bugün

necati doğru'nun atilla yayla hakkındaki yorumlarının eleştirildiği, 28 kasım 2006 tarihli engin ardıç yazısı.

neden bu nefret?

Necati Doğru refikimiz, kendi deyimiyle 'Profesör Yayla amigosu olmuş' gazete yazarlarını, yani bazı meslekdaşlarını, 'cahil, tembel, bilgisiz, içi kirlenmiş, sinsi' olmakla suçladı.

Eh buna da dilersek insafsızlık, vicdansızlık, gaddarlık, haksızlık diyebiliriz biz de... Daha başka şeyler de deriz de mahkemelik olmaya gerek yok.

Aslında Doğru'nun sözlerini hiçkimsenin üstüne alınmasına da gerek de yok, çünkü hiçkimse Profesör Yayla amigosu değil.

Hiçkimse Profesör Yayla'yı savunmadı bile!

Biz Profesör Yayla'nın söylediklerini değil, onun 'saçmalayabilme hakkını' savunduk.

Bir tek konuda kendisine katılır gibi olduk... 'Eğer bunu kastettiyse' dedik, '1925-1945 arası o yirmi yıl bir tek parti diktasıdır ve demokrasi açısından, Osmanlı'nın çok partili parlamenter meşrutiyet dönemine göre de, cumhuriyetin ilk iki yılına göre de, evet, geri bir dönemdir'... Bir tek bu açıdan...

(Kendi kendimi de düzeltiyorum, döndüm o yazıma baktım, dilim sürçmüş, yirmi yıl diyeceğime on yıl demişim.)

Profesör Yayla'nın, diğer konularda bize göre yanlış düşünse, abartılı konuşsa bile linç edilmemesini, üniversiteden kovulmamasını istedik.

Biz Necati Doğru arkadaşımızın saçmalayabilme hakkını da savunuruz. Örneğin 'cumhuriyetin ilk yıllarında istanbul'a büyük yatırımlar yapıldı' gibi zırvalarına yalnızca güler geçeriz, başka bir şey yapmayız. Gazetesinden kovulmasını, ya da 'köşe yazılarından uzaklaştırılmasını' istemeyiz. (Sonra gidiyor, Cumhuriyet'te ayda yedi yüz liraya çalışmak zorunda kalıyor ve yapamıyor tabii, solculuk dayanışması karın doyurmuyor.)

Sevgili Necati Doğru... Altmış sekiz kuşağı falan, geç bunları. 'Şeriatçılara karşı çıkma gayreti' senin iyice gözünü kararttı.

Çık tabii, çık da, gerçekleri gözardı etme. Çarpıtma.

Faşistlerin etkisi altında kalmak, senin gibi eski bir solcuya hiç mi hiç yakışmıyor.

Avrupa Birliği'ne girmek isteyen herkes vatan haini değildir. Bölücü değildir. Atatürk ve inönü devirlerinin bazı uygulamalarını eleştiren herkes de senin deyiminle cahil, tembel, bilgisiz, içi kirlenmiş, sinsi değildir. Tam tersine, belki de 'fazla okuduğu' için sizin göremediğiniz bazı çarpıklıkları görmeye başlamıştır.

Böyleleri hiç mi yoktur? Vardır tabii. Ama herkesi karalama. Genelleme.

Sevgili Doğru... Hızla bir kaşalot olma yolunda ilerliyorsun. Babıali'nin içi geçmiş bazı moruklarını mı kendine örnek alıyorsun?

Hani ne oldu yahu, o ikide bir zikretmeyi pek sevdiğiniz Voltaire numaraları, fikirlerinize katılmıyorum ama onları savunabilmeniz için gerekirse canımı vermeye hazırım, falan filan...

(Cumhuriyet yazarları dönüp dönüp bunu söylerler ama nah verirler canlarını da günahlarını da! Ellerinden gelse tükürükle boğarlar be, ne alması vermesi?...)

Sevgili Necati... Yapma şunu. Biz seni dürüst bir adam olarak tanırız, ona buna haksız küfürler ederek, üstelik bunları 'ortaya doğru savurarak' kendini zedeleme. Kaşalotlardan bir farkın olsun.

Sonra biri de çıkar, sizler için 'liberal yazarlar kadar çok para kazanamadıkları, onlar kadar iyi yaşayamadıkları, onlar gibi dünyaya açılamadıkları, kendilerini geliştiremedikleri, örneğin lisan bilmediklerinden yetersiz kaldıkları için kıskanıyorlar ve nefret kusuyorlar' deyiverir!

Seni de gene bir 'liboş' savunur. Fakat sizler liberallere satır arasında 'ibne' demekten de utanmadınız.
egoyum
egosun
ego
egoyuz
egosunuz
egolar... olma durumundan kaynaklanan soru.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.