bugün
- 15 haziran 2026 belçika mısır maçı12
- 2026 dünya kupası8
- winamp msn messenger half life windows 984
- imamoğlu abd ingiliz ve almanların bir projesiydi2
- hep kendini suçlamak12
- arkadaşlar bakar mısınız10
- kılıçdarı destekleyen sanatçılar9
- yeni biriyle tanışmak5
- lgs de 5 yanlış yapan kızı annesinin zorbalaması6
- çocuğa yabancı isimler vermek3
- son 20 yılın en gıcık lafı14
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi2
- 16 haziran 2026 iran yeni zelanda maçı11
- abd'nin b52 bombardıman uçağının düşmesi2
- yayını geren padişaha ok mu nok mu diyen yeniçeri2
- futbol11
- kız arkadaşının giyimine karışmayan erkek22
- mısır2
- belçika2
- havalar da ısındı9
- hangi manifest kızısın10
- ona bir şey söyle18
- 10 yıl sonraki haline bir mesaj bırak6
- hazır mantı6
- allah2
- yalnız yaşamak12
- sözlük içi etkileşimin düşük olması3
- yks'ye öylesine girmek2
- kabe'deki skandal izdiham görüntüsü2
- güne bir şarkı bırak6
- kıyametin yaklaşıyor olduğu gerçeği6
- maaşla çalışıp ben alfayım diyen erkek3
- sigarayı tersten yakmak4
- true'ya arkadan sahip olmak15
- eşini aldatan birini görünce yapılması gereken şey2
- 15 haziran 2026 ispanya yeşil burun adaları maçı13
- adolf hitler'in 6 milyon yahudi öldürdüğü yalanı4
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- kadın olsaydım çok açık giyerdim22
- yapay zeka ile kod yazmanın getirdiği tembellik2
- araplaşmış türkler3
- devlet bahçeli4
- ergenlikten kişilik analizi2
- türkçe ezana kuduran türk3
- dandik üniversite mezunlarının ortak özellikleri4
- yanlız o hareketi yalnış yapıyorsun4
- eyüpsultan'da cookie dağıtan kız2
- götü büyük kadın3
- merhaba arkadaşlar ben geldim2
- baygın koku2
bir ayet-i kerime meali:
Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. (Zümer 53)
Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. (Zümer 53)
sevgili cmsbg Allah bilinmek tanınmak değil kullarından gönül ister sadece sevgi ister.bağlantıyı gönülden kurar.terim karmaşasına düşmeyelim lütfen.bkz.mesnevi, http://www.islamvefelsefisorular.com
''insan evvelâ nefsini sever. Sonra akaribini, sonra milletini, sonra zîhayat mahlûkları, sonra kâinatı, dünyayı sever. Bu dairelerin herbirisine karşı alâkadardır; onların lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki, şu hercümerç âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından, biçare kalb-i insan her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima ıztırap içinde kalır. Yahut gafletle sarhoş olur.
Madem öyledir, ey nefis, aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.
Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki,
Ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine ma'bud ve mahbup yapıyorsun. Her şeyi nefsine feda ediyorsun. Âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemaldir -zira kemal zatında sevilir- yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.
Şimdi, ey nefis! Birkaç Sözde katî ispat etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibarıyla sen onlarla Fâtır-ı Zülcelâlin kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun.
Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adavet etmelisin; veyahut acımalısın; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen -çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun- o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'acık ile iktifa eder.
Zira, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifa ettiğin ve saadetleriyle mesut olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri iltifatına tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem, Kemal-i Mutlakın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın...''
çok sevdiğim bir kitapta dün yine tevafuken karşıma çıkan kısım. çok ihtiyacım varmış demek ki. ki var, hem de çok fazla, biliyorum bunu. kainata dağınık bütün muhabbetlerimiz yaratıcı'nın esma ve sıfatına karşı verilmiş bir muhabbettir. su-i istimal edersek eğer elem çekenlerden oluruz. çünkü ''yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir.''
kalbim o'nu istiyor. nefsim başka şeylerin peşinden koşmayı. ikisi arasında sıkışıp kalıyorum. kalbim bu durumdan üzgün. nefsim çoğu zaman umursamaz. ayaklarımın altına sanatını, güzelliğini böylesine sermiş bir mahbub-u baki'm varken nedendir fanilerin peşinden koşmak.
istemiyorum allahım... senin bana ''sev!'' diye emretmediğin ve sevmemden hoşnut olmadığın hiçbir şeyi istemiyorum... eğer sen hoşnut olmayacaksan, bana ne hayır getirir ? ama nolur gönlümü de razı eyle hükmüne ki sana şikayet eden, verdiğine memnun olmayan, isyan eden bir kul konumuna düşmeyeyim sende. çünkü sana en sevimsiz kul böyle yaparmış. razı eyle beni, razı eyle gönlümü benim için istediğin her şey için...
Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fânîyim, fânî olanı istemem.
âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem.
isterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim."
makbul olan güzellik senin katındaki güzelliktir. başka güzelliklerin peşinden ardı sıra koşturma beni...
Madem öyledir, ey nefis, aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.
Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki,
Ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine ma'bud ve mahbup yapıyorsun. Her şeyi nefsine feda ediyorsun. Âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemaldir -zira kemal zatında sevilir- yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.
Şimdi, ey nefis! Birkaç Sözde katî ispat etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibarıyla sen onlarla Fâtır-ı Zülcelâlin kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun.
Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adavet etmelisin; veyahut acımalısın; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen -çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun- o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'acık ile iktifa eder.
Zira, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifa ettiğin ve saadetleriyle mesut olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri iltifatına tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem, Kemal-i Mutlakın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın...''
çok sevdiğim bir kitapta dün yine tevafuken karşıma çıkan kısım. çok ihtiyacım varmış demek ki. ki var, hem de çok fazla, biliyorum bunu. kainata dağınık bütün muhabbetlerimiz yaratıcı'nın esma ve sıfatına karşı verilmiş bir muhabbettir. su-i istimal edersek eğer elem çekenlerden oluruz. çünkü ''yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir.''
kalbim o'nu istiyor. nefsim başka şeylerin peşinden koşmayı. ikisi arasında sıkışıp kalıyorum. kalbim bu durumdan üzgün. nefsim çoğu zaman umursamaz. ayaklarımın altına sanatını, güzelliğini böylesine sermiş bir mahbub-u baki'm varken nedendir fanilerin peşinden koşmak.
istemiyorum allahım... senin bana ''sev!'' diye emretmediğin ve sevmemden hoşnut olmadığın hiçbir şeyi istemiyorum... eğer sen hoşnut olmayacaksan, bana ne hayır getirir ? ama nolur gönlümü de razı eyle hükmüne ki sana şikayet eden, verdiğine memnun olmayan, isyan eden bir kul konumuna düşmeyeyim sende. çünkü sana en sevimsiz kul böyle yaparmış. razı eyle beni, razı eyle gönlümü benim için istediğin her şey için...
Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fânîyim, fânî olanı istemem.
âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem.
isterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim."
makbul olan güzellik senin katındaki güzelliktir. başka güzelliklerin peşinden ardı sıra koşturma beni...
7 - Nefse ve onu biçimlendirene,
8 - Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9 - Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10 - Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
8 - Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9 - Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10 - Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
insanın her ihtiyacı her beğendiği kişi veya ürün Farkında olmadan Allah'ı ve Allah aşkını aramasıdır nefis. özellikle şeytan vesvesesi ile bu aşkı aramak kötü yollardan da gerçekleşe biliyor içki,kumar,uyuşturucu gibi , dikkat edilmesi gereken durumdur.
Ego ile aynı şey mi diye düşündürür. Nefis, nesnel benlik midir?
Uyku isteyen bedenime inat sözlükte takılmamı dürütkleyen organizma. Ulan yarın ders var abv
Hikmet genç bir adamdı. Yalnız yaşamasa da içsel bir yalnızlık içindeydi. Bu yalnızlık bunalım, sıkılma ve hezeyanlar getiren türden bir yalnızlık değil, aksine; hayatı anlamlandırma şeklindeki teklik duygusundan kaynaklanan bir içe kapalılıktı. içe kapalı olduğunu kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet futbol izliyor, yemek yemekten zevk alıyor, çokça kitap okuyordu. Son günlerde çok az uyumuştu. Günde belki 3-4 saati geçmeyen uyku periyotları vardı. Bu onu daha da durağanlaştırmıştı. Bu durağanlığını yine kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet televizyonun karşısına uzandı. Meyve çayını yudumlarken bir adamın anlattığı şeyleri dinlemeye çalışıyordu. Adam ilginç şeylerden basediyordu. Benlik, ego, varlık, yokluk, ilizyon…
Hikmet adamın anlattıklarına bir yandan konsantre olmaya çalışıyor, bir yandan da meyve çayının verdiği etkiyle uykuya direniyordu. Televizyondaki adam “benlik” dedi, “benlik insanın kafasının içinde bir kral gibi oturur!”Hikmet adamı takip etmekte zorlanıyordu. Hatta bir ara kafası düşer gibi oldu. Adam konuşmaya devam etti: “benliğin ölümden daha fazla korktuğu bir şey varsa o da yok olmaktır.”
Hikmet adamın neyi kastettiğini anlamaya çalıştı. Ölüm bir yok oluş değil miydi? Hayır değildi. Benliğin ölümden daha fazla korktuğu ‘yok olmak’ kesinlikle başka bir şey olmalıydı. Bunları düşünürken Hikmet’in gözleri kapanmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Televizyondaki adam devam etti: “Peki böylesine bir benliğin, insana ilk sözü ne olurdu?”
Hikmet’in bu soruyu tam olarak duyup duymadığını bilmiyoruz, çünkü hikmet o esnada uyku ile uyanıkık hali arasında bir yerdeydi. Ve bir sesin ona “ben benim sen de sensin” demesiyle gözlerinini açtı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu…
Hikmet futbol izliyor, yemek yemekten zevk alıyor, çokça kitap okuyordu. Son günlerde çok az uyumuştu. Günde belki 3-4 saati geçmeyen uyku periyotları vardı. Bu onu daha da durağanlaştırmıştı. Bu durağanlığını yine kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet televizyonun karşısına uzandı. Meyve çayını yudumlarken bir adamın anlattığı şeyleri dinlemeye çalışıyordu. Adam ilginç şeylerden basediyordu. Benlik, ego, varlık, yokluk, ilizyon…
Hikmet adamın anlattıklarına bir yandan konsantre olmaya çalışıyor, bir yandan da meyve çayının verdiği etkiyle uykuya direniyordu. Televizyondaki adam “benlik” dedi, “benlik insanın kafasının içinde bir kral gibi oturur!”Hikmet adamı takip etmekte zorlanıyordu. Hatta bir ara kafası düşer gibi oldu. Adam konuşmaya devam etti: “benliğin ölümden daha fazla korktuğu bir şey varsa o da yok olmaktır.”
Hikmet adamın neyi kastettiğini anlamaya çalıştı. Ölüm bir yok oluş değil miydi? Hayır değildi. Benliğin ölümden daha fazla korktuğu ‘yok olmak’ kesinlikle başka bir şey olmalıydı. Bunları düşünürken Hikmet’in gözleri kapanmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Televizyondaki adam devam etti: “Peki böylesine bir benliğin, insana ilk sözü ne olurdu?”
Hikmet’in bu soruyu tam olarak duyup duymadığını bilmiyoruz, çünkü hikmet o esnada uyku ile uyanıkık hali arasında bir yerdeydi. Ve bir sesin ona “ben benim sen de sensin” demesiyle gözlerinini açtı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu…
"nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. halbuki varılacak güzel yer, allah'ın katındadır." (al-i imran / 14)
Yüce idealler uğruna nefislerimizi feda etmek bize kolay gelir.
Müttaki kulların iki büyük düşmanı vardır.Biri Hak Teala huzurundan kovulmuş Ebu-l Mireh;diğeri de kulun nefsidir.Yine müttaki kulların, adalet terazisi vicdanlarıdır.Zinhar,her ne olursa olsun;adaleti sağlarken,hayal ederken,düşünürken bilin ki:Nefisten fetva alınmaz.
Sıfat olanının tersidir.
Lezzetli bir yemek yenildiğinde parmak uçları birleştirilip söylenen kelime.
Kelimenin yapısında bulunan "i" harfinin noktasının nerede olduğunu ya da deftere yazarken ise nereye konulacağını düşünürken kafayı yedirten kelimedir.
Nefis bir şeyin tadını aldı mı ondan kolay kolay dönmez, vazgeçmez.
Matematiksel bir örnek.kalbinde imanı yüzde 40 olan birisini nefsi yüzde 60 ele geçirmiştir.yani şeytanın kulu olmuş oluyo malesef.
Benimki hala yasiyo mu lan acaba
En son istediğim şeyleri elimde olmasına rağmen kullanmıyordum.
En basitinden canım portakal çekiyor, elimin altında ama yemiyom.
Birinden hoşlandım diyelim hemen mesafe koyuyorum
Neyi istesem ondan kaçıyorum.
Manyak miyim neyim aq.
En son istediğim şeyleri elimde olmasına rağmen kullanmıyordum.
En basitinden canım portakal çekiyor, elimin altında ama yemiyom.
Birinden hoşlandım diyelim hemen mesafe koyuyorum
Neyi istesem ondan kaçıyorum.
Manyak miyim neyim aq.
(bkz: içimizdeki Şeytan)
terbiye edilmesi gerekendir. terbiyesiz bırakılırsa burnun boktan kurtulmaz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar