bugün
- osuruktan şiirler41
- kanal ayarlama 1500 lira11
- devletin temeli adalettir9
- adana kebap6
- sözlükten soğuma nedenleri17
- açılım4
- ben geldim kerkenezler18
- claudian clouds22
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- okul kıyafeti zorunluluğu3
- velvet'in aylık geliri6
- iyi parti17
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener4
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- gece sokaklarda dolaşıp kedi ve köpekleri sevmek2
- simko315
- küçük sürprizler yapmak5
- zorunlu eğitim9
- filistin2
- yeni anayasa4
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- kısır9
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- mini elbise4
- uludağ sözlüğün reaktörü2
- şeytanın insanlardan ders alması4
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- evlenme teklif edecekken sevgilinin yüzüne kusmak2
- 777 diyen erkolar8
- alttaki yazara motto ver16
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- yazarların özel mesaj sayıları5
- akrep burcu kini8
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- çerçeve yasa34
- bir daha doğmayacak olmak4
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- amedspor14
- gollumun gözü yüzükte6
- beyaz tenli gotik kız3
- karanlık bir yolda arabanın bozulması2
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler27
- gerdek gecesinde sevişmek zorunda mıyız3
- saçını pembeye boyayan erkek6
- aleksey batrakov12
- üsteki yazara güzel bir şey söyle10
kurtuluş savaşı karşıtı yazıları ile prim yapmış yazar. ikinci ali kemal'dir diyebiliriz.
resmi için;
http://www.ata.boun.edu.t...ges/refi_cevat_ulunay.jpg
resmi için;
http://www.ata.boun.edu.t...ges/refi_cevat_ulunay.jpg
eski istanbul hususunda ziyadesiyle biligili gazeteci yazardır. özellikle kabadayıları incelediği sayılı fırtınalar isimli kitabı defalarca okunulasıdır.
05edit: bunu pisleyen arkadaş için; yeni bingöl hususunda bilgisizdir ayrıca yazar değildir. kabadayıları incelediği sayılı fırtınalar kitabınıda yazmamıştır. ama siz genede okumayın. bir kere bile.
05edit: bunu pisleyen arkadaş için; yeni bingöl hususunda bilgisizdir ayrıca yazar değildir. kabadayıları incelediği sayılı fırtınalar kitabınıda yazmamıştır. ama siz genede okumayın. bir kere bile.
1890'da doğmuş, 1968'de ölmüş, gazeteci - yazar.
milli mücadele karşıtı olmuş, daha sonra affedilerek yurda dönmüş, önce yeni sabah'ta sonra milliyet'te çalışmıştır. milli mücadele hakkındaki sözlerinden bazıları : " türkler kendi güçleriyle adam olamaz. ingilizler elimizden tutup kurtarsın. onları bekliyoruz." , " kuvayi milliye adı altına sığınan haydutların kafasına neden bir yumruk indirilmiyor ?" , "kemalcilerin kökünü kazımak için paşalara gerek yok, bir binbaşı yeter."
milli mücadele karşıtı olmuş, daha sonra affedilerek yurda dönmüş, önce yeni sabah'ta sonra milliyet'te çalışmıştır. milli mücadele hakkındaki sözlerinden bazıları : " türkler kendi güçleriyle adam olamaz. ingilizler elimizden tutup kurtarsın. onları bekliyoruz." , " kuvayi milliye adı altına sığınan haydutların kafasına neden bir yumruk indirilmiyor ?" , "kemalcilerin kökünü kazımak için paşalara gerek yok, bir binbaşı yeter."
orhan karaveli'nin ali kemal adlı kitabından :
köşe yazarlarımızdan biri de kurtuluş savaşı sırasında kuvayı milliye'ye karşı çıktığı için yüz ellilikler listesine alınmış, ülke dışına sürülmüş ve 1938'de affedildikten sonra da ekmeğini türkiye'de kazanmıştı.
ilginç bir adamdı refi cevat ulunay . bazı akşamlar, gazetenin sahibi ve kurucusu ali naci karacan'ın odasında dört galatasaray lisesi mezunu (ulunay, karacan, abdi ipekçi ve ben) oturup çay içer ve okuldan söz ederdik.
bir akşam üzeri yazısını mürettiphaneye teslim etmiş olmanın rahatlığı içindeyken odasına girerek - şaka yollu - " sizinle röportaj yapacağım. izin var mı ? " dedim. kocaman gülerek cevap verdi " röportaj tamam da yayımlamak yok ! ne soracağını biliyorum. geçmiş geçmişte kaldı. suçumuzun kefaretini de ödedik. "
- anlaştık, gene de sorayım. şişli'deki evde paşayla 1919'da konuşmuş, sonra da ikdam'da izlenimlerinizi yazarken bu adam deli demişsiniz doğru mu ?
+ evet, doğru.
- peki, bugün olsa gene bu adam deli der miydiniz ?
+ demezdim.
- ne derdiniz ?
+ bu adam zırdeli derdim. çünkü vahidettin tarafından samsun'a gönderiliş nedeni rumları tedirgin eden türk çetelerini bastırmak olsa da paşanın aklından bambaşka şeylerin geçmekte olduğunu fark etmiştim. inanılmaz, o zamanki kafama göre akıl almaz imalardı bunlar.
+ şimdiki kafam olsa, işte bu nedenle deli değil zırdeli gözüyle görürdüm mustafa kemal paşa'yı .
sayfa 73.
köşe yazarlarımızdan biri de kurtuluş savaşı sırasında kuvayı milliye'ye karşı çıktığı için yüz ellilikler listesine alınmış, ülke dışına sürülmüş ve 1938'de affedildikten sonra da ekmeğini türkiye'de kazanmıştı.
ilginç bir adamdı refi cevat ulunay . bazı akşamlar, gazetenin sahibi ve kurucusu ali naci karacan'ın odasında dört galatasaray lisesi mezunu (ulunay, karacan, abdi ipekçi ve ben) oturup çay içer ve okuldan söz ederdik.
bir akşam üzeri yazısını mürettiphaneye teslim etmiş olmanın rahatlığı içindeyken odasına girerek - şaka yollu - " sizinle röportaj yapacağım. izin var mı ? " dedim. kocaman gülerek cevap verdi " röportaj tamam da yayımlamak yok ! ne soracağını biliyorum. geçmiş geçmişte kaldı. suçumuzun kefaretini de ödedik. "
- anlaştık, gene de sorayım. şişli'deki evde paşayla 1919'da konuşmuş, sonra da ikdam'da izlenimlerinizi yazarken bu adam deli demişsiniz doğru mu ?
+ evet, doğru.
- peki, bugün olsa gene bu adam deli der miydiniz ?
+ demezdim.
- ne derdiniz ?
+ bu adam zırdeli derdim. çünkü vahidettin tarafından samsun'a gönderiliş nedeni rumları tedirgin eden türk çetelerini bastırmak olsa da paşanın aklından bambaşka şeylerin geçmekte olduğunu fark etmiştim. inanılmaz, o zamanki kafama göre akıl almaz imalardı bunlar.
+ şimdiki kafam olsa, işte bu nedenle deli değil zırdeli gözüyle görürdüm mustafa kemal paşa'yı .
sayfa 73.
II. Meşrutiyet döneminin ve Yüzellilikler arasında sürgün edildiği 1924-1938 arası dışında, 1968’de ölümüne kadar da Cumhuriyet döneminin Türk basınının tarihi simalarındandır.(d. 1890, Şam – ö. 4 Kasım 1968)
1890 yılında Şam'da dünyaya gelen Refi Cevad Ulunay, Mevlana Celalettin Rumi’nin soyundan gelen eski bir Türk gazetecisi ve yazarı. Ali muhittin'in oğludur.
1909'da Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi) bitirdikten sonra Tanin'de gazeteciliğe adım attı. Sonra ikdam'da yazdı. 1912'de Pehlivan Kadri ile birlikte Alemdar gazetesini kurdu. ittihat ve Terakki'nin siyasetini şiddetle eleştirdiği için sık sık kapatılan gazeteyi başka isimlerle devam ettirdi. 1913'te Mahmud Şevket Paşa suikastı üzerine ittihat ve Terakki yönetimince Sinop'a sürgün edildi.
Daha sonra şehrah, Hemrah ve Yeniyol gazetelerinde yazı işleri müdürlüğünde bulundu. Bu arada mizaha yatkın bir ruhu olduğu için Gıdık dergisinde alaylı yazılar yazıp ve siyasî mizahın güzel örneklerini verdi. "Alemdar" gazetesindeki yazıları da pek meşhurdur.
Çorum ve Konya'da sürgünde geçirdiği I. Dünya Savaşı sona erip ittihat ve Terakki iktidardan düşünce istanbul'a döndü. Alemdar'ı yeniden çıkarmaya başladı. Tamamen siyasi bir hesaplaşma aracı olarak düşündüğü gazetesi başlangıçta Mustafa Kemal'e karşı ılımlı davranırken, sonra Milli Mücadele'yi bir ittihatçı eylemi olarak algıladı ve en ağır saldırılarda bulundu. Zaferin kazanılması üzerine Mısır'a kaçtı ve "Yüzellilikler" listesine dahil edilerek vatandaşlıktan çıkarıldı.
Alemdar gazetesi başyazarı refi Cevat Ulunay, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkarken, bir taraftan da ingiliz mandasını destekliyordu.
"Biz de istiklâl fikrine şiddetle bağlıyız. istiklâlimizi temin edebilmek için de kuvvetli bir devlet müzaheretine muhtacız. O devlet ki, ingiltere’dir ve ingiltere olması lâzım gelir. Bizi elimizden tutmalı, ve para sarfedilmesi lâzım gelen yerleri bize göstererek yaşamaya lâyık bir kuvvet halinde bizi muhafaza eylemeli." der 30 Eylül 1919 tarihli (Alemdar) gazetesinde.
(Alemdar) gazetesi başyazarı Refi Cevat (Ulunay) 27 Ağustos 1919 günü yayınlanan başyazısında şöyle söylüyordu:
"Kuvayi Milliye’yi dağıtmak için Damat Ferit hükümetinin giriştiği teşebbüsleri memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Bunu, Sadrâzam Paşa’nın teşkil ettiği kabinedeki azalara medyûnuz.
Arzumuz, bilhassa huzur ve sükûna muhtaç olan şu memleketin rahat nefes alabilmesidir. Harpten harbe sürüklenen milletin yeni baştan barut kokusu teneffüs etmeye artık ciğerleri müsait olmadığını defeât ile yazdık. Böyle olduğu halde, bazı gazeteleri, bu fikre şiddetle muarız bulduk. Halbuki bu devlet, siyaset kitabını açacağı yerde, kılıca davranmaktan, kılıcına davranacağı zaman da, siyaset ve meskenet hareketi yüzünden kaybetmiştir.
Bu mühim zamanlarda yapılacak yanlış bir hareket, bittabi devletin son hatasını teşkil edecek. O hatanın tamirine ise, zaman ve mekân artık müsaade etmeyecektir.
Beş vakit namazda Padişaha duadan gayri bir şey bilmemesi lâzım gelen orduya neler öğretmedik. Nihayet ordu, içtimai hayata karışıyor, hürriyeti istihsal eden o kuvvet, herşey oluyordu. Halbuki, bir kere asker arasına siyaset mikrobu sokulacak olursa, o herşey olur, yalnız asker olmaz.
Abdülhamid-i Sâni’nin millete bıraktığı orduda hiçbir intizam mevcut olmasa dahi, mânen haiz olduğu kuvvet, bütün intizamları tavlit edecek mahiyette idi. ittihatçı'ların eline böyle bir kuvvet geçince, onunla her ateşi karıştırmak istediler.
hayır...
Harbi umumî, köylerde cenazeleri yıkayacak erkek bırakmayan, bacalar tütmez, arslanları kolsuz bacaksız, ak sakallı babaları yavrusuz bırakan o felâket, büyük felâket, bu kadarı kâfi değil mi hayır..
Hareket-i Milliye var. Haydi bakalım, zavallı Anadolulu... Köyünde bir kahve içebildinse kâfi. Tekrar torbanı boynuna tak, tüfeğini eline al, yine ölmek lâzım. Bu olamaz, buna tahammül edilemez. Her zaman yazdığımız gibi, bu devletin ciğerlerine artık barut kokusu teneffüs ettirilmemeli. Hükümet her mevkiin vaziyetine göre hareket eylemeli, sırtına bir küfe ekmek yüklemeli, eline bir çanta ilâç almalı, memurlarının ahvalini güzelce tetkik edebilmek için gözüne kuvvetli bir gözlük takarak, Anadolu’nun her türlü ihtiyacım temine, hastalığını tedaviye başlamalı. Topu topu elimizde bir Anadolu kaldı, onu da böyle müfrit fikirlere ezdiremeyiz."
1938'deki af üzerine yurda döndü ve hemen Yeni Sabah'ta yazmaya başladı.
"Refi Cevad, 1938'den sonra çok güzel yazılar yazmıştır. Bu gün o yazıları anlayacak pek az kimse kaldı. Refi Cevad, Osmanlı Türkçesini iyi bilen, daha ziyade "lafzî" sanata düşkün; mânayı alenge ve selâset-i beyanı tomturak-ı elfaza feda eden bir "Nihrîr" idi. Divan edebiyatına oldukça vâkıftı. Fransızcası iyi idi. Sahibi veya râvisi olduğu güzel anekdotları vardı. Hoş sohbet, şakacı, sırasına göre bedzeban, sırasına göre hoş beyan bir zat idi. Ufulü Türk kalem âlemi için zayiattan sayılır; çükü artık Türkiye'de böyle yazan, hattâ o yazıları anlayarak okuyan kimse kalmadı.
Tekrar vatana kavuştuğu zaman da gazeteciliğe başladı ve Tan gazetesinde fıkra yazarlığı yaparak ölümüne kadar kalemini elinden bırakmadı.
1952'den ölümüne kadar yazarlığını Milliyet'te sürdürdü. Bu ikinci döneminde daha çok anıları, kültürel konuları işledi. Sohbet türü yazılar yazdı. Gelenekçi bir tutum içinde oldu. Eski istanbul yaşamı ve kültürünü aktarmaya çalıştı. Nadiren girdiği polemiklerde eski ısırıcı üslubunu ortaya koydu. Kitapları arasında Köle (ist., 1942), Enkaz Arasında (ist., 1945); Sayılı Fırtınalar (ist., 1955, yb 1994), Dağlar Kralı (ist., 1955), Haşmetli Yosmalar (1957), Bir Başka Âlem (ist., 1964) isimli romanları vardır.
Ulunay hayata vedâ ettiği zaman 80 yaşına yaklaşmıştı. Türk basın tarihinde ender görülmüş meslek kavgalarının adamı olan Ulunay Milliyet'te yıllarca “Takvimden Bir Yaprak” başlıklı köşesinde hergün tiryakisi olan okuyucularına seslendi. 4 kasım 1968'de ölen Ulunay vasiyeti uyarınca Konya’ya götürülerek orada toprağa verildi.
Refi Cevad Ulunay’ın naaşı Şişli Camii'nde kılman öğle namazından sonra, ömrünün 59 yılını verdiği BabIâli yokuşundan geçirilerek gazetesi Milliyet’in önüne getirilmiştir. Burada siyah bir örtü ile kaplı
masa üzerine konan naaşı önünde kısa bir dini tören ve saygı duruşu yapılmış ve toprağa verilmek üzere Konya’ya götürülmüştür.
necmi onur'la yaptığı söyleşi'de:
Atatürk’ü severdi.
O’nunla görüşmelerini anlatırken gözleri buğulanır:
"Öyle adamlar milletlerin tarihinde gelişi ender şanslardandır" derdi. Millî Mücadele yıllarında Anadolu'ya geçmeyişinin sebebini kendisinden sormuştum. şöyle demişti:
"Vagonum Haydarpaşa’da hazırdı. Anadolu'ya gidecektim. Kararlı idim. O sırada padişah çağırttı beni.. Hazara çıktım. Gözlerimin içine baka baka tek kelime konuştu. "Sende mi?" dedi. Kala kaldım. Bu tek kelimenin üzerimdeki ağırlığını hayatım boyunca hiç kimseye anlatamadım..". diye anlatır.
1909'da Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi) bitirdikten sonra Tanin'de gazeteciliğe adım attı. Sonra ikdam'da yazdı. 1912'de Pehlivan Kadri ile birlikte Alemdar gazetesini kurdu. ittihat ve Terakki'nin siyasetini şiddetle eleştirdiği için sık sık kapatılan gazeteyi başka isimlerle devam ettirdi. 1913'te Mahmud Şevket Paşa suikastı üzerine ittihat ve Terakki yönetimince Sinop'a sürgün edildi.
Daha sonra şehrah, Hemrah ve Yeniyol gazetelerinde yazı işleri müdürlüğünde bulundu. Bu arada mizaha yatkın bir ruhu olduğu için Gıdık dergisinde alaylı yazılar yazıp ve siyasî mizahın güzel örneklerini verdi. "Alemdar" gazetesindeki yazıları da pek meşhurdur.
Çorum ve Konya'da sürgünde geçirdiği I. Dünya Savaşı sona erip ittihat ve Terakki iktidardan düşünce istanbul'a döndü. Alemdar'ı yeniden çıkarmaya başladı. Tamamen siyasi bir hesaplaşma aracı olarak düşündüğü gazetesi başlangıçta Mustafa Kemal'e karşı ılımlı davranırken, sonra Milli Mücadele'yi bir ittihatçı eylemi olarak algıladı ve en ağır saldırılarda bulundu. Zaferin kazanılması üzerine Mısır'a kaçtı ve "Yüzellilikler" listesine dahil edilerek vatandaşlıktan çıkarıldı.
Alemdar gazetesi başyazarı refi Cevat Ulunay, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkarken, bir taraftan da ingiliz mandasını destekliyordu.
"Biz de istiklâl fikrine şiddetle bağlıyız. istiklâlimizi temin edebilmek için de kuvvetli bir devlet müzaheretine muhtacız. O devlet ki, ingiltere’dir ve ingiltere olması lâzım gelir. Bizi elimizden tutmalı, ve para sarfedilmesi lâzım gelen yerleri bize göstererek yaşamaya lâyık bir kuvvet halinde bizi muhafaza eylemeli." der 30 Eylül 1919 tarihli (Alemdar) gazetesinde.
(Alemdar) gazetesi başyazarı Refi Cevat (Ulunay) 27 Ağustos 1919 günü yayınlanan başyazısında şöyle söylüyordu:
"Kuvayi Milliye’yi dağıtmak için Damat Ferit hükümetinin giriştiği teşebbüsleri memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Bunu, Sadrâzam Paşa’nın teşkil ettiği kabinedeki azalara medyûnuz.
Arzumuz, bilhassa huzur ve sükûna muhtaç olan şu memleketin rahat nefes alabilmesidir. Harpten harbe sürüklenen milletin yeni baştan barut kokusu teneffüs etmeye artık ciğerleri müsait olmadığını defeât ile yazdık. Böyle olduğu halde, bazı gazeteleri, bu fikre şiddetle muarız bulduk. Halbuki bu devlet, siyaset kitabını açacağı yerde, kılıca davranmaktan, kılıcına davranacağı zaman da, siyaset ve meskenet hareketi yüzünden kaybetmiştir.
Bu mühim zamanlarda yapılacak yanlış bir hareket, bittabi devletin son hatasını teşkil edecek. O hatanın tamirine ise, zaman ve mekân artık müsaade etmeyecektir.
Beş vakit namazda Padişaha duadan gayri bir şey bilmemesi lâzım gelen orduya neler öğretmedik. Nihayet ordu, içtimai hayata karışıyor, hürriyeti istihsal eden o kuvvet, herşey oluyordu. Halbuki, bir kere asker arasına siyaset mikrobu sokulacak olursa, o herşey olur, yalnız asker olmaz.
Abdülhamid-i Sâni’nin millete bıraktığı orduda hiçbir intizam mevcut olmasa dahi, mânen haiz olduğu kuvvet, bütün intizamları tavlit edecek mahiyette idi. ittihatçı'ların eline böyle bir kuvvet geçince, onunla her ateşi karıştırmak istediler.
hayır...
Harbi umumî, köylerde cenazeleri yıkayacak erkek bırakmayan, bacalar tütmez, arslanları kolsuz bacaksız, ak sakallı babaları yavrusuz bırakan o felâket, büyük felâket, bu kadarı kâfi değil mi hayır..
Hareket-i Milliye var. Haydi bakalım, zavallı Anadolulu... Köyünde bir kahve içebildinse kâfi. Tekrar torbanı boynuna tak, tüfeğini eline al, yine ölmek lâzım. Bu olamaz, buna tahammül edilemez. Her zaman yazdığımız gibi, bu devletin ciğerlerine artık barut kokusu teneffüs ettirilmemeli. Hükümet her mevkiin vaziyetine göre hareket eylemeli, sırtına bir küfe ekmek yüklemeli, eline bir çanta ilâç almalı, memurlarının ahvalini güzelce tetkik edebilmek için gözüne kuvvetli bir gözlük takarak, Anadolu’nun her türlü ihtiyacım temine, hastalığını tedaviye başlamalı. Topu topu elimizde bir Anadolu kaldı, onu da böyle müfrit fikirlere ezdiremeyiz."
1938'deki af üzerine yurda döndü ve hemen Yeni Sabah'ta yazmaya başladı.
"Refi Cevad, 1938'den sonra çok güzel yazılar yazmıştır. Bu gün o yazıları anlayacak pek az kimse kaldı. Refi Cevad, Osmanlı Türkçesini iyi bilen, daha ziyade "lafzî" sanata düşkün; mânayı alenge ve selâset-i beyanı tomturak-ı elfaza feda eden bir "Nihrîr" idi. Divan edebiyatına oldukça vâkıftı. Fransızcası iyi idi. Sahibi veya râvisi olduğu güzel anekdotları vardı. Hoş sohbet, şakacı, sırasına göre bedzeban, sırasına göre hoş beyan bir zat idi. Ufulü Türk kalem âlemi için zayiattan sayılır; çükü artık Türkiye'de böyle yazan, hattâ o yazıları anlayarak okuyan kimse kalmadı.
Tekrar vatana kavuştuğu zaman da gazeteciliğe başladı ve Tan gazetesinde fıkra yazarlığı yaparak ölümüne kadar kalemini elinden bırakmadı.
1952'den ölümüne kadar yazarlığını Milliyet'te sürdürdü. Bu ikinci döneminde daha çok anıları, kültürel konuları işledi. Sohbet türü yazılar yazdı. Gelenekçi bir tutum içinde oldu. Eski istanbul yaşamı ve kültürünü aktarmaya çalıştı. Nadiren girdiği polemiklerde eski ısırıcı üslubunu ortaya koydu. Kitapları arasında Köle (ist., 1942), Enkaz Arasında (ist., 1945); Sayılı Fırtınalar (ist., 1955, yb 1994), Dağlar Kralı (ist., 1955), Haşmetli Yosmalar (1957), Bir Başka Âlem (ist., 1964) isimli romanları vardır.
Ulunay hayata vedâ ettiği zaman 80 yaşına yaklaşmıştı. Türk basın tarihinde ender görülmüş meslek kavgalarının adamı olan Ulunay Milliyet'te yıllarca “Takvimden Bir Yaprak” başlıklı köşesinde hergün tiryakisi olan okuyucularına seslendi. 4 kasım 1968'de ölen Ulunay vasiyeti uyarınca Konya’ya götürülerek orada toprağa verildi.
Refi Cevad Ulunay’ın naaşı Şişli Camii'nde kılman öğle namazından sonra, ömrünün 59 yılını verdiği BabIâli yokuşundan geçirilerek gazetesi Milliyet’in önüne getirilmiştir. Burada siyah bir örtü ile kaplı
masa üzerine konan naaşı önünde kısa bir dini tören ve saygı duruşu yapılmış ve toprağa verilmek üzere Konya’ya götürülmüştür.
necmi onur'la yaptığı söyleşi'de:
Atatürk’ü severdi.
O’nunla görüşmelerini anlatırken gözleri buğulanır:
"Öyle adamlar milletlerin tarihinde gelişi ender şanslardandır" derdi. Millî Mücadele yıllarında Anadolu'ya geçmeyişinin sebebini kendisinden sormuştum. şöyle demişti:
"Vagonum Haydarpaşa’da hazırdı. Anadolu'ya gidecektim. Kararlı idim. O sırada padişah çağırttı beni.. Hazara çıktım. Gözlerimin içine baka baka tek kelime konuştu. "Sende mi?" dedi. Kala kaldım. Bu tek kelimenin üzerimdeki ağırlığını hayatım boyunca hiç kimseye anlatamadım..". diye anlatır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar