bugün
- yazarların en son bitirdiği kitap5
- arkadaşlar hangi diziye başlasam5
- her gün alkol almak4
- ispanya daki göçmen krizi9
- mutlu kalmak için öneriler6
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri8
- sözlükteki derin yapılanma4
- yeni dünya düzeni3
- çöp yanında poşette kitap bulmak3
- selamün aleyküm beyler2
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- 29 yaş altı sözlükten silinsin2
- puantiye modasının bokunun çıkması2
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması4
- hırvatistan12
- aylık 509 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- arkadaşlar bu ne kitabı yahu5
- beni özleyenler elime mum diksin15
- lunapark2
- uçurtma uçuran çocuk2
- arkadaşlar bir şey dicem6
- yapay zekaya entry yazdırmak5
- rüyada nervio yu görmek5
- solcuların faşistlerden beter olması2
- kele şaplak atmanın hazzı ve dayanılmaz istek2
- milliyetçi chp li2
- yeni gelin adayının çıldırtan talepleri6
- ekşi sözlük2
- anın görüntüsü15
- tatile sivasa gitmek4
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor13
- güzel cumartesiler3
- kötülük2
- dolar 100 lira olsa olacaklar3
- stack overflow kopyala yapıştır4
- osmanlıcılar4
- yunanistan29
- sözlük yazarlarının çok kültürlü olması8
- sümer dili6
- muşlettin bey birader erecto biraderdir3
- aylık 506 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- o kaç gram3
- italya'nın ispanya ile schengen'i askıya alması2
- forlove194
- gammazcı geldi gammazcııı hani'ya gammazcı2
- saç traşı olmuyorum hadi bakalım8
- ılımlı islam4
- ayak bileğine dövme yaptıran erkek4
- pforzheim şu an 26 derece2
terbiye edilmesi gerekendir. terbiyesiz bırakılırsa burnun boktan kurtulmaz.
(bkz: içimizdeki Şeytan)
Benimki hala yasiyo mu lan acaba
En son istediğim şeyleri elimde olmasına rağmen kullanmıyordum.
En basitinden canım portakal çekiyor, elimin altında ama yemiyom.
Birinden hoşlandım diyelim hemen mesafe koyuyorum
Neyi istesem ondan kaçıyorum.
Manyak miyim neyim aq.
En son istediğim şeyleri elimde olmasına rağmen kullanmıyordum.
En basitinden canım portakal çekiyor, elimin altında ama yemiyom.
Birinden hoşlandım diyelim hemen mesafe koyuyorum
Neyi istesem ondan kaçıyorum.
Manyak miyim neyim aq.
Matematiksel bir örnek.kalbinde imanı yüzde 40 olan birisini nefsi yüzde 60 ele geçirmiştir.yani şeytanın kulu olmuş oluyo malesef.
Nefis bir şeyin tadını aldı mı ondan kolay kolay dönmez, vazgeçmez.
Kelimenin yapısında bulunan "i" harfinin noktasının nerede olduğunu ya da deftere yazarken ise nereye konulacağını düşünürken kafayı yedirten kelimedir.
Lezzetli bir yemek yenildiğinde parmak uçları birleştirilip söylenen kelime.
Sıfat olanının tersidir.
Müttaki kulların iki büyük düşmanı vardır.Biri Hak Teala huzurundan kovulmuş Ebu-l Mireh;diğeri de kulun nefsidir.Yine müttaki kulların, adalet terazisi vicdanlarıdır.Zinhar,her ne olursa olsun;adaleti sağlarken,hayal ederken,düşünürken bilin ki:Nefisten fetva alınmaz.
Yüce idealler uğruna nefislerimizi feda etmek bize kolay gelir.
"nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. halbuki varılacak güzel yer, allah'ın katındadır." (al-i imran / 14)
Hikmet genç bir adamdı. Yalnız yaşamasa da içsel bir yalnızlık içindeydi. Bu yalnızlık bunalım, sıkılma ve hezeyanlar getiren türden bir yalnızlık değil, aksine; hayatı anlamlandırma şeklindeki teklik duygusundan kaynaklanan bir içe kapalılıktı. içe kapalı olduğunu kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet futbol izliyor, yemek yemekten zevk alıyor, çokça kitap okuyordu. Son günlerde çok az uyumuştu. Günde belki 3-4 saati geçmeyen uyku periyotları vardı. Bu onu daha da durağanlaştırmıştı. Bu durağanlığını yine kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet televizyonun karşısına uzandı. Meyve çayını yudumlarken bir adamın anlattığı şeyleri dinlemeye çalışıyordu. Adam ilginç şeylerden basediyordu. Benlik, ego, varlık, yokluk, ilizyon…
Hikmet adamın anlattıklarına bir yandan konsantre olmaya çalışıyor, bir yandan da meyve çayının verdiği etkiyle uykuya direniyordu. Televizyondaki adam “benlik” dedi, “benlik insanın kafasının içinde bir kral gibi oturur!”Hikmet adamı takip etmekte zorlanıyordu. Hatta bir ara kafası düşer gibi oldu. Adam konuşmaya devam etti: “benliğin ölümden daha fazla korktuğu bir şey varsa o da yok olmaktır.”
Hikmet adamın neyi kastettiğini anlamaya çalıştı. Ölüm bir yok oluş değil miydi? Hayır değildi. Benliğin ölümden daha fazla korktuğu ‘yok olmak’ kesinlikle başka bir şey olmalıydı. Bunları düşünürken Hikmet’in gözleri kapanmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Televizyondaki adam devam etti: “Peki böylesine bir benliğin, insana ilk sözü ne olurdu?”
Hikmet’in bu soruyu tam olarak duyup duymadığını bilmiyoruz, çünkü hikmet o esnada uyku ile uyanıkık hali arasında bir yerdeydi. Ve bir sesin ona “ben benim sen de sensin” demesiyle gözlerinini açtı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu…
Hikmet futbol izliyor, yemek yemekten zevk alıyor, çokça kitap okuyordu. Son günlerde çok az uyumuştu. Günde belki 3-4 saati geçmeyen uyku periyotları vardı. Bu onu daha da durağanlaştırmıştı. Bu durağanlığını yine kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet televizyonun karşısına uzandı. Meyve çayını yudumlarken bir adamın anlattığı şeyleri dinlemeye çalışıyordu. Adam ilginç şeylerden basediyordu. Benlik, ego, varlık, yokluk, ilizyon…
Hikmet adamın anlattıklarına bir yandan konsantre olmaya çalışıyor, bir yandan da meyve çayının verdiği etkiyle uykuya direniyordu. Televizyondaki adam “benlik” dedi, “benlik insanın kafasının içinde bir kral gibi oturur!”Hikmet adamı takip etmekte zorlanıyordu. Hatta bir ara kafası düşer gibi oldu. Adam konuşmaya devam etti: “benliğin ölümden daha fazla korktuğu bir şey varsa o da yok olmaktır.”
Hikmet adamın neyi kastettiğini anlamaya çalıştı. Ölüm bir yok oluş değil miydi? Hayır değildi. Benliğin ölümden daha fazla korktuğu ‘yok olmak’ kesinlikle başka bir şey olmalıydı. Bunları düşünürken Hikmet’in gözleri kapanmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Televizyondaki adam devam etti: “Peki böylesine bir benliğin, insana ilk sözü ne olurdu?”
Hikmet’in bu soruyu tam olarak duyup duymadığını bilmiyoruz, çünkü hikmet o esnada uyku ile uyanıkık hali arasında bir yerdeydi. Ve bir sesin ona “ben benim sen de sensin” demesiyle gözlerinini açtı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu…
Uyku isteyen bedenime inat sözlükte takılmamı dürütkleyen organizma. Ulan yarın ders var abv
Ego ile aynı şey mi diye düşündürür. Nefis, nesnel benlik midir?
insanın her ihtiyacı her beğendiği kişi veya ürün Farkında olmadan Allah'ı ve Allah aşkını aramasıdır nefis. özellikle şeytan vesvesesi ile bu aşkı aramak kötü yollardan da gerçekleşe biliyor içki,kumar,uyuşturucu gibi , dikkat edilmesi gereken durumdur.
7 - Nefse ve onu biçimlendirene,
8 - Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9 - Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10 - Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
8 - Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9 - Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10 - Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
''insan evvelâ nefsini sever. Sonra akaribini, sonra milletini, sonra zîhayat mahlûkları, sonra kâinatı, dünyayı sever. Bu dairelerin herbirisine karşı alâkadardır; onların lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki, şu hercümerç âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından, biçare kalb-i insan her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima ıztırap içinde kalır. Yahut gafletle sarhoş olur.
Madem öyledir, ey nefis, aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.
Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki,
Ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine ma'bud ve mahbup yapıyorsun. Her şeyi nefsine feda ediyorsun. Âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemaldir -zira kemal zatında sevilir- yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.
Şimdi, ey nefis! Birkaç Sözde katî ispat etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibarıyla sen onlarla Fâtır-ı Zülcelâlin kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun.
Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adavet etmelisin; veyahut acımalısın; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen -çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun- o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'acık ile iktifa eder.
Zira, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifa ettiğin ve saadetleriyle mesut olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri iltifatına tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem, Kemal-i Mutlakın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın...''
çok sevdiğim bir kitapta dün yine tevafuken karşıma çıkan kısım. çok ihtiyacım varmış demek ki. ki var, hem de çok fazla, biliyorum bunu. kainata dağınık bütün muhabbetlerimiz yaratıcı'nın esma ve sıfatına karşı verilmiş bir muhabbettir. su-i istimal edersek eğer elem çekenlerden oluruz. çünkü ''yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir.''
kalbim o'nu istiyor. nefsim başka şeylerin peşinden koşmayı. ikisi arasında sıkışıp kalıyorum. kalbim bu durumdan üzgün. nefsim çoğu zaman umursamaz. ayaklarımın altına sanatını, güzelliğini böylesine sermiş bir mahbub-u baki'm varken nedendir fanilerin peşinden koşmak.
istemiyorum allahım... senin bana ''sev!'' diye emretmediğin ve sevmemden hoşnut olmadığın hiçbir şeyi istemiyorum... eğer sen hoşnut olmayacaksan, bana ne hayır getirir ? ama nolur gönlümü de razı eyle hükmüne ki sana şikayet eden, verdiğine memnun olmayan, isyan eden bir kul konumuna düşmeyeyim sende. çünkü sana en sevimsiz kul böyle yaparmış. razı eyle beni, razı eyle gönlümü benim için istediğin her şey için...
Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fânîyim, fânî olanı istemem.
âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem.
isterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim."
makbul olan güzellik senin katındaki güzelliktir. başka güzelliklerin peşinden ardı sıra koşturma beni...
Madem öyledir, ey nefis, aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.
Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki,
Ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine ma'bud ve mahbup yapıyorsun. Her şeyi nefsine feda ediyorsun. Âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemaldir -zira kemal zatında sevilir- yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.
Şimdi, ey nefis! Birkaç Sözde katî ispat etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibarıyla sen onlarla Fâtır-ı Zülcelâlin kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun.
Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adavet etmelisin; veyahut acımalısın; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen -çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun- o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'acık ile iktifa eder.
Zira, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifa ettiğin ve saadetleriyle mesut olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri iltifatına tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem, Kemal-i Mutlakın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın...''
