bugün
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler12
- nefret edilen hitap şekilleri11
- erkeklere en güzel hitap şekilleri12
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı33
- kamyon sürerken dinlenecek şarkılar7
- cuma akşamı etkinlikleri6
- ağrı bandı4
- atalar arap harflerini ne zaman aldı5
- alttaki yazara bir şey söyle7
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler6
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak9
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı7
- gecenin bir körü prezervatif isteyen komşu8
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak19
- herkese mavi boncuk dağıtan karaktersiz4
- gece mesajlaşırken uyuya kalan erkek6
- sözlük çeteleri11
- gece sevgiliyle uyumak2
- moda faciası olan şeyler7
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- aşık olduğum kızın pornocu çıkması7
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri12
- adana varoşları2
- şabat şalom mevora3
- traveler bu akşam niye herkese sallıyor7
- karton toplayan meric8
- s'i l v'e r m'i s t8
- insan olmaya ceyrek kala6
- çorapla yatan cin2
- ne kadar takıntılısın5
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- bana onu sormayin23
- arkadaşlar itiraf edin beni çok seviyorsunuz6
- yogartiksenin eski erkek arkadaşı4
- yarın lahmacun yiyecek olmak6
- dua2
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği9
- barış alper yılmaz3
- yiyecek gibi bakan manita4
- hilafetin türklere faydası18
- gece aniden gelen mesajın bünyede yarattığı etki2
- uçuk3
- kasımpaşa5
- nervio'nün 007'ye vahşi kelebeğim demesi5
- birinin külotlu çorabından karakter analizi yapmak3
- teşkilat dizisi4
- varlığınızı hangi popüler yazara borçlusunuz5
- morkstar2
- hırsız vaaaaaaaaaar2
terbiye edilmesi gerekendir. terbiyesiz bırakılırsa burnun boktan kurtulmaz.
(bkz: içimizdeki Şeytan)
Benimki hala yasiyo mu lan acaba
En son istediğim şeyleri elimde olmasına rağmen kullanmıyordum.
En basitinden canım portakal çekiyor, elimin altında ama yemiyom.
Birinden hoşlandım diyelim hemen mesafe koyuyorum
Neyi istesem ondan kaçıyorum.
Manyak miyim neyim aq.
En son istediğim şeyleri elimde olmasına rağmen kullanmıyordum.
En basitinden canım portakal çekiyor, elimin altında ama yemiyom.
Birinden hoşlandım diyelim hemen mesafe koyuyorum
Neyi istesem ondan kaçıyorum.
Manyak miyim neyim aq.
Matematiksel bir örnek.kalbinde imanı yüzde 40 olan birisini nefsi yüzde 60 ele geçirmiştir.yani şeytanın kulu olmuş oluyo malesef.
Nefis bir şeyin tadını aldı mı ondan kolay kolay dönmez, vazgeçmez.
Kelimenin yapısında bulunan "i" harfinin noktasının nerede olduğunu ya da deftere yazarken ise nereye konulacağını düşünürken kafayı yedirten kelimedir.
Lezzetli bir yemek yenildiğinde parmak uçları birleştirilip söylenen kelime.
Sıfat olanının tersidir.
Müttaki kulların iki büyük düşmanı vardır.Biri Hak Teala huzurundan kovulmuş Ebu-l Mireh;diğeri de kulun nefsidir.Yine müttaki kulların, adalet terazisi vicdanlarıdır.Zinhar,her ne olursa olsun;adaleti sağlarken,hayal ederken,düşünürken bilin ki:Nefisten fetva alınmaz.
Yüce idealler uğruna nefislerimizi feda etmek bize kolay gelir.
"nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. halbuki varılacak güzel yer, allah'ın katındadır." (al-i imran / 14)
Hikmet genç bir adamdı. Yalnız yaşamasa da içsel bir yalnızlık içindeydi. Bu yalnızlık bunalım, sıkılma ve hezeyanlar getiren türden bir yalnızlık değil, aksine; hayatı anlamlandırma şeklindeki teklik duygusundan kaynaklanan bir içe kapalılıktı. içe kapalı olduğunu kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet futbol izliyor, yemek yemekten zevk alıyor, çokça kitap okuyordu. Son günlerde çok az uyumuştu. Günde belki 3-4 saati geçmeyen uyku periyotları vardı. Bu onu daha da durağanlaştırmıştı. Bu durağanlığını yine kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet televizyonun karşısına uzandı. Meyve çayını yudumlarken bir adamın anlattığı şeyleri dinlemeye çalışıyordu. Adam ilginç şeylerden basediyordu. Benlik, ego, varlık, yokluk, ilizyon…
Hikmet adamın anlattıklarına bir yandan konsantre olmaya çalışıyor, bir yandan da meyve çayının verdiği etkiyle uykuya direniyordu. Televizyondaki adam “benlik” dedi, “benlik insanın kafasının içinde bir kral gibi oturur!”Hikmet adamı takip etmekte zorlanıyordu. Hatta bir ara kafası düşer gibi oldu. Adam konuşmaya devam etti: “benliğin ölümden daha fazla korktuğu bir şey varsa o da yok olmaktır.”
Hikmet adamın neyi kastettiğini anlamaya çalıştı. Ölüm bir yok oluş değil miydi? Hayır değildi. Benliğin ölümden daha fazla korktuğu ‘yok olmak’ kesinlikle başka bir şey olmalıydı. Bunları düşünürken Hikmet’in gözleri kapanmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Televizyondaki adam devam etti: “Peki böylesine bir benliğin, insana ilk sözü ne olurdu?”
Hikmet’in bu soruyu tam olarak duyup duymadığını bilmiyoruz, çünkü hikmet o esnada uyku ile uyanıkık hali arasında bir yerdeydi. Ve bir sesin ona “ben benim sen de sensin” demesiyle gözlerinini açtı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu…
Hikmet futbol izliyor, yemek yemekten zevk alıyor, çokça kitap okuyordu. Son günlerde çok az uyumuştu. Günde belki 3-4 saati geçmeyen uyku periyotları vardı. Bu onu daha da durağanlaştırmıştı. Bu durağanlığını yine kendinden başkası bilmiyordu.
Hikmet televizyonun karşısına uzandı. Meyve çayını yudumlarken bir adamın anlattığı şeyleri dinlemeye çalışıyordu. Adam ilginç şeylerden basediyordu. Benlik, ego, varlık, yokluk, ilizyon…
Hikmet adamın anlattıklarına bir yandan konsantre olmaya çalışıyor, bir yandan da meyve çayının verdiği etkiyle uykuya direniyordu. Televizyondaki adam “benlik” dedi, “benlik insanın kafasının içinde bir kral gibi oturur!”Hikmet adamı takip etmekte zorlanıyordu. Hatta bir ara kafası düşer gibi oldu. Adam konuşmaya devam etti: “benliğin ölümden daha fazla korktuğu bir şey varsa o da yok olmaktır.”
Hikmet adamın neyi kastettiğini anlamaya çalıştı. Ölüm bir yok oluş değil miydi? Hayır değildi. Benliğin ölümden daha fazla korktuğu ‘yok olmak’ kesinlikle başka bir şey olmalıydı. Bunları düşünürken Hikmet’in gözleri kapanmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Televizyondaki adam devam etti: “Peki böylesine bir benliğin, insana ilk sözü ne olurdu?”
Hikmet’in bu soruyu tam olarak duyup duymadığını bilmiyoruz, çünkü hikmet o esnada uyku ile uyanıkık hali arasında bir yerdeydi. Ve bir sesin ona “ben benim sen de sensin” demesiyle gözlerinini açtı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu…
Uyku isteyen bedenime inat sözlükte takılmamı dürütkleyen organizma. Ulan yarın ders var abv
Ego ile aynı şey mi diye düşündürür. Nefis, nesnel benlik midir?
insanın her ihtiyacı her beğendiği kişi veya ürün Farkında olmadan Allah'ı ve Allah aşkını aramasıdır nefis. özellikle şeytan vesvesesi ile bu aşkı aramak kötü yollardan da gerçekleşe biliyor içki,kumar,uyuşturucu gibi , dikkat edilmesi gereken durumdur.
7 - Nefse ve onu biçimlendirene,
8 - Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9 - Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10 - Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
8 - Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
9 - Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
10 - Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
''insan evvelâ nefsini sever. Sonra akaribini, sonra milletini, sonra zîhayat mahlûkları, sonra kâinatı, dünyayı sever. Bu dairelerin herbirisine karşı alâkadardır; onların lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki, şu hercümerç âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından, biçare kalb-i insan her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima ıztırap içinde kalır. Yahut gafletle sarhoş olur.
Madem öyledir, ey nefis, aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.
Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki,
Ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine ma'bud ve mahbup yapıyorsun. Her şeyi nefsine feda ediyorsun. Âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemaldir -zira kemal zatında sevilir- yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.
Şimdi, ey nefis! Birkaç Sözde katî ispat etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibarıyla sen onlarla Fâtır-ı Zülcelâlin kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun.
Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adavet etmelisin; veyahut acımalısın; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen -çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun- o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'acık ile iktifa eder.
Zira, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifa ettiğin ve saadetleriyle mesut olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri iltifatına tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem, Kemal-i Mutlakın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın...''
çok sevdiğim bir kitapta dün yine tevafuken karşıma çıkan kısım. çok ihtiyacım varmış demek ki. ki var, hem de çok fazla, biliyorum bunu. kainata dağınık bütün muhabbetlerimiz yaratıcı'nın esma ve sıfatına karşı verilmiş bir muhabbettir. su-i istimal edersek eğer elem çekenlerden oluruz. çünkü ''yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir.''
kalbim o'nu istiyor. nefsim başka şeylerin peşinden koşmayı. ikisi arasında sıkışıp kalıyorum. kalbim bu durumdan üzgün. nefsim çoğu zaman umursamaz. ayaklarımın altına sanatını, güzelliğini böylesine sermiş bir mahbub-u baki'm varken nedendir fanilerin peşinden koşmak.
istemiyorum allahım... senin bana ''sev!'' diye emretmediğin ve sevmemden hoşnut olmadığın hiçbir şeyi istemiyorum... eğer sen hoşnut olmayacaksan, bana ne hayır getirir ? ama nolur gönlümü de razı eyle hükmüne ki sana şikayet eden, verdiğine memnun olmayan, isyan eden bir kul konumuna düşmeyeyim sende. çünkü sana en sevimsiz kul böyle yaparmış. razı eyle beni, razı eyle gönlümü benim için istediğin her şey için...
Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fânîyim, fânî olanı istemem.
âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem.
isterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim."
makbul olan güzellik senin katındaki güzelliktir. başka güzelliklerin peşinden ardı sıra koşturma beni...
Madem öyledir, ey nefis, aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.
Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki,
Ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine ma'bud ve mahbup yapıyorsun. Her şeyi nefsine feda ediyorsun. Âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemaldir -zira kemal zatında sevilir- yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.
Şimdi, ey nefis! Birkaç Sözde katî ispat etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibarıyla sen onlarla Fâtır-ı Zülcelâlin kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun.
Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adavet etmelisin; veyahut acımalısın; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen -çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun- o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'acık ile iktifa eder.
Zira, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifa ettiğin ve saadetleriyle mesut olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri iltifatına tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem, Kemal-i Mutlakın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın...''
çok sevdiğim bir kitapta dün yine tevafuken karşıma çıkan kısım. çok ihtiyacım varmış demek ki. ki var, hem de çok fazla, biliyorum bunu. kainata dağınık bütün muhabbetlerimiz yaratıcı'nın esma ve sıfatına karşı verilmiş bir muhabbettir. su-i istimal edersek eğer elem çekenlerden oluruz. çünkü ''yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir.''
kalbim o'nu istiyor. nefsim başka şeylerin peşinden koşmayı. ikisi arasında sıkışıp kalıyorum. kalbim bu durumdan üzgün. nefsim çoğu zaman umursamaz. ayaklarımın altına sanatını, güzelliğini böylesine sermiş bir mahbub-u baki'm varken nedendir fanilerin peşinden koşmak.
istemiyorum allahım... senin bana ''sev!'' diye emretmediğin ve sevmemden hoşnut olmadığın hiçbir şeyi istemiyorum... eğer sen hoşnut olmayacaksan, bana ne hayır getirir ? ama nolur gönlümü de razı eyle hükmüne ki sana şikayet eden, verdiğine memnun olmayan, isyan eden bir kul konumuna düşmeyeyim sende. çünkü sana en sevimsiz kul böyle yaparmış. razı eyle beni, razı eyle gönlümü benim için istediğin her şey için...
Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fânîyim, fânî olanı istemem.
âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem.
isterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim."
makbul olan güzellik senin katındaki güzelliktir. başka güzelliklerin peşinden ardı sıra koşturma beni...
sevgili cmsbg Allah bilinmek tanınmak değil kullarından gönül ister sadece sevgi ister.bağlantıyı gönülden kurar.terim karmaşasına düşmeyelim lütfen.bkz.mesnevi, http://www.islamvefelsefisorular.com
bir ayet-i kerime meali:
Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. (Zümer 53)
Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. (Zümer 53)
ALLAH ile kul arasında 70 bin perde vardır. 7 derecede nefis vardır, nefsin her derecesine 10 bin perde düşmektedir. Nefsin her derecesini yukarıya doğru açtıkca perdeler kalkmaktadır. Allahu teale Muhakkaki nefis kötülüğü emredicidir buyurmaktadır.
başıboş bırakınca insanın aleyhine çalışan.
bir takım insanların nefsine hoş gelen şeyleri bilinçdışı tetiklemesiyle mantığa büründürerek üzerine fikir bina etmesini sağlayan insanın doymak bilmeyen yönü. bir nevi id'i.
heva ve hevesini putlaştıranı gördün mü?
nefsinden yola çıkarak felsefi sistem kuranları bile vardır. ama farkında olmadan.
heva ve hevesini putlaştıranı gördün mü?
nefsinden yola çıkarak felsefi sistem kuranları bile vardır. ama farkında olmadan.
şeytandan daha tehlikeli olduğu söylenen, kendine ait makamları bulunup bu makamlardan mutmainne makamına ulaşmanın hayli zor olduğu, eğer terbiye edilmezse insanı cehenneme sürükleyen, kuran'ı kerimde de "nefis şiddetle kötülüğü emreder" şeklinde bahsi geçen, ruhun düşmanı olan varlık.
büyük evliyalar mürid iken mürşid tarafından yıllarca nefis terbiyesi görüp, nefisleri tedavi edilir ve istidatlarına göre belirli makamlara yükselirler. Yunus Emre'ler, Abdulkadir Geylani'ler, ibrahim Ethem'ler hep bu terbiyeden geçmişler, yıllarca mürşidlerinin dizleri dibinde eğitilmişlerdir.
büyük evliyalar mürid iken mürşid tarafından yıllarca nefis terbiyesi görüp, nefisleri tedavi edilir ve istidatlarına göre belirli makamlara yükselirler. Yunus Emre'ler, Abdulkadir Geylani'ler, ibrahim Ethem'ler hep bu terbiyeden geçmişler, yıllarca mürşidlerinin dizleri dibinde eğitilmişlerdir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar