bugün

Ergenliğimin ilk yıllarında her hayal kırıklığımdan sonra alçılanmış ruhumu tekrar hayata döndürmek, eski işlevselliğini geri kazandırmak için çabaladığım gecelerde/günlerde aklımdan geçen bir sorunun cevabıydı bu.
Yıllar yılları dişleri arasında öğütürken kredili sistemin son mezunu olaraktan her hangi bir üniversitenin her hangi bir bölümünü kazanıp da şu an yaşadığım şehire geldiğimde geniş amfilerde anlatılan dersleri dinlemeyi tabi ki çok isterdim. Fakat hiçbir şey istemekle olmuyor. Ki, ilk hayal kırıklığım üç tekerlekli bir bisikleti istememin bedeli pipimdeki o fazlalığın alınması olmuştu. Bedel ödeniyordu her şeyde. Evren, kapitalist bir sistemin esiriydi. Tanrı, çok büyük bir kapitalist olabilirdi. Hatta öyleydi.

Tarih dersi adı altında profesörler anlatırlarken kahramanlık hikâyelerini, ben, hayatımda hiçbir gün kendimi kahraman gibi hissedemeyişime yanardım. Oysa geceler boyunca karanlık sokaklarda gezip kurtarabileceğim hayatlar aramıştım. Yardım edebileceğim güçsüz insanlar. Sonra, bir sabah bir cenaze gördüm. Takıldım korteje. Şehrin dışındaki mezarlığa götürüp de iki metre derine indirdikten sonra naaşı, herkes evlerine doğru yollandığında gidip mezarının üzerine oturdum. Ve şu gerçeği kabul ettim:

"Hiç birimiz bu dünyaya kurtulmak için gelmiyoruz. Hatta hepimiz daha da batmak için buradayız. Onun içindir ki, öldüğümüzde gömülüyoruz."

Mezarın üzerinde ne kadar oturduğumu şimdi hatırlayamıyorum. Gelmiştim evime. Tek odalı çatı katına. Televizyonu izlemeye başlamıştım. Gözlerimi kırpmadan. Karşımda hayatlar akıp gidiyordu. Ve ben, yine hiçbir şey yapamıyordum. işte bana dokunan buydu. Midemi bulandıran. Beni kusturan buydu. Karşımdaki hayatlara dokunamamam. Bir gece kaptığım gibi televizyonu 7. kattan aşağı attım. Kurtuldum en büyük bağımlılığımdan. Çıktım dışarı. Hayatı canlı izlemeye başladım. Kitaplar okudum. Filmler izledim. Hiçbiri keyif vermediğinde ben yazmaya başladım. Hepsinin sonu aynı olduğunda tek bir sorum cevapsız kaldı:

"insan ne ile sever?"

Tüm bilimleri ve ilimler yaladım. Yutmadım ama. Gargara yapıp tükürdüm. Gittim geniş amfilere. Büyük kampüslere. Göğsüne kitaplarını sıkıştırmış bedenlere sordum bu soruyu. Bir kaçı, "beyin" dedi. Beyin ameliyatlarını söyledim. Ve cevaplarının tutarsızlığını kendimce ıspatladım. Bir kaçı, "kalp" dedi. Kalp ameliyatlarını örnek verdim. Çürüdü cevapları. Çürüdü tezleri. Çürüdü her bir şeyleri. Bir kaç aklıevvel olan "akıl" dedi. Delileri örnek verdim. Birisini çok sevip de delirenleri! Kays'ın nasıl Mecnun olduğunu anlattım kendimce.
Dondu kaldı her biri. Cehennemi sıcaklıklarda dondu kaldı evren. Bir ben donamadım. Beynim, bir atom reaktörü gibi çalışırken aynada kendimi yoklamaya başladım. Bileklerimi kestim. Bedenime derin izler açtım. Kendimi astım... Dövmeler yaptırdım. Bedenimi çizdirdim acemi ellere. isteyene ruhumu kiraladım. Her şeyden vazgeçtim. Her şeyi geçtim.

Ruh'a takıldım. Gökte aradığım cevap ayaklarıma dolandı. Düştüm. Yüz üstü. Toprağı öptüm. Yerimden kalktım. Elime, hayali bir megafon alıp aşk meczubu olarak sokaklarda bağırdım:

"insan, ruh ile sever!"
ruh ile sevdiğini özler insan.

diğerleri hikaye. mükemmel bir tespit.
siluetten ötesini sevmektir,aşkın bedeni aşması durumudur,görünenden öteyi sevmektir.
© copyright 2005 - 2026