çok sevdiğim bir kitapta dün yine tevafuken karşıma çıkan kısım. çok ihtiyacım varmış demek ki. ki var, hem de çok fazla, biliyorum bunu. kainata dağınık bütün muhabbetlerimiz yaratıcı'nın esma ve sıfatına karşı verilmiş bir muhabbettir. su-i istimal edersek eğer elem çekenlerden oluruz. çünkü ''yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir.''
kalbim o'nu istiyor. nefsim başka şeylerin peşinden koşmayı. ikisi arasında sıkışıp kalıyorum. kalbim bu durumdan üzgün. nefsim çoğu zaman umursamaz. ayaklarımın altına sanatını, güzelliğini böylesine sermiş bir mahbub-u baki'm varken nedendir fanilerin peşinden koşmak.
istemiyorum allahım... senin bana ''sev!'' diye emretmediğin ve sevmemden hoşnut olmadığın hiçbir şeyi istemiyorum... eğer sen hoşnut olmayacaksan, bana ne hayır getirir ? ama nolur gönlümü de razı eyle hükmüne ki sana şikayet eden, verdiğine memnun olmayan, isyan eden bir kul konumuna düşmeyeyim sende. çünkü sana en sevimsiz kul böyle yaparmış. razı eyle beni, razı eyle gönlümü benim için istediğin her şey için...
Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fânîyim, fânî olanı istemem.
âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem.
isterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim."
makbul olan güzellik senin katındaki güzelliktir. başka güzelliklerin peşinden ardı sıra koşturma beni...
sevgili cmsbg Allah bilinmek tanınmak değil kullarından gönül ister sadece sevgi ister.bağlantıyı gönülden kurar.terim karmaşasına düşmeyelim lütfen.bkz.mesnevi, http://www.islamvefelsefisorular.com
bir ayet-i kerime meali:
Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. (Zümer 53)
Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. (Zümer 53)
ALLAH ile kul arasında 70 bin perde vardır. 7 derecede nefis vardır, nefsin her derecesine 10 bin perde düşmektedir. Nefsin her derecesini yukarıya doğru açtıkca perdeler kalkmaktadır. Allahu teale Muhakkaki nefis kötülüğü emredicidir buyurmaktadır.
başıboş bırakınca insanın aleyhine çalışan.
bir takım insanların nefsine hoş gelen şeyleri bilinçdışı tetiklemesiyle mantığa büründürerek üzerine fikir bina etmesini sağlayan insanın doymak bilmeyen yönü. bir nevi id'i.
heva ve hevesini putlaştıranı gördün mü?
nefsinden yola çıkarak felsefi sistem kuranları bile vardır. ama farkında olmadan.
heva ve hevesini putlaştıranı gördün mü?
nefsinden yola çıkarak felsefi sistem kuranları bile vardır. ama farkında olmadan.
şeytandan daha tehlikeli olduğu söylenen, kendine ait makamları bulunup bu makamlardan mutmainne makamına ulaşmanın hayli zor olduğu, eğer terbiye edilmezse insanı cehenneme sürükleyen, kuran'ı kerimde de "nefis şiddetle kötülüğü emreder" şeklinde bahsi geçen, ruhun düşmanı olan varlık.
büyük evliyalar mürid iken mürşid tarafından yıllarca nefis terbiyesi görüp, nefisleri tedavi edilir ve istidatlarına göre belirli makamlara yükselirler. Yunus Emre'ler, Abdulkadir Geylani'ler, ibrahim Ethem'ler hep bu terbiyeden geçmişler, yıllarca mürşidlerinin dizleri dibinde eğitilmişlerdir.
büyük evliyalar mürid iken mürşid tarafından yıllarca nefis terbiyesi görüp, nefisleri tedavi edilir ve istidatlarına göre belirli makamlara yükselirler. Yunus Emre'ler, Abdulkadir Geylani'ler, ibrahim Ethem'ler hep bu terbiyeden geçmişler, yıllarca mürşidlerinin dizleri dibinde eğitilmişlerdir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar