bugün
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak11
- özel bir şey konuşuyoruz git diyen arkadaş7
- öyle bir sevişmek ki alev çıkartıp yatağı yakmak2
- bacakları yukarı kaldırarak oturmak12
- azrail'in hergün her insana 366 kere bakması8
- uludede'nin cenaze eventi8
- göz kanlanması6
- çirkinsin mesajına verilebilecek cevaplar11
- 3 kere üst üste 31 çekmek9
- uludede'yi karıya götürmek7
- gece uyurken bacağa kramp girmesi6
- gece eve atılan kızın ayaklarının ters çıkması7
- en kısa sürede göbek eritme teknikleri7
- ilk adımı kızdan bekleyen erkek7
- ekmeğe çikolata sürmek7
- pick me girl5
- gecenin köründe aniden gelen türklük atakları6
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı20
- mini şortla kapıya gelen hanım komşu6
- gunluklerim aylik olmus4
- gece kapıya dayanan 12 cin 8 ifrit 17 zombi5
- yaygın olmayan bir isme sahip olmak5
- sürekli özür dileyen insan5
- akşam akşam kahveye davet eden seksi komşu kızı5
- avare be3
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- yunan adalarına gitmek20
- uludede nim mirası4
- eyeliner çekme yöntemleri7
- dinci ahlaksızlığı19
- fatma betül sayan kaya64
- bana ayrılan sürenin sonuna geldik4
- söylenilen pembe yalanlar3
- ciğer yiyen midesizler10
- gece gece nervioyu düşünüp efkarlanmak3
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi12
- kızlar başlığa gelin bi sorum olacak5
- kömbe6
- gece kapıya dayanan zombilere lahmacun ısmarlamak4
- kahverengi göz kalemi6
- robotların insanlara baş kaldırması5
- yunan aşığı tip15
- sarma3
- ciğer vs kokoreç8
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye43
- sözlük yazarlarının ruh hali14
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak15
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak15
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- ortaçağda cadı avlamak3
Ergenliğimin ilk yıllarında her hayal kırıklığımdan sonra alçılanmış ruhumu tekrar hayata döndürmek, eski işlevselliğini geri kazandırmak için çabaladığım gecelerde/günlerde aklımdan geçen bir sorunun cevabıydı bu.
Yıllar yılları dişleri arasında öğütürken kredili sistemin son mezunu olaraktan her hangi bir üniversitenin her hangi bir bölümünü kazanıp da şu an yaşadığım şehire geldiğimde geniş amfilerde anlatılan dersleri dinlemeyi tabi ki çok isterdim. Fakat hiçbir şey istemekle olmuyor. Ki, ilk hayal kırıklığım üç tekerlekli bir bisikleti istememin bedeli pipimdeki o fazlalığın alınması olmuştu. Bedel ödeniyordu her şeyde. Evren, kapitalist bir sistemin esiriydi. Tanrı, çok büyük bir kapitalist olabilirdi. Hatta öyleydi.
Tarih dersi adı altında profesörler anlatırlarken kahramanlık hikâyelerini, ben, hayatımda hiçbir gün kendimi kahraman gibi hissedemeyişime yanardım. Oysa geceler boyunca karanlık sokaklarda gezip kurtarabileceğim hayatlar aramıştım. Yardım edebileceğim güçsüz insanlar. Sonra, bir sabah bir cenaze gördüm. Takıldım korteje. Şehrin dışındaki mezarlığa götürüp de iki metre derine indirdikten sonra naaşı, herkes evlerine doğru yollandığında gidip mezarının üzerine oturdum. Ve şu gerçeği kabul ettim:
"Hiç birimiz bu dünyaya kurtulmak için gelmiyoruz. Hatta hepimiz daha da batmak için buradayız. Onun içindir ki, öldüğümüzde gömülüyoruz."
Mezarın üzerinde ne kadar oturduğumu şimdi hatırlayamıyorum. Gelmiştim evime. Tek odalı çatı katına. Televizyonu izlemeye başlamıştım. Gözlerimi kırpmadan. Karşımda hayatlar akıp gidiyordu. Ve ben, yine hiçbir şey yapamıyordum. işte bana dokunan buydu. Midemi bulandıran. Beni kusturan buydu. Karşımdaki hayatlara dokunamamam. Bir gece kaptığım gibi televizyonu 7. kattan aşağı attım. Kurtuldum en büyük bağımlılığımdan. Çıktım dışarı. Hayatı canlı izlemeye başladım. Kitaplar okudum. Filmler izledim. Hiçbiri keyif vermediğinde ben yazmaya başladım. Hepsinin sonu aynı olduğunda tek bir sorum cevapsız kaldı:
"insan ne ile sever?"
Tüm bilimleri ve ilimler yaladım. Yutmadım ama. Gargara yapıp tükürdüm. Gittim geniş amfilere. Büyük kampüslere. Göğsüne kitaplarını sıkıştırmış bedenlere sordum bu soruyu. Bir kaçı, "beyin" dedi. Beyin ameliyatlarını söyledim. Ve cevaplarının tutarsızlığını kendimce ıspatladım. Bir kaçı, "kalp" dedi. Kalp ameliyatlarını örnek verdim. Çürüdü cevapları. Çürüdü tezleri. Çürüdü her bir şeyleri. Bir kaç aklıevvel olan "akıl" dedi. Delileri örnek verdim. Birisini çok sevip de delirenleri! Kays'ın nasıl Mecnun olduğunu anlattım kendimce.
Dondu kaldı her biri. Cehennemi sıcaklıklarda dondu kaldı evren. Bir ben donamadım. Beynim, bir atom reaktörü gibi çalışırken aynada kendimi yoklamaya başladım. Bileklerimi kestim. Bedenime derin izler açtım. Kendimi astım... Dövmeler yaptırdım. Bedenimi çizdirdim acemi ellere. isteyene ruhumu kiraladım. Her şeyden vazgeçtim. Her şeyi geçtim.
Ruh'a takıldım. Gökte aradığım cevap ayaklarıma dolandı. Düştüm. Yüz üstü. Toprağı öptüm. Yerimden kalktım. Elime, hayali bir megafon alıp aşk meczubu olarak sokaklarda bağırdım:
"insan, ruh ile sever!"
Yıllar yılları dişleri arasında öğütürken kredili sistemin son mezunu olaraktan her hangi bir üniversitenin her hangi bir bölümünü kazanıp da şu an yaşadığım şehire geldiğimde geniş amfilerde anlatılan dersleri dinlemeyi tabi ki çok isterdim. Fakat hiçbir şey istemekle olmuyor. Ki, ilk hayal kırıklığım üç tekerlekli bir bisikleti istememin bedeli pipimdeki o fazlalığın alınması olmuştu. Bedel ödeniyordu her şeyde. Evren, kapitalist bir sistemin esiriydi. Tanrı, çok büyük bir kapitalist olabilirdi. Hatta öyleydi.
Tarih dersi adı altında profesörler anlatırlarken kahramanlık hikâyelerini, ben, hayatımda hiçbir gün kendimi kahraman gibi hissedemeyişime yanardım. Oysa geceler boyunca karanlık sokaklarda gezip kurtarabileceğim hayatlar aramıştım. Yardım edebileceğim güçsüz insanlar. Sonra, bir sabah bir cenaze gördüm. Takıldım korteje. Şehrin dışındaki mezarlığa götürüp de iki metre derine indirdikten sonra naaşı, herkes evlerine doğru yollandığında gidip mezarının üzerine oturdum. Ve şu gerçeği kabul ettim:
"Hiç birimiz bu dünyaya kurtulmak için gelmiyoruz. Hatta hepimiz daha da batmak için buradayız. Onun içindir ki, öldüğümüzde gömülüyoruz."
Mezarın üzerinde ne kadar oturduğumu şimdi hatırlayamıyorum. Gelmiştim evime. Tek odalı çatı katına. Televizyonu izlemeye başlamıştım. Gözlerimi kırpmadan. Karşımda hayatlar akıp gidiyordu. Ve ben, yine hiçbir şey yapamıyordum. işte bana dokunan buydu. Midemi bulandıran. Beni kusturan buydu. Karşımdaki hayatlara dokunamamam. Bir gece kaptığım gibi televizyonu 7. kattan aşağı attım. Kurtuldum en büyük bağımlılığımdan. Çıktım dışarı. Hayatı canlı izlemeye başladım. Kitaplar okudum. Filmler izledim. Hiçbiri keyif vermediğinde ben yazmaya başladım. Hepsinin sonu aynı olduğunda tek bir sorum cevapsız kaldı:
"insan ne ile sever?"
Tüm bilimleri ve ilimler yaladım. Yutmadım ama. Gargara yapıp tükürdüm. Gittim geniş amfilere. Büyük kampüslere. Göğsüne kitaplarını sıkıştırmış bedenlere sordum bu soruyu. Bir kaçı, "beyin" dedi. Beyin ameliyatlarını söyledim. Ve cevaplarının tutarsızlığını kendimce ıspatladım. Bir kaçı, "kalp" dedi. Kalp ameliyatlarını örnek verdim. Çürüdü cevapları. Çürüdü tezleri. Çürüdü her bir şeyleri. Bir kaç aklıevvel olan "akıl" dedi. Delileri örnek verdim. Birisini çok sevip de delirenleri! Kays'ın nasıl Mecnun olduğunu anlattım kendimce.
Dondu kaldı her biri. Cehennemi sıcaklıklarda dondu kaldı evren. Bir ben donamadım. Beynim, bir atom reaktörü gibi çalışırken aynada kendimi yoklamaya başladım. Bileklerimi kestim. Bedenime derin izler açtım. Kendimi astım... Dövmeler yaptırdım. Bedenimi çizdirdim acemi ellere. isteyene ruhumu kiraladım. Her şeyden vazgeçtim. Her şeyi geçtim.
Ruh'a takıldım. Gökte aradığım cevap ayaklarıma dolandı. Düştüm. Yüz üstü. Toprağı öptüm. Yerimden kalktım. Elime, hayali bir megafon alıp aşk meczubu olarak sokaklarda bağırdım:
"insan, ruh ile sever!"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar