç bir kadın sesi, “selim abi’yi vurdular abi, kime ne kötülüğümüz var bizim” diyor.
konuşabilsen, “kimseye bir kötülüğünüz yok kızım,” diyeceksin “kimseye bir kötülüğünüz yok”.
ama her zaman konuşamıyorsun.
var olmayanın kumsalındasın şimdi.
giden biriyle vedalaşıyorsun.
diyebilsen, “affet bizi” diyeceksin.
affet bizi oğlum, affet bizi yaptıklarımız için.
++++++++++++++++++++++++
abisi 1 dönem akp şırnak milletvekili idi (bkz: emin dindar) bense oğlu sayesinde tanıdım abimizi (bkz: heja dindar)
hep böyleleri mi öldürülür deriz ya tam onlardan işte
gece yarısı yasemin’den bir mesaj geldi.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var.”
televizyon kanallarını dolaşarak haberin ayrıntılarını öğrenmeye çalışırken telefon çaldı.
ağlayan bir genç kadın sesi, “selim abi’yi öldürdüler ahmet abi” dedi.
önce tam kavrayamadım.
sonra birden anladım.
arayan hülya’ydı, “selim abi” dediği selim dindar.
“vurdular abi...”
selim’i vurmuşlardı.
hülya ağlıyordu.
bir insanın ancak ölüm karşısında ağlayabileceği gibi ağlıyordu.
ölüm, hayatın zihnime düzgün biçimde istiflediği bütün düşünceleri yıkmış, dağıtmış, içimi bir harabeye çevirmişti.
dişlerimi sıkıp “kim vurmuş” dedim.
“bilmiyorum abi... bizim kime kötülüğümüz dokundu abi?”
ağlıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum.
duman gibi bir şey dalgalanıyordu içimde, yüzler, sesler beliriyordu.
bu ülkenin en dürüst, en cesur insanlarından birinin, şerafettin elçi’nin yeğeniydi.
gençliğinde diyarbakır hapishanesi’nde yatmıştı.
orada yaşadıklarını, o sıralarda radikal’de yazan neşe düzel’e anlatmıştı, neşe o konuşmadan sonra günlerce ağlamıştı.
gençliği acı doluydu selim’in.
haksız, insafsız acılar çekmişti.
kinlenmemişti ama geçtiğimiz aylarda balçiçek pamir’le yaptığı konuşmada, “bir daha doğsam kürt doğmam” demişti.
kürtlükten değildi aslında şikâyeti, kürtlere yapılanlara sitemini böyle anlatıyordu.
sırf kürt olduğu için o kadar çok işkence görmüştü ki, o kadar çok acı çekmişti ki...
“çoktandır lokale gitmiyormuş abi, bu akşam uğramış... lokali taramışlar abi... iki amcaoğlu da yaralı...”
binlerce yıllık feodal bir kültürden süzülmüş o inanılmaz kürt terbiyesiyle hep iki dizini birleştirerek oturur, gülerken bile çok fazla gülmemeye dikkat eder, sözcüklerini itinayla seçerdi, yaşıtlarıyla birlikteyken daha çok güldüğünü, daha serazat konuştuğunu tahmin ederdim ama “büyüklerinin” yanında “saygısızca” görünebilecek bir şey yapmaktan çekinirdi.
son karşılaştığımızda gelecekle ilgili hayallerini, ümitlerini anlatmıştı.
gelecek...
artık onun için gelecek yoktu.
“cizreliler lokali’ni taramışlar, bir ölü var” cümlesinin içinde koca bir hayat bitiyordu.
“bir ölü” bir isim kazanıyor, bir yüz ediniyor, derin bir kedere dönüşüyordu.
haksız acılarla dağlanmış bir hayat, haksız bir ölümle noktalanıyordu.
birileri kavga etmişler, kavga edenlerden biri selim’in de olduğu lokale sığınmış, silahlı zorbalar sığınan adamın teslim edilmesini isteyince içerdekiler bunu reddetmiş, katiller de içerdekilerin hepsini tarayıp selim’i beyninden vurmuşlardı.
abisi, “kardeşim kör kurşuna kurban gitti” demişti.
kör kurşuna kurban gitmişti.
daha küçük yaşlarda yeryüzünün en korkunç hapishanelerinden birinde zorbalıklar görerek başlayan hayatı, bir zorbalıkla sona ermişti.
ölümü hep yanımızda, içimizde taşıdığımızı biliyoruz ama o hep uzak ve yabancı bize, aniden ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde ise hayat uzak ve yabancı oluyor.
ikisini de tanıyamıyor, ikisine de dokunamıyoruz o anda.
o korkunç haberi duyduğunda, derin ve sisli iki uçurumun ortasındaki daracık bir ıssızlıkta yapayalnız kalıyorsun, gelecek kayboluyor, gerçeklik kayboluyor, geçmiş dumanlar içinde şekilden şekle giriyor, artık var olmayan yüzler görüyor, artık var olmayan sesler duyuyorsun.
var olan, yaşayan her şey, bir deniz gibi geri çekiliyor, artık olmayanın kumsalına bırakıyor seni.
çok uzaklardan ağlayan genç bir kadın sesi, “selim abi’yi vurdular abi, kime ne kötülüğümüz var bizim” diyor.
konuşabilsen, “kimseye bir kötülüğünüz yok kızım,” diyeceksin “kimseye bir kötülüğünüz yok”.
ama her zaman konuşamıyorsun.
var olmayanın kumsalındasın şimdi.
giden biriyle vedalaşıyorsun.
diyebilsen, “affet bizi” diyeceksin.
affet bizi oğlum, affet bizi yaptıklarımız için.
++++++++++++++++++++++++
abisi 1 dönem akp şırnak milletvekili idi (bkz: emin dindar) bense oğlu sayesinde tanıdım abimizi (bkz: heja dindar)
hep böyleleri mi öldürülür deriz ya tam onlardan işte
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar